18/03/2026
Çanakkale… Sadece bir savaşın adı değildir; bir milletin yeniden doğuşunun, umudun küllerinden yükselişinin destanıdır. 1915 yılının o zorlu günlerinde, imkânsızlıklar içinde verilen mücadele, tarihin akışını değiştiren bir iradenin simgesi olmuştur. Bu topraklarda, genç yaşlı demeden binlerce insan, vatan uğruna gözünü kırpmadan canını ortaya koymuş; geride gözü yaşlı analar, yarım kalmış hayaller ve dillerden düşmeyen dualar bırakmıştır.
Cepheye gidenlerin çoğu daha hayatın baharındaydı. Kimi bir mektubu cebine koyup vedalaştı sevdikleriyle, kimi daha okuma yazmayı yeni öğrenmişti. Ama hepsinin yüreğinde aynı inanç vardı: “Bu vatan geçilmez!” İşte o inanç, en güçlü silahlardan daha etkili oldu. Açlık, yokluk, soğuk… Hiçbiri onların azmini kıramadı. Çünkü onlar yalnızca bir toprak parçasını değil, bir milletin onurunu savunuyordu.
Bu destanın en önemli kahramanlarından biri de Anafartalar’da gösterdiği üstün liderlikle tarihe geçen Mustafa Kemal Atatürk’tü. Onun “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözleri, askerlerin yüreğinde sarsılmaz bir inanç ve cesaret oluşturdu. O, sadece bir komutan değil; umudun, direnişin ve bağımsızlık aşkının simgesiydi. Cephedeki askerle omuz omuza yürüyen bu büyük lider, milletine güvenmeyi ve asla vazgeçmemeyi öğretti.
Çanakkale siperlerinde kurşunlar kadar dualar da yükseliyordu göğe. Her patlayan top mermisinin ardından, bir annenin yüreği titriyordu uzaklarda. Ama o anneler biliyordu ki, evlatları kutsal bir görev için oradaydı. Bu yüzden gözyaşlarını içine akıtarak, sabırla beklediler. Belki de en büyük kahramanlık, cephede savaşanlar kadar geride dimdik duran bu yüreklerdeydi.
Bu topraklar, sadece bir zaferin değil; aynı zamanda şehitlerimizin kutsal emanetidir. Her biri, ardında bir hikâye, bir umut ve yarım kalmış bir hayat bırakarak toprağa düştü. Gazilerimiz ise o günlerin yaşayan tanıkları olarak, cesaretin ve fedakârlığın simgesi oldular. Onların hatıraları, bize sadece geçmişi değil, aynı zamanda sorumluluğumuzu da hatırlatır. Çünkü bugün özgürce nefes alabiliyorsak, bunu onların canları pahasına yazdığı destana borçluyuz.
O günlerde yazılan destan, sadece askerî bir zafer değildir. Aynı zamanda birlik olmanın, inancın ve fedakârlığın zaferidir. Farklı şehirlerden, farklı hayatlardan gelen insanlar, tek bir yürek olmuştu. Aralarında hiçbir ayrım yoktu; hepsi aynı bayrağın altında, aynı amaç uğruna birleşmişti. Bu birlik ruhu, düşmana karşı en büyük güç oldu.
Ve nihayetinde Çanakkale geçilmedi. Tarih, o gün bir kez daha gösterdi ki; bir millet, bağımsızlığına gönülden bağlıysa, hiçbir güç onu esir edemez. Bu zafer, sadece o günün değil, geleceğin de teminatı oldu. Çünkü o gün yazılan destan, nesilden nesile aktarılacak bir miras bıraktı.
Bugün, Çanakkale Zaferi’nin 111. yılında; başta bu destanı yazan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Vatan uğruna gözünü kırpmadan can veren aziz şehitlerimiz, bu toprakların ebedi sahipleri olarak kalplerimizde yaşamaya devam edecektir. Gazilerimiz ise gösterdikleri fedakârlık ve cesaretle, milletimizin onur abideleri olarak her zaman baş tacımızdır.
Bizlere düşen en büyük görev; onların emanetine sahip çıkmak, birlik ve beraberlik içinde bu vatanı daha güçlü yarınlara taşımaktır. Çünkü Çanakkale ruhu, sadece geçmişte kalmış bir hatıra değil; bugünümüzü ve geleceğimizi aydınlatan bir meşaledir.
Çanakkale Zaferi, bir milletin “Ben buradayım” diye haykırdığı andır. Ve o haykırış, hâlâ bu topraklarda yankılanmaktadır…
Türk Eğitim-Sen
Kocaeli 1 Nolu Şube