07/02/2026
Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci kulüplerine yönelik süregelen baskılar ve son dönemde artan idari müdahaleler kabul edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Kulüp odalarının keyfi biçimde taşınmak istenmesiyle sınırlı kalmayan bu süreç; öğrencilerin ortak alanlarının gasp edilmesine, kulüp faaliyetlerinin fiilen engellenmesine ve üniversite yaşamının polis zoruyla yeniden dizayn edilmesine kadar genişlemiştir.
Öğrencilerin kampüse alınmadığı, kampüs kapılarının kilitlendiği; üniversitelerin TOMA’lar, çevik kuvvet ve polis barikatlarıyla çevrelendiği bu tabloyu reddediyoruz. Üniversiteler güvenlikçi politikalarla yönetilecek alanlar değil; özgür düşüncenin, birlikte üretmenin ve öğrencilerin söz kurma hakkının mekânıdır. Kampüs kapılarında bekletilen öğrenciler, gözaltılarla ve disiplin soruşturmalarıyla susturulmaya çalışılan kulüpler bu gerçeğin açık göstergesidir.
Kulüpler üniversitelerin vitrin süsü değil, özerk öğrenci yaşamının temel bileşenidir. Kulüpleri mekânsızlaştırarak, etkinlikleri kriminalize ederek, öğrencileri polis ve baskı yoluyla yıldırarak üniversiteler teslim alınamaz. Bu kararlar “idari düzenleme” değil; üniversiteleri depolitize etme, öğrencileri yalnızlaştırma ve itaatkâr hale getirme girişimleridir.
Boğaziçi’nde yaşananlar münferit değildir. Bugün Boğaziçi’nde kulüpler hedef alınıyorsa, yarın başka üniversitelerde atölyeler, topluluklar ve öğrencilerin sözü hedef alınacaktır. Bu nedenle bu saldırılar karşısında sessiz kalmak değil, yan yana durmak zorundayız.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri olarak bu kararları tanımıyoruz. Boğaziçi Üniversitesi öğrenci kulüpleriyle, kampüs kapılarında bekletilen öğrencilerle ve üniversitelerini savunan herkesle dayanışma içindeyiz. Öğrenci alanları öğrencilerindir; barikatlarla, polisle ve baskıyla gasbedilemez.