Eğitim Sen Mardin Şubesi

Eğitim Sen Mardin Şubesi Mardin eğitim sen (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası)

Bijî Yek Gulan..✌️Yaşasın 1 Mayıs..✌️Mardin Emek ve Demokrasi Platformu olarak kutlamalarını gerçekleştirdiğimiz 1 Mayıs...
02/05/2026

Bijî Yek Gulan..✌️
Yaşasın 1 Mayıs..✌️
Mardin Emek ve Demokrasi Platformu olarak kutlamalarını gerçekleştirdiğimiz 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun..✌️

BASINA VE KAMUOYUNASon günlerde Siverek ve Kahramanmaraş’ta okulları hedef alan saldırılar, eğitim alanının ve toplumun ...
18/04/2026

BASINA VE KAMUOYUNA
Son günlerde Siverek ve Kahramanmaraş’ta okulları hedef alan saldırılar, eğitim alanının ve toplumun içine sürüklendiği çok yönlü krizi bir kez daha tüm çıplaklığıyla açığa çıkarmıştır.
Bu saldırılarda yaşamını yitiren öğrencilerimize ve eğitim emekçilerine Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı; yaralananlara ise acil şifalar diliyoruz. Acımız büyük, öfkemiz ortaktır.
Eğitim kurumları; yalnızca bilgi aktarılan yerler değil, aynı zamanda demokratik toplumun, eşitliğin ve barışın inşa edildiği kamusal alanlardır. Okullar, farklı kimliklerin, dillerin ve kültürlerin bir arada, eşit ve özgür biçimde var olmayı öğrendiği mekanlardır. Bu alanlara yönelen her saldırı, doğrudan toplumsal barışa yönelik bir tehdittir.
Şiddet Münferit Değil, Sistematiktir!
Bugün okullarda yaşanan şiddet; münferit birer asayiş olayı değil, derinleşen ekonomik, toplumsal ve siyasal krizin doğrudan bir sonucudur. Artan gelir adaletsizliği, yaygınlaşan işsizlik, gençlerin geleceksizlik kaygısı ve büyüyen umutsuzluk, toplumsal çözülmeyi hızlandırmaktadır.
Çocukların ve gençlerin uyuşturucu bağımlılığına sürüklendiği, kendilerini ifade edecek demokratik kanallar yerine çeteleşme yapılarına mahkûm edildiği ve bireysel silahlanmanın korkutucu boyutlara ulaştığı bu ortam; demokratik mekanizmaların zayıflatılmasının ve barış kültürünün aşınmasının bedelidir.
Eğitimde Bilimsellikten ve Liyakatten Kopuş
Anadilinde eğitim hakkının tanınmaması eşitsizlikleri derinleştirirken; eğitimin tarikat ve cemaat yapılarıyla kuşatılması, "manevi danışmanlık" adı altındaki pedagoji dışı uygulamalar, eğitimin bilimsel ve laik niteliğini yok etmektedir. İktidarın tektipçi ve ideolojik dayatmaları kutuplaşmayı derinleştirmekte, liyakatin tasfiyesi ise adalet duygusunu zedeleyerek toplumsal güveni sarsmaktadır.
Yusuf Tekin Döneminin Ağır Bilançosu:
Bu politikaların yürütücüsü olan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin döneminde eğitimdeki çöküş kronikleşmiştir:
* İdeolojik Kuşatma: Eğitim kurumları, tarikat ve cemaatlerle yapılan protokollerle denetime kapatılmış; laik ve bilimsel eğitim esasları terk edilmiştir.
* Can Kayıpları ve İntiharlar: MESEM kapsamında çalıştırılırken iş cinayetlerine kurban giden 18 çocuğun sorumluluğu üstlenilmemiş; son 10 yılda ataması yapılmayan 300 öğretmen yaşamına son vermiştir.
* Güvenlik Sorunu: Son 3 yılda okullarda yaşanan saldırılarda 10 kişi hayatını kaybetmiştir.
* Hukuksuz İhraçlar: KHK’ler ile nitelikli öğretmenler ve barış akademisyenleri haksızca ihraç edilmiş; yerlerine liyakatsiz kadrolar yerleştirilmiştir.

Demokratik Toplum ve Barış Bir Tercih Değil, Zorunluluktur!
Eğitimdeki krizin çözümü, sadece polisiye tedbirler veya fiziki güvenlik önlemleriyle mümkün değildir. Gerçek çözüm; farklılıkların zenginlik sayıldığı bir barış zemininde ve her bireyin söz hakkının olduğu demokratik bir işleyişte saklıdır.
Demokrasi, eğitimde dayatmacı politikalara karşı paydaşların ortak aklını devreye sokar. Adalet ve liyakat ise bireylere sistem içinde bir gelecek vaat ederek şiddete ve illegal yapılara yönelimi engeller. Barışın sağlandığı bir iklimde şiddet zemin bulamaz; demokrasinin işlediği bir yerde ise liyakatsizlik ve adaletsizlik barınamaz. Bu iki değer, çocuklarımızı çeteleşmeden, umutsuzluktan ve şiddetten koruyacak en güçlü kalkandır.
Eğitim Sen olarak ;
* Demokratik, çoğulcu ve özgür bir toplumun inşası,
* Kalıcı ve onurlu bir toplumsal barışın sağlanması,
* Anadilinde eğitimin anayasal güvenceye kavuşturulması,
* Bilimsel, laik, kamusal ve parasız eğitimin esas alınması,
* Öğretmenlik mesleğinin itibarının ve güvencesinin korunması,
* Çocuklarımızın çeteleşme ve bağımlılıktan uzak, güvenli alanlarda büyümesi
için gerekli düzenlemelerin zaman kaybetmeden hayata geçirilmesini talep ediyoruz.
Ayrıca Bakanlığı döneminde eğitimin her alanında yaptığı uygulamalarla eğitimin sorunlarını çözmek yerine büyüten Yusuf TEKİN in derhal istifa etmesi de talep ediyoruz.
Siverek ve Maraş’ta yaşananlar bu ülkenin kaderi değildir. Demokrasi olmadan barış, barış olmadan güvenli eğitim, güvenli eğitim olmadan sağlıklı bir toplum kurulamaz!

SAVAŞA KARŞI ONURLU BİR BARIŞI,
ÖLÜME KARŞI YAŞAMI,
KARANLIĞA KARŞI AYDINLIĞI
SAVUNDUK VE SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ.

KESK MARDİN ŞUBELER PLATFORMU

15/04/2026

EĞİTİMDE ŞİDDETE DUR DE!

OKULLARDA ŞİDDETE HAYIR!Bugün Şanlıurfa'nın Siverek ilçesi Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde hepimizi d...
15/04/2026

OKULLARDA ŞİDDETE HAYIR!
Bugün Şanlıurfa'nın Siverek ilçesi Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde hepimizi derinden sarsan ağır bir saldırı yaşanmıştır. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin okulun eski öğrencisi olduğu, saldırının ardından yaşamına son verdiği, saldırıda aralarında hayati tehlikesi olan eğitim emekçileri de olmak üzere, öğrenciler ve kamu görevlileri dâhil 17 kişinin yaralandığı yetkililer tarafından açıklanmıştır.
Tek başına bir “şiddet vakası” olarak değerlendirilemeyecek olan bu elim hadise, içinde bulunduğumuz sistemin derin çelişkilerini ve çözülme halini açık biçimde ortaya koymaktadır. Daha geçtiğimiz ay İstanbul Çekmeköy’de görev yaptığı okulda uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden meslektaşımız Fatma Nur Çelik’in acısını hâlâ içimizde taşırken, böylesine bir trajedinin yeniden yaşanması şiddetin eğitim kurumlarda ne denli yapısal bir sorun haline geldiğini göstermektedir.
Okullar, çocukların, gençlerin ve eğitim emekçilerinin güvenli bir biçimde bulunması gereken kamusal alanlardır. Ancak bugün bu alanların giderek güvensizleştiği ve koruyucu niteliğini yitirdiği açıktır. Şiddetin yalnızca fiziki güvenlik önlemleriyle engellenemeyeceği de bilinmelidir. Çünkü şiddet öylece ortaya çıkmaz. Toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği, geleceksizliğin yaygınlaştığı, gençlerin eğitimle bağının zayıfladığı ve dışlanmanın olağanlaştığı koşullarda ortaya çıkmaktadır. Eğitim politikalarının bilimsel ve kamusal temellerden uzaklaştırılması, okulların ve eğitim bileşenlerinin toplumsal itibar kaybı bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır.
Eğitim sistemini eşitsizlikleri derinleştiren ve kamusal niteliğini aşındıran siyasi iktidar; tüm kurumları işlevsizleştiren, denetim ve destek mekanizmalarını zayıflatan idari anlayış ve bu süreçte sorumluluğu olan yöneticiler yaşanan tablonun doğrudan sorumlusudur ve kamuoyu önünde hesap vermelidir.
Yaşanan bu olay, eğitim alanının bilimsel ve pedagojik temellerden uzaklaştırılması durumunda nasıl derin yaralar açılabileceğini bir kez daha göstermiştir. Eğitim kurumlarını ve toplumu şiddetten arındırmak için eşitlikçi, kapsayıcı ve kamusal bir eğitim anlayışının yeniden inşası zorunludur. Gençleri yalnızlaştıran ve okulları eğitim alanı olmaktan uzaklaştıran politikalar sürdükçe benzer acıların yaşanma riski ortadan kalkmayacaktır.
Eğitim Sen olarak bir kez daha altını çiziyoruz:
Eğitim, bir güvenlik meselesine indirgenemeyecek kadar yaşamsal, piyasa ilişkilerine terk edilemeyecek kadar kamusal bir haktır. Öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliğini, fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü korumak kamusal sorumluluğun en temel gereğidir.
Yaşanan bu vahim saldırıda yaralanan eğitim emekçilerine ve öğrencilere acil şifalar diliyor, tüm eğitim emekçilerine, öğrencilere ve ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Eğitim Sen olarak, bugün en temel sorumluluğunu yerine getiremeyen, eğitim emekçilerini ve öğrencilerin güvenliğini sağlayamayan kurumları ve yöneticileri kamuoyu önünde hesap vermeye çağırıyoruz. Eğitimin kamusal niteliğini savunmaya ve okulları şiddetin değil yaşamın, kamusal, bilimsel, laiklik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitimin alanı haline getirmek için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

EĞİTİM SEN MARDİN ŞUBESİ

OKULLARDA ŞİDDETE ARTIK YETER!2 Mart Pazartesi günü İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu ...
03/03/2026

OKULLARDA ŞİDDETE ARTIK YETER!

2 Mart Pazartesi günü İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda iki meslektaşımız ve bir öğrenci yaralanmış, yaralanan arkadaşlarımızdan biri tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmiştir.
Bugün burada yalnızca aramızdan koparılan arkadaşımız için değil, yıllardır göz ardı edilen itibarımız ve can güvenliğimiz için toplandık.
Yaşamını kaybeden meslektaşımızın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm eğitim emekçilerine başsağlığı diliyoruz. Yaralanan öğretmen arkadaşımıza ve öğrencimize acil şifalar diliyoruz.
Ancak açıkça ifade ediyoruz:
Bu saldırı münferit değildir.
Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir.
Şiddetin zemini yalnızca bireysel bir öfke değildir. Medyada, siyasette ve bürokraside giderek meşrulaştırılan sert ve kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren, itibarsızlaştıran ve yalnızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitim emekçilerinin kamuoyu önünde haksız biçimde suçlanması ve sorumluluğun sürekli öğretmene yüklenmesi öğretmenleri hedef haline getirmektedir. Ayrıca pedagojik temelden yoksun, eğitimin bilimsel niteliğini gözetmeyen etkinlik ve uygulamaların yaygınlaşması okulu çocuklar ve gençler için güvenli bir öğrenme ortamı olmaktan uzaklaştırmaktadır. Okullar ideolojik yönlendirmelerin, denetimsiz faaliyetlerin ya da pedagojik karşılığı olmayan uygulamaların alanı değildir.
Öte yandan derinleşen yoksulluk ve gençlerin geleceksizlik duygusu da şiddet riskini büyüten önemli toplumsal faktörlerdir. Ailesi ekonomik krizle mücadele eden, temel ihtiyaçlara erişimde zorlanan, sosyal destek mekanizmalarından mahrum bırakılan çocuk ve gençlerin yaşadığı psikolojik baskı görmezden gelinemez. Sosyal politikaların zayıflığı, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği bu tabloyu ağırlaştırmaktadır.
Buradan başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrıda bulunuyoruz:
Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir.
o Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir.
o Her okulda yeterli sayıda uzman personel görevlendirilmelidir.
o Risk altındaki öğrenciler için erken müdahale ve destek programları uygulanmalıdır.
o Okullarda şiddeti önlemeye dönük bağlayıcı bir eylem planı hazırlanmalıdır.
o Eğitim emekçilerinin mesleki itibarını koruyacak, hedef gösterilmelerini engelleyecek açık ve net bir tutum alınmalıdır.
o Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir. İhmali bulunanlar tespit edilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Gelecekte benzer vakaların yaşanmaması için bu acının üzeri örtülmemelidir.
Eğitim emekçileri olarak güvenli bir çalışma ortamı talep ediyoruz. Bu talep bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Güvenli olmayan bir okulda sağlıklı bir eğitim süreci yürütülemez.
Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunmaya devam edeceğiz.
Yitirdiğimiz meslektaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor; benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.

EĞİTİM SEN MARDİN ŞUBESİ

JI ÇAPEMENÎ Û RAYA GIŞTÎ RE.Em, îro bi minasebeta "21'ê Sibatê Roja Zimanê Zikmakî Ya Cîhanê" li gel hev in.Ziman ji bo ...
21/02/2026

JI ÇAPEMENÎ Û RAYA GIŞTÎ RE.
Em, îro bi minasebeta "21'ê Sibatê Roja Zimanê Zikmakî Ya Cîhanê" li gel hev in.
Ziman ji bo pêşketina civakê hîmekî bingehîn e. Lewma perwerdehiya zimanê zikmakî ji bo çandnasîn û çandzanîna di navbera qirnan de pêwîste. Ji ber vê yeke Rêxistina Çand, Zanîn û Perwerdehî ya Neteweyê Yekbûyî (UNESCO) di sala 1999’an de 21’ê Sibatê wekî ”Roja Zimanê Zikmakî” ya navnetewî pejirand. ”21 Sibatê Roja Zimanê Zikmakî” cara ewilî di sala 2000 de, li her derê cîhanê ji bo piştgirîya çand û jiyana pirrengî hatiye pîroz kirin.
Di çarçoveya mafên mirovan de ji bo parastina zimanên cihê yên cîhanê, pirzimanî ku mafê zimanê dayikê û balkişandina ser wê xalê, dibe xwedî rojek e girîng. Roja Zimanê Dayikê ya Navnetewî ne tenê pêdiviya parastina ziman îfade d**e, di heman demê de dixe bîra mirov ku divê rêz li taybetmendiya her zimanî bê girtin.
Ev roj ne tenê ji bo parastina ziman, di heman demê de ji bo balkişandina li ser girîngiya cihêrengiya ziman û pirzimaniyê jî xwedî girîngiyeke wiha mezin e. Ev biryara Unescoyê, bû banga parastina zimanên cuda yên cîhanê û pêşîgirtina li hember pişaftinê.
zimanê zikmakî parçekî jêneger ya jiyana civakî ye. Ji ber vê yekê jî dema qedexe li zimanê zikmakî yê kesekî dibe, ew kes şert û mercê xwebûnê jî winda d**e. Di cîhanê de perwerdehiyên ne pirzimanî astengiyên derûnî, pedagojîk û zimanî li ser pêvajoya perwerdehiyê çê d**e. Tunebûna zimanan, windabûna pirengiya zimanan, astengiyên li ser pêşketina zarokan ji çend neyiniyên modela yek zimanî ye.
Îro Roja Zimanê Dayikê ya Navnetewî li seranserê cîhanê bi çalakiyên curbecur tê pîrozkirin. Di vê rojê de Unesco her sal bi mijareke cuda destnîşan d**e û gelek rêxistin, komeleyên çandî û civakên herêmî li çaraliyê cîhanê hewl didin bi pejirandina vê rojê hişyariya ziman û çandî bilind bikin.
Di cîhana îroyîn de cihêrengiya zimanan her ku diçe d**eve bin xetereyên mezin. Gelek ziman ji hêla civak û gelên ku bi hejmara xwe di kêmasiye de mane ve ku tê axaftin, ji ber serweriya zimanê serdestan û teknolojiya heyî, gelek ziman di bin bandora vê gerdûnbûna pişaftinê de d**eve nava xetereyek e mezin û ber bi windabûnê ve diçe.
Roja Zimanê Zikmakî ya Navnetewî tîne bîra mirov ku ziman ne tenê navgîna ragihandinê ye, mîrateyek girîng e ku nasname û çanda gelan pê re hildigire.
21’ê Sibatê peyama ku divê zimanên cuda û cihêrengî bê parastin çiqasî bihewîne jî, gerek bi vê rojê tenê sînordar nemîne û her rojan bike rojên ziman.
Bi taybetî zimanê kurdî ku li ber xetere û astengiyên mezin ên pisaftinê li ber xwe dide, divê li asta cîhanê biqîre da ku bibe zimanê perwerdehiyê û bi perwerdehiya zimanî re pirzimaniyê jî teşwîq bike. Wendakirina zimanekî çawa tê wateya tunebûna çandan û neteweyan, ji bo zimanê kurdî jî heman tişt derbas dibe û dibê parastina ziman bi her cûreyê jiyanê re ku dewlemendiya ziman e, bê axaftin û rave kirin.
Em dizanin! pirsgireka ku ev sed sal in weke pirsgirêka Kurd tê binavkirin û pirsgirêka sereke ya vî welatî ye, di rastiya xwe de siyaset û polîtîkayên dewletê yên pişaftin, zext û zoriyên ku li ser çand û zimanê Kurdî tên meşandin in.
Dîsa tê zanîn ku înkara çand, ziman û nasnameya Kurdî, ji avabûna komara Tirkiyêyê heta ve demê bi dehan caran bûye sedema nerazîbûna gelê Kurd û ev siyaseta înkarê ya li hemberî nirxên neteweyî yên gelê Kurd, bûye sedema şerê ku bi dehan salan in didome.
Ji bo welatekî demokratik û di nava aramiyê de, pewiste zagonên bingehîn ên ku li pêşiya azadiya zimanê Kurdî astengin, bên sererastkirin, zimanê Kurdî bibe zimanê perwerdehîyê û Zimanê Fermi.
Ji hundirê mala xwe heta sûk û kolanan, ji gundan heta bajaran, û bi taybet jî dayikên têkoşerên dildarên ziman bi zarokên xwe re, ji saziyên sivîl heta saziyên siyasî, ji siyasetmedar, rewşenbîr û zanayan heta xwendekar, karker û cotkaran… li her derê û bi her kesî re divê em bi zimanê xwe bipeyivin.
Em bang li tevahiya gelê xwe dikin ku ji heft, heta heftê salî, bi coş û kelecan li zimanê xwe xwedîderkevin û nirxên xwe yên neteweyî bi parêzên.
Em baş dizanin ku Ziman ji bo miletekî mijara hebûn û tunebûnê ye.
Em ê, li malê, li sûkê, li bazarê, li kuçê û kolanan, li dibistanan, li nexweşxaneyan, li dadgehan û li hemû qadên jiyanê, li zimanê xwe ê zikmakî xwedî derkevin û;
Bi Kurdî Biaxivin,
Bi Kurdî Bixwînin,
Bi Kurdî Binivîsin,
Û Bi Kurdî Bijîn.
Bi van hestan careke din bi coş û bi kelecan 21'ê Sibatê Roja Zimanê Zikmakî Ya Cîhanê, li hemû Gelan û bi taybet jî li gelê xwe Pîroz dikin...
PLATFORMA KED Û DEMOKRASIYÊ A MÊRDÎNÊ

07/02/2026

GERÇEK SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR! Deprem Değil; İhmal, Rant ve Cezasızlık Öldürüyor!

BASINA VE KAMUOYUNAASRIN FELAKETİ DEĞİL ASRIN İHMALİ!6 Şubat 2023’te, merkez üsleri Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbista...
07/02/2026

BASINA VE KAMUOYUNA
ASRIN FELAKETİ DEĞİL ASRIN İHMALİ!
6 Şubat 2023’te, merkez üsleri Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler sonucunda on binlerce yurttaşımız yaşamını yitirmiş, yüz binlercesi yaralanmış, milyonlarca insanın hayatı kökten değişmiştir. 3. yıldönümünde depremlerde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor; rant düzenine, cezasızlığa ve kamusal hizmetlerin piyasaya terk edilmesine karşı mücadeleyi büyüteceğimizin, bu yıkımın bu denli ağır olmasına yol açanlardan mutlaka hesap soracağımızın sözünü yineliyoruz.

Bu ülkede depremlerde yaşamını yitiren yurttaşların sayısı hiçbir zaman eksiksiz ve şeffaf biçimde açıklanmadı. Resmî açıklamalara göre 53.537 kişi yaşamını yitirmiş, 107.213 kişi yaralanmıştır. Afet sonrası 2 milyondan fazla kişi barınma sorunu yaşarken, en az 5 milyon kişi farklı bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre ise depremler sonrasında 658 bin kişi geçim olanaklarını yitirmiştir.

Ancak bu rakamların gerçeğin yalnızca küçük bir bölümünü yansıttığını; emek ve demokrasi güçlerinin deprem bölgesinde aylarca sürdürdüğü Kriz Koordinasyon Merkezleri çalışmalarından da biliyoruz.

Deprem doğal bir olay; yıkımın boyutu ise siyasal tercihlerin sonucudur.
Yıkımın gerçek boyutlarını bilmiyor olsak da bu yıkımın rant düzeninin, denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu olduğunu biliyoruz.

Her büyük depremden sonra aynı senaryo sahneye konmuş; değişen yalnızca felaketin yeri olmuştur. Deprem bu ülkede sistemli biçimde “kader” ve “fıtrat” söylemleriyle geçiştirilmiştir. Gerçek sorumlular korunurken, açılan göstermelik davalarla suç birkaç müteahhide, mimar ve mühendise yıkılmıştır. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, kamu eliyle ölüm yeniden üretilmiştir.

21 yılda deprem vergisi adı altında toplanan 40 milyar doların nerelere harcandığı, kimlere aktarıldığı hala açıklanmamıştır. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmamış, rant odaklı kentleşme teşvik edilmiştir. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, denetim mekanizmaları işlevsizleştirilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel esaslar temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür.

Deprem Değil; İhmal, Rant ve Cezasızlık Öldürüyor!
Depremler, özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin nasıl adım adım tasfiye edildiğini de acı biçimde gözler önüne sermiştir.

Bu politikaların sonucu depremde ilk çöken kurumlardan biri Kızılay olmuştur. Dönemin Kızılay başkanı, yüz binlerce insan donma ve açlık tehdidi altındayken depolardaki çadırları satmış; bu skandala ilişkin açılan dava ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır.

Aradan geçen üç yıl, depremi yaşayan milyonlar için acının ve yoksunluğun derinleştiği üç yıl olmuştur. Deprem bölgelerinde yüz binlerce yurttaş hâlâ güvencesiz koşullarda yaşamaktadır. “Geçici” denilen konteyner kentler kalıcı hale gelmiş, bu alanlar insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla adeta toplama kampı görüntüsü vermeye başlamıştır. Kış koşulları ile birlikte yaşanan elektrik ve su kesintileri, yaşamı dayanılmaz hale getirmiştir.

Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzak olup salgın hastalıklar olağan hale gelmiştir.

Kadın emekçiler artan bakım yükü ve sosyal destek mekanizmalarının yokluğu nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıyadır. Çocuk yoksulluğu derinleşmiş, çocuk işçiliği yaygınlaşmıştır.

Depremden Sonra Değil, Hemen Şimdi!
Afetlere hazırlık piyasanın değil, kamunun görevidir. Barınma hakkı bir lütuf ya da sadaka değil, temel bir insan hakkıdır.

Aradan geçen üç yıla rağmen iktidar, deprem gerçeğiyle yüzleşmek yerine açılış şovlarıyla, yetersiz TOKİ projeleriyle yetinmektedir. Devasa şantiye alanlarına dönüşen kentler ve mahallelerde temiz hava hakkı gasp edilmekte, asbest ve ağır metal kirliliği nedeniyle halk sağlığı sorunları belirgin biçimde artış göstermektedir.

Taleplerimiz Açıktır:
 Tüm kamu binaları acilen, bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli, depreme dayanıksız olduğu tespit edilen yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır.
 Özellikle deprem bölgesi olan illerde deprem risk raporları ve kontroller kamu tarafından gerçekleştirilmeli ve tek evi olanlara güçlendirme teşviği sağlanmalıdır.
 Piyasacı, rantçı yaklaşım reddedilmelidir.
 Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalı, kalıcı ve ücretsiz barınma sağlanmalı; imar afları tümüyle kaldırılmalıdır. Kamusal ve bilimsel denetim esas alınmalıdır.
 Kentsel dönüşüm ile yeni rant projelerine yol açan “rezerv alan”, “acele kamulaştırma” vb. uygulamalara son verilmeli, dönüşüm gerektiğinde kamu her açıdan yükümlülük üstlenmeli ve yerindelik esas olmalıdır.
 Deprem vergileri amacına uygun olarak ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır.
 Bilim çevreleri ve emek-meslek örgütlerinin katılımıyla kapsamlı ve bağlayıcı bir Deprem Kanunu hazırlanmalıdır.
 Afet yönetimi, meslek örgütleri, sendikalar ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.

DEPREM DEĞİL İHMAL ÖLDÜRDÜ!
GERÇEK SORUMLULAR HESAP VERMELİDİR!

MARDİN EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU

GEÇİNEMİYORUZ!İNSANCA BİR YAŞAM İÇİN BUGÜN HİZMET ÜRETMİYORUZ!EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI İSTİYORUZ!Hepimizin hak ettiği insa...
14/01/2026

GEÇİNEMİYORUZ!
İNSANCA BİR YAŞAM İÇİN BUGÜN HİZMET ÜRETMİYORUZ!
EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI İSTİYORUZ!
Hepimizin hak ettiği insanca yaşam koşulları için bugün en temel hakkımızı, üretimden gelen gücümüzü kullanıyor, iş bırakıyoruz.
Emeğimizin karşılığı için ülkenin dört bir yanında g(ö)revdeyiz!
Bize neden iş bırakıyorsunuz? Ne talep ediyorsunuz? Diye soranlara cevabımız nettir.
Yıllardır ‘geçinemiyoruz’ diye haykırıyoruz. Ancak ülkeyi yönetenler bu haykırışa kulak tıkıyorlar. Duymazdan geliyorlar.
Geçinemiyoruz! Çünkü:
TÜİK’in sahte verilerine göre bile en yüksek enflasyon sırlamasında dünya beşinciliğine yükselen bir ülkede yaşıyoruz.
Genel enflasyondan gıdaya, kiradan eğitime enflasyonun her türünde AB ve OECD ülkeleri içinde açık ara birinci sırdayız.
AB ülkelerinin yıllık enflasyonu bizde sadece bir ayda yaşanıyor.
Buna rağmen her yıl aynı tablo ile karşılaşıyoruz. Maaşlarımız Merkez Bankası’nın hiçbir zaman tutmayan enflasyon tahminine, TÜİK’in sahte verilerine göre arttırılıyor.
En son 5 Ocak’ta açıklanan TÜİK verilerine göre maaşlarımız Ocak ayından itibaren yüzde 18,60 aratacak. Ama bununun içinde enflasyon farkı da var. Yani her defasında yaptıkları şeyi tekrar ediyorlar. Yaşadığımız gerçek enflasyonun yarısına denk gelmeyen verileri altışar aylık dilimler halinde enflasyon farkı, maaş zammı diye yutturuyorlar.
Dolayısıyla gerçek tablo şudur: Kamu emekçileri olarak 2026’ya taban aylıklarımıza yapılacak bin TL seyyanen artış dâhil ortalama yüzde 12,5 maaş zammı ile girdik.
Buna karşın 1 Ocak’tan itibaren toplu taşımadan, sağlıkta katılım paylarına, muayene ücretlerinden köprü ve otoyol geçiş ücretlerine kadar her kaleme bizim maaşlarımıza yapılan artışın en az iki katı kadar zam yapıldı.
Kiralara maaş artışımızın neredeyse 3 katı, %35 zam yapıldı.
Tablo çok net: Aralıkta 55 bin lira maaş alan bir memur, 25 bin lira kira ödüyordu. Ocak’ta maaşı enflasyon farkı dâhil 66 bin lira oldu. Ama kirası 33 bin 720 liraya çıktı! Yani maaş zammı diye verilenin çoğu kiraya gitti. Kalanı ise adaletsiz gelir vergisi dilimleri ile lime lime edilecek. Cebimize girmeden vergiye gidecek, buharlaşacak.
Tekrar ediyoruz. Bu tablo ile ilk defa karşılaşmıyoruz. “Toplu sözleşme” adı altında her seferinde sergilenen danışıklı dövüş oyunlarının faturası daha fazla yoksulluk, daha fazla güvencesizlik olarak bizlere kesiliyor.
Öte yandan bu tablo sadece iktidarın eseri değildir. Bu tabloda yıllardır bir sendikadan öte iktidarın memur kolları gibi faaliyet yürütenlerin de önemli payı vardır.
Hatırlayalım, yandaş konfederasyon sözcüleri daha bu Ağustos’ta KESK olarak bizim en başından beri söylediğimiz şeyleri tekrar ettiler mi? “Hakem Kurulu işverenin noterine dönüşmüştür. Bu kuruldan memurların lehine bir şey çıkmaz” dediler mi? Bu nedenle Hakeme başvurmayacaklarını açıkladılar mı?
Ama ne yaptılar? Sözlerini unutup, çağrılır çağrılmaz nefesi Hakem Kurulu toplantısında aldılar. Süreci parlamentodaki bütçe görüşmelerine kadar sürdürme, o zamana kadar tüm kamu emekçilerinin ortak talepleri için hep birlikte mücadele etme çağrılarımıza kulak tıkadılar. İşverenin noteri dedikleri Hakem Kurulu toplantısına katıldılar. İş işten geçtikten sonra da kalkıp “biz oy kullanmadık” diyerek kendilerini aklamaya çalıştılar.
Tüm bunlar nafile çabalardır. Hepimiz biliyoruz ki bugün içinde bulunduğumuz tablo iktidar, yandaş konfederasyonlar ve Hakem Kurulundan oluşan ittifakın ortak eseridir.
Bizler hangi sendikanın üyesi olursak olalım günden güne daha fazla yoksullaşırken iktidar sözcüleri bozuk bir plak gibi aynı nakaratı tekrarlayıp duruyorlar.
“İşçimizi, memurumuzu, emeklimizi enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz” diyorlar.
“Eski Türkiye devri bitti. Yeni Türkiye dönemine geçtik” diyorlar.
Oysa bu ülkenin emeği ile geçinen tüm kesimleri gibi bizler de eski günlerimizi arar hale geldik.
En düşük maaşımızla 10 yıl önce 17 adet çeyrek altın alınırken bugün 6 adet bile alınamıyor.
10 yıl önce kiraya maaşımızın dörtte biri yetiyordu. Bugün yarısı bile yetmiyor.
25 yıl önce emekli olduğumuzda ikramiyemiz ile ortalama standartlarda bir ev alabiliyorduk. Bugün 10 yaşında ikinci el bir otomobil bile alamıyoruz.
25 yıl önce ortalama emekli aylığımız asgari ücretin 2 katıydı. Bugün asgari ücretin dahi altına inmiş durumda.
Geldiğimiz noktada sadece asgari ücret değil, en düşük memur emeklisi aylığı da tarihimizde ilk defa açlık sınırının altında kaldı. Ortalama maaşlarımız yoksulluk sınırının yarısına geriledi.

Peki, neden bu noktaya geldik?
Çünkü ülkeyi yönetenler yıllardır biz ne zaman emeğimizin karşılığını istesek ‘kaynak yok’ diyorlar. “Bütçe imkânlarımız kısıtlı” diyorlar.
Oysa sorun kaynak sorunu değil, kaynakların kimin için harcandığı sorunudur.
Son bütçede bir kez daha gördük. Tüm vergi yükünü yine bizlerin omuzlarına yıktılar.
Buna karşın bizden, halktan toplanan her 100 TL verginin:
 20 TL’sini yabancı ve yerli mali oligarşiye faiz olarak
 5 TL’sini patronlara teşvik, prim desteği, katkı olarak
En az 16 TL’sini silah tüccarlarına, tekellerine “savunma ve güvenlik harcaması” olarak
3 TL’sini ise yandaş müteahhitlere dolar cinsinden hazine garantisi olarak ayırdılar.
Ülkenin temel sorunlarına ayırdıkları kaynak ise devede kulak bile değil. Toplanan her 100 TL verginin; sadece 4 TL’si yoksullukla mücadeleye, 3 TL’sini istihdama, 3 TL’sini tarıma, sadece 62 Kuruşunu hukuk ve adalete, 11 Kuruşunu bağımlılıkla mücadeleye, 6 Kuruşunu kadının güçlenmesi programlarına ayırmakla yetindiler.
İki işçiden birisine açlık sınırının altında kalan bir asgari ücreti reva görüyorlar. Ama bu yıl yerli ve yabancı sermayeye dakikada tam 186 asgari ücret tutarında faiz verecekler.
En düşük emekli aylığını, sefalet harçlığı verir gibi 20 bin TL’ye çıkarmakla övünüyorlar. “Daha fazlasını hazine kaldırmaz” diyorlar. Ama aynı hazineden bu yıl sermayeye, patronlara teşvik olarak dakikada tam 70 emekli aylığı verecekler.
Müjde veriri gibi “Memur maaşını yüzde 18,6 arttırdık. En düşük memur maaşı eş ve çocuk yardımı dâhil 61 bin 500 TL oldu" diyorlar. Ama bütçeden bu yıl savunma ve güvenlik’ adı altında silahlanmaya dakikada tam 66 memur maaşı harcayacaklar.
Dolayısıyla tekrar altını çiziyoruz. Bu ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine, kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sunmak için yeterince kaynağı vardır. Ama bu kaynaklar çalışanlara, yoksullaştırılan halka değil, bir avuç asalağa faiz, teşvik, hazine garantisi olarak aktarılmaktadır.
Yıllardır bizi yoksullaştıranlar, bir avuç azınlığı zenginleştiriyor. Hem de bunu bizim vergilerimizle, bizim soframızdan çalınanlarla yapıyorlar.
Üstelik antidemokratik uygulamalarla, baskıyla, yasakla, korkuyla bu düzene razı olmamızı istiyorlar. Bizleri biat eden modern kölelere dönüştürmeye çalışıyorlar.
Bir avuç azınlığın lehine olan bu tabloyu biz yaratmadık.
Biz kapıkulu değiliz! Biz kamu emekçisiyiz!
Tüm baskılara karşı emeğimizin ve irademizin değersizleştirilmesine dur demenin zamanıdır.
İşte bunun için;
Maaşlarımızda hemen şimdi, Ocak ayından itibaren ek %20 artış yapılmasını istiyoruz.
2023 Temmuzdan itibaren hayata geçirilen “İlave seyyanen ödeneğin taban maaşlarımıza yansıtılmasını istiyoruz.
Verilen sözlerin gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge, ilave seyyanen ödenek tutarının mevcut emekli aylıklarına eklenmesini, mülakatın kaldırılmasını istiyoruz.
Haziran ayına kadar 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın Grevli Toplu Pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılması başta olmak üzere evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini istiyoruz.
En geç Haziran ayı sonunda gerçek bir toplu pazarlık masası kurulmasını istiyoruz.
En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını, kira, kreş ve yol desteği istiyoruz.
Biliyoruz ki; sadece bizler değil, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan tüm emekçi sınıflar, sefalete itilenler, ötekileştirilenler hepimize yoksulluk, güvencesizlik ve baskıdan başka bir şey vaat etmeyen bu düzenden bıkmış, usanmış durumda.
Biliyoruz ki; milyonlar bu baskı ve sömürü düzenin değişmesini istiyor.
Etrafını bu umutla izliyor.
Ama yine hepimiz biliyoruz ki sadece istemek, umut etmek yetmez.
Asıl olan değiştirmek için mücadele etmektir.
Bunun için tüm kamu emekçilerini hepimize dayatılan yoksulluğun ortağı olmamak için mücadele alanlarına, KESK’te örgütlenmeye çağırıyoruz.
İşçisinden emeklisine, asgari ücretlisinden gencine, kadınına kadar tüm kesimleri insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza vermeye davet ediyoruz.
Bugün susarsak yarın geç kalırız!
Bugün durursak yarın yok sayılırız!
Kurtuluş yok tek başına!
Ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın KESK!

Address

37. Sokak NO:8 EMEK VE BARIŞ APARTMANI A BLOK ALTI ARTUKLU/MARDİN
Mardin

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Eğitim Sen Mardin Şubesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Eğitim Sen Mardin Şubesi:

Share