Engelliler Konfederasyonu

Directions Website Contact the organization

Engelliler Konfederasyonu Engelliler Konfederasyonu Resmi Facebook Sayfası

📢 ENGELLİ VE ESKİ HÜKÜMLÜ HİBE DESTEĞİ BAŞVURULARI BAŞLADI!İŞKUR tarafından engelli ve eski hükümlü vatandaşların istihd...
07/09/2026

📢 ENGELLİ VE ESKİ HÜKÜMLÜ HİBE DESTEĞİ BAŞVURULARI BAŞLADI!

İŞKUR tarafından engelli ve eski hükümlü vatandaşların istihdama katılımını ve kendi işlerini kurmalarını desteklemek amacıyla yürütülen 2026/5 Proje Dönemi başvuruları başladı.

♿ Engelli vatandaşlarımız için; kendi işini kurma, mesleki eğitim ve rehabilitasyon, destek teknolojileri, işe yerleştirme ve işe uyum, korumalı işyeri ve destekli istihdam projeleri destekleniyor.

💰 Kendi işini kurma desteğinde;

🌱 Tarım ve hayvancılık projelerine 555.000 TL’ye kadar,

🏢 Diğer sektörlerdeki projelere 735.000 TL’ye kadar destek sağlanabiliyor.

📲 NASIL BAŞVURULUR?

İŞKUR kaydınızı kontrol edin → e-Devlet’e giriş yapın → “Engelli Hibe Desteği Başvurusu” hizmetini bulun → iş fikrinizi ve proje bilgilerinizi hazırlayın → istenen belgeleri yükleyerek başvurunuzu tamamlayın.

📅 Son Başvuru: 16 Eylül 2026

❓ Başvuru konusunda desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımız, en yakın İŞKUR İl Müdürlüğü/Hizmet Merkezine başvurarak İş ve Meslek Danışmanlarından bilgi alabilir.

🌐 Ayrıntılı bilgi: engelsiz.iskur.gov.tr

Engelliler Konfederasyonu

Eşit haklar, erişilebilir çalışma hayatı ve herkes için insana yakışır istihdam.

YAPIDAN RUHSATA, HİZMETTEN İLETİŞİME: KESİNTİSİZ ERİŞİLEBİLİRLİK PROJESİBir kentin gelişmişliği, yalnızca yaptığı binala...
06/09/2026

YAPIDAN RUHSATA, HİZMETTEN İLETİŞİME: KESİNTİSİZ ERİŞİLEBİLİRLİK PROJESİ

Bir kentin gelişmişliği, yalnızca yaptığı binalarla değil, o binalara kimlerin girebildiğiyle ölçülür.

Bir apartmanın, hastanenin, otelin, okulun, kamu kurumunun veya iş yerinin girişinde basamak varsa ve başka bir erişilebilir giriş bulunmuyorsa o yapı tamamlanmış sayılmamalıdır. Çünkü bir binanın erişilebilirliği içeride değil, kaldırım ile bina arasındaki ilk noktada başlar.

“Bu apartmanda engelli yaşamıyor” denilerek rampa, uygun giriş veya asansör yapılmaması kabul edilemez. Bugün o binada engelli bir kişi yaşamıyor olabilir; yarın engelli bir kişi taşınabilir, bir misafir gelebilir, yaşlı bir kişi hareket kabiliyetini kaybedebilir, bir çocuk geçici sakatlık yaşayabilir veya binadaki herhangi bir insan hayatının bir döneminde erişilebilirliğe ihtiyaç duyabilir.

Bir yapı yalnızca bugünkü kullanıcıları için değil, hayatın bütün ihtimalleri düşünülerek yapılmalıdır.

Bu nedenle erişilebilirlik sistemi yalnızca kamu binalarıyla veya dükkânlarla sınırlandırılmamalıdır. Apartmanlar, siteler, konutlar, oteller, hastaneler, sağlık merkezleri, okullar, yurtlar, ibadethaneler, sosyal tesisler, iş merkezleri, fabrikalar, kamu kurumları ve halka açık bütün yapılar bu sistemin içerisinde yer almalıdır.

Erişilebilirlik bina girişinde başlamalıdır

Yeni yapılacak her yapıda kaldırımdan veya parsel sınırından ana giriş kapısına kadar kesintisiz, güvenli ve bağımsız kullanılabilir bir erişilebilir güzergâh oluşturulmalıdır.

Bu güzergâhta;

- Uygun eğime ve genişliğe sahip rampa,
- Kaymaz zemin,
- Doğru yükseklikte korkuluk ve tutunma elemanları,
- Tekerlekli sandalye manevra alanı,
- Eşik bulunmayan veya uygun şekilde düzenlenmiş kapı,
- Yeterli kapı genişliği,
- Görme engelli bireyler için hissedilebilir yönlendirme,
- Görsel ve sesli bilgilendirme,
- Erişilebilir zil, interkom ve kapı açma sistemi,
- Gereken yapılarda erişilebilir asansör veya kaldırma platformu

zorunlu olmalıdır.

Engelli bireyin binaya yük girişinden, otoparktan, mutfaktan veya arka kapıdan alınması erişilebilirlik değildir. Esas olan, herkesin kullandığı ana girişin herkes için erişilebilir olmasıdır. Ayrı bir erişilebilir giriş ancak teknik zorunluluk halinde ve ana girişle aynı güvenlik, saygınlık ve kullanım kolaylığını sağlamak şartıyla kabul edilmelidir.

Portatif rampalar, taşınabilir tahtalar ve bir görevlinin gelip engelli bireyi içeri taşıması kalıcı erişilebilirlik çözümü olarak görülmemelidir. Bir yere girebilmek için başkasından yardım istemek zorunda kalmak bağımsız erişim değildir.

Apartmanlar ve konutlar sistemin dışında bırakılamaz

Yeni yapılacak apartman, site ve toplu konutlarda yalnızca bina kapısı değil; bahçe girişi, otopark, bina girişi, posta kutuları, asansör, merdivenler, ortak kullanım alanları, sığınaklar ve acil tahliye güzergâhları erişilebilir olmalıdır.

“Binada engelli yok” gerekçesiyle erişilebilirlik hükümlerinden vazgeçilememelidir. Yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi verilmeden önce erişilebilirlik denetimi yapılmalı; gerekli şartlar sağlanmadan bina kullanıma açılmamalıdır.

Mevcut apartmanlarda rampa, platform veya asansör yapılmasının kat malikleri tarafından keyfî biçimde engellenmesini önleyecek açık mevzuat düzenlemeleri yapılmalıdır. Ortak yaşam alanlarının erişilebilir hale getirilmesi bir lütuf veya kişisel talep değil, temel bir kullanım hakkı kabul edilmelidir.

Hastaneler ve sağlık kuruluşlarında kesintisiz erişim sağlanmalıdır

Hastanelerde yalnızca giriş kapısına rampa yapılması yeterli değildir. Hasta indirme-bindirme noktasından kayıt bankosuna, poliklinikten laboratuvara, görüntüleme biriminden hasta odasına, eczaneden tuvalete kadar bütün hizmet zinciri erişilebilir olmalıdır.

Muayene masaları, tartı cihazları, bankolar, sıra sistemleri, bilgilendirme ekranları ve acil çağrı sistemleri farklı engel grupları tarafından kullanılabilmelidir. İşitme engelli bireyler için erişilebilir iletişim desteği, görme engelli bireyler için sesli ve hissedilebilir yönlendirme bulunmalıdır.

Otellerin yalnızca odası değil, bütün hizmetleri erişilebilir olmalıdır

Otellerde erişilebilir oda yapılması tek başına yeterli sayılmamalıdır. Otelin ana girişi, resepsiyonu, asansörü, restoranı, toplantı salonu, havuzu, spor alanı, plajı, tuvaletleri ve acil tahliye sistemi erişilebilir olmalıdır.

Erişilebilir odalar yalnızca tek bir katta veya en düşük oda kategorisinde toplanmamalı; farklı fiyat ve oda seçeneklerine dağıtılmalıdır. Engelli birey de diğer müşteriler gibi manzara, konfor ve hizmet seçebilmelidir.

Tek bir “engelli tuvaleti” yeterli kabul edilmemelidir

Engelli bireylerin cinsiyeti yokmuş gibi kadın ve erkek tuvaletlerinden ayrı, tek bir ortak engelli tuvaleti yapılması standart çözüm haline getirilmemelidir.

Kadın ve erkek tuvaletlerinin ayrı bulunduğu yapılarda:

- Kadınlar tuvaletinin içerisinde erişilebilir kadın tuvaleti veya kabini,
- Erkekler tuvaletinin içerisinde erişilebilir erkek tuvaleti veya kabini

bulunmalıdır.

Bunlara ek olarak, farklı cinsiyetten refakatçiye ihtiyaç duyan kişiler, çocuklu aileler ve yoğun destek ihtiyacı bulunan bireyler için bağımsız erişilebilir refakatçi ve aile tuvaleti de yapılabilir. Ancak bu bağımsız alan, kadın ve erkek tuvaletlerinin kendi içinde erişilebilir yapılmasının yerine geçmemelidir.

Erişilebilir tuvaletlerin depo, temizlik malzemesi odası veya personel kullanım alanına dönüştürülmesi kesinlikle yasaklanmalı ve habersiz denetimlerde özellikle kontrol edilmelidir.

Bütün işletmeler ruhsat sistemine dâhil edilmelidir

Belediyeden işyeri açma ve çalışma ruhsatı almak zorunda olan bütün işletmeler erişilebilirlik denetimine tabi tutulmalıdır.

Dönerciden restorana, kafeden fırına, marketten kuyumcuya, takıcıdan kuaföre, otelden pansiyona, düğün salonundan spor merkezine kadar halka hizmet sunan hiçbir işletme sistemin dışında bırakılmamalıdır.

İşletmelerin yalnızca girişleri değil; hizmet bankoları, masa aralıkları, ödeme cihazları, menüler, sıra sistemleri, tuvaletleri, acil çıkışları, internet siteleri, rezervasyon ve sipariş uygulamaları da denetlenmelidir.

Küçük bir dükkânla büyük bir otelin teknik yükümlülükleri aynı ölçekte olmayabilir; ancak hiçbir işletme engelli bireye eşit hizmet sunma sorumluluğundan muaf tutulmamalıdır.

Sahiller ve plajlar da belgeye bağlanmalıdır

Belediye tarafından işletilen, kiraya verilen veya özel işletmelerce kullanılan bütün sahillerde ulaşım noktasından denize kadar kesintisiz erişim sağlanmalıdır.

Erişilebilir otopark, plaj erişim yolu, uygun duş, kadın ve erkek bölümlerinde erişilebilir tuvalet, erişilebilir soyunma alanı, gölgelendirilmiş dinlenme noktaları, denize güvenli giriş ekipmanı ve erişilebilir acil yardım sistemi zorunlu olmalıdır.

Bu şartları sağlamayan işletmelere plaj işletme izni, kiralama hakkı veya uygunluk belgesi verilmemelidir.

Ruhsattan önce zorunlu uygunluk belgesi alınmalıdır

Gerekli ulusal mevzuat değişiklikleri yapılarak Erişilebilirlik ve Kapsayıcı Hizmet Uygunluk Belgesi oluşturulmalıdır.

Bu belge;

- Yapı ruhsatının,
- Yapı kullanma izin belgesinin,
- İşyeri açma ve çalışma ruhsatının,
- Otel ve konaklama faaliyet izinlerinin,
- Plaj işletme izinlerinin,
- Belediye kiralama ve tahsislerinin

zorunlu ön şartı haline getirilmelidir.

Yeni yapılar çizim aşamasında, inşaat sırasında, tamamlanma aşamasında ve kullanıma açılmadan önce denetlenmelidir. İşletmeler ise ruhsat öncesinde, ruhsat yenileme sırasında, belirli aralıklarla, habersiz olarak ve şikâyet üzerine tekrar denetlenmelidir.

Engelli bireyin onayı olmadan belge verilmemelidir

Denetimler yalnızca masa başında ve proje üzerinden yapılmamalıdır. Tekerlekli sandalye kullanan, görme, işitme ve farklı engel gruplarından bireyler ücretli kullanıcı denetçisi olarak görev almalıdır.

Teknik üyelerin onayı yanında engelli kullanıcı üyelerinin ayrı ve açık onayı bulunmadan uygunluk belgesi düzenlenmemelidir. Denetimde görevli zorunlu üyelerin tamamı sorumluluk üstlenmeli ve imza vermelidir.

Belge işletmenin veya binanın görünür bir yerine asılmalı, üzerinde karekod bulunmalı ve vatandaşlar son denetim tarihini, belgenin geçerlilik süresini ve tespit edilen eksiklikleri görebilmelidir.

Erişilebilirliği sonradan bozan, rampayı kaldıran, erişilebilir güzergâhı kapatan, asansörü çalıştırmayan veya erişilebilir tuvaleti depo yapan işletmeler hakkında düzeltme süresi, idari yaptırım, belgenin ve ruhsatın askıya alınması ile gerektiğinde faaliyetin durdurulmasına kadar ilerleyen yaptırımlar uygulanmalıdır.

Engelli iletişimi eğitimi zorunlu olmalıdır

Yalnızca kamu personeline değil; işletme sahiplerine, yöneticilere, güvenlik görevlilerine, sağlık çalışanlarına, resepsiyon görevlilerine, kasiyerlere, garsonlara ve vatandaşla doğrudan iletişim kuran bütün personele zorunlu engelli iletişimi eğitimi verilmelidir.

Bu eğitimler sadece katılım belgesi dağıtılan toplantılar olmamalı; uygulamalı sınavla ölçülmeli ve belirli aralıklarla yenilenmelidir.

Erişilebilirlik istihdam üretmelidir

Engelli bireyler denetçi, kullanıcı test uzmanı, eğitmen, erişilebilirlik danışmanı ve dijital erişilebilirlik uzmanı olarak ücretli biçimde istihdam edilmelidir. Oluşturulacak denetçi ve eğitmen havuzlarında kadın-erkek eşitliği gözetilmeli, özellikle engelli kadınların istihdamına öncelik verilmelidir.

Eğitimden istihdama, ulaşımdan sosyal yaşama kadar karşılaşılan sorunların önemli bir bölümü engelin kendisinden değil; bilinçsizlikten ve erişilemez, kapsayıcı olmayan çevreden kaynaklanmaktadır.

Bir binaya yalnızca orada yaşayanlar girmez. Misafirler, hastalar, müşteriler, çalışanlar, çocuklar ve yaşlılar da girer. Bu nedenle hiçbir yapı “Burada engelli yok” denilerek erişilebilirlikten muaf tutulamaz.

Herkese açık olduğunu söyleyen her bina, her işletme ve her alan gerçekten herkes için açık olmak zorundadır.

Erişilebilirlik ruhsatın eki değil; yapının, hizmetin ve ruhsatın vazgeçilmez ön şartı olmalıdır.

Serhat GÖKPINAR
Engelsiz Dünya Federasyonu Başkanı
Engelliler Konfederasyonu Başkan Yardımcısı

ENGELLİ EMEKLİLİĞİNDE GEÇMİŞE DÖNÜK HAK KAYIPLARI: HUKUKİ GÜVENLİK VE KAZANILMIŞ HAKLAR KORUNMALIDIR!     Engelli bireyl...
21/08/2026

ENGELLİ EMEKLİLİĞİNDE GEÇMİŞE DÖNÜK HAK KAYIPLARI:
HUKUKİ GÜVENLİK VE KAZANILMIŞ HAKLAR KORUNMALIDIR!
Engelli bireylerin emeklilik hakkı bir lütuf, ayrıcalık veya sosyal yardım değildir. Bu hak; engellilik nedeniyle çalışma yaşamında karşılaşılan eşitsizliklerin ve dezavantajların giderilmesine yönelik sosyal devlet ilkesinin ve eşit yurttaşlığın gereğidir.
Bugün binlerce engelli birey, çalışma hayatına başladığı tarihte yürürlükte bulunan mevzuata güvenerek yıllarca çalışmış, prim ödemiş ve geleceğini buna göre planlamıştır. Yıllar sonra kurallar değiştirilerek bu insanların emeklilik koşullarının ağırlaştırılması, yalnızca bir mevzuat değişikliği olarak değerlendirilemez. Bu mesele doğrudan hukuki güvenlik, belirlilik, meşru beklenti, ölçülülük ve sosyal devlet ilkeleriyle ilgilidir.
Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk ve sosyal devlet olduğunu; 10. maddesi engelli bireyler lehine alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağını; 60. maddesi herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu; 61. maddesi ise devletin engelli bireylerin korunmasını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri almakla yükümlü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Hukuk devleti yalnızca kanun çıkaran devlet değildir; vatandaşının yürürlükteki hukuka duyduğu güveni koruyan devlettir. Kanun koyucunun sosyal güvenlik sisteminde değişiklik yapma yetkisi elbette vardır; ancak bu yetki sınırsız değildir. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da hukuk güvenliği ve belirlilik ilkelerinin, kişilerin hukuki durumlarını öngörebilmelerini ve geleceklerini buna göre planlayabilmelerini gerektirdiği ortaya konulmaktadır. Sosyal güvenlik alanındaki düzenlemelerin de adil, makul ve ölçülü olması; hukuk güvenliğini zedelememesi gerekir.
Dolayısıyla yeni bir sistem getirilecekse bunun bedeli, geçmişte yürürlükte bulunan mevzuata güvenerek 15, 20, 25 yıl çalışan engelli bireylere ödetilemez. Yeni kurallar geleceği düzenleyebilir; ancak geçmişten gelen hukuki durumlar, meşru beklentiler ve insanların yıllarca oluşturduğu sosyal güvenlik statüsü adil geçiş hükümleriyle korunmalıdır.
Engelli bireylere tanınan emeklilik düzenlemelerinin bir “erken emeklilik ayrıcalığı” gibi sunulmasını da kabul etmiyoruz. Engelli bireyin çalışma hayatında karşılaştığı fiziksel, çevresel ve kurumsal engeller düşünüldüğünde bu düzenlemeler bir ayrıcalık değil, fiilî eşitsizliği gidermeye yönelik pozitif yükümlülüğün sonucudur. Eşitlik herkese aynı koşulları dayatmak değil, dezavantajları ortadan kaldıracak tedbirleri almaktır.
Engelliler Konfederasyonu olarak bu sorunu yalnızca kamuoyuna duyurmakla yetinmedik. Anayasa Mahkemesi Başkanıyla, ilgili Bakanlarla, milletvekilleriyle, engelli bireylerin sorunlarının tespitine yönelik çalışmalar yürüten ilgili komisyonlarla ve Bakanlıkların ilgili genel müdürlükleriyle görüşmeler gerçekleştirdik. Sahada yaşanan mağduriyetleri, hukuki sorunları ve çözüm önerilerimizi devletin ilgili makamlarına doğrudan aktardık.
Ancak bütün bu girişimlere rağmen engelli bireyler bugün hâlâ mağdur edilmektedir. Yıllarca çalışan, binlerce gün prim ödeyen ve emekliliğine ulaşacağını düşünerek hayatını planlayan insanlar, değişen mevzuat ve değerlendirme sistemi nedeniyle emeklilik kapısından geri çevrilmektedir.

Bir insana 20 yıl boyunca bir hukuk düzeni içinde çalıştırıp prim ödeterek, emeklilik aşamasına geldiğinde “Kurallar değişti, artık şartlarınız farklı” demek sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Devletin devamlılığı varsa, vatandaşın devlete ve hukuka duyduğu güvenin de devamlılığı olmak zorundadır. Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisine, Hükûmete, tüm siyasi partilere ve ilgili kamu kurumlarına açık çağrıda bulunuyoruz:
Engelli bireylerin emeklilik mağduriyetini ortadan kaldıracak yasal düzenleme gecikmeksizin yapılmalıdır. Geçmişte sigortalı olmuş ve çalışma hayatını önceki mevzuata güvenerek sürdürmüş engelli bireylerin hukuki güvenliğini sağlayacak açık, adil ve kapsayıcı geçiş hükümleri getirilmelidir. Hiçbir engelli birey, yıllarca çalışıp prim ödedikten sonra değişen kurallar nedeniyle emeklilik hakkına ulaşamama korkusuyla karşı karşıya bırakılmamalıdır.
Biz ayrıcalık istemiyoruz; hukuk istiyoruz.
Biz lütuf istemiyoruz; hakkımızı istiyoruz.
Biz yeni bir hak talep etmiyoruz; yıllardır güvenerek yaşadığımız sosyal güvenlik sisteminin yarattığı hak ve meşru beklentilerin korunmasını istiyoruz.
Engelliler Konfederasyonu olarak bu mağduriyet giderilinceye kadar Anayasa Mahkemesi nezdinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Bakanlıklarda ve ilgili bütün kamu kurumlarında mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü mesele yalnızca emeklilik değildir. Mesele, engelli bireyin devlete ve hukuka güvenip güvenemeyeceği meselesidir.
Kurallar değişebilir; hukuk güvenliği yok edilemez.
Sistem değişebilir; yılların emeği yok sayılamaz.
Engelli bireylerin sosyal güvenlik hakları bir tasarruf kalemi değildir.

ENGELLİ BİREYLERİN EMEKLİLİK MAĞDURİYETİNİ GİDERİN!
HUKUKİ GÜVENLİĞİ SAĞLAYIN, EMEĞİ VE HAKKI KORUYUN!

ENGELLİLER KONFEDERASYONU

KAMUDA ENGELLİ İSTİHDAM AÇIĞI KAPATILSIN: DERHAL 66 BİN ENGELLİ PERSONEL ALINSIN!   Türkiye’de kamu çalışanlarının sayıs...
17/08/2026

KAMUDA ENGELLİ İSTİHDAM AÇIĞI KAPATILSIN:
DERHAL 66 BİN ENGELLİ PERSONEL ALINSIN!

Türkiye’de kamu çalışanlarının sayısı 5 milyon 417 bin 126 kişiye ulaştı. Buna rağmen engelli istihdamı konuşulduğunda “kota yaklaşık %93 dolu” deniliyor.
Engelliler Konfederasyonu olarak soruyoruz:
5,4 MİLYON KİŞİNİN ÇALIŞTIĞI KAMUDA ENGELLİ İSTİHDAMI GERÇEKTEN YETERLİ Mİ?
“%93 dolu” denilen oran, 5,4 milyon kamu çalışanının tamamını kapsayan bir temsil oranı değildir. Memur kotası belirli kadrolar üzerinden hesaplanırken yüz binlerce sözleşmeli personel aynı biçimde hesaba dahil edilmemektedir. Kamu işçilerinde ise %4’lük engelli istihdam yükümlülüğü 50 ve üzeri işçi çalıştırılan işyerleriyle sınırlandırılmaktadır.
Bir insan sözleşmeli çalışınca kamu personeli olmaktan çıkmaz. Bir kamu işyerinde 49 işçi çalışması da engelli bireyin çalışma hakkını ortadan kaldırmaz.

STATÜ DEĞİŞEBİLİR, ÇALIŞMA HAKKI DEĞİŞMEZ.

Kadrolu ve sözleşmeli kamu personelini birlikte %3, sürekli kamu işçilerinin tamamını ise %4 üzerinden değerlendirdiğimizde —geçici işçileri dahi hesaba katmadan— 170 bin 755 engelli kamu çalışanına karşılık gelen bir istihdam büyüklüğü ortaya çıkmaktadır.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının açıkladığı son rakama göre Haziran 2026 itibarıyla kamuda 83 bin 104 engelli memur bulunmaktadır. Geçmiş yıllara göre sağlanan artış değerlidir. Ancak artık yalnızca “nereden nereye geldik?” değil, “bugün nerede olmamız gerekiyor?” sorusunu sormalıyız.
Hak temelli değerlendirmemiz doğrultusunda çağrımız nettir:

DERHAL 66 BİN ENGELLİ KAMU PERSONELİ ALINMALIDIR!

Bu kapsamda ilk aşamada;
Millî Eğitim Bakanlığı: 15.000 engelli personel
Bunun en az 10.000’i engelli öğretmen olmalıdır.
Sağlık Bakanlığı: 15.000 engelli personel
Adalet Bakanlığı: 7.500 engelli personel
İçişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşları: 5.000 engelli personel
Tarım ve Orman Bakanlığı: 5.000 engelli personel
Kalan 18.500 kişilik istihdam ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, üniversiteler, diğer bakanlıklar ve kamu kurumlarına ihtiyaçları doğrultusunda dağıtılmalıdır.
10 BİN ENGELLİ ÖĞRETMENİ ÖĞRENCİLERİYLE BULUŞTURUN!

Burada talebimiz yalnızca sayı değildir.
Atama bekleyen engelli öğretmenlerin mesleğe geçişi Millî Eğitim Akademisine alınma şartına bağlanmadan, aylarca ailelerinden ve yaşadıkları şehirlerden uzaklaştırılarak yeni mağduriyetler oluşturulmadan çözüme kavuşturulmalıdır.
Engelli öğretmenlerin erişilebilirlik, ulaşım, barınma, kişisel destek ve aile yaşamından kaynaklanan koşulları göz önünde bulundurulmalıdır. Engellilik nedeniyle zaten dezavantaj yaşayan bir öğretmen adayının önüne yeni fiziksel, ekonomik ve sosyal engeller çıkarılmamalıdır ve bu öğretmenler Şubat ayındaki atamalara bırakılmadan, bekleyen sorun büyütülmeden özel ve hızlı bir düzenlemeyle öğrencileriyle buluşturulmalıdır.

10 BİN ENGELLİ ÖĞRETMEN İÇİN AKADEMİ DEĞİL, DOĞRUDAN ATAMA İSTİYORUZ.

Sağlık alanında eğitim alan engelli bireyi hastanesiyle, mühendisi mesleğiyle, teknikeri ve teknisyeni kendi alanıyla buluşturun.
Engelli bireyleri birkaç masa başı kadroya sıkıştırmayın.
Eğitimini aldığımız, yeterliliğini taşıdığımız ve yapabildiğimiz her mesleğin kapısını açın.
Devlet sıradan bir işveren değildir. Devlet eşitliğin güvencesi olmak zorundadır.
Bu nedenle sözleşmeli personel engelli istihdam sistemine dahil edilmeli, kamu işçilerindeki 50 çalışan sınırı kaldırılmalı ve engelli istihdamı bütün kamu personelini kapsayacak şekilde hak temelli olarak yeniden düzenlenmelidir.
“Kota %93 dolu” diyerek dosyayı kapatmayın.
5,4 milyonluk gerçek kamu istihdamına bakın.

DERHAL 66 BİN ENGELLİ PERSONEL ALIN!
10 BİN ENGELLİ ÖĞRETMENİ AKADEMİYE ALMADAN, AİLESİNDEN VE YAŞADIĞI YERDEN UZAKLAŞTIRIP MAĞDUR ETMEDEN, ŞUBAT AYINI BEKLETMEDEN DOĞRUDAN ATAYIN!

Biz yardım istemiyoruz.
Biz ayrıcalık istemiyoruz.
BİZ ÇALIŞMA HAKKIMIZI İSTİYORUZ.

ENGELLİLER KONFEDERASYONU

BASIN AÇIKLAMASIHİÇBİR ENGELLİ BİREY, HİÇBİR AİLE YALNIZ BIRAKILMAMALIDIR      İzmir’in Urla ilçesinde 19 yaşındaki zihi...
12/08/2026

BASIN AÇIKLAMASI

HİÇBİR ENGELLİ BİREY, HİÇBİR AİLE YALNIZ BIRAKILMAMALIDIR

İzmir’in Urla ilçesinde 19 yaşındaki zihinsel engelli Ahmet Barış Kandemir ile annesi Nurten Kandemir’in yaşamlarını kaybetmesi hepimizi derinden sarsmıştır. Engelliler Konfederasyonu olarak üzüntümüzü kamuoyuyla paylaşıyor, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Olayın adli süreci devam etmektedir. Bu nedenle nedenler ve sorumluluklar hakkında hüküm vermeyi doğru bulmuyoruz. Ancak bu acı olay, önemli bir gerçeği yeniden gündeme getirmiştir: Engelli bireyin yaşam hakkını korumak kadar, ailesini yaşam boyu süren destek sorumluluğuyla yalnız bırakmamak da kamusal bir sorumluluktur.

Engelli bireyler merhametin veya fedakârlığın nesnesi değil, hakların öznesidir. İnsan yük değildir. Asıl sorun, gerekli destek sağlanmadığında bütün sorumluluğun yıllarca tek başına aileye bırakılmasıdır. Bu nedenle aileyi yalnızca denetleyen değil; eğiten, destekleyen, dinlendiren ve gerektiğinde sorumluluğu paylaşan bir sosyal hizmet anlayışına ihtiyaç vardır.

Engelliler Konfederasyonu olarak;

* Bakım veren ailelere her yıl ücretsiz ve uygulamalı bakım, iletişim, haklar ve kriz yönetimi eğitimi verilmesini,

* Eğitim süresince engelli bireye ücretsiz profesyonel destek personeli sağlanmasını,

* Ailelerin ihtiyaç duyduğunda birkaç saatlik veya kısa süreli destek alabileceği “Aileye Nefes Hizmeti” oluşturulmasını,

* Yüksek destek ihtiyacı bulunan her engelli birey için ailesi hayattayken “Bireysel Yaşam ve Gelecek Planı” hazırlanmasını öneriyoruz.

Çünkü binlerce anne ve babanın sorduğu “Ben öldükten sonra çocuğuma ne olacak?” sorusunun cevabı yalnızca ailelere bırakılamaz. Sosyal devlet, krizden sonra kapıyı çalan değil; kriz oluşmadan önce desteği o kapıya ulaştırabilen devlettir. Bugün birilerini suçlamak yerine şu soruyu sormalıyız: “Bir daha hiçbir engelli bireyin ve hiçbir ailenin böyle bir noktaya gelmemesi için neyi değiştirmeliyiz?” İnsan yük değildir. Hiçbir engelli birey yalnız bırakılmamalıdır. Hiçbir aile çaresizliğiyle baş başa kalmamalıdır.

Ahmet Barış Kandemir ve Nurten Kandemir’in yaşamlarını kaybetmelerinden duyduğumuz derin üzüntüyü bir kez daha ifade ediyor; olayın bütün yönleriyle aydınlatılmasını ve bu acının hak temelli, önleyici ve sürdürülebilir olayın bütün yönleriyle aydınlatılmasını ve bu acının hak temelli, önleyici ve sürdürülebilir olmasını diliyoruz.

ENGELLİLER KONFEDERASYONU
Yönetim Kurulu
12 Ağustos 2026 – Ankara

ENGELLİ HAKLARINDA KALICI DÖNÜŞÜM: EŞİTLİK, ERİŞİLEBİLİRLİK VE EĞİTİM2017 yılında sivil toplum yolculuğuma başladım. Ars...
10/08/2026

ENGELLİ HAKLARINDA KALICI DÖNÜŞÜM: EŞİTLİK, ERİŞİLEBİLİRLİK VE EĞİTİM

2017 yılında sivil toplum yolculuğuma başladım. Arsuz’da engellilik alanında neredeyse hiçbir sivil toplum çalışmasının olmadığı bir dönemde, doğru düzgün binası dahi olmayan, depoyu andıran küçücük bir yerde kendi derneğimizi kurduk.

Aslında bu mücadeleyi neden verdiğimin cevabı kendi hayatımda saklı.

Ben doğuştan bedensel engelli bir bireyim. Engelli bir insanın eğitimde, sokakta, ulaşımda, kamu hizmetlerinde ve sosyal hayatın içerisinde karşılaşabildiği güçlükleri yalnızca raporlardan okumadım; hayatımın farklı dönemlerinde bizzat yaşadım.

Belki de bu yüzden engellilik alanına hiçbir zaman yalnızca “yardım edilmesi gereken insanlar” penceresinden bakmadım. Engellilik benim için bir yardım veya merhamet meselesi değil; insan hakları, eşit yurttaşlık ve adalet meselesidir.

Bu nedenle yaptığımız bütün çalışmaların merkezinde mümkün olduğunca hak temelli yaklaşım oldu. Çünkü engelli bireyin erişilebilir bir şehirde yaşayabilmesi, eğitim alabilmesi, çalışabilmesi, bağımsız hareket edebilmesi ve karar mekanizmalarında temsil edilmesi bir lütuf değil; haktır.

Büyük bütçelerimiz yoktu. Derneğimizin sembolik denebilecek bir aidatı vardı. Ancak dernek yemeğinde toplanan paranın dahi hesabının sorulması, birkaç liralık katkının binlerce liralık medikal cihaz talebinin karşılığı gibi görülmesi üzerine aidattan tamamen vazgeçtim.

Maaşımın neredeyse tamamını bu mücadeleye harcadığım dönemler oldu.

Çünkü bu işten para kazanmadım; bu iş için para harcadım.

İsmimi gazetelerde duyurarak değil, mümkün olduğunca sessizce çalışarak ve yaptığımız işlerle bir yerlere gelmeye gayret ettim.

Yıllar içerisinde 20.000’den fazla medikal cihazın ihtiyaç sahibi engelli bireylere ulaştırılmasına katkı sunduk. Kaynak yetmediğinde kaynak bulduk; cihazları mümkün olduğunca adil biçimde gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya çalıştık.

Ancak zamanla çok daha önemli bir şeyi fark ettim:

Bir insana tekerlekli sandalye vermek onun hayatını değiştirebilir; bir çocuğun zihnini değiştirmek ise gelecekte binlerce insanın hayatını değiştirebilir.

ASIL MESELEMİZ: EĞİTİM

2020 yılında kendi projem olan Engelsiz Koordinasyon Merkezi’ni Arsuz Kaymakamlığı bünyesinde hayata geçirdim.

Amacımız engelli bireylerin karşılaştığı sorunları yalnızca ortaya çıktıktan sonra çözmek değil, bu sorunları doğuran zihniyeti değiştirmekti.

Okul öncesinden üniversitenin son sınıfına kadar devam edecek bir engellilik farkındalığı modelini savunduk.

90 devlet okuluna, 30 özel okula gittik. Rehabilitasyon merkezlerinde eğitimler verdik; çocuklarla, gençlerle, öğretmenlerle ve ailelerle buluştuk. Seminerler, paneller ve çalıştaylar gerçekleştirdik.

Çocuklara engelli bireye acımayı değil, onunla eşit yaşamayı anlatmaya çalıştık.

Çünkü hak temelli yaklaşım tam olarak bunu gerektirir: Engelli bireyi korunması gereken pasif bir kişi olarak değil; hakları, tercihleri, iradesi ve toplumda eşit söz hakkı bulunan bir birey olarak görmek.

2022 yılında bu modeli büyütmek isterken yaşanan şikâyetler sonucunda görevden el çektirildim ve çalışma yarıda kaldı.

Proje yarıda kaldı; fikir kalmadı.

6 ŞUBAT BİZE BU FİKRİN NE KADAR HAYATİ OLDUĞUNU GÖSTERDİ

6 Şubat depremlerinde Hatay’da engelli bireylerin ihtiyaçlarının karşılanması ve medikal cihazların ulaştırılması için sahada çalıştık.

Sonrasında seminerlerde, panellerde, çalıştaylarda ve üniversitelerde afetlerde engellilik, erişilebilir tahliye, erişilebilir insani yardım, rehabilitasyon ve deprem sonucunda engelli kalan bireylerin yeniden toplumsal hayata katılımını gündeme taşıdık.

Çünkü öğrendiğimiz gerçek çok açıktı:

Afetten sonra engelliyi hatırlamak yetmez; afetten önce engelliyi hesaba katmak gerekir.

Bu çalışmaların hiçbirini yalnız başımıza yapmadık. Hatay Valiliği, Hatay Büyükşehir Belediyesi, bakanlıklarımız ve kamu kurumlarımız birçok çalışmamızda bize destek verdi ve kapılarını açtı.

Sivil toplum sahadaki sorunu görür ve çözüm önerir; o çözümü milyonlara ulaştırabilecek kurumsal güç ise devlettir.

ARSUZ’DAN TÜRKİYE’NİN EN ÜST MAKAMLARINA…

Mücadelemiz zamanla federasyon ve Engelliler Konfederasyonu düzeyine taşındı.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüştük. Engelli bireylerin sorunlarını ve taleplerini doğrudan aktardık.

Anayasa Mahkemesi Başkanı ile ÖTV istisnalı araç ve engelli bireylerin emeklilik haklarını görüştük.

Engelli istihdamının artırılması için Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu başta olmak üzere Türkiye çapında büyük etkiye sahip sendikalar ve işveren kuruluşlarıyla bir araya geldik.

Mecliste, bakanlıklarda ve kamu kurumlarında engelli istihdamından EKPSS’ye, ÖTV hakkından emekliliğe ve erişilebilirliğe kadar birçok konuyu gündeme taşıdık.

Sonrasında mücadelemizi uluslararası alana taşıdık. Birleşmiş Milletler toplantılarında engelli bireylerin temsilini savunduk; COP31 sürecinde erişilebilirlikten uluslararası işaret diline, refakat ve ulaşımdan engelli bireylerin karar mekanizmalarında temsil edilmesine kadar birçok konuda çalışıyoruz.

Bu süreçte milletvekillerimizin desteğini de gördük. Özellikle ismini vermek istemediğim bir Hatay milletvekilinin yıllardır bize açtığı kapıları ve verdiği desteği unutamam.

Bazen en kıymetli destek kameraların önünde verilen değil, kimse görmezken açılan kapıdır.

BİZİM MESELEMİZ FOTOĞRAF ÇEKTİRMEK DEĞİL

Bazen “Gidip fotoğraf çektiriyorsunuz ama şu hakkımızı alamadınız” deniliyor.

Belki bu yazının altına da yazılacak.

Ama önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor:

Biz hak veren makam değiliz; hak savunan sivil toplumuz.

Kanun çıkarma, atama yapma, bütçe tahsis etme veya tek başımıza bir hakkı verme yetkimiz yok.

Bizim yetkimiz yok; sesimiz var.
Bütçemiz yok; mücadelemiz var.
Karar verme gücümüz yok; karar verene gerçeği anlatma sorumluluğumuz var.

Üstelik bu mücadeleden aldığımız 1 TL dahi kişisel kazanç yok. Tam tersine, maaşımızın neredeyse tamamını bu işe harcadığımız dönemler oldu.

Ve belki en düşündürücü tarafı şu:

Eleştiri konusunda oldukça kalabalığız; hak savunuculuğuna omuz verme konusunda ise çoğu zaman çok yalnızız.

Buna rağmen yılmadan çalışıyoruz.

Çünkü hak savunuculuğu alkış geldiğinde yapılan bir iş değildir. Bazen kimse yanınızda değilken de doğru bildiğiniz şeyi savunmaya devam etmektir.

Bizim mücadelemiz bir fotoğraf karesinde başlamadı.

Bir fotoğraf karesinde de bitmeyecek.

SONUÇTA YİNE AYNI YERE GELİYORUZ

Bunca yıl, binlerce insan, 20.000’den fazla medikal cihaz, 120 okul, deprem, paneller, çalıştaylar, Meclis, bakanlıklar ve uluslararası toplantılardan sonra vardığım sonuç değişmedi:

Engelli bireylerin yaşadığı birçok sorunun temelinde yalnızca mevzuat eksikliği değil, eğitim eksikliği vardır.

Bugün rampanın önüne aracını bırakan yetişkin, dün erişilebilirliğin neden önemli olduğunu öğrenmeyen çocuktur.

Engelli yolcuyu yük olarak gören şoför, dün engelli bireyle eşit yaşamayı öğrenmeyen öğrencidir.

Engelli vatandaşa nasıl yaklaşacağını bilmeyen kamu görevlisi de bu eğitimi almadan yetişmiştir.

Bu nedenle engellilik ve dezavantajlı gruplarla birlikte yaşam eğitimi okul öncesinden başlamalı, üniversitenin son sınıfına kadar her yıl devam etmelidir.

Anaokulunda birlikte yaşamayı…

İlkokulda doğru iletişimi…

Ortaokul ve lisede erişilebilirliği, eşitliği ve insan haklarını…

Üniversitede ise herkes kendi mesleğinde engelliliği öğrenmelidir.

Mimar erişilebilir tasarımı, öğretmen engelli öğrenciyi, sağlık çalışanı engelli hastayla iletişimi, kamu görevlisi engelli vatandaşın haklarını bilerek mezun olmalıdır.

Devlet memurları, belediye çalışanları ve toplu taşıma şoförleri için de düzenli hizmet içi eğitimler verilmelidir.

Çünkü hedefimiz engelli bireyin hakkını daha iyi aradığı bir Türkiye olmamalıdır.

Hakkını sürekli aramak zorunda bırakılmadığı bir Türkiye olmalıdır.

Rampanın önüne aracını park etmeyen insan bunu cezadan korktuğu için değil, oradan başka bir insanın geçeceğini bildiği için yapmalıdır.

Engelli bireyin eğitim, istihdam, erişilebilirlik ve bağımsız yaşam hakkı bir yardım kampanyasının konusu değil, eşit yurttaşlığın gereği olarak görülmelidir.

İşte bu yüzden:

Kanun davranışı sınırlar. Eğitim insanı değiştirir.
Yardım geçici olabilir; hak ise kalıcıdır.

Biz Arsuz’da 90 devlet ve 30 özel okulun kapısını çalarak başladık.

Şimdi bu anlayışı Türkiye’nin bütün okullarına taşımanın zamanı.

Çünkü engellilik alanındaki en büyük devrim, mevzuatta değil zihniyette; en güçlü mücadele ise yardım temelli değil, hak temelli bir anlayışta başlar.

Address

Ulus

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Engelliler Konfederasyonu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Engelliler Konfederasyonu:

Shortcuts

Share