Koçgazi Köyü

Koçgazi Köyü Türkiye'de Ege bölgesinde Afyonkarahisar'a bağlı Sandıklı İlçesinin Köyüdür

02/11/2025

İMECE

Böyle bir sonbahar mevsimiydi. Harman sonu ambarlarımızı zahire ile doldurmuştuk. Evimizde tavana kadar yakacak odunlarımızı istif etmiş, kış hazırlıklarımızı tamamlamıştık. Güz yağmurlarıyla toprak yumuşamış, macun gibi bir hal almış, burcu burcu toprak kokuyordu.
Köy konağının önünde birkaç gençle ileri geri sohbet ediyorduk. Köyün yüksekçe tepesinden Korucu Ali, ünü yettiği kadar bağırmaya başladı: “Duyduk, duymadık demeyin muhtarın emri var.” Lafı, lakırdıyı kestik hepimiz o taraftan gelen sese, ilana! dikkat kesildik.
“Önümüzdeki Pazar günü, sabahtan her evden bir kişi, kazma, kürek alarak Çatalpınar’dan imece ile su getirmek üzere köy meydanında toplanacak. Ayrıca künkleri, kazmaları, künkleri taşımak üzere at arabaları, kağnılar, katırlar, merkepler getirilecektir…”
Köyün her tarafında yankılanan su imecesi ilanı bizlerdeki suskunluğu, sessizliği ve kaygısızlığı dağıttı. Herkeste su heyecanı, yeni çeşme sevinci başlattı. Bizim için su hayattı, sağlıktı, temizlikti, ibadetti. Herkes çeşme hayrından, masumların, yolcuların, canlıların içmesinden hâsıl olacak sevabın muhabbetini konuşmaya başladık. Köyün ön tarafındaki harlak çeşmesinden akan suyun kifayetsizliği kış şartlarında hayvanların sulanması, testilerin doldurulması, çamaşır, bulaşık, beden temizliği herkesi düşündürüyordu.
Köyün genç muhtarı ne iyi etti de köyün üst tarafındaki boşa akan kaynaktan Çatalpınar’ı köye taşımayı akıl etti. Kaymakam künk borularını hibe etmiş. Bizlere kalan sadece kanal kazmak, boruları götürüp döşemek ve suyu köyümüze akıtmak olacaktı.
Güneşli bir pazar günüydü. Köylüler, gönüllü olarak eline kazma, kürek alan meydana koştu. Kadın, erkek, yaşlı, genç rengârenk giyimlerle folklor ekibi gibi suyoluna sıralanmışlardı. İyiliğe, sevaba, hayra sevinçle, hevesle koşan insanların o muhteşem manzarası görülmeye değerdi.
Herkes yapabileceği işlerin başına geçmiş, canını dişine takarak karınca gibi çalışıyor, toprağı eşiyor, taşı kırıyor, kanalı açıyordu. Köy halkı, ölünce de devam edecek olan su hayrının ecir ve sevaplarının ahiretteki mükâfatını umarak besmele ile başladıkları hayırlı hizmette dualarla üstün gayretler gösteriyordu.
Nihayet imecenin verdiği bayram sevinciyle, emekle, alın teriyle, el birliğiyle coştuk, tozu dumana kattık, suyu akıttık. Köyde yeni çeşmeden gürül gürül akan suyla ilk ben abdest aldım. O günden sonra, suyla gelen hayatla hayvanlar, bağlar, bahçeler sulandı. Bolluk, bereket, rahmetin haddi hesabı yoktu...
Şirin Anadolu’mun güzel insanı, hasta yatağında gözlerini bir noktaya dikerek dalgın bakışlarla mazide kalan iyilikleri, hayırları anlatarak ferahlıyor, ahiret akçası olarak boşa gitmediğini biliyor, teselli buluyordu. Cami, çeşme, yol, okul gibi herkesin müşterek çalışması ile yapılan hayır işlerine eskiler, imece ya da İştirak-ı amal-i uhreviye derler. Yani ahirete yönelik hayır işlerinde ortak çalışmalar…

02/11/2025

HALK HEKİMLERİ
Geçmişte, hastalıkların bu kadar çok çeşidi yoktu, fazla bilinmeyen, görülmeyen, yaygın, salgın, fiziki, ruhu kronik dertler, depresyonlar insanları muayene, tahlil, teşhis, tespit, tedaviyle uğraştırıp durmazdı. Şehirden uzak köylerde, mahrumiyet, yokluk, kıtlık içinde yaşayıp giden Anadolu insanı, sıkıntılarını, sorunlarını, dertlerini asırları aşkın tecrübelerle ve kendine has yöntemlerle bir çıkış yolu bulmuş, çözmüşler.
Herkesin sevip saydığı, yaşlı, güler yüzlü, muttaki Gümüş Nine vardı. Koçgazi Köyündeki evinden dışarı çıkmaz, lüzumsuz konuşmaz, namaz, niyaz, dua ile ömrünü geçiren, ihlâslı ulu çınarlardandı. En bilinen vasfı, her hastalığı bilir, insanların derdine derman, ağrılarına, sızılarına çare, yaralarına merhem olur, bedel, karşılık almazdı. Kendinde hastalık arız olan köylüler, ona görünmeden, sormadan, danışmadan bir şey yapmazlardı.
Gümüşçe ya da Gümüş Ebe olarak bilinen güngörmüş, uzun ömür sürmüş bu fahri tabibe çocukluğumda, birkaç defa elimden tutarak Annem beni de götürmüştü. Dışarıdan az ışıklı odasına girince duvarda asılı şifalı ot keseleri, mısır koçanları, Mushaf torbası nazara çarpardı. Ocak başında sedirdeki minderde oturan yaşlı kadın, fark edilmeyecek kadar zarif ve kısık sesiyle selam alır, buyur ederdi.
Karın ağrıyan, topalan olan, hazımsızlık çeken, midesi yanan onun önüne yatıp karnını ovdurmadan şifa bulamazdı. O, şifalı eliyle ağrıyı ovarken, diliyle de dualar okur. Eğer dua okurken çok esnerse, nazar deymiş olacağını söyler, dua eder, kalkınca da tü, tü diye def-i nazar tekerlemelerini söyler. Bazen de baş üstünde dolandırdığı bir miskal tuzu ateşe atardı.
Köyde herkes doğumundan ölümüne kadar her halükarda O’nun bilgisine, tarif ve tavsiyelerine uyardı. Aşırı yemenin şişkinlik yapacağını, hazımsızlığın çaresini, ayak üşütmenin zararlarını herkes O’ndan öğrenirdi. Risale-i Nurdaki: “Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme, Şifa hazımdadır.” Hakikatini genel manada yanına gelen insanlara anlatır: “Saman elinse, samanlık senin, az ye, hırslanma…” Derdi.
O yıllarda bezeme olan, kurdeşene yakalanan, sıtma tutan, hafakanı kabaran, geğreği batan, sütçe tutması olan herkes, sıkıntıdan kurtulmanın çaresini arar kendine bir tabip, ilaç bulurdu. Kurşun dökme, kupa tutma, sülük yapıştırma… En azından hastalığın huzursuz edici psikolojik baskısından, vesvesesinden kendini kurtarırdı.
Teslimenin Zeynep, kurdeşen hastalığı tutması yapıyormuş. Onların evin köşesinde vücudunun üst tarafını çarşafa sarmış, bir köy delikanlısı, gece karanlığında ünü yettiği kadar bağırıyordu: “Uuu komşular!... Ben kurdeşen olduuuum!..” O tutmadan sonra kaşıntıları geçti, iyileşti dediler.
Yaz sıcağında vücudumda isilikler, kabarıklar, kızarıklıklar olmuş, kaşıntıdan duramıyordum. Ne sürdüysek geçmedi. Herkes Anne’me bu çocuğu Yayman Köyünde bezemeci filancaya götür dediler. Köyümüzün yakınındaki Yayman’a gittik.
Oradaki teyze baktı, bezeme olmuş, dedi. Bezeme toprağını suyla bir kabın içinde salâvat getirerek kardı. Belden üst tarafa, kaşınan yerlere karılmış toprağı: “Benim elim değil, Fatma anamın eli.” Diyerek sürdü, okudu, üfledi. Ertesi gün hiçbir şey kalmamıştı.
Geçmişi şöyle bir nazara sunduk. Yanlışıyla, doğrusuyla bu tespitler yaşanmış insan hayatında adet, gelenek, inanç ve kültür izleri taşıyan hikâyeler. O devirleri görmüş yaşlılar, onca doktorlara, kliniklere, poşetler dolusu ilaçlara bakıp: “Şimdi akıl arttı, bereket kalktı.” Diyerek şu zamandaki hırs, kanaatsizlik ve şükürsüzlüğü mü ima ediyorlar? Diye hep düşünürüm…

Türkiye'de Ege bölgesinde Afyonkarahisar'a bağlı Sandıklı İlçesinin Köyüdür

02/11/2025

Muzaffer KARAHİSAR
AKDAĞ’DA BİRGÜN
Yazın sıcak günlerinde yüksek dağların, yeşil yaylaların, gür ormanların serinlik veren havası, suyu, uykusu, kokusu, kuytusu; gürültülü, bunaltıcı, yorucu şehir hayatı yaşayan insanların hayallerini süsleyen bir ütopyadır.
Arkadaşlardan Akdağ yaylalarına seyahat teklifi gelince insanı cezbeden, ruha ferahlık veren güzellikleri, birden gözümün önüne geldi. Orayı tanıtırken: “Doruklarında yaz-kış kar eksik olmayan, kanyonu, kaya duvarları, yılkı atları, ceylanları, yaban hayatı, doğal güzellikleriyle meşhur Akdağ yaylaları, gür ormanları bereketli zenginliklerin hazinesidir.” Diye söz etmiştim.
Sandıklı ile Çivril arasında geniş yüzölçümü, yüksek dağları, çam ormanları, akarsuları, yaylaları, otlakları ile asırlardır yöre insanlarına bereketli zenginlikleriyle kucak açmış, hizmet vermiş, hayallerini süslemiş, umutlarını yeşertmiş, asude güzellikleri bağrında yaşatan bir mekândır Akdağ.
Akdağ’da nazara çarpan vahşi hayvanları, bitkileri, çiçekleri ve tabiatın bütün ihtişamını tefekkür penceresinden bakarak Rabbimizin ihsan ettiği rızıkları, sanatları, renkleri ve muhteşem manzaraları gören, anlayan bilen güzide arkadaş topluluğuyla seyahat etmenin ayrı bir değeri, farklı güzellikleri vardı.
Akdağ’ın 2500 metre sisli, dumanlı zirvelerinde yaz kış kar eksik olmaz. Adını karın beyazlıklarından almış olmalı. Akdağ’ın kuzey eteklerine yolculuğumuzda 1600 m. Yükseklikteki Kocayaylaya vardığımızda rüya âlemine dalmış gibiydik. Sanki sihirli bir el bizi kırsaldan alıp masallardaki hayal ötesi efsunlu güzellikler ülkesinde yeşilliklerle kaplı, asude, serin bir yere götürüp bırakıvermiş gibi engin duyguların yoğunluğu kapladı içimizi.
Temiz hava, bol oksijen, soğuk sular ve alabildiğine gür ormanlarda rüzgârların esintileri içimizi serinletirken ruhumuz ferahlıyordu. Herkes yükseklerde derin nefesler alarak merakla, ibretle, hayranlıklarla, coşkulu platonik yayla duygularıyla etrafı temaşa ediyorlardı.
Orman Bakanlığı’nın çıplak ve kurak düzlüğe yaptığı Akdağ Gölet’i canlılara hayat kaynağı olmuş. Suya yansıyan Güneş ışınları, rüzgâr, ördekler hep birlikte raks ediyorlardı. Üstünde kayıklar yüzen gölet, mavi ile yeşili buluşturan dağ manzaralarına estetik renk ve zevk katmış. Tabiat parkı olarak yapılan düzenlemeler, sosyal tesisiler, orman evleri, mescit, çeşmeler, oyun parkları, oturma bankları, tuvalet, temizlik ve çevre koruma görevlileri vb. düzenlemeler son derece güzel uygulamalar.
Öğle namazını ahşap mescitte cemaatle kıldık. Çamların altında tesbihattan, duadan sonra Fetih Suresinden Kur’an tilaveti ile huşu bulduk. Sevgili Peygamberimize(asm) ihsan edilen, gönüllere sirayet eden Fethi Mübin’in müjdelerini hatırladık…
Akdağ yaylasında İbrahim Sarıçiçek Hoca’nın yaşlı hali ve hazin sedasıyla risaleden ders okurken kuş sesleri ve çam kokuları içinde derin tefekkür deryalarına daldık. Tabiattaki varlıklara bakarak; onlarda tecelli eden Allah’ın güzel isimlerini, sanatı, estetiği, simetrik ölçüleri, nizam ve intizamları düşündük… Bediüzzaman’ın Çamdağı’nda inziva halini hatırladık.
Çamdağı zirvelerinde ıssız, tenha çamların, gür ormanların içinde tek başına iki üç ay yalnız kalan Bediüzzaman, Altıncı Mektup’ da gurbet hissiyatını, hüzünlerini anlatır… Gece vakti ıssız dağların garibane vaziyetlerini, mevsim sonu bırakıp giden mahlûkatın hüzünleri… Gurbet içinde gurbetlerin, ayrılıkların firkatli, rikkatli, hazin hallerini düşünür. Sonra, Allah’ın lütfuyla iman nuru ve Kur’an feyziyle teselli bulduğu anlatılır…
Akdağ’da güneş, yüksek dağların zirvelerinden kızıllıklar bırakarak aşmaya başladı. Akşam yaklaştı, içimizi kaplayan ayrılık hüznü, sonbaharda olduğumuzu hatırlattı. Onca güzellikleri içinde barındıran Kocayaylaya veda edip gitmek zamanı gelmişti. Latifelerimize kadar işleyen, duygularımıza sirayet eden Akdağ’ın kokusu, sesleri, renkleri, güzellikleri gönlümüzü esir almıştı. O gün rüya âleminde gibiydik. Nice zaman sonra şehir ışıkları, derin hülyalardan uyandırdı. Efsunlu güzelliğiyle hayallerimizi süsleyen Akdağ Yaylası’ndan ayrıldığımızı, üzülerek fark ettik.

kocgazi koyunden olup denizlide ikamet eden huseyin donmez vefat etmistir cenaze yarin oglen denizli asri mezarlikta nam...
31/07/2025

kocgazi koyunden olup denizlide ikamet eden huseyin donmez vefat etmistir cenaze yarin oglen denizli asri mezarlikta namazi kilinip bozburun mezarligina defin olacaktir

Ablam Ayşe Erol hakkın rahmetine kavuşmuştur  cenazesi yarin ikindi namazina mutakip kocgazi koyunde defnedilecektir
12/01/2025

Ablam Ayşe Erol hakkın rahmetine kavuşmuştur cenazesi yarin ikindi namazina mutakip kocgazi koyunde defnedilecektir

Köyümüz halkından Recep karaağaç'ın eşi hava Karaağaç vefat etmiştir
01/10/2024

Köyümüz halkından Recep karaağaç'ın eşi hava Karaağaç vefat etmiştir

Address

Koçgazi Sandıklı Afyonkarahisar
Koçgazi
03600

Telephone

05425839397

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Koçgazi Köyü posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share