24/06/2025
EĞİTİMDE YAŞANAN YAPISAL SORUNLAR ARTARAK DEVAM ETMEKTEDİR
EĞİTİM AYNI TAS, AYNI HAMAM.
Çünkü 2024- 2025 Eğitim Öğretim yılında da çocuklarımız; Bilim dışı anlayışla, açlığa, çocuk işçiliğine, cemaat ve tarikat düzenine mahkum edildi. Zengin çocuklarına bütün kapılar açılırken, yoksul çocuklara okul kapılarının dışı işaret edildi.
Türkiye’de eğitim sistemi, yıllardır sürdürülen piyasacı, rekabete dayalı ve sınav odaklı politikalar nedeniyle uzun süredir derin ve çok katmanlı bir krizle karşı karşıyadır. 2024/’25 eğitim öğretim yılında okul öncesinden yükseköğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde yaşanan sorunlar, sistemin temel işlevlerini yerine getiremez hale geldiğini bir kez daha göstermiştir. Bu yapısal tıkanıklık, eğitimin niteliğinde ciddi bir gerilemeyi beraberinde getirmiştir.
Okulların fiziki altyapı eksiklikleri, donanımsızlık, kalabalık sınıflar ve ikili öğretim uygulamaları gibi temel problemler bu eğitim yılında da çözüme kavuşturulamamıştır. Özellikle kırsal bölgelerde sürdürülen taşımalı eğitim modeli, eğitime erişimi kolaylaştırmaktan çok çocukların sosyal, fiziksel ve pedagojik gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.
Öğretmen açığı sorunu bu yıl da giderilememiş; nitelikli, güvenceli öğretmen istihdamı yerine, sözleşmeli, ücretli ve mülakata dayalı atama uygulamaları devam etmiştir. Bu politikalar, öğretmenler arasında adaletsizliği derinleştirmiş, mesleki saygınlığı zedelemiş ve eğitimde niteliği olumsuz etkilemiştir.
MEB’in açıkladığı ve 2024-2025 itibarıyla kademeli olarak uygulamaya koyduğu yeni müfredat, bilimsel içerikten uzaklaşmış, eleştirel düşünceyi baskılayan, dini referanslı bir yapıdadır. Laiklik, eleştirel düşünce, bilimsel yöntem gibi temel ilkeler müfredatta giderek daha az yer bulmakta; yerini dogmatik, tekçi ve ideolojik öğelere bırakmaktadır.
Çocuk yaşta evliliklerin önüne geçecek, çocuk istismarını önleyecek politikaların hayata geçirilmemesi, toplumsal eşitsizliklerin eğitim yoluyla yeniden üretildiğini açıkça göstermektedir. Özellikle emekçi ailelerin çocukları, kız çocukları ve kırsal bölgelerde yaşayan öğrenciler açısından eğitime erişim, bu yıl da ciddi sorun alanlarından biri olmuştur.
ÇOCUKLARIN HAKLARI VE GELECEKLERİ TEHDİT ALTINDADIR
Türkiye'de derinleşen ekonomik kriz, eğitim politikalarındaki yetersizlik ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikler, çocukların yaşamını her geçen gün daha da kırılgan hale getirmektedir. TÜİK ve İSİG Meclisi verileri, çocuk işçiliği ve çocuk yaşta evliliklerin sadece bireysel değil, yapısal ve sistemsel bir sorun haline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
TÜİK verilerine göre yaklaşık 108 bin çocuk, inşaat, madencilik ve metal işleri gibi ağır ve tehlikeli iş kollarında istihdam edilmektedir. Bu çocuklar, fiziksel yaralanma, kronik hastalık ve ciddi psikolojik travmalarla karşı karşıyadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, sadece 2024 yılında 71 çocuk çalışırken hayatını kaybetmiştir.
2024 yılında çocuk yaşta zorla evlendirilen kız çocuklarının sayısı 9.354 olarak kaydedilmiştir (TÜİK). 18 yaş altı evliliklerin %80’ini kız çocukları oluşturmaktadır.
MESEM’İN SÖMÜRÜ ÇARKI DÖNMEYE DEVAM ETMEKTEDİR
Türkiye’de meslek liselerinin büyük bölümü birer eğitim kurumu olmaktan çok fabrika gibi işlerken, çocuk ve gençler ‘çırak’ ya da ‘stajyer’ kimliğiyle işçi gibi çalıştırılıp emek sömürüsünün sınırları zorlanmaktadır. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) bünyesinde çalışırken resmi verilere göre en az 12 çocuk hayatını kaybetmiştir. Mesleki Eğitim Merkezleri’nin mevcut yapısı, nitelikli bir mesleki eğitim sağlamaktan ziyade, genç iş gücünü hızla piyasaya sürmek amacıyla tasarlanmış bir sistemdir.
EĞİTİMDE EŞİTSİZLİKLER DERİNLEŞİYOR
2024-2025 eğitim öğretim yılı, Türkiye’de eğitim sisteminin eşitlikçi, kapsayıcı ve kamusal karakterinden uzaklaştığı bir dönemi daha gözler önüne sermiştir. Bölgesel, sınıfsal, etnik, cinsiyet temelli ve fiziksel engellilik gibi toplumsal farklılıkların eğitim sisteminde yarattığı eşitsizlikler derinleşerek devam etmektedir.
Eğitim sistemi içinde farklı etnik, dilsel ve kültürel kimliklere yönelik dışlayıcı uygulamalar sürmektedir. Anadilinde eğitim hakkı tanınmadığı için çok sayıda çocuk sistematik bir eğitim dışına itilme riskiyle karşı karşıyadır.
Engelli çocuklar için okullarda yeterli fiziki altyapı, uzman öğretmen ve özel destek hizmetleri sağlanmamaktadır.
Cinsiyet temelli eşitsizlikler, Türkiye’de eğitim sisteminin en yaygın adaletsizlik alanlarından birini oluşturmaktadır. Kız çocuklarının tam ve eşit eğitime erişimi özellikle kırsal ve kentlerin yoksul bölgelerinde cinsiyetçi ev içi roller, çocuk yaşta zorla evlilikler, yoksulluk gibi gerekçelerle engellenmektedir.
KAMUSAL EĞİTİM HAKKI LİNÇ EDİLİYOR
Türkiye’de eğitim, devletin asli kamusal görevlerinden biri olması gerekirken, özel sektörün ve piyasanın insafına bırakılmış. Devlet okullarında yaşanan nitelik kaybı da bu süreci derinleştirmektedir. Temizlik personeli eksikliği, öğretmen açığı, yardımcı kaynak zorunluluğu gibi uygulamalar hem öğrencilerin sağlıklı bir ortamda eğitim almasını engellemekte hem de velilerin sırtına yeni mali yükler bindirmektedir. Son üç yılda ilkokul ve ortaokul düzeyindeki bir öğrencinin yıllık eğitim maliyeti en az üç kat artmış, lise ve üniversite düzeyindeki öğrenciler için bu oran daha da yükselmiştir. Bu nedenle üniversite öğrencileri arasında kayıt dondurma ve okul bırakma oranlarında ciddi artış gözlemlenmektedir.
Mevcut piyasa merkezli politikaların sürdürülmesi halinde önümüzdeki 5-10 yıl içinde eğitim, tamamen ticarileşmiş, erişilemez ve eşitsiz bir hale gelecektir.
Türkiye’de çocukların önemli bir bölümü okula kahvaltı yapmadan gitmekte ya da okulda hiçbir şey yemeden günü tamamlamaktadır. Giderek derinleşen ekonomik kriz ve hızla artan gıda fiyatları, özellikle dar gelirli aileleri çocuklarının günlük beslenme ihtiyacını karşılayamaz hale getirmiştir.
2024 yılı itibarıyla Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradadır. Her 5 çocuktan 1’i derin yoksulluk koşullarında yaşamaktadır.
MEB PROJE OKULLARINDA BÜYÜK BİR TASFİYENİN PEŞİNDEDİR
Proje okulları uygulaması, ilk başta belirli alanlarda akademik, kültürel ve bilimsel başarıyı artırmak amacıyla başlatılmış görünse de bugün gelinen noktada bu okullar Millî Eğitim Bakanlığı’nın merkeziyetçi ve siyasal kadrolaşma politikalarının açık bir aracı hâline gelmiştir. Son günlerde yaşanan gelişmeler, bu okullarda büyük bir tasfiye operasyonunun devreye sokulduğunu ve binlerce nitelikli öğretmenin hiçbir bilimsel, pedagojik veya hukuki gerekçe olmaksızın görevlerinden uzaklaştırıldığını göstermektedir.
MİLLİ EĞİTİM AKADEMİSİ MESLEKİ ÖZERKLİĞE YÖNELİK SİYASAL BİR MÜDAHALE OLMUŞTUR
Milli Eğitim Akademisi uygulaması, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından öğretmenlik mesleğinin niteliğini geliştirmek iddiasıyla sunulsa da gerçekte eğitim sisteminin daha merkeziyetçi, denetimci ve ideolojik bir yapıya kavuşturulmasının yeni bir aracıdır. MEB tarafından öğretmen adaylarının yetiştirilmesi ve mesleğe kabulü sürecine yönelik planlanan bu model, eğitim fakültelerini devre dışı bırakmakta; öğretmenliğe girişin liyakat, bilimsel eğitim ve pedagojik formasyon esaslarına değil, bakanlık merkezli sınav ve değerlendirme süreçlerine bırakılmasını öngörmektedir.
Sendikamız öğretmen yetiştirme süreçlerinin üniversiteler eliyle, bilimsel, özerk ve demokratik bir biçimde yürütülmesini savunmaktadır.
TAŞIMALI EĞİTİMİN KISMEN KALDIRILMASI EĞİTİM HAKKININ GASPI DEMEKTİR Taşımalı eğitimin kaldırılmasıyla birlikte: Öğrenciler, okula gitmek için uzun mesafeler yürümek zorunda kalmakta, Ulaşım maliyeti dar gelirli ailelerin omzuna bırakılmakta, Kız çocukları başta olmak üzere pek çok öğrenci okuldan kopma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Devamsızlık oranlarının arttığı, özellikle ortaöğretim çağındaki kız çocuklarının erken okul terkine zorlandığı yönünde sahadan çok sayıda bilgi gelmektedir. Bu tablo, devletin eğitim hakkını korumak yerine, çocukları sistem dışına ittiğini göstermektedir.
EĞİTİM HAKKINA ERİŞİMİN ÖNÜNDEKİ TÜM ENGELLER KALDIRILMALIDIR
2024-2025 eğitim öğretim yılı, eğitim hakkına erişim konusunda yaşanan çok yönlü engellerin derinleştiği bir dönem olmuştur. Eğitim, her çocuğun temel bir anayasal ve evrensel insan hakkıdır. Bu hakkın eşit, parasız ve nitelikli biçimde hayata geçirilmesi devletin temel yükümlülüğü olmasına rağmen, mevcut politikalarla bu sorumluluk giderek kamu dışında bırakılmaktadır.
Eşit, Parasız ve Nitelikli Eğitimin Temel Koşulları Sağlanmalıdır
Her Öğrenciye Ücretsiz Bir Öğün Yemek Sağlanmalıdır
Eğitim Bütçesi Acilen Artırılmalıdır
Kamusal Eğitim Güçlendirilmeli, Piyasalaşmaya Son Verilmelidir
Eğitim Hakkının Önündeki Fiziksel ve Yasal Engeller Kaldırılmalıdır
Her çocuğun eşit, parasız, nitelikli, laik, bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır.
Müfredat kapsayıcı, çoğulcu ve cinsiyet eşitliğini gözeten bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.
Kamusal eğitim anayasal güvence altına alınmalı, özel okul teşvikleri kaldırılmalıdır.
Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamak devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı'nın sorumluluğundadır. Bilimsellik eğitimin olmazsa olmazıdır. Öğretim programında temel referansımız bilim olmalı, protokoller eliyle eğitimin dinselleştirilmesi politikalarına son verilmeli, öğrencilere ve velilere rağmen gerçekleştirilen okullaşma politikası sonlandırılmalıdır. Bilimin, sanatın, sporun iç içe olduğu, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda
kendini özgürce ifade edebildiği laik ve bilimsel eğitim politikaları hayata geçirilmelidir.
EĞİTİM SEN GENEL MERKEZİ