Atatürkçü Düşünce Derneği Samandağ Şubesi

Atatürkçü Düşünce Derneği Samandağ Şubesi Bu Kemalist Düşün Sistemi

Bilimi Rehber Alan, Antiemperyalist, Tam Bağımsızlık, Çağdaş, Yenilikçi, Eşitlikçi, Özgürlükçü,
Halkçı, Demokratik, Yurttaş odaklı Ulus Bilinci, Yurtta Barış Cihanda Barış, Üniter Devlet yapısı, Laik Cumhuriyet Anlayışı, Atatürkçü Düşünce Sistemidir.

BASINA VE KAMUOYUNAEMEK EN YÜCE DEĞERDİR!İşçi Bayramı'dır, emeğin sermaye sömürüsüne karşı insanca yaşam mücadelesini yü...
30/04/2026

BASINA VE KAMUOYUNA

EMEK EN YÜCE DEĞERDİR!

İşçi Bayramı'dır, emeğin sermaye sömürüsüne karşı insanca yaşam mücadelesini yükselttiği gündür 1 Mayıs.

1 Mayıs 1886'da 8 saatlik iş günü talebiyle greve çıkan Şikagolu işçilere yönelik polis saldırısı sonucu meydana gelen ve 4'ü işçi, 7'si polis 11 kişinin hayatını kaybettiği Haymarket Olayı anısına 140 yıldır bütün dünyada bayram olarak kutlanmaktadır bu anlamlı gün.

Türk toplumu ise, ilk kez Osmanlı döneminde 1911 yılında Selanik’te, ardından 1912'de İstanbul’da kutlamıştır 1 Mayıs'ı. 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanından önce çıkarılan bir yasa ile ülkemizde de resmî bayram ilan ve kabul edilmiştir.

Türkiye’de; demokrasi, hukuk, adalet ve insan hakları talepleri gibi emekçi hakları ve İşçi Bayramları da hep yasaklarla, baskılarla, şiddetle engellenmeye çalışılmıştır. Zaman zaman şiddet o boyutlara varmıştır ki, tarihe "Kanlı Pazar" adıyla geçen 16 Şubat 1969 (FKF öncülüğündeki devrimci üniversite gençliği ile çoğunluğu DİSK üyesi devrimci işçilerin 6. Filo protestosu) ve 1 Mayıs 1977 (DİSK öncülüğündeki işçilerin ve devrimci kitlelerin 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlaması) Taksim Katliamları bile yaşanmış, canlar yitirilmiş, ağır bedeller önlenmiştir. Bunun son örneği ise, Eskişehir Doruk Madencilik işçilerinin, işverenin aylarca ödemediği ücret ve tazminatlarını alabilmek için kilometrelerce yürümek, polis cop ve gazına maruz kalmak, tekme tokat gözaltına alınmak, bozkır ayazında üstleri çıplak oturma eylemi yapmak, dondurucu soğukta sokaklarda sabahlamak ve nihayet açlık grevine yatmak zorunda kalmaları olmuştur.

Bunca acıdan sonra herhalde artık anlaşılmış olmalıdır; ülkemizde (bütün mazlum ülkelerde de) demokrasi güçlendirilmedikçe, Kuvvetler Ayrılığı ve Yargı Bağımsızlığı ilkelerine ödünsüz bağlı bir Hukuk Devletigerçekleştirilmedikçe, nüfus ve insan kaynağı planlanması yapılmadıkça, bütün yer altı ve yer üstü ulusal kaynaklara sahip çıkılmadıkça, çağdaş, laik, bilimsel, kamucu ve ücretsiz eğitim sağlanmadıkça ve tabii sermayenin kâr hırsının ücretleri minimize edip açlık sınırı altına itmesine izin vermeyen, emeğin de, sermayenin de haklarını karşılıklı güvence altına alan akılcı ve gerçekçi bir üretim ekonomisi yürürlüğe sokulmadıkça ne sömürü bitecektir, ne emek düşmanlığı son bulacaktır, ne çalışma hayatı huzura, barışa ve yüksek verimliliğe kavuşacaktır, ne de topyekûn kalkınma sağlanıp "Bolca Üretim-Hakça Bölüşüm" hedefine ulaşılabilecek, yoksulluktan kurtulunabilecektir.

O halde, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur, yol ve yöntem bellidir; Atatürk Cumhuriyeti'nin başarısı kanıtlı, “4 Denge Kuramı” esaslı [Bütçe (Gelir-Gider), Dış Ticaret ve Ödemeler (İthalat-İhracat ve Döviz Giriş-Çıkış), Ekonomi (Üretim-Tüketim) ve Yatırım (Devlet-Özel Sektör) Dengeleri], yüksek teknolojili ürün üretme hedefli ve özgün (moda deyişle yerli ve milli) "Kemalist Karma Üretim Ekonomisi" modeli günümüz koşullarına uyarlanarak uygulanmalı, emekçilerin sarı sendika tuzağından, iktidar ve işveren baskılarından korunup sınıf bilincine sahip gerçek sendikalarda örgütlenmeleri önündeki engeller kaldırılmalı, iş ve işçi güvenliği yasal güvencelere kavuşturulmalıdır.

“… ve elbette ki sevgilim, elbet/dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya/dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla/bu güzelim memlekette hürriyet…”

1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ

22/04/2026

BASINA VE KAMUOYUNA

YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ
MANİFESTOSU (3)

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; demokratik kitle örgütlerimiz ve siyaset kurumumuzun da dikkate alması dileğiyle milletimize seslenerek ilkini 23 Nisan 2022’de, ikincisini 23 Nisan 2023'de yayınladığımız “Yeniden Atatürk Cumhuriyeti Manifestosu”nu son gelişmeler bağlamında bu yıl tekrar yayınlamamız gerektiğini düşündük. Arz ederiz.

AZİZ TÜRK MİLLETİ!

Yaşadığımız toprakları vatan yapan Atatürk ve Kemalist Devrimciler, akıl ve bilimden koptuğu için çökmekte olduğunu gördükleri, cepheden cepheye koşarak kurtarmaya çalıştıkları, yıkılışını tarifsiz acılarla izlemek zorunda kaldıkları devletlerinin enkazı üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yoktan var ederken hamuruna bir maya kattılar. Devletimizi ayakta tutan o mayanın adı namus’tu, eksilmesine izin verilmemelidir.
Bölgemiz kana bulanır, rejimler ve sınırlar değiştirilip haritalar yeniden çizilir, dünya tek kutupluluktan çok kutupluluğa evrilme sancıları çekerken ülke olarak bütün kalmak ve barış içinde yaşamak için bütün ilke, eser ve politikalarıyla dünyaya örnek olmuş Atatürk Cumhuriyeti’nin en doğru yol, Kemalizm’in en şaşmaz pusula, laik üniter ulus devlet yapımızın, dil birliğimizin, millet tanımımızın ve bölünmez bütünlüğümüzün de en vazgeçilmez esaslar olduğu herhalde artık herkes tarafından anlaşılmış olmalıdır.

ATATÜRK CUMHURİYETİ; aydınlanma devrimleriyle ulusuna çağ atlatan bir eğitim, kültür ve kadın devrimi, sanat ve bilim özgürleşmesi, bütüncül bir uygarlık projesidir, bir Türk Rönesansı’dır, değeri bilinmelidir. Anadolu’nun on binlerce yıllık kültürü ile bütünleşen Cumhuriyet kültürü en değerli kazanımımızdır, titizlikle korunmalı, geliştirilmelidir.

LAİKLİK; demokrasinin olmazsa olmazı, aklın özgürleşmesi, yurttaşın “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” birey olmasıdır. Tarihten ders alınmalı, tarikat, cemaat adlı emperyalizm taşeronu dinci-gerici yapılanmalar için yasalar uygulanmalı, bunların dernek ve vakıflarına kamuda alan açılmamalıdır.

Bilinmelidir ki devlet taş binalardan değil, görevli yurttaşlardan oluşur, o yurttaşlar laik bireyler ise laiktir. Ve laiklik; 103 yıldır gölgesinde güvenle yaşadığımız Cumhuriyet kubbemizin kilit taşıdır, dokunulmamalıdır.

YARGI; ulusal egemenliğin ve bağımsızlığın temel unsurudur. Mutlaka bağımsız ve mutlaka anayasal düzenden yana taraf olmalıdır. Yargı yetkisi bağımsız mahkemeler tarafından millet adına kullanılır ve hiçbir koşulda başka bir otoriteye devredilemez. Yargı erki bağımsızlığını yitirir, iktidarların veya paralel yapılanmaların güdümüne girer, talimat ve baskılarla hüküm kurarsa, demokrasi ortadan kalkar, seçimler anlamsızlaşır, ekonomi kriz bağımlısı olur, toplum yozlaşır, “ahlak ölür, millet bölünür, mülkün (devletin) temeli adalet çöker, devlet yıkılır!” (Fatih Sultan Mehmet) N**i Almanyası’ndan Mussolini İtalyası’na tarihte örneği çoktur, ibret alınmalıdır.

ULUSUMUZ; 1961 Anayasası’nı esas alan bir “Demokratik Anayasa”ya ve “Hukukun Üstünlüğü” ile “Kuvvetler Ayrılığı” ilkelerine tam bağlı gerçek bir Hukuk Devleti’ne kavuşturulmalıdır.

PARA; ilk çağlardan beri bir diğer ulusal egemenlik ve bağımsızlık unsurudur. Üretimden kopmuş, hukuk güvencesini yitirmiş, nepotizme, yolsuzluğa, rüşvete ve israfa batmış devletlerin parası pul, yurttaşı kul olur. Üretim artırılmalı, az kazananın az, çok kazananın çok ödeyeceği, dolaylı vergilerin değil gerçek vergilerin esas olacağı adil bir vergi sistemi kurulmalı, kayıt dışı ekonomi önlenmeli, gelir dağılımı adaleti sağlanmalı, imar ve vergi afları gibi haksızlıklar son bulmalı, kamu maliyesi naslar ya da kerameti kendinden menkul saplantılarla değil, akıl ve bilimle yönetilmelidir.

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” tanımı doğrultusunda ulus olma bilincimiz ve ulusal birliğimiz güçlendirilmeli, Türklüğü anayasadan çıkarma sapkınlığının dillendirilmesine dahi izin verilmemelidir.

Emperyalizmin “böl-yönet!” taktiği enstrümanı mikromilliyetçilik ve mezhepçilik tuzaklarına düşülmemeli, müellifi kendini sömürge valisi sanan pedofiller ve devlete isyan etmiş bebek katili hainler olan “çok dilli, çok uluslu, çok hukuklu, teokratik temelli federasyon” talebi hadsizliklere hak ettiği yanıt verilmelidir.

DIŞ POLİTİKA; “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi ve bölge merkezli karşılıklılık esaslı, büyük devletlerle dengeli ve onurlu ilişkiler temelli Kemalist anlayışla yürütülmelidir. Atatürk’ün; Balkan Antantı, Sadabat Paktı ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni gerçekleştiren, Hatay’ı anavatana katan akılcı politikaları ile SSCB (Rusya), Orta Doğu ve Avrupa ilişkilerindeki prensipleri hep akılda tutulmalı, uluslararası antlaşmalarda ve büyük devletler siyasetinde bağımsızlığımızı zedeleyecek adımlardan kaçınılmalıdır.

BOP, 21. yüzyıl Sevr’idir. Bu projeyle bölgemizi perişan eden ve son olarak İran’a saldıran ABD’nin harita ile sabit nihai hedefinin ülkemizi bölmek olduğu görülmeli, önlem alınmalıdır.

Cumhuriyetimiz antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı KURULUŞ AYARLARINA dönmeli, yeniden “kimsesizlerin kimsesi” olmalı, Türkiye Türkiye’den yönetilmelidir.

TBMM’ye neden GAZİ MECLİS denildiği, devletimizin “Meclis Hükümeti” esası ile kurulduğu, meclisin milli iradenin tecelligâhı olduğu hatırlanarak Tek Adam düzeni terk edilmeli, tekrar meclis merkezli bir yönetim sistemi kurulmalıdır.

EĞİTİM; yeniden laik, bilimsel, kamucu ve ücretsiz olmalı, 4+4+4 yanlışından dönülmeli, temel eğitimin kesintisiz 12 yıl olması sağlanmalı, köy okulları açılmalı, çocuklarımız dünya çocukları ile yarışabilecekleri bilimsel bilgi ile donatılmalı, müfredat hurafe ve dogmalardan arındırılmalı, okullarımız tarikat ve cemaat adlı dinci-gerici yapılanmaların cirit attığı kurumlar olmaktan kurtarılmalı, Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) yasası ödünsüz uygulanmalı, öğretmen yeniden hak ettiği saygınlığa ve yaşam düzeyine kavuşturulmalıdır.

Üniversitelerimizin bilimsel ve idari özerkliğe sahip irfan yuvaları olacağı bir ÜNİVERSİTE REFORMU ivedilikle yapılmalı, akademik unvanlar bilimsel yeterlik ve liyakat esasıyla verilmeli, ara eleman yetiştirecek meslek okulları Köy Enstitüleri modeliyle hayata geçirilmeli, gençlerimiz geleceklerini yurt dışında arama utancından kurtarılmalıdır.

SAĞLIK; sosyal devletin temel görevlerinden biridir. Hastayı müşteri, hastaneyi ticarethane olarak tanımlayan, sağlık emekçisinin emeğini sömüren, halk sağlığını vahşi kapitalizmin çok uluslu şirketlerinin talanına terk eden neoliberal sağlık politikalarına son verilmeli, Cumhuriyetin “Koruyucu Tıp öncelikli Toplumsal Kamucu Sağlık Sistemi” yeniden kurulmalı, ilaç, aşı ve tıbbi malzeme üretimi yerli kaynaklara dayandırılmalıdır.

KADININ; insan olarak eşitliği kâğıt üzerinde bırakılmamalı, çalışma hayatının ve sosyal yaşamın içinde olması sağlanmalı, medyadan sokağa, iş yerine ve eve kadar kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismarın her türü sözlüklerimizden çıkarılmalı, İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmeli, “çocuk” ile “gelin” ve “işçi” sözcüklerinin birlikte kullanılması ayıbı tarihe gömülmelidir.

SANAT VE BİLİM özgürlüğü sınırsız olmalı, uygar toplum olmanın, toplumsal gelişimin ve kalkınmanın itici gücünün bilim ve sanat olduğu unutulmamalı, sanatçı ve bilim insanı el üstünde tutulmalıdır.

İstihdam yaratamayan, sosyal güvenlik sistemini çökerten, sürekli cari açık ve işsiz üreten, dışa bağımlı, emekçisini, emeklisini süründüren, bir avuç mutlu azınlığa ve faiz lobilerine hizmet eden “Serbest Piyasa Ekonomisi” adıyla pazarlanan “Neoliberal Soygun Düzeni”ne derhal son verilmeli, üretimsizliğin sebep, faiz, enflasyon, işsizlik ve açlığın netice olduğu gerçeği unutulmamalı, yüksek teknolojili ürün üretme ve 4 Denge Teorisi (Bütçe, Üretim-Tüketim, Dış Ticaret ve Kamu-Özel Sektör Dengeleri) esaslı “KEMALİST KARMA ÜRETİM EKONOMİSİ” yeniden devletimizin temel ekonomi politikası olmalıdır.

DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) yeniden devreye sokulmalı, akılcı planlama ve gerçekçi teşvik politikaları ile kamu ve özel tüm güçlerin katılacağı bir üretim seferberliği başlatılmalı, kooperatifçilik ihya edilmelidir.

ÇALIŞMA YAŞAMI; işsizliğin ücretleri baskılamasına ve emeğin sermayenin kâr hırsına kurban edilmesine izin verilmeksizin üretim eksenli emek-sermaye birlikteliği sağlanarak geliştirilmeli, kredilendirme ve teşvik uygulamalarında tercihler gerçekçi olmalı, sınıf sendikacılığı güçlendirilmeli, “Sigortasız İşçi” ve “vergisiz kazanç” gibi kavramlar yok edilmelidir.

Çağımız BİLİŞİM, SANAYİ 5.0 ve YAPAY ZEKÂ çağıdır, kaçırılmamalı, yatırımlarda bu alanlara öncelik verilmelidir.

TARIM VE HAYVANCILIK desteklenmeli, en zor koşullarda kendini doyuran 7 ülkeden biri olmamızı sağlayan çiftçimizi toprağından koparan uygulamalar terk edilmeli, kamuya ait Tohum Islah İstasyonları ve Tarım Üretim Çiftlikleri ile diğer üretim tesisleri yeniden faaliyete geçirilmelidir.

NÜFUS ve insan kaynağı planlaması ihmal edilmemeli, eğitimsiz kalabalıkların iş gücüne ve üretime katılamayacaklarından topluma yük olacağı bilinmelidir.

MÜLTECİ, sığınmacı ya da ensar kılıflarıyla meşrulaştırılmaya çalışılan ve milyonlarla ifade edilen yabancılar sorununun, demografik yapımızı tarumar ederek iç çatışma çıkarma amaçlı ve ırkçılık suçlamaları ile örtülemeyecek kadar ciddi yeni bir emperyal saldırı olduğu görülmeli, gelenler uygun yol ve yöntemlerle ülkelerine gönderilmelidir.

ORDUMUZ; siyasetin etkisinden soyutlanmalı, komuta bütünlüğü yeniden sağlanmalı, kendi sağlık, eğitim, yargı ve terfi sitemlerine sahip kılınmalı, paramiliter yapılanmalar dağıtılmalı, bireysel silahlanma çılgınlığı önlenmeli, NATO kolordu ve üsleriyle ulusal egemenliğimizin ve Montrö’nün aşındırılmasına izin verilmemeli, “Parti Ordusu” gibi kabulü olanaksız algılar kırılmalı, halkımızın bütün güvenlik güçlerimize tereddütsüz güveneceği bir düzen kurulmalıdır.


BASIN; Atatürk’ün “Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir.” sözü ışığında özgür, bağımsız ve tarafsız olmalı, basın organları sahiplerinin tek işlerinin basın olması sağlanmalı, iktidar medyası yaratma yanlışından uzak durulmalıdır.

SİYASİ PARTİLER VE SEÇİM YASALARI mutlaka demokratikleştirilmeli, lider sultası ortadan kaldırılmalı, her türlü aday belirlemede ön seçim tek kural olmalı, örgütlü toplum olmanın önündeki tüm engeller kaldırılmalı, tırnak boyası, seçim kurulları ve seçmen kütükleri dâhil seçim güvenliği tartışılır olmaktan çıkartılmalı, propaganda eşitliği ile her türlü seçim harcamalarının ve siyasetin finansmanının denetimi sağlanmalı, SİYASİ ETİK YASASI mutlaka çıkarılmalıdır.

ULAŞIM; demir ve deniz yolları öncelikli olarak geliştirilmeli, enerji ve diğer stratejik alanlardaki dışa bağımlılığımız en aza indirilmeli, özelleştirilen stratejik tesisler devletleştirilmelidir.

Lantan ve lütesyumdan skandiyum ve itriyuma kadar toplam 17 elementten oluşan, yüksek teknoloji, savunma sanayi ve yeşil enerji dönüşümünde yaşamsal rol oynayan NADİR TOPRAK ELEMENTLERİMİZ (NTE) ve bor, toryum, lityum, nikel, kobalt gibi KRİTİK MİNERALLERİMİZ başta olmak üzere sularımız ve ormanlarımız, dâhil Beylikova’dan Bigadiç’e, Akbelen’den Kaz Dağları’na, Salda’dan Ergene’ye tüm yeraltı ve yer üstü kaynaklarımıza, sahip çıkılmalı, son 20 yılda 386 bin gibi inanılmaz bir sayıya ulaşan maden ruhsatları gözden geçirilmeli, vatanımız çok uluslu şirketlerin talanından korunmalıdır.

ÇALIŞMA yaşamından banka ve sigorta sistemine, turizmden spora, emekli ve yaşlılarımızdan engelli yurttaşlarımıza her alanda uygulanacak akılcı politikalarla halkımızın barış, huzur ve güven içinde yaşayacağı bir düzen kurulmalıdır.

TÜRKİYE; sınırlarını ve “Mavi Vatan”ını koruyamayan, 20 adasındaki Yunan işgalini tepkisiz seyreden, tescilli rüşvetçilerce temsil edilen, saraylarda itibar arayan, yöneticileri kapılarda bekletilen, terör örgütleri ile pazarlık yapan ve meşruiyet verme hadsizlikleri ile karşı karşıya bırakılan bir ülke olarak anılmamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti büyük doğmuştur, onurlu insanlar ülkesidir, büyüklüğüne ve insanına layık yönetilmelidir.

Ulusumuz bunların tamamını yüz yıl önce yaptı, namus ve liyakatle yöneten doğru kadrolarla, akıl ve bilim rehberli doğru yol haritası ile bugün de yapacak güçtedir, milletimize güveniyoruz!

Dünyanın en bereketli topraklarında, dünyanın en fedakâr ve en çalışkan milletini açlığa mahkûm eden BU DÜZEN DEĞİŞMELİDİR!

Biz Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri ve milletimizin büyük çoğunluğunu oluşturan Mustafa Kemal’in Askerleri; bilgili olacağız, cesur olacağız, kararlı olacağız, çok çalışacağız ve Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne mutlaka ulaşacağız, söz veriyoruz!

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun!

Saygılarımızla.
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ

BASINA VE KAMUOYUNATÜRK AYDINLANMASININ EĞİTİM MUCİZESİ: KÖY ENSTİTÜLERİ29 Ekim 1923’de yanmış, yıkılmış, gırtlağına kad...
17/04/2026

BASINA VE KAMUOYUNA
TÜRK AYDINLANMASININ EĞİTİM MUCİZESİ: KÖY ENSTİTÜLERİ
29 Ekim 1923’de yanmış, yıkılmış, gırtlağına kadar borca batırılmış bir ülke ve yorgun, yoksul, cahil bırakılmış 12 milyon insanla başladık kurtuluşun muzaffer Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kuruluş yolculuğumuza.
Ekmeklik buğdayı bile ithal etmek zorundaydık. Anadolu’da tek bir fabrika, yaz kış kullanılabilen karayolu yoktu. Şeker, kâğıt, bez, çivi, tel, aşı, ilaç, gübre, traktör, biçer yoktu. Limanlar, demiryolları, madenler bizim değildi. Mühendis, mimar, teknisyen, doktor, ebe, hemşire, diş hekimi, veteriner yoktu. 6 milyonu aşkın yurttaşımız salgın hastalıkların pençesinde inliyordu. Kadının adı yoktu.
Ulusu doyurmak ve ayağa kaldırmak için tarımı, hayvancılığı canlandırmak, sermaye bulmak, üretim tesisleri, fabrikalar kurmak, yollar, barajlar, elektrik santralleri yapmak, işçi, teknik eleman ve uzman yetiştirmek gerekiyordu.
Halk eğitilmeli, bilinçlendirilmeliydi. Ama ilkokuldan üniversiteye toplam öğrenci sayımız 347 bin 821 ile nüfusumuzun ancak %2,8’i idi ve kız öğrenci sayımız yok denecek düzeydeydi. Halkımızın sadece %3,5’i okuyup yazabiliyordu. (Erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4)
Bu yakıcı sorun için önce Harf Devrimi ile konuştuğu dilin alfabesine kavuşturulan halka Millet Mekteplerinde okuma yazma öğretilmeye başlandı, başarılı da olundu, okur - yazar oranı hızla yükseldi. Ancak eğitimsizlik o boyuttaydı ki, milletin %85’inin yaşadığı köylerde ne okul vardı, ne de gönderecek öğretmen.
Mucize çözüm, o güne dek dünyada örneği görülmemiş Köy Enstitüleri ile bulundu. Bize özgü, moda deyişle tamamen "Yerli ve Milli" idi.
Atatürk’ün 1936’da askerliğini çavuş ve onbaşı olarak yapan gençlerle başlattığı Köy Eğitmenleri Kursları’nın devamı olan Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940’da açıldı, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç tarafından bilimsel gerçeklerle, özveriyle ve yetkinlikle yönetildi. Ülkenin her bölgesinde açılan 21 enstitü “okul yapan okullar” olarak kurgulandı.
Yoksul köy çocukları hem bilimsel bilgiyle donatılıyor, edebiyat ve sanatla buluşturuluyor, hem de köylüyü üretici yapacak tarım, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık, seracılık, rençperlik, demircilik, inşaatçılık, marangozluk, sağlık gibi alanlarda eğitici olarak
yetiştiriliyordu. Her öğrencinin ayda em az 2 dünya klasiği okuması, bir enstrüman çalmayı öğrenmesi zorunluydu. Kümes nöbetçisi öğrencinin çantasında günlük azığı yanında Sofokles’in Antigone’si yahut Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i bulunuyordu. Öğrenciler okullarını, yatakhane, yemekhane ve mutfaklarını, öğretmen evlerini ve kütüphanelerini, işliklerini, bağlarını, bahçelerini, ahır, samanlık ve ambarlarını, elektrik santrallerini, su depolarını ve su kanallarını öğretmenleri, hatta müdürleri ile birlikte inşa ediyor, her hafta sonu müdür ve öğretmenleri ile haftalık eğitim programını değerlendirip tartılıyorlardı.
Bu harika eğitim yuvaları Hasan Ali Yücel’in 1946'da Milli Eğitim Bakanlığından alınıp yerine Reşat Şemsettin Sirer’in getirilmesi ile ilk darbeyi yedi. Önce haftalık öğrenci- öğretmen değerlendirme toplantıları ve uygulamalı dersler kaldırıldı, ardından Köy Öğretmen Okulları'na dönüştürüldü ve nihayet Demokrat Parti döneminde 27 Ocak 1954’de kapatıldı.
1940- 1954 yılları arasında Köy Enstitüleri’nden 1.398’i kız, 15.943’ ü erkek, toplam 17.341 Köy Öğretmeni mezun oldu. 1936’dan 1947 yılına kadar Köy Eğitmen Kursları’nda da 8.675 Eğitmen yetiştirildi. Sağlık bölümlerinden ise 1.248 Sağlık Memuru diploma aldı.
Enstitüler ilk günden itibaren, halkı cahil bırakarak sömürü düzenlerini sürdürmek isteyen emperyalizm işbirlikçisi Karşı Devrimci yobazların “Kız ve erkek çocukların bir arada okuması ahlaksızlıktır.”, “Köy enstitülerinde verilen eğitim dinimize aykırıdır.”, “Köy Enstitüleri komünist, dinsiz yetiştiren fuhuş yuvalarıdır” gibi asılsız ve ahlaksız iftiralarıyla sürekli karalandı ve yok edildi.
Köy Enstitüleri'nde yetişen Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Dursun Akçam gibi Türk Edebiyatı'nın yüz akı yazarlar, aydınlar her dönemde dinci-gerici iktidarların hedefi oldular, sürgünlerde ezildiler, hapislerde çürütüldüler.
Atatürkçülerin bugün en önemli görevlerinden biri de kuşkusuz Köy Enstitüleri’ni günümüz koşullarında güncelleyerek yeniden milletimizin hizmetine sunmaktır.
Yıllar içinde bilimsel temelinden koparıp dinselleştirdikleri eğitim sitemini 4+4+4 ucubesi ile iyice çıkmaza sokan, Taşımalı Eğitim garabeti ile köy okullarını kapatıp çocuklarımızı imamlara ve Laik Cumhuriyet düşmanı tarikatçıların iflah olmaz cehaletine tutsak eden çağ ve akıl dışı zihniyet ancak Atatürk Cumhuriyeti’nin bilim ışığı yeniden yakılarak yenilgiye uğratılabilir.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, Köy Enstitüleri’nin fikir babası Büyük Atatürk’ü, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü, kurucuları Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’u, elleri öpülesi öğretmenlerimizi, yazar ve aydınlarımızı minnet ve şükranla anıyoruz.
Saygılarımızla.
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ

15/04/2026

Kahramanmaraş’ta yaşanan ve biri öğretmen, sekizi öğrenci olmak üzere dokuz vatandaşımızın hayatını kaybettiği acı olay, milletçe yüreğimizi derinden yaralamıştır.
Hayatını kaybeden öğretmenimize ve öğrencilerimize rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyor; ailelerin ve tüm eğitim camiasının acısını paylaşıyoruz.
Çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin güvenli ve huzurlu bir ortamda eğitim görmesi, sosyal bir hak olmanın ötesinde, devletin asli sorumluluğudur.
Bu sorumluluğun ihmal edilmesi kabul edilemez.
Okullar, Cumhuriyet’in aydınlık geleceğinin inşa edildiği kurumlardır.
Bu kurumlarda yaşanan her güvenlik zafiyeti, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir yaradır.
Öğrencilerin sınıflarında, öğretmenlerin görev başında hayatlarını kaybettiği bir tablo asla kabul edilemez.
Bu nedenle;
Okullarda güvenlik önlemleri derhal artırılmalı,
Giriş-çıkışlar etkin biçimde denetlenmeli,
Şiddeti özendiren ve normalleştiren dijital içeriklere karşı gerekli yasal ve idari düzenlemeler ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Yaşanan bu acının bir daha tekrarlanmaması en büyük temennimizdir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

BASINA VE KAMUOYUNALAİKLİK DEMOKRASİNİN OLMAZSA OLMAZIDIR!Laiklik, 103 yıldır altında güvenle yaşadığımız Cumhuriyet kub...
11/04/2026

BASINA VE KAMUOYUNA
LAİKLİK DEMOKRASİNİN OLMAZSA OLMAZIDIR!
Laiklik, 103 yıldır altında güvenle yaşadığımız Cumhuriyet kubbemizin kilit taşıdır.
Laiklik; aklın özgürlüğüdür, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı
bilincidir. Laiklik; yurttaşların çağdaş bilimsel bilgi ile donatılıp fikri hür, irfanı hür, vicdanı
hür bireyler olarak yetiştirilmesidir.
Laiklik; ulus olabilmenin, ulusal bağımsızlığın, barış içinde yaşamanın, düşünce ve
ifade özgürlüğünün, bilim ve sanatta üretkenliğin ve yaratıcılığın, kültürel gelişimin, kadınerkek eşitliğinin, emeği en yüce değer bilmenin, hukuk devletinin ve yargı bağımsızlığının,
kısacası insanca ve onurlu yaşamın güvencesidir.
Laiklik; din ve devlet işlerinin değil, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.
10 Nisan 1928...
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ve Türk aydınlanmasının en önemli adımının atıldığı
gündür.
Büyük Millet Meclisi'nin 9 Nisan 1928 günü oy birliği ile kabul ettiği ve 10 Nisan
1928 tarihli resmi gazetede 1220 sayı ile yayınlanarak yürürlüğe giren kanun ile anayasanın
4 maddesi değiştirilerek2. maddeden “Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslam’dır." tümcesi,
16 ve 38. maddelerdeki milletvekili ve Cumhurbaşkanı yeminlerinden “Vallahi" sözcüğü ve
26. madden de din işlerinin düzenlenmesini TBMM’nin görevleri arasında sayan cümle
çıkartıldı. Böylelikle bu tarihten itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir iş ve
işleminin din kurallarıyla, naslarla görülemeyeceği yasalaşmış oldu.
İlk insan topluluklarında kaba kuvvet, aile bağları, büyü, doğa güçleri ve
benzerlerine dayanılarak kullanılan yönetme yetkisi, yerleşik düzene geçilmesi, tek tanrılı
dinlerin ve devletlerin ortaya çıkması ile meşruiyetini ilahi dayanaklarla sağlar olmuştur.
Yönetme erkinin tanrısal dayanağına ilk itiraz 1517’de Almanya’da Luther'den
gelmiş, ardından Almanya’da Protestanlık, Fransa’da Kalvenizm ve İngiltere’de de Anglikan
mezheplerinin doğması ve kendi kiliselerini kurmalarıyla Vatikan'ın Hristiyan dünyası
üzerindeki vesayeti kırılmıştır. Dinde reform, bilim ve sanatta rönesans ile gelişen bu
süreçte yaşanan kanlı mücadelelerden sonra nihayet kiliseyi ve ona dayanan kraliyet
düzenini hedef alan 1789 Büyük Fransız Devrimi ile yönetme erki gökten yere indirilmiştir.
Büyük Atatürk ve Kemalist Devrimciler de kongreler sürecinde ortaya koydukları
“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” şiarını, 23 Nisan 1920’de
açtıkları Büyük Millet Meclisi ile hayata geçirmişler, “Hâkimiyet Bilâ Kaydü Şart
Milletindir” (Egemenlik Kayıtsız Koşulsuz Ulusundur) düsturunu 1921 Teşkilatı Esasiye
Kanunu’nun 1. Maddesine yazmışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi duvarına da silinmemek
üzere kazımışlardır. Yönetme güç ve yetkisini Ulusal İstenç’ten (Milli İrade’den) alan
Kemalistler kurdukları Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile hem Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nı
zafere ulaştırarak vatanı kurtarmışlar, hem de ilahi dayanaklı saltanat rejimini yıkarak
kuldan özgür yurttaş yaratmanın yolunu açmışlardır. Bu amaçla, zaferden hemen sonra 1
Kasım 1922’de saltanat ve 3 Mart 1924’de hilafet kaldırılarak Ulusal Egemenlik
kesinleştirilmiş, 10 Nisan 1928’de de devlet laikleştirilmiştir.
1950'lerden itibaren 10 Nisan Laiklik Günü’nü yok sayma çabası içinde olanların dini
nasıl istismar ettikleri her gün yeni örneklerle görülüyor. Bu aymazlar; meşruiyetlerinin
kaynağını kurutmaya, bindikleri dalı kesmeye çalıştıklarının farkında değiller. Karar ve
uygulamalarını naslara dayandırarak itirazsız bir biat toplumu ve tartışılamaz bir yönetim
özlemi çekenlerin, laikliğe neden karşı ve demokrasiden ne kadar nasipsiz oldukları
ortadadır.
Laikliğin ne değerli bir kazanım olduğunu anlamanın en pahalı yolu teokratik bir
diktanın sultasına düşmektir. Bunun dramatik örneklerini görmek için bölgemizdeki
ülkelerin haline bakmak yeterlidir. Coğrafyamızda Laik Cumhuriyete ve Üniter Ulus Devlete
sahip olmadıkça bütün kalmanın da, barış içinde yaşamanın da, bağımsızlığın da,
kalkınmanın da olanaklı olmadığı görülmelidir. Bu nedenle "Yeniden Atatürk Cumhuriyeti"
çağrımızı sürekli yineliyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, aziz milletimizin 10 Nisan Laiklik Günü’nü
kutluyor, bu vazgeçilmez ilkeyi sonsuza dek koruma ve yaşatma azim ve kararında
olduğumuzu bir kez daha kamuoyumuza duyuruyor, ülkemizi yöneten ve yönetmeye talip
olan herkesi ve her kurumu laikliğe sahip çıkmaya çağırmayı görev sayıyoruz.
Saygılarımızla.
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ

11/04/2026
5 Nisan Avukatlar Günü Kutlu OlsunHukukun üstünlüğünü savunan, adaletin sesi olan ve Cumhuriyetimizin temel değerlerini ...
05/04/2026

5 Nisan Avukatlar Günü Kutlu Olsun
Hukukun üstünlüğünü savunan, adaletin sesi olan ve Cumhuriyetimizin temel değerlerini kararlılıkla koruyan tüm avukatların 5 Nisan Avukatlar Günü’nü saygı ve minnetle kutluyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği
Samandağ Şubesi

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, 358 şubemiz, 47 Temsilciliğimiz, 85 bin üyemiz ve on milyonlarca Mustafa Kemal’in Aske...
31/12/2025

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, 358 şubemiz, 47 Temsilciliğimiz, 85 bin üyemiz ve on milyonlarca Mustafa Kemal’in Askeri yurttaşımızla Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma azim ve kararında olduğumuzu yineliyor, aziz Milletimizin yeni yılını sağlık, esenlik ve mutluluk dileklerimizle kutluyoruz. #2026
Atatürkçü Düşünce Derneği

25/12/2025

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Samandağ Şubesi, Menemen Olayı'nın yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. ADD Samandağ Şube Başkanı Atiye Sönmez Erdoğdu, ADD Genel Merkezi adına yaptığı açıklamasında; Laik Cumhuriyet ve Aydınlanma Devrimlerine yönelik s...

Address

Atatürk Cumhuriyet
Samandag
31800

Telephone

+905444057706

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Atatürkçü Düşünce Derneği Samandağ Şubesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Atatürkçü Düşünce Derneği Samandağ Şubesi:

Share