Kısas Cem Kültürünü Yaşatma ve Alevî Bektaşi Derneği

Kısas Cem Kültürünü Yaşatma ve Alevî Bektaşi Derneği Kısas - Şanlıurfa 2022

13/05/2026

İMAM ALİ (AS) RESULULLAH'IN (SAA) KARDEŞİDİR

Ona Feda Olum Allah'ın Elçisi Muhammed (saa), ashabı arasında kardeşlik kurduğunda İmam Ali (as) gözü yaşlı olarak geldi ve dedi ki : Ey Resulullah, ashabın arasında kardeşlik ilan ettin, beni kimseyle kardeş yapmadın Resulullah (saa) bunun üzerine şöyle buyurdu :

EY ALİ, SEN DÜNYADA VE AHİRETDE BENİM KARDEŞİMSİN

Kaynaklar;
(Sahih-i Tirmizi c.2, s.299 / Müstedrek es-Sahihayn c.3, s.14 / Kifayet'üt Talip s.194 / Menakıb-ı Meğazeli s.37)

13/05/2026

MEVLANÂ ALİ'NİN YÜCELİĞİ
Şeyh Recep el-Bersi, Meşarık-ul Envar kitabında şöyle nakletmektedir:
Bir şahıs, Mevlâmız İmam Ca’fer-i Sadık(A.S)'a şöyle arz etti: “Resûlûllâh(S.A.A), Kâbe’nin içindeki putları kırdığı zaman neden Mevlanâ Ali'yi omzuna kaldırdı..?”
Mevlâmız İmam Ca’fer-i Sadık(A.S) şöyle buyurdu: “İnsanlar, Mevlanâ Ali'nin makamını ve yüceliğini tanısınlar diye..”
Adam tekrar şöyle arz etti: “Ey Resulullah'ın oğlu, daha fazlasını buyurun..”
Mevlâmız İmam Ca’fer-i Sadık(A.S) şöyle buyurdu: “İnsanlar Mevlanâ Ali'nin, Resûlûllâh’ın(S.A.A) makamına herkesten daha layık olduğunu bilsinler diye..”
Adam tekrar şöyle arz etti: “Daha fazlasını buyurun..”
Mevlâmız İmam Ca’fer-i Sadık(A.S) şöyle buyurdu: “İnsanlar Mevlanâ Ali'nin, İmam ve ilmini yücelten hidayet bayrağını açan kimse olduğunu bilsinler diye..”
Adam tekrar şöyle arz etti: “Daha fazlasını buyurun..”
Buyurdu ki: "İnsanlar onun kendisinden sonra İmam olduğunu bilsinler ve onun yükseltilmiş bayrak olduğunu bilsinler diye.."
Bunun üzerine buyurdu ki: "Heyhat! Eğer sana bu olayın hakikatini bildirsem, benim yanımdan kalkıp çıkar ve benim hakkımda; Ca’fer bin Muhammed sözlerinde yalancı veya kendisi delidir, derdin.."
Sırlara müminlerden başka nasıl haiz olunur!

Kaynak:
el-Hafız Receb el-Bersi "Meşarık-l Envar'ül Yakîn Fî Esrâr-i Emîr'ül Müminini" S.27 / Fahreddin et-Tariyhi en-Necefi "Cevahir'ül Metalib Fî Fedâili

29/04/2026

Tarihte İlk Olarak ”Ömer’e “Faruk” Lakabını Kim Takmıştır.

İbn Kesir Dimeşki, Ömer ibn Hattap kitabının tercümesinde muteber kitap olan El Bidayet ve’n Nihayet kitabında şöyle yazmaktadır:

عمر بن الخطاب... الملقب بالفاروق قيل لقبه بذلك أهل الكتاب

“Faruk lakaplı Ömer bin Hattabın lakabını ona ehli kitap (Hıristiyan ve Yahudiler) takmıştır.”

1. İbn Kuteybe, El Maarif, s. 169,
2. Tehzibu’l Kemal, El Muzi, c. 12, s. 18 – 19
3. El Bidayetü ve’n Nihayet, İbn Kesir, c. 7, s. 370
4. (El Bidayet ve’n Nihayet, İbn Kesir, c. 7, s. 150.)

Muhammed bin Saad, Tabakatu’l Kubra’da, İbn Asakir, Tarihi Medinetu Dimeşk, İbn Esir, Usdu’l Ğabe ve Muhammed Bin Cerir Taberi, Tarihinde şöyle yazmışlardır:

قال بن شهاب بلغنا أن أهل الكتاب كانوا أول من قال لعمر الفاروق وكان المسلمون يأثرون ذلك من قولهم ولم يبلغنا أن رسول الله صلى الله عليه وسلم ذكر من ذلك شيئا .

“İbn Şahab, diyor ki bize ulaştığına göre Ömer’e ilk defa “Faruk” diyenler Ehli kitaptır. Müslümanlar onların (Hıristiyan ve Yahudilerin) sözlerinden etkilenerek Ömer’e Faruk demeye başladılar. Hiç Şüphesiz Hz. Peygamberin (s.a.a) onun hakkında böyle bir şey söylediği bize ulaşmamıştır.”
--------------
1. Et Tabakatu’l Kubra, Muhammed Bin Saad, c. 3, s. 270
2. Tarihi Medine ed Dimeşk, İbn Asakir, c. 44, s. 51
3. Tarihi Taberi, Tabari, c. 3, s. 267
4. Usdu’l Ğabe, İbn Esir, c. 4, s. 57

29/04/2026

İmam Ali (a.s) neden halifelik için savaşmadı?

Sıkça sorulan bir soru vardır: "Mademki hilafet İmam Ali’nin (a.s) hakkıydı, sahip olduğu tüm o ilahi kudrete rağmen neden bu hakkı bıraktı? Neden bunun için savaşmadı?"

Aslında bu soru, meseleye tamamen dünyevi ve beşerî bir pencereden bakmanın sonucudur. Çünkü bizlerin alışık olduğu dünya düzeninde insanlar yönetim için savaşır; tarih boyunca taht uğruna evladın babayı, babanın evladı katlettiğine, iktidar hırsıyla kanın gövdeyi götürdüğüne şahit olunmuştur. Fakat Müminlerin Emîri (a.s) için siyasi anlamdaki halifelik ve yönetim asla bir amaç olmamıştır. O'nun (a.s) asıl hedefi başa geçmek değil, ilahi imtihanın tecelli etmesi ve insanların hidayet yoluyla, gönüllü olarak hakka tâbi olmalarıydı.

Mevla (a.s) isteseydi tek bir işaretiyle hakikat perdelerini aralar, mucizevi kudretiyle herkesi boyun eğmek zorunda bırakırdı. Ama o zaman imtihanın ne anlamı kalırdı? O, insanların zorla değil, kendi iradeleriyle doğruyu seçmesini istiyordu. İmam (a.s), o muazzam kudretini perdeledi ki; kalplerdeki samimiyet ile sahtekârlık birbirinden ayrılsın.

Eğer Müminlerin Emîri (a.s) gaybi otoritesini her an zahire yansıtsaydı, insanlar marifetle değil, korkuyla boyun eğerdi. Oysa İslam’ın gayesi, insanların kılıç zoruyla değil, sevgiyle hakka yönelmesidir. O (a.s), yalnız kalarak kalplerdeki sadakati ölçmüştür. Kimin "güce" değil, "hakka" âşık olduğu ancak böyle bir imtihanla ortaya çıkabilirdi. Münafıklık, güç karşısında saklanan bir hastalıktır. İmam (a.s) kudretini perdelediğinde, kalplerinde maraz olanlar kendilerini güvende hissedip asıl niyetlerini; hasetlerini, makam hırslarını ve kinlerini dışa vurdular. Bu sayede saflar netleşti.

İmamet, risaletin bir devamıdır. Onlar nurun birer tecellisidir ve bu hakikati bizzat şöyle buyururlar: “Evvelimiz Muhammed, ortancımız Muhammed, sonuncumuz Muhammed; hepimiz Muhammed’iz.”

İşte kâfir oldukları açığa çıkmasın diye Allah’ın Elçisi’ne (s.a.a) hayattayken açıktan düşmanlık edemeyenler, O'nun vefatının hemen ardından asıl niyetlerini o nurun devamına karşı gösterdiler. O'nun (s.a.a) hazırladığı Kur’an’ı reddettiler, hakkı olan hilafeti teslim etmediler; hatta evine saldırdılar ve evlatlarını katlettiler.

Tüm bu zulümler karşısında İmam (a.s), Zülfikar’ın hışmını ve sahip olduğu kudreti zahir etseydi, hak ile batıl, mümin ile münafık asla birbirinden ayrılmazdı. Öyle bir durumda Muaviye dahi en büyük dalkavuk kesilip bir hak aşığı gibi davranabilirdi. Çünkü mutlak bir güç ve kudret karşısında menfaat devşirmenin tek yolu dalkavukluktur.

Dolayısıyla İmam (a.s), sahip olduğu ilahi kudrete rağmen; temiz cevherlerin pas ve kirden tamamen ayırt edilmesi, kalplerin özündeki hakikatin ortaya çıkması için bu sabır ve imtihan yolunu seçmiştir.

Allah bu hakikati şöyle beyan eder:
"Allah, p*s olanı temizden ayırıncaya kadar müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir." (Âl-i İmrân 179. ayet)

Osman’ın ölümünden sonra insanlar büyük bir kalabalıkla İmam Ali’nin (a.s) etrafında toplanıp halife olmasını istediklerinde İmam (a.s) bunu kabul etmek istemiyordu.
"Ya İmam! Gadir-i Hum’dan sonra insanlar ilk kez bu kadar büyük bir iştiyakla etrafında birleşti, neden kabul etmiyorsun?" diye sorulabilir. Çünkü o gün gelenlerin çoğu, Gadir-i Hum’daki velayeti idrak ederek veya ilahi hakkın ne olduğunu bilip tövbe ederek gelmemişlerdi; sadece “Ali adaletlidir, bu işi iyi yapar” mantığıyla, dünyevi bir huzur arayışıyla gelmişlerdi. Nitekim çok geçmeden Sıffin’de gösterdikleri itaatsizlik, bu temelsiz bağlılığın kanıtı oldu.

Nehcü’l Belâga’da nakledilen bir hadis bu bakış açısını ne güzel özetler: İmam Ali (a.s) ayakkabısını kendi eliyle yamarken Abdullah b. Abbas’a, "Bu ayakkabının değeri nedir?" diye sorar. Abdullah, "Bir değeri yoktur!" deyince Mevla şöyle buyurur:
"Allah'a andolsun ki, bir hakkı ayakta tutmak veya bir batılı yok etmek dışında, bu liderliğiniz benim için şu ayakkabıdan daha değersizdir."

İmam (a.s), yerinde duran bir Kâbe gibidir. Nitekim Hz. Fatıma (s.a) şöyle buyurmuştur: "İmam, Kâbe gibidir; insanlar ona gider, o insanlara gitmez." Allah’ın hüccetleri kapıları çalar, uyarırlar ama kimseyi zincirle hidayete çekmezler. Zira zorla yapılan itaat, imtihan sırrını bozar. Tıpkı şu ayette buyurulduğu gibi:
"Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin." (Ğâşiye 21-22. ayet)

Hak yolu yokuş yukarı çıkmak gibidir; yorar, nefes keser ama seni zirveye, temiz havaya ve geniş bir ufka ulaştırır. Batıl yolu ise yokuş aşağı koşmak gibidir; zahmetsizdir, hızlandırır ama sonunda seni uçuruma sürükler.

Günümüzde de bu imtihan aynı şekilde devam etmektedir. İmam (a.s) zahiren aramızda olmasa da savunduğu değerler ve yolu aynen ayaktadır. Bugün bizim imtihanımızın sonucu; zor da olsa bu ilahi değerlere ve Mevla’nın velayetine tutunmak mı, yoksa batılın kolaylığına kapılıp ebedi hayatımızı heba etmek mi olacaktır? Ne dersiniz?

17/04/2026

Ümmü Seleme dedi ki: Ona Feda Olum Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem efendimiz şöyle buyurdu:
"Ali'yi seven beni sevmiş olur, beni seven de Allahı sevmiş olur, Ali'ye buğzeden bana buğzetmiş olur, bana buğzeden de Allaha buğzetmiş olur"

Kaynaklar:
(et-Tabarani “Mucem el-Kebir” c 23, s 380, Hadis No: 901; İbn-i Asakir eş-Şafii "Tarih-i Dimaşk" c 42, s 271, Hadis No: 8801; eş-Şeblenci "Nur'ül Absar" s 72; Muhibeddin et-Tabari "Zehair'ul Ukba" s 65; el-Müttaki el-Hindi "Kenz'ul Ummal" c 12, Hadis No: 1264; İbn'ül Cevzi "Tezkiret'ül Havas" s 28)

11/04/2026

DÜŞMAN DIŞARIDA DEĞİL, İÇİNİZDEDİR!

Ey hakikatin peşinden gidenler!
Ey “iman ettik” diyenler!

Biliniz ki İslam’a vurulan en büyük darbeler, dışarıdan değil içeriden gelmiştir.
Kılıçla gelen düşman bellidir… Ama kalbin içine giren, iman maskesi takan düşman en tehlikelisidir!
Kur’ân bize bu gerçeği açıkça haber veriyor:

DIŞ DÜŞMAN NEDEN MÜNAFIĞI KULLANIR?
Allah Teâlâ buyuruyor:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا
“Ey iman edenler! Sizden başkasını sırdaş edinmeyin; onlar size zarar vermekten geri durmazlar…”
(Âl-i İmrân 3:118)

Ve yine:
وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ
“Sizinle karşılaştıklarında ‘iman ettik’ derler; yalnız kaldıklarında ise size olan kinlerinden parmaklarını ısırırlar…”
(Âl-i İmrân 3:119)

İşte hakikat:
Kâfir bilir ki, mümin karşısında açıkça durursa tanınır.
Ama münafık, müminin içine girer… ve içeriden yıkar!

SORU: MÜNAFIK NEDEN İTAAT EDER?
Bu sorunun cevabını yine Kur’ân veriyor:

1. Kalplerinde hastalık vardır

فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا
“Kalplerinde hastalık vardır; Allah da onların hastalığını artırmıştır…”
(Bakara 2:10)
Bu hastalık:
• Kibir
• Haset
• Menfaat sevgisi

2. Hakikati satarlar
اشْتَرَوْا بِآيَاتِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَصَدُّوا عَن سَبِيلِهِ
“Allah’ın ayetlerini az bir menfaat karşılığında sattılar…”
(Tevbe 9:9)
Münafık için hak değil, çıkar önemlidir!

3. Korkaktırlar
يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ
“Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar…”
(Münafikûn 63:4)
Güç kimdeyse ona boyun eğerler!

4. Kâfirleri dost edinirler
الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ
“Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler…”
(Nisâ 4:139)
Bu bir zayıflık değil, bilinçli bir tercihtir!

PEYGAMBER EFENDİMİZ ﷺ NE BUYURUYOR?
“Münafığın alameti üçtür:
Konuştuğunda yalan söyler,
Söz verdiğinde sözünde durmaz,
Emanete ihanet eder.”
(Buhârî, Müslim)

“İki yüzlü olanlar insanların en şerlilerindendir.”
(Buhârî)

(SARSICI GERÇEK)

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ
“Şüphesiz münafıklar ateşin en alt tabakasındadır.”
(Nisâ 4:145)

UYAN!
Ey mümin!
Düşman sadece dışarıda değildir…
En tehlikeli düşman, senin gibi konuşan ama senin gibi inanmayan kişidir!
Cemalettin Yaldır

Münafık:
• Hakikati bilir ama yüz çevirir
• Menfaat için dinini satar
• Güçlüye boyun eğer
Ve her çağda aynı rolü oynar!

———

09/04/2026

SAVAŞLARIN FATİHİ, KAFİRLERİN KORKULU RUYASI HAYDAR-I KERRAR ALİ (AS) KİMDİR ?


1. Kur’ân ile Hz. Ali (a.s)

1. Velâyet Ayeti
“Sizin veliniz (dostunuz ve yöneticiniz) ancak Allah, Resûlü ve namaz kılıp rükû halinde zekât veren müminlerdir.”
📚 (Maide 5:55)

Tefsirlerde (özellikle Taberî, Zemahşerî gibi alimlerde) bu ayetin, Hz. Ali’nin (as) rükû hâlinde yüzüğünü sadaka vermesi üzerine indiği rivayet edilir.

2. Tebliğ Ayeti
“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et…”
📚 (Maide 5:67)

Bu ayetin, Gadir Hum olayında Hz. Ali’nin (as) ilanı ile bağlantılı olduğu birçok rivayette geçer.

2. Peygamber Efendimizin (s.a.a) Hadisleri
1. Gadir Hum Hadisi
“Ben kimin mevlasıysam, Ali de onun mevlasıdır.”
📚 (Tirmizî, Ahmed b. Hanbel, Hakim)

Bu söz, Peygamberimizin (saa) Hz. Ali’yi (as) açıkça övdüğü ve yücelttiği en güçlü hadislerden biridir.

2. Harun Benzetmesi Hadisi
“Ya Ali Sen bana, Musa’ya karşı Harun gibisin. Ancak benden sonra peygamber yoktur.”
📚 (Buhârî, Müslim)

Burada Musa ve Harun arasındaki yakınlık, Hz. Ali (as) için örnek gösterilmiştir.

3. İlim Kapısı Hadisi
“Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır.”
📚 (Tirmizî, Hakim)

Bu hadis, Hz. Ali’nin (as) ilimdeki üstünlüğünü anlatır.

4. Nuh’un Gemisi Hadisi
“Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur, Binmeyen helak olur…”
Burada Hz. Ali (as) Muhammad’in (saa) Ehl-i Beyt’inin merkezinde yer alır.

3. Kısa ve net tanım
Hz. Ali (a.s):
•Peygamberimizin amcasının oğlu ve damadı
• İlk iman edenlerden
•Bedir, Uhud, Hayber gibi savaşların Fatihi, kahramanı
•İlim, adalet ve cesaretin sembolü
•Ehl-i Beyt’in merkezi şahsiyeti
•4. İmamların Babası, Halife / 1. İmam, Şahı Velayet,..


Tek cümleyle
Hz. Ali (a.s), Kur’an’da işaret edilen, Peygamber tarafından açıkça övülen; ilimde, adalette ve hakta zirve olan Ehl-i Beyt (as)'ın en büyük temsilcilerinden biridir.

04/04/2026

MASUM (AS)'LARDAN ADALET VE ADALETİN DEĞERİ HAKKINDA OKYANUSTAN BİR DAMLA

Ona Feda Olum İmam Ali (a.s) buyurdu: “Adalet, alemin kendisiyle kıvam bulduğu bir temeldir.” 1
“Münezzeh olan Allah adaleti insanlar için bir kıvam (hayatta kalış
sebebi); her türlü zulüm ve günahtan temizlenme ve İslam’ın kabulünü kolaylaştırma
aracı kılmıştır” 2
“Adalet halkın kıvamı ve valilerin güzelliğidir.” 3
“Adalet devletlerin kalkanıdır.” 4
“Halk adaletle islah olur.” 5
“Adalet sebebiyle bereketler kat kat artar.” 6
“Adalet yöneticiliğin düzenidir.” 7
“Adalet gibi hiçbir şey şehirleri bayındır kılmamıştır.” 8
İmam Ali (a.s), kendisine “Adalet mi üstündür yoksa bağışlayıcı olmak mı?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır. Bağışlamak ise işleri yerlerinden çıkarır. Adalet kuşatıcı bir siyasettir. Ama bağışlamanın özel etkileri
vardır. O halde adalet daha şeriftir ve daha üstündür.” 9
Fatımat’üz-Zehra (a.s): “Allah adaleti kalpleri sükuna erdirmek için farz kılmıştır. 10
İmam Sadık (a.s) buyurdu: “Adalet susuz insana ulaşan sudan daha tatlıdır.” 11
İmam Sadık (a.s): “Adalet baldan daha tatlıdır, yağdan daha yumuşaktır ve miskten daha güzel kokuludur.” 12
Kaynaklar:
1- Metalib’us Suul, 61
2- Gurer’ul-Hikem, 4789
3- a. g. e. 1954
4- a. g. e. 1873
5- a. g. e. 4215
6- a. g. e. 4211
7- a.g.e, 774
8- a. g. e. 9543
9- Nehc’ul Belağa, 437. hikmet
10- İlel’uş Şerayi’, 248/2
11- el-Kafi, 2/146/11
12-a. g. e. s. 147/15

26/02/2026

ÜMMÜ SELEME ANNEMİZ ANLATIYOR

İmam Ali izin isteyerek içeri girdi.
Muhammed Mustafa
Onu tanıyor musun? diye sordu.
Ben:
Evet, bu, Ali b. Ebu Talib'dir, dedim.
Bunun üzerine Muhammed Mustafa şöyle buyurdu:

“Doğru söyledin; canı canımdan, eti etimden, kanı kanımdandır;

ilmimin mahzeni odur. Duy ve şahitlik et ki o, benden sonra

Cemel Sıffın Nehravan ehli ile savaşacak ve andolsun ki benim Hukukumu Ali ihya edecektir.

“Yine işit ve şahitlik et ki eğer bir kul, Rükün ile Makam arasında bir milyon yıl Allah'a ibadet etse,

sonra da Ali'ye düşman olarak Allah'ın huzuruna çıksa, hiç kuşkusuz

Allah, onu kıyamet günü burnu yere sürülmüş olarak ateşe atacaktır!”
-------------
El-Menakıb, Harezmî, s.86, h.77
Tarih-i Dımeşk, c.42, s.470, h.9042
İlelu'ş-Şerayi, s.65, h.3,

26/02/2026

ALEVİLİK MEZHEP DEĞİL İSLAMIN ÖZÜDÜR

Ehlibeyt’i nasıl anlatırsınız?
Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin… Ehlibeyt deyince bu çekirdek beş kişiyi ve onlardan gelenleri anlarız. Zaten kelime anlamı “ev halkı” demek. Peygamberimiz vedasında “Sizlere Kuranı ve bir de Ehlibeytimi emanet ediyorum” der. Ehlibeyt Alevi Bektaşiler için çok önemlidir. Ehlibeytsiz bir Alevilik olmaz.

“Yol”dan ne anlamalıyız?
“Tarik-i nazenin” denir; yani herkesin nefsine hakim olamayacağı, zor, nazik bir yol manasında kullanılır. Dolayısıyla “yol” da tarikat demektir. Allah’a ulaşmanın şeklidir. Hacı Bektaş Veli bunu şöyle ifade eder: “Dört kapı, kırk makam.” Yani dört kapıdan, kırk makamdan geçeceksin, Allah’a ancak ondan sonra ulaşırsın, demek.

Bu “yol” İslam içi midir, İslam dışı mı?
Bu çok saçma bir tartışma konusudur, çünkü biz “on iki imamları” andığımızda onlar kimdir? Peygamber kimdir? Hacı Bektaş Veli kimdir? Bunların hepsi İslam. O halde kimse Alevilik İslam’ın dışında diyemez. Bunu dediğiniz zaman siz Alevi Bektaşiliğe sadece dışarıdan bakmışsınız demektir. Bugün Alevilerin yüzde 99.9’u da İslam’ın içinde olduğunu bilir, “Elhamdülillah Müslümanız, Aleviyiz, Bektaşiyiz” derler. “Allah Muhammed Ali” diye bir üçleme vardır.

Peki “Mezhep” denebilir mi?
Mezhebi biz kabul etmiyoruz, çünkü birincisi Hz. Ali’nin de bir mezhebi yok, Peygamberimizin de bir mezhebi yok, İmam Caferi’nin de yok. İkincisi, mezhep İslam’ın farklı yorumlanmasıdır. Biz ise diyoruz ki “Biz özden ayrılmıyoruz. İslam neyse biz ondan devam ediyoruz.” Bizim kılavuzumuz kim? Hz. Ali ve on iki imamlar, yani peygamberin sülalesi. Demek ki biz hiçbir yola sapmadık. Biz dosdoğru, o yoldayız, ama oysa mezhepler farklı farklı. Deniyor ki “Dört mezhep hak”; eğer gerçekten haksa o zaman birinin yaptığı öbüründe yasak olmaz. Ama mezheplerde birisinde haram olan, diğerinde helal oluyor.

Nasıl tanımlamak gerekiyor o zaman?
Alevilik, Aleviliktir; Aleviliği tarif etmeye kalktığınızda muhakkak bir yerleri eksik kalır. Aslında zaten inançlar tarif edilmez, ancak yaşanır. Bir inancı ne kadar yaşarsan o kadar alırsın. Ama ille de bir şey diyeceksek, o zaman Alevi Bektaşilik için “İslam’ın Bâtınî tarzda bir yorumudur” diyebiliriz.

25/02/2026

İNSANLIK İÇİN EN AĞIR İMTİHAN:
LANETLENMİŞ SOY!

Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresi’nin 60. Ayet-i Kerimesi’nde Cenab-ı Allah; “Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur’an’da lanetlenmiş olan o soyu da sadece insanlar için ağır bir sınama kıldık. Onları korkutuyoruz, ama bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey artırmıyor.” buyurmuştur.

Başta Ehl-i Beyt (s) olmak üzere birçok tarikten gelen hadis-i şeriflere göre, Resulullah (s.a.a) rüyada birtakım maymunların minberine çıktıklarını görmüş ve bu rüya Resulullah (s.a.a)’ı çok üzmüştür. Ayet, işte bu rüyaya işarettir.

Yine hadislere göre ayette lanetlenen “soy” (şecere: soy ağacı)’ndan maksat “Emeviler / Ümeyyeoğulları”dır. Ayette açıklandığı üzere Emevilerin kılık değiştirerek Peygamber (s.a.a)’in minberini işgal etmeleri insanlar için bir imtihan vesilesidir.

Emeviler (Ümeyyeoğulları)’ın lideri Ebu Süfyan, Mekke’de Hz. Peygamber (s.a.a) ve yüce İslam dinine karşı muhalefet ve düşmanlığı örgütleyen liderdi. Bedir Savaşı’nın müsebbibi olan Ebu Süfyan, Uhud ve Hendek Savaşı’nda ise müşrik ordusuna komuta etmiştir.

Ebu Süfyan, İslam ümmetini fitnelere gark eden Muaviye’nin babası ve Hz. Peygamber (s.a.a)’in pak Ehl-i Beyt (s)’ini katleden, Kabe’yi yıkan, Harre Vakası ile Medine şehrini can, mal ve namus olarak üç gün mubah kılıp binlerce sahabe kız ve torununun tecavüz emrini veren Yezid’in dedesidir.

II. Halife zamanında Şam (bugünkü Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin)’e vali atanan Muaviye, burada kendisine “Yeşil Saray” adıyla büyük bir saray inşa ettirerek “devlet içinde devlet” olarak hüküm sürmeye başladı.

Hz. Ali (s)’nin hilafeti döneminde isyan eden Muaviye, İslam dünyasında bitmek tükenmek bilmeyen fitne ateşini yakan kişidir. O aynı zamanda “saltanat”ın da kurucusudur.

Muaviye, doksan yıl boyunca devam eden başta Hz. Ali (a.s) olmak üzere Ehl-i Beyt (s)’e cami, mescid ve diğer toplumsal alanlarda “lanet okunması” geleneğini başlatan melundur. O’nun emri ile tüm cami, mescid ve toplumsal alanlarda doksan yıl boyunca Hz. Peygamber (s.a.a)’in ailesine küfredilmiştir.

Oğlu Yezid, Kerbela’da Hz. Hüseyin (s) başta olmak üzere Peygamber (s) ailesini katletmiş, Kabe’ye saldırarak, Kabe’yi mancınıkla taşlatmış, Hacerül Esved taşını kırmıştır.

Yezid’in cinayetleri bunlarla da sınırlı değildir. Yezid, kendisine biat etmeyen Medine şehrini ordusuna can, mal ve namus olarak üç gün mubah kılmış ve bu olayın ardından yaşanan tecavüzler dolayısıyla binlerce gayr-i meşru çocuk doğmuştur.

Daha sonra bu olaya tarihte “Harre Vakası” ve olay sonrası doğan gayr-i meşru çocuklara da “Harre Çocukları” adı verilmiştir.

Bu cinayetkar ve fitnenin gözü olan ve Allah tarafından Şecere-i Melune olarak adlandırılan Emeviler, tüm insanlar için (Kur’an’ın ifadesi ile) en ağır imtihandır.

Peki, bu imtihanın mahiyeti nedir?

Emeviler, Hz. Peygamber (s.a.a)’in minberini gasp ederek onun adına söz söyleme yani dine şekil verme imkanını ele geçirdiler.

Emeviler saltanat ve hükümranlıklarını sağlamlaştırıp uzun kılabilmek için Kur’an-ı Kerim’i “mana olarak” tahrif ettiler. Sayısız hadis uydurulması ve dinin bir çok hükmünün bulanık hale getirilmesini sağladılar.

İşte insanlık için imtihan budur!

Kişi, Emevilerin uydurduğu İslam’ı teşhis ve tespit edip onu yere çalabilecek mi? Ehl-i Beyt (s)’in kurtuluş gemisi ve İslam için konumunun Kabe gibi olduğunu akledebilecek mi? Yoksa cehalet, taassup, gelenek ve adetlere rehin mi düşecek?

İşte imtihan budur!

Ne mutlu o kimselere ki, “Şecere-i Melune”nin geçek yüzünü görüp hidayet çırağı Ehl-i Beyt (s)’te tabi olmuşlardır.

Address

Sanlıurfa
63200

Opening Hours

Monday 09:00 - 21:30
Tuesday 09:00 - 21:30
Wednesday 09:00 - 21:30
Thursday 09:00 - 21:30
Friday 09:00 - 21:30
Saturday 09:00 - 21:30
Sunday 09:00 - 21:30

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kısas Cem Kültürünü Yaşatma ve Alevî Bektaşi Derneği posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share