Semra Erdem

Semra Erdem Mustafakemalpaşa’lı

18/02/2026

"İlle de Arapça" diye yırtınan ve Arapçayı, anlamını dahi önemsemeden kutsallaştıran "güzel kardeş;" aşağıdaki tablo sana neyi anlatmakta? Gerçekten merak ediyorum!

■Aşağıdaki 25 ülkenin halkı Arapça konuşur ve resmi dilleri Arapçadır.
■1-Bahreyn
2-Birleşik Arap Emirlikleri
3-Cezayir
4-Cibuti
5-Çad
6-Etiyopya
7-Fas
8-Filistin
9-Irak
10-Katar
11-Komorlar
12-Kuveyt
13-Libya
14-Lübnan
15-Mısır
16-Moritanya
17-Batı Sahra
18-Suudi Arabistan
19-Somali
20-Sudan
21-Suriye
22-Tunus
23-Umman
24-Ürdün
25-Yemen...

■ Bu 25 devletin hiç birinde Demokrasi ve İnsan hakları yok, bu devletlerin hepsi kadınlar için açık ya da yarı açık cezaevi konumunda.

■Hiç birinde yönetim Laik değil,
- Dünya piyasalarına sürdükleri bir tek marka yok
- Hemen hepsi şeriat ile yönetilir,
- Laiklik olmayınca çağdaş eğitim de yok,
- Sporda sanatta bilimde yoklar,
- Hiç birinde serbest muhalefet yok,
- Hiç birinde özgür basın yok,

■ Medeni dünyanın bunlardan öğreneceği hiç bir şey yok,
- 57 İslam ülkesinde üniversite sayısı 500'ü geçmezken (ki çoğunun dünya gerçeklerinden haberi yok oysa ABD'de 5700'ün üzerinde araştırma yapan üniversite var)

■Hemen hemen hepsinde kan gözyaşı iç çatışma ya da savaş var:
- Halkı Müslüman ve Arapça konuşan Yemen halkı, Müslüman ve Arapça konuşan Arabistan, Mısır, Ürdün tarafından yıllardır acımazsızca bombalanmakta, milyonlarca Yemenli açlığın koleranın pençesinde inim inim inliyor!

■ Hepsi de Türk'ten nefret eder.
Türk halkı emperyalist BOP projesi gereği, Araplaştırılmak istenmektedir.
Felaket başa gelmeden, Türkiye'mize, Türkçemize, Laik Cumhuriyetimize sahip çıkalım. Yoksa bunların ülkeyi götüreceği yer belli!
🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Yazar: Asım Kemal Güner

17/02/2026

E. YARGITAY Başkanı Prof.SAMİ SELÇUK'tan kendisine hakaret eden BAHÇELİ'YE yanıt;
Ben, fakülte dönemini de katarsanız, altmış altı yıldır hukukun içinde yaşıyorum.
Şimdi de on yedi yıldan bu yana
Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yargılama hukuku dersleri vermekteyim. Hukuktan anlamayan, hukuksal yaklaşımla politik yaklaşım ayrımını yapamayan, ayırt etme gücü ve zekâsı olmayan birinin değerlendirmesi, benim açımdan sıfıra eşittir
Hukukçunun tek bir efendisi vardır, buyruklarını ondan alır, şundan bundan değil.
O efendinin adı da “HUKUK”tur.
Kimi bakarkör’ler görsün diye bunu lütfen büyük harflerle yazın.
KIMSE BANA EFENDİLİK TASLAMASIN!
Gücü yetiyorsa bilimsel temelde kendisi ya da kendisini bilinçsizce alkışlayanlar arasında hukukçu varsa onları da yanına alarak benim söylediklerimi çürütsün.
“Namert”, yani “alçak, korkak, erdemsiz
“beyni sulanmış”, yani “bunamış” diyerek insanları aşağılamasın
Hakaret, milletvekili yapay bağışıklık kalkanının ardına sığınarak mertliğini kanıtlamaya kalkışan zavallıların, yetersizlerin başvurdukları Brutus’vari bir eylem olmamalıdır
Mertlikten, namertlikten söz edenlerin önce kendileri mert olmalıdır.
Sövgüler eski deyişle muhayyerdir.
Değişmez huyları, sahibine geri dönüp onu vurmasıdır.
Hakaretlerle düşünceleri ve hukukun dediklerini çürütemezsiniz.
Ben, insanları bu denli zavallı, aciz yaratıklar olarak görmek istemiyorum.
Bana sövenlere iki uyarım var.
Birincisi, yazdıklarımı dikkatle okusunlar, hukukçulara danışsınlar, hukukun ne dediğini özümsesinler,
sonra da duraksadıkları noktalarda gelip benimle tartışsınlar.
İkinci uyarım da şu:
Bilkent öğrencileri hocalarını değerlendiriyorlar.
Siteye girsinler, benimle ilgili bilgileri ve özellikle bunayıp bunamadığımı öğrensinler.
Bir de önerim var.
Aynı yöntemi partiler de uygulasınlar.
Bütün partiler, başkanları hakkında delegelerin değerlendirmelerini isteyip sitelerinde yayımlasınlar.
Yurttaşlar da bunları okusunlar.
Konuşmanın sahibini tartışmaya açık ve hukuk açısından yeterli biri olarak göremiyorum.
Doğru dürüst Türkçesi bile yok.
Seçtiği dalı bile telaffuz edemiyor.
Yazdıklarımı bile anlayamamış birine ne söyleyebilirim ki?!
Kimseyi küçümsemiyorum.
Ama bana söven kişi, benim gözümde her sokakta her gün gördüğünüz kişilerden biridir.
Batı’da tek bir yanlış yapan,
o görevinden ayrılır, ayrılmak zorundadır.
Bana söven kişi, yeterince donanımı olmadığından olacak, sövgülerden medet uman, ucuz kahramanlarla sürekli gündemde olan biridir.
Bu yüzden o kişi, benimle ilgili olarak da bu kez hekimliğe özenmiş;“beyni sulanmış” diyerek sınırlarını çok aşmıştır.
Dün sövdüklerine bugün sarılarak ilkesizliğiyle şaşırtıcı yaşamsal çelişkilere düşen ve hiç güvenilemeyen birini ciddiye almam.
Böylelerine verilecek en iyi yanıt, onları hükmen yok saymaktır.
Kötü söz eninde sonunda sahibine döner.
Ben bu yanlışa düşmem.
Bu insanlar, önce insana saygı göstermelidirler...
Prof.Dr.SAMİ SELÇUK
AĞZINA SAĞLIK DEĞERLİ HOCAM

29/01/2026

Fransız Le Monde gazetesi İstanbul’da hızla yayılan genç çeteleri mercek altına almış.

Yoksulluk, göç ve uyuşturucu trafiğinin beslediği bu yapıların mahalleleri kontrol altına aldığı, şiddetin sıradanlaştığı vurgulanıyor.

İstanbul’un Latin Amerika’ya benzetilmesi yalnızca bir benzetme değil; Türkiye’nin uluslararası prestijine vurulan ağır bir darbe.

Le Monde:

🔹 İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin büyük kentlerinde, çoğu ergen ve genç yetişkinlerden oluşan ultra şiddet yanlısı suç çeteleri son yıllarda hızla büyüdü.

🔹 Bu çetelerin yükselişi, özellikle sentetik uyuşturucu ticaretindeki patlamayla doğrudan bağlantılı görülüyor.

🔹 “Dalton davası” olarak bilinen büyük soruşturmada 362 sanık yargılandı; sanıkların ortalama yaşı 20, yaklaşık üçte biri reşit değildi.

🔹 Dava sırasında sanıkların mahkeme görevlilerine sandalye fırlatması ve çıkan arbede, çetelerin şiddet kapasitesini gözler önüne serdi.

🔹 Çete liderleri Bahadır Akdağ ve Zafer Boyun’a çok sayıda suçtan 12’şer kez müebbet hapis cezası verildi.

🔹 Çeteler, İstanbul’un yoksul mahallelerinden çıkarak kentin merkezlerine ve siyasi açıdan hassas bölgelere yayıldı.

🔹 Güvenlik ve yargı verilerine göre ülkede faaliyet gösteren çete sayısı 49’a ulaştı; devam eden soruşturmalarda adı geçen genç sayısı yaklaşık 5 bine yaklaştı.

🔹 Son 10 yılda suça karışan çocuk sayısı iki katından fazla artarak 202 bine yükseldi.

🔹 Kasım 2025 itibarıyla cezaevlerinde tutulan çocuk sayısı 4.682 olarak kaydedildi.

🔹 Okul terk oranları keskin biçimde arttı; 2023-2024 eğitim yılında 218 binden fazla çocuk eğitimi bıraktı.

🔹 Uyuşturucuya başlama yaşı 2010’da 15–16 iken bugün 14’e kadar düştü; özellikle bonzai ve metamfetamin öne çıkıyor.

🔹 Çeteler, sosyal medya, taraftar grupları ve cezaevleri üzerinden çocukları kolayca devşiriyor; reşit olmayan üyeler “ön saflarda” kullanılıyor.

🔹 Uzmanlara göre bu eğilim devam ederse, Türkiye uzun vadede Brezilya ve Meksika benzeri bir şiddet döngüsü riskiyle karşı karşıya kalabilir.

🔹 Yetkililer ve araştırmacılar, sorunun yalnızca güvenlik değil; yoksulluk, eğitim, istihdam ve uyuşturucu politikalarıyla bağlantılı yapısal bir kriz olduğunu vurguluyor.

28/01/2026
26/01/2026

Mustafakemalpaşa’da sosyal hayat ve tiyatro.

24/01/2026

22 Ocak 2026
“İngiliz anahtarı”

Naim Babüroğlu

İngiltere, ABD ve Batı ülkeleri, Ortadoğu’da kendi çıkarları doğrultusunda sürekli Kürtleri kullandılar.
Milli Mücadele döneminde ve Cumhuriyet kurulduktan sonra Türkiye’ye karşı Kürt isyanlarını ateşlediler.
★★★
13 Şubat 1925’te çıkarılan Şeyh Sait İsyanı İngilizlerin ürünüdür.
Musul-Kerkük için adım atan Türkiye’ye karşı, İngilizler Şeyh Sait İsyanı’nı başlattı.
Ve bildiğiniz gibi, Türkiye, Musul-Kerkük’ü kaybetti.
★★★
Tarih, özellikle Ortadoğu coğrafyası için bir tekerrür...
Dün Türkiye’ye karşı Şeyh Sait nasıl kullanıldıysa, bugün de Barzani, PKK ve diğer Kürt grupları aynı misyonu yerine getirmekten hiç yorulmazlar.
★★★
Bilirsiniz, tarih bir aynadır...
1945’lerde Sovyetler’in amacı, İran’ı ABD ve İngiltere hattından koparmaktı.
1945’te Sovyetlerle anlaşan İranlı Kürt liderlerinden Kadı Muhammed, İran’da Şah rejimine karşı ayaklandı.
Ve 22 Ocak 1946’da, İran’ın kuzeybatısında özerk Mahabad Kürt Cumhuriyeti kuruldu.
Kürtçeyi resmi dil ilan etti.
★★★
Bugünkü Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani, Peşmerge güçlerinin komutanıydı.
Aynı zamanda, Mahabad Cumhuriyeti’nin de savaş bakanıydı.
★★★
Mahabad Cumhuriyeti, Rus destekli kurulduğundan Batı dünyası tarafından kabul görmedi.
Sonunda...
ABD ve İngiltere, kısa sürede Sovyetleri İran’dan çıkarmayı başardı.
Rusların İran’dan ayrılmasından sonra Batı İran’da Kürtleri korumadı, İran ordusunun müdahalesine sessiz kaldı.
★★★
Ve kurulduktan 11 ay sonra, 17 Aralık 1946’da Mahabad Cumhuriyeti yıkıldı.
Kadı Muhammed idam edildi.
Molla Mustafa Barzani Rusya’ya kaçtı.
Bu kaçış, Barzani’nin ileride ABD-İran-İsrail hattında kullanılmasının da başlangıcıdır.
★★★
Mahabad örneği şunu kanıtlar:
Kürtlere devlet vaadi, büyük güçlerin bölgesel pazarlık dönemlerinde sürekli gündeme getirilir, ancak çıkar dengesi değiştiğinde Kürtler yüzüstü bırakılır.
★★★
Yıl 1975...
Irak Kürtleri, ABD tarafından Irak’a karşı kışkırtıldı.
CIA ve MOSSAD üzerinden silah, istihbarat ve finans desteği sağlandı.
Ve Kürtler Bağdat’a karşı ayaklandırıldı.
★★★
Fakat...
Irak’ın İran ile anlaşması üzerine, Kürtler ortada kaldı.
ABD’nin Irak’ta Kürtleri yüzüstü bırakması üzerine, Molla Mustafa Barzani çok sinirlendi.
ABD’ye bir mektup yazdı:
“Amerika’nın bize karşı sorumluluğu var, bizi ortada bırakamaz...” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı meşhur Henry Kissinger’ın cevabı, Kürtleri kullandıklarının bir itirafıydı:
“Örtülü devlet operasyonları hayır işi değildir!..”
Yani, “sizi maşa olarak kullanmak, operasyonlarımızın bir parçasıdır” dedi.
★★★
1972’de, Molla Mustafa Barzani’nin New York Times gazetesine verdiği demeç, Kürtlerin amacını tüm çıplaklığıyla ortaya koyar:
“Amerikalılar bize açık ya da gizli yollardan askeri yardım yapsın ki, gerçek anlamıyla özerkliğe kavuşalım ve sizin Ortadoğu’daki sadık dostlarınız olalım...”
★★★
1975 tarihli bir CIA belgesinde, Molla Mustafa Barzani’nin şu sözleri yer alır:
“Şayet davamızda başarıya ulaşırsak, ABD’nin 51’inci eyaleti olmaya hazırım...”
Molla Mustafa Barzani’nin bu sözleri, 2020’lerde de değişmemiştir.
Bu bağlılık, oğlu Mesut Barzani’nin liderliğiyle birlikte ABD’ye karşı daha da perçinlenmiştir.
★★★
Mesut Barzani’nin yıldızı, CIA ve MOSSAD’la çalışmaya başladığı 1967’den sonra parlamaya başladı.
★★★
2003’te ABD’nin Irak’ı işgal etmesinden sonra, özerk Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi kuruldu.
Barzani yönetimi, ABD tarafından Irak’ta devlet gibi bir yapıya kavuşturuldu.
ABD 2003’te, Irak’ta Kürtleri “Ortadoğu’nun en istikrarlı müttefiki” olarak tanımladı.
★★★
Yıl 2017...
ABD, Mesut Barzani’yi “Bağımsızlık Referandumu” yapması için adeta teşvik etti.
“Sessiz onay” algısı oluşturuldu.
Tüm komşu ülkelerin karşı çıkmasına rağmen Barzani, ABD ve İsrail’e güvenerek referandum yaptı.
Referandum sonrası ABD Barzani’yi yalnız bıraktı.
★★★
Ve geldik bugüne...
2003’te Suriye’de SDG/YPG terör örgütü kuruldu.
ABD, Esat rejimine karşı SDG/YPG’yi eğitti, donattı, lojistik destek sağladı.
★★★
2011’de başlayan sözde “Arap Baharı” süreciyle, “SDG/YPG, benim müttefikim” dedi.
SDG/YPG’ye, Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 30’u işgal ettirildi.
ABD, Esat kuvvetlerinin SDG/YPG’ye operasyon yapmasına izin vermedi.
Amaç, Suriye’nin parçalanması ve Esat rejiminin devrilmesiydi.
★★★
Esat rejimi yıkıldı.
El Şara, Şam yönetiminin başına getirildi.
Ve ABD hedefine ulaştı
★★★
Ve tarih yine tekerrür etti.
El Şara’ya bağlı Suriye ordusu, ABD’nin sadık müttefiki SDG/YPG’ye operasyon düzenledi.
SDG’nin işgal ettiği toprakların yaklaşık yüzde 70’ini aldı.
SDG/YPG, Haseke ve Ayn el Arap bölgesine sıkıştırıldı.
★★★
SDG/YPK sözde komutanı Mazlum Abdi, “ABD bize sahip çıksın” dedi.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın cevabı, Kissinger’ın sözlerinden alıntı gibiydi:
“DEAŞ’la mücadele için sizinle iş birliği yapmıştık, artık uluslararası toplumca tanınan ABD’nin çalışabileceği işlevsel bir Suriye devleti var. Sizinle ortaklığımızın temel nedeni ortadan kalktı...”

Yani, “sizi yeteri kadar kullandık, ama şimdi El Şara’yı tercih ediyoruz.”
★★★
“İngiliz Anahtarı” kullanışlıdır...
ABD’nin, zamanı geldiğinde onu sıkmayı da gevşetmeyi de iyi bildiği...
Ve PKK, yarım yüzyılın en etkili kullanılan “İngiliz Anahtarı”dır...

Suriye’de neler oluyor?
20/01/2026

Suriye’de neler oluyor?

Sünni İslam Devleti Kurulmasının önündeki "Kürt Engeli" kalktı.

17/01/2026

• Naim Babüroğlu

Yayınlanma: 17 Ocak 2026

İran’dan sonra hedef Türkiye’dir

27 Kasım 1978...

PKK (Kürdistan İşçi Partisi), Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde kurulur.

★★★

7 Temmuz 1979...

Milyarder değildi, parası yoktu ama ona bir el yardım etti ve...

PKK terör örgütü başı Abdullah Öcalan, Suriye’ye geçti.

Ardından, Lübnan’a gitti, Suriye denetimindeki Bekaa Vadisi’ne yerleşti.

★★★

PKK terör örgütü kurulduğunda, dört aşamalı bir strateji belirledi:

• Birinci aşama, kültürel ve sosyal bazı hakların alınması.

• İkinci aşama, özerk veya federasyon tipi bir yönetim sisteminin oluşturulması.

• Üçüncü aşama, Türkiye’de sözde “Kuzey Kürdistan”ın kurulması.

• Dördüncü aşama da ise, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bir bölümünü içine alacak şekilde, “Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Devleti” sahnede yerini alması.

Şimdi ikinci aşama sürecinde, yoluna hızla devam ediyor.

★★★

1998’de “eski Türkiye”, “bıçak kemiğe dayandı” dedi.

Terörist başı Öcalan’ın, Suriye’den sınır dışı edilmesini talep etti.

Suriye’yi, güç kullanmakla tehdit etti.

Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, arabulucu rolünü üstlendi.

Suriye lideri Hafız Esad ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le görüştü.

★★★

Türkiye kararlıydı, geri adım atmadı...

Ve sonunda, beğenmedikleri “eski Türkiye”nin diplomatik başarısıyla terörist başı Öcalan, Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı.

★★★

PKK başı, 8 Ekim 1998’de Yunanistan’a gitti.

Türkiye, diplomatik ağırlığını koydu...

Ve Yunanistan, terörist başını Rusya’ya göndermek zorunda kaldı.

Ardından, Türkiye’nin baskısıyla İtalya’ya sığındı.

Türkiye, kararlılığını sürdürdü ve Kenya’ya gönderildi.

Kenya’ya gitmesinde, Yunanistan önemli rol oynadı.

★★★

Sonunda...

ABD, Şubat 1999’da, Öcalan’ı Kenya’da Türkiye’ye teslim etti.

Dönemin başbakanı Bülent Ecevit, 2005’te yaptığı açıklamada, “Öcalan’ı ABD bize neden teslim etti halen anlamış değilim” diyecekti.

★★★

2003 yılı...

PKK açısından bir dönüm noktasıdır.

Irak, ABD tarafından işgal edildi.

İşgalden hemen sonra, PKK başı, İran’da Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’ni (PJAK) kurdu.

Ve PJAK, İran’a karşı silahlı eylemlerine başladı.

Çünkü, İran da Irak gibi ABD’nin hedefindeydi.

★★★

Öcalan, eğer 1999’da Suriye’den gönderilmemiş olsaydı, yani Şam’da kalsaydı, Suriye’nin en yakın müttefiki İran’a karşı PJAK’ı kurabilir miydi?

Cevap: Hayır...

★★★

Yine 2003’te, Suriye’de Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) kurdu.

Çünkü, Suriye ve Libya da ABD’nin hedefindeydi.

★★★

Sözde “Arap Baharı” süreci olmasaydı, Suriye’de PYD/YPG/SDG bu kadar güçlü olabilir miydi?

Türkiye için tehdit olabilir miydi?

Cevap: Hayır...

★★★

2005, zincir halkalarının oluşturulduğu yıldır.

PKK başı Öcalan, İmralı’da cezaevinde, Kürdistan Topluluklar Birliği’ni (KCK) kurdu.

KCK, PKK’nın çatı yapılanmasıdır ve en üst karar organıdır.

★★★

Türkiye’de PKK, Suriye’de PYD (YPG), İran’da PJAK ve Irak’ta PÇDK, KCK’ya bağlandı.

Böylece, “Doğu” (İran-PJAK), “Kuzey” (Türkiye-PKK), “Güney” (Irak-PÇDK) ve “Batı” (Suriye-PYD/YPG) Kürdistan halkaları tamamlandı.

Hedef: Bu dört parçanın birleşmesiyle “Birleşik ve Bağımsız Kürdistan” devleti...

★★★

Sağda solda, “Suriye’deki SDG PKK değildir” sözleri duyulur.

Mesela...

Herkesin tanıdığı ve uluslararası toplumda, meşru bir aktör haline getirilen Suriye’deki YPG/SDG’nin sözde komutanı Mazlum Abdi...

1988’de Suriye Halep Üniversitesi’nde öğrenciyken PKK’ya katıldı ve Türkiye’ye gönderildi.

★★★

1999’da, PKK’nın Halk Savunma Güçleri (HPG) Özel Kuvvetler Komutanı olarak görevlendirildi.

HPG nedir?

Türkiye’de sivillere, polis karakollarına ve askerî hedeflere karşı intihar saldırıları, silahlı ve bombalı saldırılar düzenleyen PKK’nın askerî kanadıdır.

★★★

Terörist Mazlum Abdi, Türkiye’de görevini yaptı.

Ve sözde “Arap Baharı” rüzgarıyla birlikte, 2011’de Suriye’ye geçti.

★★★

Parlatılan Mazlum Abdi, 2008’de 18 şehit verdiğimiz Aktütün Karakolu eyleminin failidir.

Ayrıca, Türkiye’de çok sayıda terör eylemini gerçekleştiren PKK’lı terörist başıdır.

Türkiye’nin kırmızı bültenle arananlar listesinde yer alıyor.

★★★

Şimdi asıl büyük görev kimde?

Hani, Irak işgalinden hemen sonra 2003’te İran’ı parçalamak için kurulan PKK’nın kolu PJAK’ta.

İran’da şiddetli terör eylemleri gerçekleştirmekle görevlendirildi.

★★★

Suriye’de SDG/PKK bölgesinde tutuklu bulunan IŞİD’li teröristler, ABD tarafından Irak-İran sınırına getirildi.

Buradan, PKK rehberliğinde İran’da PJAK’a teslim edildi.

Yani, İran’da PKK/PJAK, IŞİD’le işbirliği halinde.

★★★

Daha önce de...

2020’de Azerbaycan, vatan topraklarını kurtarmak için Ermenistan’a karşı düzenlediği harekatta...

PKK teröristleri, Ermenistan’ın yanında Azerbaycan’a karşı savaşmışlardı.

★★★

Ve hâlâ bazıları, “Suriye’deki SDG/YPG’nin ya da İran’daki PJAK’ın PKK ile ilgisi yoktur” diyor.

★★★

Ve şimdi, bandı geri sardığımızda...

Acaba...

Türkiye “Arap Baharı” denilen, gerçekte “Kanlı Sonbahar” fırtınasında...

Suriye’de ve Libya’da, ABD’yle birlikte hareket eder miydi?

Ya da Suriye’de, Esad rejimini devirme politikası izler miydi?

★★★

Velhasılıkelam, hadise şudur:

“Cumhuriyet’in 1923’te açılan bir parantez” olduğunu söyleyen İkinci Cumhuriyetçilerle...

“Yüz yıldır devlet olmamız engellendi” diyenler, aynı noktada birleştiler.

Ve İran’dan sonra hedef Türkiye’dir...

12/01/2026

17 Şubat 1959.
Başbakan Adnan Menderes’in içinde bulunduğu THY uçağı, Londra’da inişe geçtiği sırada düşer.
Uçaktaki 21 kişiden 14’ü hayatını kaybetmiştir. Kurtulan 7 kişiden biri de Adnan Menderes’tir.
Türkiye’ye dönüşünde Sirkeci Garında büyük bir devlet töreni ile karşılanır.
Menderesi karşılayanlar arasında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'de vardır.

Adnan Menderes perona ayak bastığında, insanlar yüksek boyutlu bir dalga gibi gidip gelirler.
O sırada kalabalığı elinde bıçakla yaran bir adam ensesinden tuttuğu beş-altı yaşındaki bir erkek çocuğunu Başbakan Menderes'in ayaklarının dibine yatırır. Herkesin şaşkınlıktan kanı donmuşdur. Bu adam, Menderes’in şaşkın bakan gözlerinin içine diktiği gözlerini devirerek:
-Seni bize Allah bağışladı. İzin ver oğlumu senin için Allah’a kurban edeyim !...
Adamla Adnan Menderes’in bakışları esnasında adam bir an şaşkınlığa düşünce, onun bu şaşkınlığını fırsat bilen emniyet görevlileri yetişir ve çocuğu adamın elinden kurtarırlar.
O olaydan tam 18 ay sonra.
Takvimler 17 Eylül 1961’i gösterdiğinde,
Adnan Menderes idam sehpasının merdivenlerini çıkar, titrek adımlarla, ölümle yaşamı birbirine bağlayan sandalyenin konduğu masanın ayakları, olması gerekenden daha yüksek.
Cellat gelip, Menderes’in ayaklarının altındaki sandalyeyi çeker, tam sekiz dakika sürer.
Adnan Menderes’in ayaklarının altındaki sandalyeyi çeken kimdi biliyor musunuz?. Sirkeci Garında çocuğunu Menderes için kurban etmek isteyen adamdı.
Üsküdarlı gece bekçisi Kara Kemal.

Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar.
Güç merkezi değiştikçe dönerler, fırıldak olurlar.

Uğur MUMCU

10/01/2026

📌İran: Tarih Nasıl Yazılacak?
Bugünlerde hangi konuya eğilsem, elimden tutup beni geçmişe götürüyor. İran gibi!
1970’lerin başında babamın görevi gereği bulunduğu İran’da, ben de aylarca bizden çok farklı bir kültürü deneyimleme fırsatı bulmuştum.
İran deyince aklıma il gelen, distopik bir görüntü. Televizyonda canlı yayınlanan bir basketbol maçı sırasında denk gelmişti.
Maç öncesi bir görevli kendinden büyük bir Şah portresiyle çıkageldi. Tribünlerdeki seyirciler ayakta alkışlarken salonun her köşesini gezdirdi. Maç ondan sonra başladı.
Şah hayatın her yerinde ve anındaydı zaten. Mesela taksilerde, içinde veya tepesinde bir fotoğrafı olurdu. Hele evlerde.. Daha girişte sizi, bazen gerçek boyutta Pehlevi ailesinin resmi karşılardı.
Neredeyse dini bir itikat gibiydi. Ama o sıralar henüz yüzeye çıkmış olmasa bile homurtular duyuluyor.. Dipten gelen dalga hissediliyordu.
Humeyni sonrası maalesef akıbetlerini öğrenemediğim TUDEH’li komünist dostlar anlatıyordu Pehlevi rejiminin zulmünü.
Yarına çıkıp çıkamayacaklarını bilmeden “mollalarla omuz omuza” o zulme direniyorlardı.
Her akşam evlerin çatılarına çıkıp sadece “Allahüekber” diye bağırarak kurdukları bağ, Humeyni’nin gelişinden bir hafta sonra koptu. Bilemesem de tahmin ediyorum ki TUDEH’li dostlarım kendilerini işkencesiyle ünlü Evin Cezaevi’nde buldu.
Politikayla ilgisi olmayan dostlarımız ise, önce mallarını yavaş yavaş elden çıkartmışlar.. Bir yıl kadar sonra da küçücük çocuklarıyla dağları aşarak Türkiye’ye sığınmışlardı.
Aslında İran, Humeyni’den çok önce kaybetmişti.
Şah’a ya da sonrasında şeriatçı rejime karşı direnişte kazanabileceği zafer.. Tarihindeki en büyük hamle, ne yazık ki en derin kırılma ile sonuçlanmıştı.
Yıllar boyunca İngiliz ve Amerikan şirketlerine teslim edilen petrol, sadece İran değil, bölgedeki herkesin zihninde yer etmiş Musaddık tarafından millileştirilmişti.
Batı önce Musaddık’ın kovulmasını sağladı.. Sonra petrole yeniden el koydu.
Şah kuklalarından biriydi artık.
Sürgünde anılarını yazan Farah Pehlevi şöyle diyordu: “Bizi hep kuzeyden gelecek komünistlerle korkuttular. O sırada mollalar altımızı oyuyormuş ama biz fark etmemişiz.”
Aslında senaryo dünyanın her yerinde aynı.
Bugünlerde Venezuela’da sahneye kondu. Trump efendi de sıranın İran’a geldiğini duyurdu:
“İranlı yetkilileri uyardım. Eğer insanları öldürmeye başlarlarsa -ki kargaşa zamanlarında bunu yapmaya meyilliler ve şu an çok fazla kargaşa var- onlara çok sert vururuz. Bunun için
Uluslararası hukuka ihtiyacım yok. Silahlı kuvvetlerin başkomutanı olarak yetkim, yalnızca kendi kişisel ahlakımla sınırlıdır."
Trump’ın kişisel ahlakını az çok biliyorduk. Epstein belgeleriyle ortaya saçılan iğrenç detaylar, o ahlakı dünyaya apaçık sergiledi.
Zaten eşine sadık, evine düşkün bir aile babası olsa ne farkeder ki!
Mesele GÜÇ.. ZENGİNLİK.. özetle yeni enerji kaynakları bulununcaya kadar PETROL!
PETROLÜN TARİHÇESİ
Yıllık Ortalama OPEC Ham Petrolün Varil Fiyatı (1960-2022) | Veri Kaynağı
Bu grafik, bize tüm dünyayı etkileyen bir hikaye anlatıyor.
1960 yılında varil başına 1,63 dolar olan ham petrol fiyatları gördüğünüz üzere arada artıyor. Artmak ne demek, zıplıyor.
O zıplama noktalarında ne var, biliyor musunuz?
Savaşlar!
Mesela 1973 yılındaki Arap-İsrail savaşı.
Son yıllarda Irak’ın işgali ve Rusya-Ukrayna savaşı.
Ve tabii Şah’ın kaçtığı, Humeyni’nin İran’a gittiği.. Hemen ardından da İran-Irak savaşının patlak verdiği o malum süreç.. 1979-88 kanlı parantezi!
ABD.. Daha doğru ifadeyle Trumpland, şimdi oyunu yeniden yazmaya çalışıyor.
Pehlevi ailesi İran’dan kaçarken henüz 9-10 yaşında bir çocuk olan.. Onca yıl annesi ve çevresi tarafından “günün birinde Şah olarak taç giyme” hayaliyle büyütülen Prens Rıza Pehlevi, oyunun ana karakteri.
Dünya alem biliyor ki, Prens denilen o saf genç adam, ABD’nin piyonu.
İran’da onun adını haykırarak sokağa çıkanlar, Hamaney ve rejim muhafızlarını kovmayı başarırsa O da başarılı sayılacak ve Tahran’a gidip tahta oturacak,
Yok, olmazsa devreye, Trump’ın en sevdiği tablo ile; silahlar eşliğinde afili özel harekatçılar girecek ve dünya naklen bir ülkeye tecavüzü izleyecek.
Bugüne kadarki tüm ABD yönetimleri tartışmasız biçimde İsrail’in yanında oldu.
Ne var ki Trump kendisini neredeyse Hazreti Süleyman ya da Musa falan zannediyor. İsrail için bölgeyi yakıp yıkmaya hazır.. “SİYONİST HIRİSTİYANLIK” diyebileceğimiz Evangelist inanış için kendisini ortaya koyuyor.
Elbette kaybettiği takdirde bedelini kendisinin ödemeyeceğini bilerek.
Hani, petrol fiyatlarının zıplamasını anlatırken İran-Irak savaşından söz ettim ya. O savaşta “kazanan” olmadı. Ama yaklaşık 1 milyon kişi hayatını kaybetti. En büyük bedeli ise, ABD hatırına kalkıştığı o savaştan 20 yıl sonra idam sehpasına yürüyen Saddam ödedi.
Bakmayın şimdi Prens Pehlevi’ye methiyeler düzmelerine.. Babası Şah Rıza Pehlevi, ABD için yaptığı onca fedakarlığa (!) rağmen Amerika’ya sokulmadı. Ağır kanser hastası Şah, bırakın yaşamayı, ölecek ülke bulamadı. Sonunda yine Amerikalıların ricası üzerine Mısır’da bir süre misafir edilip orada öldü.
Kıssadan hisse değerli okurlar: Erdoğan’ın işi her zamankinden zor. Trump dostu mu onu da tartışırız. Ne var ki, Netanyahu ve İsrail’in bölgedeki tek hakim olmasına dayalı proje ortada dururken Reis’e iyi haber vermek zor görünüyor.
Elbette başta İmamoğlu ve onu yok etmek adına Silivri’ye doldurdukları onca değerli insan nihayet adalet ve hukukla tanışacak ise, en azından üzülebiliriz!!!
Diye yazarken, aklıma AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta ve söyledikleri geldi:
“Yıllarca, on üç yıl boyunca Suriye'de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar bugün ‘Aleviler öldürülüyor’ diye ortalığı ayağa kaldırıyor.”
Yok! Bu kafalar için üzülemeyeceğim.
İnsan bir an için böyle düşünse bile bunu dile getiremez. Hem düşünüp hem de Meclis’te dile getiriyorsa bir önceki cümlede yer alan “insan” sözcüğü ürpererek kaçar.
Irak, Suriye, belki yarın bizler.. Bu bölücü, mezhepçi, ırkçı kafalarla İran ya da Suudi Arabistan’a özlem duyacak hale gelebiliriz.
NOT:
“*Bugün kadın meslektaşlarım Merdan Yanardağ ile dayanışma adına onun kitaplarını imzalıyor. Mimar Sinan Mahallesi Atlas Çıkması sok. No:7 ÜSKÜDAR.. Koşa koşa gidin”
“* Tayfun Kahraman’ın hastalığı maalesef ilerlemiş. Tanımasanız da uzaktan bir sevgi öpücüğü gönderin. Onu ve yine sağlık durumunu kaygıyla takip ettiğimiz Murat Çalık’ı kucaklayın.”

Ayşenur Arslan - 10 Ocak 2026

Address

Mustafakemalpasa

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Semra Erdem posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share