19/06/2026
Muhtarlık camiasını çok yakından tanıyan, bu görevi yapmış biri olarak şunu açıkça ifade etmek istiyorum:
Muhtarlığı uzaktan bakınca sadece mühür basılan bir makam sanmak kolaydır. Ama mahallenin yükünü taşımadan, vatandaşın derdini dinlemeden, gece gündüz ulaşılabilir olmanın ne demek olduğunu yaşamadan verilen hükümler eksik kalır.
Muhtar; cenazede aranır, afette aranır, ihtiyaçta aranır. Vatandaş devlet kapısına ulaşamadığında ilk çaldığı kapı çoğu zaman muhtarlık olur.
Bu nedenle bir avukatın çıkıp “Muhtarlıklar kaldırılsın” demesi ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Aynı mantıkla biz de çıkıp “Barolar kaldırılsın, avukatlığa ihtiyaç yok, herkes kendi işini kendi halletsin” dersek doğru mu olur?
Olmaz.
Çünkü nasıl ki avukatlık adalet sisteminin bir parçasıysa, muhtarlık da yerel yönetim ve vatandaş hizmetinin bir parçasıdır.
Hiç kimse bir kurumu kendi penceresinden değerlendirip diğerinin yükünü küçümsememelidir.
Kurumlar eksikleriyle eleştirilir, geliştirilir, güncellenir. Ama “kaldıralım” anlayışı çözüm üretmek değildir.
Muhtarlıkları gereksiz görenler önce şu sorulara cevap vermelidir:
Mahallenin sesini kim duyacak?
Yaşlıya, ihtiyaç sahibine, kuruma ulaşamayana kim ilk temas edecek?
Afette, acil durumda mahalle koordinasyonunu kim sağlayacak?
Devlet ile vatandaş arasındaki en yakın bağı kim kuracak?
Tasarruf konuşulacaksa emek üzerinden değil, israf üzerinden konuşulsun.
Mesele makam değil, millete dokunan hizmettir.
Bir kurumu bir kalemde silmek kolaydır.
Yerini doldurmak ise bilgi, emek ve sahayı tanımak ister.
Bu versiyon karşılaştırmayı “avukatlık gereksizdir” noktasına taşımadan, “aynı mantık uygulanırsa ortaya çıkan çelişki” üzerinden kuruyor.