06/06/2026
BASINA VE KAMUOYUNA
Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesine ilişkin kararını kaygıyla karşılıyoruz.
Yoksulluk nafakası, yıllardır kamuoyunda kimi çevreler tarafından yanlış bilgilerle tartışmaya açılmakta, münferit örnekler üzerinden toplumda nafakaya ilişkin olumsuz bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle ekonomik olarak dezavantajlı duruma düşecek eşin asgari yaşam koşullarını korumayı amaçlayan, sosyal hukuk devletinin gereği olan bir koruma mekanizmasıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi uyarınca yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eş lehine hükmedilmektedir. Bu hak otomatik olarak doğmamakta; mahkemeler tarafından somut olayın özellikleri değerlendirilerek karara bağlanmaktadır. Ayrıca nafaka, tarafların ekonomik durumlarının değişmesi, nafaka alacaklısının evlenmesi, fiilen evliymiş gibi birlikte yaşaması veya yoksulluğunun ortadan kalkması gibi durumlarda kaldırılabilmekte ya da azaltılabilmektedir. Dolayısıyla kamuoyunda yaratılmaya çalışılan algının aksine, yoksulluk nafakası mutlak ve dokunulmaz bir hak değildir.
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranlarının erkeklere göre hâlâ düşük olduğu, bakım emeğinin büyük ölçüde kadınların omuzlarında bulunduğu, boşanma sonrasında çocukların bakım sorumluluğunun çoğunlukla kadınlar tarafından üstlenildiği ve kadın yoksulluğunun yapısal bir sorun olarak varlığını sürdürdüğü bir gerçektir. Bu nedenle yoksulluk nafakası yalnızca bireysel bir alacak ilişkisi değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı sonuçlara karşı geliştirilmiş hukuki bir güvencedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen sosyal hukuk devleti ilkesi, 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesi ve 41. maddesinde devlete yüklenen aileyi ve özellikle kadınları koruma yükümlülüğü birlikte değerlendirildiğinde, boşanma nedeniyle yoksullaşacak eşin korunması hukuk devletinin temel görevlerinden biridir.
Daha da dikkat çekici olan husus, Anayasa Mahkemesi’nin aynı düzenlemeye ilişkin olarak geçmiş yıllarda verdiği kararlarda “süresiz nafaka” uygulamasını Anayasa’ya uygun bulmuş olmasıdır. Kanun hükmü değişmemişken farklı sonuca ulaşılması, kadınların ekonomik güvencelerine ilişkin hukuki öngörülebilirlik bakımından ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.
Nafaka tartışmasının merkezinde birkaç istisnai örnek değil, boşanma sonrasında yoksulluk riskiyle karşı karşıya kalan binlerce kadının yaşam hakkı, insan onuru ve ekonomik güvenliği bulunmaktadır. Kadınların yoksullaşmasını önleyecek kapsamlı sosyal politikalar geliştirilmeden, istihdam ve sosyal güvenlik mekanizmaları güçlendirilmeden nafaka hakkının sınırlandırılması, kadınları daha da kırılgan hale getirecektir.
29 Ekim Kadınlar Derneği Bayraklı Şubesi olarak; kadınların kazanılmış haklarının geriye götürülmesine yönelik her türlü girişimin karşısında olduğumuzu, kadınların ekonomik bağımsızlığını ve yaşam güvencesini koruyan hukuki mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Kadınların yoksulluğuna değil, kadınların güçlenmesine yönelik politikalar talep ediyoruz.
29 Ekim Kadınlar Derneği
Bayraklı Şubesi Yönetim Kurulu