Mazlumder

Mazlumder MAZLUMDER, "kimden gelirse gelsin zulme karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana" ilkesiyle hareket eden bir insan hakları kuruluşudur.

THE EXTRADITION OF UZBEK SCHOLAR MUSA SALIH TO UZBEKISTAN MUST BE STOPPED!As detailed in our press release dated January...
10/05/2026

THE EXTRADITION OF UZBEK SCHOLAR MUSA SALIH TO UZBEKISTAN MUST BE STOPPED!

As detailed in our press release dated January 8, 2026, an expulsion order was issued against Uzbek scholar Musa Salih (Fazliddin Parpiyev), and he was sent to the Ankara Akyurt Removal Center.

On March 4, 2025, the Uchtepa District Court of Criminal Matters in Tashkent, Uzbekistan, issued an in absentia arrest warrant against Musa Salih. The decision was based on Article 244-1, Paragraph 3, Subparagraph “g” of the Criminal Code of the Republic of Uzbekistan, which pertains to religious extremism, separatism, and radicalism (bigotry).

Alisher Tursunov, who faced similar charges in the past, was subjected to torture and ill-treatment after being extradited to Uzbekistan, a situation that was reported by human rights defenders. Given this and similar past practices, there are serious concerns that, if extradited, Musa Salih could also be subjected to ill-treatment, face imprisonment on the basis of unfounded and politically motivated charges, and even have his right to life at risk.

It must not be forgotten that deporting people seeking refuge despite the risk of torture and death is a practice of weak and indecisive states or dictatorships that view human life as worthless compared to petty interests. Strong states, however, earn this title not through military deterrence but by upholding the rule of law—by not abandoning those who seek refuge with them and ensuring that everyone within their sovereign borders is secure in their lives, property, and honor.

As MAZLUMDER, we call upon the Republic of Türkiye to:
- Act in accordance with the law,
- Refrain from practices that will be spoken of with shame tomorrow for the sake of petty political interests,
- Not to extradite Musa Salih, in accordance with the “prohibition of torture and ill-treatment” guaranteed by Article 17 of the Constitution and Article 3 of the European Convention on Human Rights, as well as the “prohibition of refoulement” principle set forth in Article 55 of Law No. 6458.

ÖZBEK ALİM MUSA SALİH’İN ÖZBEKİSTAN'A İADESİ DURDURULMALIDIR!8 Ocak 2026 tarihli basın açıklamamızda ayrıntılarını payla...
09/05/2026

ÖZBEK ALİM MUSA SALİH’İN ÖZBEKİSTAN'A İADESİ DURDURULMALIDIR!

8 Ocak 2026 tarihli basın açıklamamızda ayrıntılarını paylaştığımız üzere, Özbek alim Musa Salih (Fazliddin Parpiyev) hakkında sınır dışı kararı verilmiş ve Ankara Akyurt Geri Gönderme Merkezi'ne gönderilmiştir.

4 Mart 2025 tarihinde ise Özbekistan Taşkent Şehri Ceza İşleri Uchtepa İlçe Mahkemesi tarafından Musa Salih hakkında gıyaben tutuklanma kararına hükmedilmiştir. Karara dayanak olarak Özbekistan Cumhuriyeti Ceza Kanunu’nun 244-1. maddesinin 3. fıkrasının “g” bendi gösterilmiş olup bu madde, dini ekstremizm, ayrılıkçılık ve radikalizm (bağnazlık) ile ilgilidir.

Geçmişte benzer suçlamalara maruz kalan Alisher Tursunov, Özbekistan’a iade edildikten sonra işkence ve kötü muameleye maruz kalmış ve bu durum insan hakları savunucuları tarafından rapor edilmişti. Bu ve geçmişte yaşanmış benzer uygulamalar dikkate alındığında, iade edilmesi halinde Musa Salih’in de kötü muameleye maruz kalabileceği, haksız ve siyasi suçlamalarla hapis cezasına çarptırılabileceği, hatta yaşam hakkının risk altında olabileceği yönünde ciddi endişeler oluşmaktadır.

Unutmamak gerekir ki işkence ve ölüm riski olduğu halde kendisine sığınan insanları iade etmek, zayıf ve irade gösteremeyen devletlerin ya da insan canını küçük menfaatlerden değersiz gören diktatörlüklerin pratiğidir. Güçlü devletler ise bu unvanı, askeri caydırıcılıktan daha çok hukuku işleterek, kendine sığınanları yüz üstü bırakmayıp egemenlik sınırları içerisindeki herkesin canından, malından, namusundan emin olmasını sağlayarak elde ederler.

MAZLUMDER olarak Türkiye Cumhuriyeti devletini;
- Hukuka uygun hareket etmeye,
- Küçük siyasi maslahatlar uğruna, yarın utançla bahsedilecek pratiklerden uzak durmaya,
- Anayasa’nın 17. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesiyle güvence altına alınan “işkence ve kötü muamele yasağı” ile 6458 sayılı Kanun’un 55. maddesindeki “geri gönderme yasağı” ilkesi uyarınca, Musa Salih’i iade etmemeye çağırıyoruz. T.C. Cumhurbaşkanlığı T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı

*Özbekistan'daki mahkeme kararı ve tercümesi paylaşılmıştır.

YARGI KARARIYLA AKLANMIŞ BİR ANNEYİ VE ÇOCUKLARINI TAHDİT KODU YOLUYLA "KAMU GÜVENLİK TEHDİDİ" OLARAK NİTELENDİRMEK HUKU...
05/05/2026

YARGI KARARIYLA AKLANMIŞ BİR ANNEYİ VE ÇOCUKLARINI TAHDİT KODU YOLUYLA "KAMU GÜVENLİK TEHDİDİ" OLARAK NİTELENDİRMEK HUKUK DEVLETİYLE BAĞDAŞMAZ!

Suriye uyruklu, dört çocuk annesi S.M. hakkında 2022 yılında başlatılan adli soruşturma neticesinde yargı makamlarınca Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar (KYOK) verilmiş; bu karara istinaden tesis edilen sınır dışı kararı iptal edilmiş ve idari gözetim kararı sonlandırılmıştır. Ne var ki suçsuzluğu yargı kararıyla teyit edilen S.M. hakkında, Göç İdaresi Başkanlığı tarafından aynı iddialara dayanılarak "Kamu Güvenliği ve Düzeni" gerekçesiyle G-87 tahdit kodu tesis edilmiştir.

Gariplikler bununla bitmemiş, anneleri hakkındaki takipsizlik kararına rağmen, henüz 12 yaşındaki T.E. ile 16 yaşındaki S.E. ve M.E. hakkında da "kamu güvenliğini tehdit" iddiasıyla G-87 kodu tesis edilerek Ankara Akyurt Geri Gönderme Merkezi'ne alınmıştır. Türkiye'ye henüz 2 ve 6 yaşlarında gelmiş, eğitim hayatlarına burada devam eden ve bugüne dek hiçbir adli vakaya karışmamış olan bu çocukların, salt soy bağı nedeniyle "terör/güvenlik tehdidi" kategorisine alınması; "Yeryüzünde yaşayan her canlının en masumu çocuklardır" diyen anlayışla, modern hukukun en temel direği olan Suçun Şahsiliği ilkesiyle ve Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesiyle açıkça çelişmektedir.

MAZLUMDER olarak birçok defa dile getirdiğimiz gibi, tahdit kodu uygulaması Türkiye'de maalesef keyfi biçimlerde işlemekte; bir memurun takdir yetkisiyle ya da menşei ülke tarafından verilen terör listeleri yeterince kontrol edilmeden yabancıların hayatı karartılabilmektedir. Nitekim bu vakada da masumiyet karinesi hiçe sayılmış, yargı kararıyla aklanmış bir anne ve hiçbir suçu bulunmayan çocukları haksız tahdit kodlarıyla "yaşayan ölülere" dönüştürülmüştür. Kesinleşmiş yargı kararı idarenin keyfi pratikleriyle bypass edilmiş, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri temelden sarsılmış, hukuki güvenceler devletler arası ilişkilerde yaşanan süreçlere feda edilmiştir. Çocuklar aleyhine G-87 kodu konulması ilk kez karşılaştığımız bir durum da değildir. Benzer sebeplerle derneğimize yapılmış birçok başvuru mevcuttur.

MAZLUMDER olarak yetkili makamları;
- Bu hukuksuz süreci ivedilikle sonlandırmaya ve masum çocuklar üzerindeki ağır ithamı derhal kaldırıp serbest bırakmaya davet ediyor,
- Bahse konu idari işlemi yaparak çocukları idari gözetim altına alan sorumlular hakkında “çocuğun üstün yararını ihlal” suçlamasıyla soruşturma açılmasını talep ediyoruz.

Davetlisiniz!İnsan haklarını ve MAZLUMDER'i İbn Haldun Üniversitesi'nde konuşuyoruz.📌 İnsan Hakları Dili ve Felsefesi: M...
05/05/2026

Davetlisiniz!

İnsan haklarını ve MAZLUMDER'i İbn Haldun Üniversitesi'nde konuşuyoruz.

📌 İnsan Hakları Dili ve Felsefesi: MAZLUMDER Deneyimi
🎙️ Hüseyin Sevim (MAZLUMDER GYK Üyesi)

🗓️ 6 Mayıs 2026 Çarşamba
⏰ 13.00
📍 İbn Haldun Üniversitesi - YBF B.21

🔴 SUMUD FİLOSU'NUN YANINDAYIZ!Gazze ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'na karşı siyonist saldırı...
30/04/2026

🔴 SUMUD FİLOSU'NUN YANINDAYIZ!

Gazze ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'na karşı siyonist saldırıyı protesto etmek için buluşuyoruz.

🗓️ 30 Nisan Perşembe (bugün)
⏰ Akşam Namazı (20.06)
📍 Levent Barbaros Hayrettin Camii ➡️ İsrail Konsolosluğu

KÜRESEL SUMUD FİLOSU'NA YÖNELİK KORSAN SALDIRIYI KINIYORUZ!Gazze ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Fil...
30/04/2026

KÜRESEL SUMUD FİLOSU'NA YÖNELİK KORSAN SALDIRIYI KINIYORUZ!

Gazze ablukasını kırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'na dün gece saatlerinde Girit açıklarındaki uluslararası sularda saldırı düzenlenmiş, filoya bağlı 21 gemi işgalci İsrail'e ait olduğu ifade edilen güçler tarafından hukuksuz bir müdahaleye maruz kalmıştır.

Uluslararası hukuku hiçe sayan bu korsan saldırıyı kınıyor, alıkonulan aktivistlerin derhal serbest bırakılması gerektiğini ifade ediyoruz. Yoluna devam etmekte olan diğer gemilerin güvenliğinin sağlanması için uluslararası toplumu acilen harekete geçmeye ve Türkiye Cumhuriyeti’ni Akdeniz'i bir İsrail gölü haline getirme amacı taşıyan bu korsanlığa karşı etkin mücadeleye çağırıyoruz.

CHANGES IN THE INTERNATIONAL POLITICAL CLIMATE SHOULD NOT BE USED AS A PRETEXT FOR THE UNLAWFUL DEPORTATION OF REFUGEESA...
24/04/2026

CHANGES IN THE INTERNATIONAL POLITICAL CLIMATE SHOULD NOT BE USED AS A PRETEXT FOR THE UNLAWFUL DEPORTATION OF REFUGEES

As it is well known, in 2013, the Mursi administration in Egypt was overthrown by a military coup; in the subsequent protests, thousands of civilians were killed, and thousands more were forced to flee their country in the face of oppression, torture, and the threat of ex*****on. The Republic of Türkiye confirmed the events as a “military coup” and stood by the democratic will. In line with this stance, our country has been hosting thousands of Egyptians for years.

However, the recent improvement in relations with the Egyptian government, the diplomatic steps taken, and the cooperation agreements signed have turned into a process filled with uncertainty and alarming human rights violations for the refugees and political dissidents who have sought shelter in our country and whom we have hosted for years. Many Egyptian dissidents are having their citizenship revoked, their residency permit applications are being rejected, and at times, some individuals are being arbitrarily and unlawfully deported by circumventing judicial oversight through administrative barriers known as “restriction codes.” Previous studies conducted by our association reveal that these codes are prepared based on lists provided by the countries of origin, and that these lists are often processed without question. Yet, the person labeled as a “terror suspect” by the country of origin is the very same individual who sought refuge in our country, viewing it as a safe haven, and whose application was accepted precisely because there was no cause for concern.

The case of the “extradition of Egyptian dissident Ali Abdelwanees,” which has also been reported in the media, is a clear indication of how well-founded these concerns are. Following his extradition, footage of Abdelwanees—apparently taken while he was being tortured—was broadcast by Egyptian state television, effectively putting Türkiye’s claim to be a “sanctuary for the oppressed” to the test. The fact that no further news has been received about Muhammad Abdulhafiz Hussein, who was previously extradited under similar circumstances, demonstrates that the situation before us is not limited to a single case but points to the existence of a systematic threat.

The examples cited painfully illustrate that the principles of the rule of law and international law must not be overshadowed by diplomatic relations. Realpolitik considerations can never constitute a valid justification for the return of people seeking refuge with us to escape persecution. The Geneva Convention and the European Convention on Human Rights, to which Türkiye is a party, unequivocally guarantee that no one may be returned to places where they would face the risk of persecution due to their political opinions or membership in a particular social group. Articles 4 and 55 of Law No. 6458 on Foreigners and International Protection explicitly enshrine this principle in our domestic law. These safeguards are rules that states are obligated to comply with, independent of their diplomatic preferences.

The systematic torture, arbitrary detentions, and ex*****ons that have persisted in Egypt since the coup have been documented by all independent institutions. It has been revealed that political detainees in numerous facilities, particularly Bedir Prison, are deprived of their most basic human needs and subjected to severe physical and psychological pressure. Under these conditions, extradition to Egypt would serve no other purpose than to build new “Boraltan bridges.” In the Boraltan incident, 195 Azerbaijani soldiers who had sought refuge in Türkiye were extradited to the Soviet Union. This example remains a scar in the collective conscience, one that is condemned; no further scars should be added to it. It must not be forgotten that history records the steps taken today as well.

As MAZLUMDER,

We call upon the Republic of Türkiye and all relevant authorities:
- to remain faithful to the principle of the rule of law,
- to ensure that the implementation of detention protocols is conducted in a manner that is subject to judicial oversight, transparent, and in accordance with the law,
- and to adopt an unwavering stance against the return of any person facing the risk of torture or death to their country of origin via the new Boraltan bridges. T.C. Cumhurbaşkanlığı T.C. Dışişleri Bakanlığı T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı

DEVLETLERARASI SİYASİ KONJONKTÜRÜN DEĞİŞMESİ, MÜLTECİLERİN HUKUKSUZ İADELERİ İÇİN GEREKÇE OLMAMALIDIRBilindiği üzere 201...
23/04/2026

DEVLETLERARASI SİYASİ KONJONKTÜRÜN DEĞİŞMESİ, MÜLTECİLERİN HUKUKSUZ İADELERİ İÇİN GEREKÇE OLMAMALIDIR

Bilindiği üzere 2013 yılında Mısır'da Mursi yönetimi askeri darbe ile devrilmiş, sonrasında başlayan gösterilerde binlerce sivil katledilmiş, binlercesi de zulüm, işkence ve idam tehdidi karşısında ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaşanan süreci "askeri darbe" olarak teyit etmiş ve demokratik iradenin yanında durmuştu. Bu tutum doğrultusunda ülkemiz, yıllardır binlerce Mısırlıya ev sahipliği yapmaktadır.

Ne var ki son dönemlerde Mısır Devleti ile ilişkilerin gelişmesi, atılan diplomatik adımlar ve imzalanan iş birliği anlaşmaları, ülkemize sığınan ve yıllarca misafir ettiğimiz sığınmacı ve siyasi muhalifler için endişe verici hak ihlallerine ve belirsizliklerle dolu bir sürece dönüşmektedir. Birçok Mısırlı muhalifin vatandaşlıkları iptal edilmekte, ikamet izni talepleri reddedilmekte, hatta zaman zaman bazı kişiler "tahdit kodu" adı verilen idari engeller aracılığıyla yargı denetiminden kaçırılıp keyfi ve hukuka aykırı biçimde sınır dışı edilmektedir. Derneğimizce daha önce yapılmış çalışmalar, bu kodların menşei ülkelerin sunduğu listeler esas alınarak hazırlandığını, buralardan gelen listelerin çoğu zaman sorgusuz sualsiz işleme konduğunu ortaya koymaktadır. Oysa menşei ülkenin “terör şüphelisi” diye kodladığı kişi, dost ve güvenli liman görerek ülkemize sığınmış, sıkıntılı bir durum olmadığı için de başvurusu kabul edilmiş aynı kişidir.

Basına da yansımış olan “Mısırlı muhalif Ali Abdelwanees'in iadesi vakıası”, endişelerin ne denli yerinde olduğunun açık bir göstergesidir. İade sonrası Abdelwanees'in işkence altında çekildiği anlaşılan görüntüleri Mısır devlet televizyonları tarafından servis edilmiş, adeta Türiye’nin "mazlumların sığınağı" olma iddiası sınanmıştır. Daha önce de aynı şekilde iade edilen Muhammed Abdulhafız Hüseyin’den bir daha haber alınamamış olması, karşımızda duran tablonun tek bir vakadan ibaret olmadığını göstermekte, sistematik bir tehlikenin varlığına işaret etmektedir.

Zikredilen örnekler, hukuk devleti ile uluslararası hukuk ilkelerinin diplomatik ilişkilerin gölgesinde kalmaması gerektiğini acı bir şekilde göstermektedir. Reel politik sebepler, zulümden kaçarak bize sığınan insanların iadesi için hiçbir zaman geçerli bir gerekçe teşkil edemez. Türkiye'nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi; hiç kimsenin siyasi görüşü ya da mensup olduğu sosyal grup nedeniyle zulüm görme tehlikesiyle karşılaşacağı yerlere iade edilemeyeceğini mutlak biçimde güvence altına almaktadır. 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 4. ve 55. maddeleri bu ilkeyi iç hukukumuzda da açıkça düzenlemiştir. Söz konusu güvenceler, devletlerin diplomatik tercihlerinden bağımsız olarak uymaları zorunlu olan kurallardır.

Mısır'da darbe sonrasında süregelen sistematik işkence, keyfi tutuklamalar ve infazlar bütün bağımsız kurumlarca belgelenmiş, Bedir Cezaevi başta olmak üzere pek çok tesiste siyasi tutukluların en temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakıldığı, ağır bedensel ve psikolojik baskıya maruz kaldığı ortaya çıkarılmıştır. Bu koşullar altında Mısır'a iade, yeni Boraltan köprüleri kurmaktan başka bir mana ifade etmeyecektir. Boraltan köprüsünde, Türkiye'ye sığınan 195 Azerbaycan askeri Sovyetler’e iade edilmişti. Bu örnek toplumun vicdanında lanetle anılan bir yaradır; bu yaraya başka yaralar eklenmemelidir. Tarihin bugün atılan adımları da kayıt altına aldığı unutulmamalıdır.

MAZLUMDER olarak,
- Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve ilgili tüm makamları hukuk devleti ilkesine sadık kalmaya,
- Tahdit kodu uygulamalarının yargı denetimine açık, şeffaf ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini sağlamaya,
- İşkence ve ölüm riski altında bulunan hiçbir insanı yeni Boraltan köprülerinde menşe ülkesine geri göndermeme konusunda tavizsiz bir duruş sergilemeye çağırıyoruz. T.C. Cumhurbaşkanlığı T.C. Dışişleri Bakanlığı T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SINIRLARI İÇERİSİNDE KALAN DÜŞÜNCE AÇIKLAMALARI TUTUKLAMA GEREKÇESİ OLAMAZKamuoyunun malumu olduğu üzere...
22/04/2026

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SINIRLARI İÇERİSİNDE KALAN DÜŞÜNCE AÇIKLAMALARI TUTUKLAMA GEREKÇESİ OLAMAZ

Kamuoyunun malumu olduğu üzere, son zamanlarda, 5816 Sayılı "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun"a muhalefet suçundan çok sayıda tutuklama kararı verilmektedir. Yakın zamanda da Manisa’da görev yapmakta olan Felsefe Öğretmeni Ramazan Avuşmak, bu kanuna muhalefet ettiği ve hakaret içerikli beyanlarda bulunduğu iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanmış, gelen tepkiler üzerine ise serbest bırakılmıştır. Sendikanın ve avukatların süreçle ilgili beyanlarına bakıldığında; öğrencilerin öğretmenlerini şikâyet etmeleri için yönlendirildiği, kendilerine dikte edilmiş dilekçe metinleri yazdırıldığı, daha sonra durumdan rahatsız olan ve dilekçelerini geri çekmek isteyen öğrencilerin ise korkutulduğu iddiaları göze çarpmaktadır. Yargılama neticesinde Avuşmak ilk duruşmada beraat etmiştir.

Daha önce de sosyal medya paylaşımları nedeniyle Dr. Mehmet Arslan, 10 Kasım törenleri sırasında sarf ettiği sözler nedeniyle de üniversite öğrencisi Emine Şahin benzer şekilde tutuklanmış ve aynı nitelikte suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı.

Farklı dönemlerde de dikkat çektiğimiz üzere 5816 sayılı yasa bir hukuk devletinde olmaması gereken ve ifade özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmayan bir düzenlemedir. Hakaret, aşağılama ve küçük düşürme gibi suçların ceza hukukunda zaten cezai bir karşılığı mevcuttur. Böyleyken önem atfedilen bazı kişiler ya da kurumlar hakkında özel yasa çıkarmak, siyasetin ve yargının eline; eleştirilerin susturulması, muhalif düşüncelerin bastırılması ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması için bir sopa tutuşturmak anlamına gelmektedir. Örneklere bakıldığında yasanın bu amaçla kullanıldığı açıktır ve bunlar haricinde de pek çok örneğe rastlamak mümkündür. Tutuksuz yargılanabileceği ve davetle çağrılıp ifadesinin alınabileceği bir konuda bir kişinin elleri kelepçeli şekilde gözaltına alınıp tutuklanması, bu uygulamanın hukuki tedbirden ziyade kişiyi ve toplumu sindirmeye yönelik bir peşin cezalandırma pratiği olarak kullanılmasının sonucudur.

MAZLUMDER olarak;
- 5816 sayılı yasa gibi kişiye, makama ya da kuruma özel yasaların bir hukuk devletinde kabul edilemez olduğunu hatırlatır,
- İfade özgürlüğünü daraltan, keyfî yorumlara açık, sivil tartışma zeminini zehirleyen ve evrensel hukuk standartlarına uymayan bu ve benzeri yasaların ivedilikle kaldırılmasını talep eder,
- Yargı ve kolluk makamlarını ise temel insan haklarına saygılı olmaya ve ceza muhakemesi tedbirlerini toplumsal bir sindirme aracı olarak kullanmaktan vazgeçmeye davet ederiz.

İçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri Recep Taha Engin derneğimizi ziyaret etti. Ziyarette başta göç politikaları olmak üzer...
22/04/2026

İçişleri Bakanlığı Bakan Müşaviri Recep Taha Engin derneğimizi ziyaret etti.

Ziyarette başta göç politikaları olmak üzere çeşitli hak ihlali başlıklarında istişarelerde bulunup derneğimizin bu konularda yaptığı raporlama çalışmalarından bahsettik.

İlgisi ve nazik ziyareti için Recep Taha Engin beye teşekkür ederiz.

📢 BASIN AÇIKLAMASI | YENİ HAYDUT DÜNYA DÜZENİNE KARŞI MARDİN’DEN SESLENİŞMAZLUMDER olarak 17. Dönem 7. GYK toplantımızı ...
20/04/2026

📢 BASIN AÇIKLAMASI | YENİ HAYDUT DÜNYA DÜZENİNE KARŞI MARDİN’DEN SESLENİŞ

MAZLUMDER olarak 17. Dönem 7. GYK toplantımızı Mardin'de gerçekleştirdik. Toplantıda Türkiye'de, bölgemizde ve dünyada yaşanan hak ihlalleri ve MAZLUMDER'in yaşanan hak ihlallerine karşı mücadelesi ele alındı.

Toplantının sonunda Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da gerçekleşen okul saldırılarından Gazze'de devam eden soykırıma, ABD ve İsrail tarafından oluşturulmaya çalışılan "yeni haydut dünya düzeni"nden Kürt meselesine çeşitli başlıklara değinen basın açıklaması Genel Başkanımız Kaya Kartal tarafından MAZLUMDER GYK üyeleri adına okunmuştur.

Açıklamanın Tamamı:

YENİ HAYDUT DÜNYA DÜZENİNE KARŞI
MARDİN’DEN SESLENİŞ

MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu, medeniyetlere beşiklik etmiş; farklı din, dil ve etnik kimlik sahibi insanların yüzyıllardır bir arada huzurla yaşadığı kadim şehir Mardin’de toplanmıştır. Son dönemlerde bölgemizde ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi Mardin’den de seslendirmek ve kamuoyunun ilgisine sunmak maksadıyla bu açıklamayı yapıyoruz.

Öncelikle son birkaç günde yaşanan okul saldırılarına ve yaşam hakkı ihlallerine değinmek istiyoruz.

Ortaya çıkan tablo; oyun çağından itibaren zorunlu eğitim adı altında dayatılan, her bir çocuğun farklı bir dünya olduğu gerçeğinden yoksun, farklı ilgi, algı, yetenek ve hayal dünyalarına sahip çocukların kalabalık sınıflarda tek tipleştirilmeye çalışıldığı; ailelerin ideolojisi ve yaklaşımları yok sayılarak dünyadan ve gerçek bilgiden uzak, çağ dışı bir ideolojiye dayanan tek tip müfredatla Tevhid-i Tedrisat adı altında dayatılan eğitim sisteminin çöküşünün resmidir. Bu resim eğitim öğretim iddiasıyla yola çıkan devletin yaşam hakkını dahi garanti altına alamadığını hepimize göstermektedir.

Bu vesileyle vefat eden bütün öğrencilerimize ve öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diler, yakınlarına ve ailelerine sabır ve başsağlığı dileriz. Umarız ki benzer acılar bir daha yaşanmaz ve eğitim-öğretime dair köklü, kalıcı, ideolojik dayatmalardan uzak ve gerçekten çocuklarımızın menfaatini önceleyen tedbir ve düzenlemelerin önü açılır.

İkinci olarak, Gazze soykırımı ve İran’a yönelik saldırılara değinmek istiyoruz.

İşgalci İsrail apartheid rejimi 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren, Gazze’de insanlık dışı saldırılar gerçekleştirmiş, eşi görülmemiş bir soykırım suçu işlemiştir. Soykırım suçu için aranan unsurların sadece birisini değil tamamını farklı yollarla icra eden işgalci rejim, Gazze yanında Lübnan, Suriye, İran, Katar ve Yemen ülkelerine de saldırılar gerçekleştirmiştir.

Çoğu kadın ve çocuk on binlerce sivilin katledilmesi, şehirlerin altyapısının sistematik biçimde yok edilmesi ve halkın açlıkla teslim alınmaya çalışılması, uluslararası toplumun gözleri önünde ve canlı yayınlar eşliğinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte özellikle kadınlar ve çocuklar hedef alınmış, sağlık çalışanları, gazeteciler, insani yardım, Kızılay ve BM çalışanları katledilmiş, eğitim ve sağlık sistemleri çökertilmiştir. İşgalci İsrail aynı zamanda Gazze’ye abluka uygulayarak açlığı bir soykırım aracı olarak kullanmış, ateşkes anlaşmasına rağmen bu uygulamalarını devam etmiştir.

Tüm bu hukuksuzlukların yanında geçtiğimiz günlerde İsrail parlamentosu, yalnızca Filistinli tutsaklara uygulanacak “hukuk görünümlü” idam kanununu onaylamıştır. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek olan bu yasa, uluslararası hukukun en temel ilkelerini, insan hakları müktesebatını ve insancıl hukuku açıkça ihlal eden bir apartheid rejim pratiğidir.

Diğer yandan, ABD tarafından BM güvenlik konseyine sunularak geçirilen, ABD’nin tek belirleyici olduğu, veto yetkisini tek başına Trump’a veren, barış kurulunda soykırımcı İsrail’in yer aldığı ancak Filistin’in yer almadığı barış planının, Gazze’de barışı sağlayamayacağı açıktır. Filistin’in egemenlik haklarını görmezden gelen bir kurulun meşruiyeti olamaz. Gazze için oluşturulan yürütme kurulunda Filistinlilerin bulunmaması ve istikrar gücü komutanlığına ABD’li bir generalin başkanlık edecek olması; “barış planı adı altında Gazze insansızlaştırılacak mı? İşgal kalıcı hale mi getirilecek?” gibi soruları akla getirmektedir. Filistin halkının egemenlik hakkını tanımayan, işgalci İsrail’in işgalini sona erdirmeyecek hiçbir anlaşma gerçekten barışı sağlayamayacak ve bölgeyi istikrara kavuşturamayacaktır.

Bu vesileyle hatırlatmak isteriz ki İsrail soykırımına ve Gazze ablukasına dikkat çekmek amacıyla organize edilen, farklı ülkelerden katılımcıların bulunduğu Sumud Filosu Barcelona’dan harekete geçmiştir. MAZLUMDER olarak; devletlerin suskunluğuna karşı halkların vicdanının ayağa kalktığını gösteren, zulme karşı sessiz kalmayan bir dünyanın hâlâ mümkün olduğunu kanıtlayan Sumud filosunu selamlıyor ve destekliyoruz.

İran’a yönelik saldırılarla birlikte tekrar görülmektedir ki ABD, emperyalist politikalarıyla tarih boyunca farklı coğrafyalarda sürdürdüğü rejim değiştirme ve egemenlik haklarını yok sayma pratiklerini; savaş suçlarını ve hukuk tanımazlığını devam ettirmek istemektedir.

Japonya’da milyonların ölümü veya sakat kalmasına neden olan atom bombası kullanılması, Vietnam’da sivillere yönelik kimyasal silah kullanımı ve kitlesel katliamlar, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Irak ve Afganistan’ın işgal edilmesi, milyonlarca sivilin ölümüne, mülteci krizlerine ve bölgesel istikrarsızlığa yol açmıştır. Venezuela ve Küba gibi ülkelerde siyasi müdahaleler ve uygulanan ekonomik yaptırımlar halkların temel yaşam hakkını yok sayan saldırılar niteliğindedir. Bu örnekler, ABD’nin küresel ölçekte “güçlünün hukuku”nu dayatarak uluslararası düzeni sürekli zedelediğini göstermektedir.

Son olarak işgalci İsrail tarafından yönlendirilen ABD, İsrail ile birlikte hiçbir hukuki gerekçe olmadan haydutça, İran’a da saldırmıştır. İran’a yönelik saldırılarda sivillerin ve özellikle çocukların hedef alınması, hayati önemi haiz alt yapının yok edilmesi insanlık suçudur. Savaş adı altında yürütülen bu saldırganlığı kınıyoruz. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında savaşa ilişkin uluslararası sözleşmelerde hedef alınması yasaklanan okullar, hastaneler, ibadethaneler ve sivil yerleşim yerleri ayrım gözetilmeksizin bombalanmış; çocuklar, kadınlar ve masum siviller katledilmiştir. Müzakere süreci devam ederken gerçekleştirilen saldırılar, meselenin İran’ın nükleer kapasitesi olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Asıl hedefin, İsrail’in bölgesel çıkarlarını korumak, İran’da rejim değişikliğini zorlamak ve ülkenin savunma kapasitesini zayıflatarak enerji kaynaklarına el koymak olduğu aşikardır. Müzakereler devam ederken yapılan saldırı diplomasi tarihi açısından kara bir sayfa olarak tarihteki yerini almıştır. Artık ne uluslararası sözleşmeler ne uluslararası kurumlar ne de diplomatik mekanizmalar bu saldırganlığı dizginleyebilmektedir.

Bugün karşımızda duran gerçek, “yeni haydut dünya düzeni”dir. Bu düzen, gücü hukukun yerine koymaktadır. Trump yönetiminin temsil ettiği bu anlayış, uluslararası sistemi zehirlemekte; devletlerin egemenlik haklarını yok saymakta, insanlığın temel değerlerini ortadan kaldırmaktadır. Sessizlik, zulme ortak olmak anlamına gelmektedir. Küresel barış ve adalet arayışı, ancak bu tür işgallere karşı kararlı ve birleşik bir tutumla mümkün olabilir. Vicdan sahibi tüm devletler, kurumlar ve bireyler, bu insanlık dışı uygulamalara karşı sesini yükseltmek ve gerçek bir düzenin yeniden inşası için adım atmak zorundadır.

Son olarak Türkiye’de yürütülen ve ümitvâr olduğumuz yeni çözüm süreciyle alakalı kanaatlerimize yer vermek istiyoruz.

Dünya böylesi bir haydutluk düzeninin pervasızlığına sahne olurken Türkiye’nin bir yıldır yürüttüğü yeni çözüm süreci, silahlı çatışmaların olmadığı, sorunların çözümlerinin konuşulabildiği bir süreci başlatması açısından değerlidir. Emperyalist ülkeler tarafından, İsrail’in güvenliği için bölgenin istikrarsızlaştırılmaya, ülkelerin zayıflatılmaya çalışıldığı bir ortamda Türkiye'nin iç barışını tahkim etmesi, bölgesel barışın sağlanması açısından kritik bir öneme sahiptir.

TBMM Başkanlığı bünyesinde kurulan komisyon tarafından ciddi bir aşamaya getirilen sürecin başarıyla nihayete ermesi temennimizdir. Komisyon görevini yaparak süreçle ilgili raporunu hazırlamış kamuoyuyla paylaşmıştır. Gelinen aşamada açıktır ki sürecin kesintiye uğramadan devam etmesi için temel bazı konularda yasal adımların atılması gerekmektedir. Gecikmeden gerekli irade ortaya konulmalı ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

MAZLUMDER olarak çözüm sürecinin başarıyla sürdürülmesini; çatışmaların sona ereceği, sivil siyasetin önünün açılacağı, yaşadığımız bazı temel sorunların adalet ve insan hakları merkezli çözümünün kolaylaşacağı bir anahtar olarak görüyoruz. Sürecin başarıyla sonuçlandırılmasına dair beklentimizi ifade ediyor ve bunun topluma karşı açık bir sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.

MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu
Adına
Genel Başkan Av. Kaya Kartal

Address

Molla Gürani Mahallesi Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk. No: 5 Kat: 4 Fatih (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
Istanbul
34093

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 18:30

Telephone

02125262440

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mazlumder posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Mazlumder:

Share