Altim Kulüp

Altim Kulüp Kâr Amacı Gütmeyen Kuruluş

ALTİM;
"Abone Lojistik Tedarik ve Genel Destek Hizmetleri Merkezi" nin kısaltılmış adı olup, bir sosyal sorumluluk projesi ve hizmet organizasyonu

1984'te Samatya’daki Kadem-i Şerif Tekkesi mezarlığına terk edilen o bebek Tuğçe Güder’in yaşamı, gerçeküstü bir roman k...
10/12/2025

1984'te Samatya’daki Kadem-i Şerif Tekkesi mezarlığına terk edilen o bebek Tuğçe Güder’in yaşamı, gerçeküstü bir roman kadar çarpıcı.

Bu kadın, sadece bir model değil;
aynı zamanda kimliğini, geçmişini ve köklerini arayan bir ruhun temsilcisi.

1984’de, daha göbek kordonu kesilmeden, İstanbul’un semti Samatya’daki Kadem-i Şerif Tekkesi mezarlığına bırakılmıştı.
Öyle bir doğuş ki… Bütün bir kimlik orada askıya alınmış, adeta “kimsesizlik” içinde bırakılmıştı.
(Hürriyet)

*
Sonrasında onu evlat edinen Aliye Güler ve İlyas Güler çifti,
ona hayatı sundu. Güder, bugün halâ “Bana gerçek bir aile veren
bu insanlar” diyerek minnetle söz ediyor. Onun ifadesiyle, bu çift “dünyada gördüğüm en değerli insanlar.”
(Gerçek Gündem)

*
Zaman geçti, Tuğçe büyüdü. 2005’te “Türkiye’nin en iyi mankeni” seçildi, kamera karşısına geçti, ekranlarda boy gösterdi.
Ancak o parlak kariyerin, içinde taşımadığı köklerin, bilmediği gerçek bir geçmişin gölgesi vardı.
(Hürriyet)

Ve halâ bekliyor.
Gerçek ailesini bulmak için sessiz bir arayışta:
“Nereli olduğumu bilmiyorum… Sudanlı, Etiyopyalı ya da başka bir ülkeden olabilirim. Ama kendimi ciddi derecede Türk hissediyorum.” diyor.

Bu hikâye,
yıldızlaşmış bir modelin değil;
kimlik, aidiyet ve insanlığın öyküsü.

Ve, kim bilir?
Belki bir gün, bu arayış gerçek olur.
Ve Tuğçe Güder, geçmişinin kapılarını aralar.

Gelinin Babası, Damadına döndü:“Onu, kollarıma ilk alan bendim...Onu, ilk öpen bendim.Onu, ilk görüşte ve sonsuza dek il...
21/11/2025

Gelinin Babası, Damadına döndü:
“Onu, kollarıma ilk alan bendim...
Onu, ilk öpen bendim.
Onu, ilk görüşte ve sonsuza dek ilk seven bendim...
Onun gözyaşlarını ilk ben sildim.
Onunla ilk gülen bendim.

Mümkünse, onu benim sevdiğim kadar
sevebilmeni istiyorum....

Ama, eğer duyguların kaybolursa;
bunu ilk bilen ben olayım istiyorum, O değil.

Onu alıp iyileştirebileceğim ve onun da bundan haberi olacak...”

Otelciliği bıraktı, toprağa döndü! Şimdi kilosunu 100 dolara satıyor...Antalya’nın Aksu ilçesinde yaşayan Sibel Cesur Ef...
17/10/2025

Otelciliği bıraktı, toprağa döndü!
Şimdi kilosunu 100 dolara satıyor...
Antalya’nın Aksu ilçesinde yaşayan Sibel Cesur Efe, turizm sektöründeki krizden sonra rotasını toprağa çevirdi.
17 yıl otel işletmeciliği yaptıktan sonra tarıma yönelen Efe, eşiyle birlikte şeker otu (stevia) üretimine başladı. 75 dönümlük arazide yetiştirdikleri bu özel bitkiyi işleyerek kilosunu 100 dolardan yurt dışına ihraç ediyorlar.
“Beyaz yakadan toprağa transfer oldum” diyen Efe, şeker otunun sıfır kaloriyle diyabet ve obezite hastaları için doğal bir alternatif sunduğunu belirtiyor. Kısa sürede tarımsal üretimde örnek gösterilen kadın girişimci, “Bizim hedefimiz Türkiye’yi bu pazarda söz sahibi yapmak” sözleriyle üretimin gücüne vurgu yapıyor.

KAYNANA NEDEN SEVİLMEZ?Geline kına yakılırken dahi:".. Hap koydum hap koydumİçine de hap koydumKaynanamın adını kuyruklu...
03/09/2025

KAYNANA
NEDEN SEVİLMEZ?

Geline kına yakılırken dahi:
".. Hap koydum hap koydum
İçine de hap koydum
Kaynanamın adını kuyruklu
Yılan koydum," kaynanayı kötüleyen türküler okunur.

Kaktüs hediye edersiniz: Adı;
"Kaynana Dili"
"Kaynana Topuzu"olur.
Gördünüz mü?
Daha evlenmeden önyargı oluşmuştur.
Daha ortada hiçbir şey yokken gelin kayınvalidesi¸ kayınvalide gelini için olumsuz düşüncelere sahip olarak, adeta düşmanca bakış açışıyla psikolojik sessiz savaş başlatılıyor.
Bu konuda sözü M.Ü Prof. Dr. Mehmet Aydın'a verecek olursak;
''Aynı kişiyi, yani oğlu ve kocasını seven iki kadın, sudan sebeplerle anlaşamayarak hayatı önce kendilerine, sonra tüm aile bireylerine zehir ediyorlar," diyor.
Kaynana kimdir? Bu sözcük nasıl türemiştir?
Orhun Yazıtları’nda ve eski Uygur metinlerinde “kayn / kayın” biçiminde geçer.
Buradaki kayın öğesi, eşin akrabalarını işaret eder; ana ise anneyi...
Anlamı bugünküyle aynı: “evlilik yoluyla edinilen akraba.”
“Kaynana”, aslında “kayınana” yani “eşin annesi” "Kayınço veya Kayın birader" gibi...
Dilin doğal evriminde ses düşmesiyle “kaynana” biçimi kalıcılaşmıştır.
Türkçede “gelin”, evlenen kadın anlamına gelir. Yani bir aileye “gelmiş olan kadın”.
Aslında sözcük kök olarak “gel” fiilinden türemiştir.
Üzerine "in" isim yapım eki getirilerek “gelin” “gelin” yapılmıştır.
Ve bin yıldır " evli kadınlara" "gelin" denilmektedir.
Gelelim, geleneksel aile kavramına önem veren Japonya'da bile gelin kaynana ilişkilerinde travmatik olaylara tanık olabiliyoruz. Bunun asıl nedeni nedir, diye düşündüm. Çünkü ben de henüz çiçeği burnunda bir kaynanayım...
Acaba sevilip sayılıyor muyum?
Bunu zaman gösterecek.
Zira;
Gelinler çoğu zaman kaynanalarını bir anne gibi göremez.
Kimi kıskanır, kimi mesafe koyar, kimi de her sözü yanlış anlayıp yüzleri ekşir, alınganlık maskesi takarlar.
Aslında farkına varmadan, önyargılarının kurbanı olurlar.
Oysa her kaynana, gelinin sevdiği adamın, canından koparıp ona emanet eden kadın değil midir?
Ama çoğu gelin, kaynanasının gözlerindeki sevgiyi değil, dudaklarındaki sözü görür.
Bir bakışı yanlış yorumlar, bir suskunluğu küçümseme sanır, bir sözünü yanlış algılar. Dokunsa kabahat, dokunmasa kabahat olur!
Böylece araya görünmez duvarlar örülür.
Annem vaktiyle bir hikaye anlatmıştı:
“Bir Böbreğin Sırrı”
Vaktiyle Uzak ülkelerde gelin kaynana birlikte yaşarlarmış.
Evlendiği günden beri kaynanasını hiç sevmez, onu bir anne gibi göremez; hep rakip, hep yargılayan bir kadın olarak görürmüş. Her sözünü ters anladığı gibi, her davranışını küçümsermiş.
Gelinin kalbinde öyle bir önyargı varmış ki, annesinin sıcaklığını kaynanasına zerre kadar duymazmış.
Yıllar geçmiş. Gelin bir gün korkunç bir trafik kazası geçirmiş. Hastaneye kaldırıldığında doktorların yüzleri kararmış:
“Hastanızın kazada sol böbreği lime lime olmuş. Diğer böbreği zaten nekroze olmuş hiç çalışmıyormuş. Tek umudumuz böbrek naklidir...”
Gelin yatağa düşmüştü. İçinde koca bir öfke ve kırgınlıkla hayatını sorgularken, beklenmedik bir mucize gerçekleşiyor:
Aylar sonra bir donör bulunmuş!.. Adı açıklanmayan, kimliğini gizli tutmak isteyen bir kadının böbreği ona nakledilmiş.
Ameliyat başarılı geçmiş. Gelin hayata tutunuyor, ama ne yazık ki kalbindeki o önyargılar hâlâ canlıymış. Kaynanasını hastalığı boyunca hiç görememiş. Bu nedenle ona olan mesafesi, yine hiç değişmemiş.
Hatta, " beni sevmemiş, sevse hastalığımda gelir, bana bir tas çorba içirirdi," gibi benzer düşüncelerle kadına içten içe sövüp durmuş. Olumsuz önyargılar besliyormuş. Sürekli yakınlarına;
“İyileştim, ayağa kalktım ama ben kimseye borçlu değilim,” diyormuş.
Oysa kaynanası; yeni alınan böbrek yeri iyileşmesi için başka bir şehirde yaşayan kuzkardeşinde kalıyormuş.
Aradan birkaç yıl geçmiş. Bir sabah hastaneden bir telefon gelmiş.
“Size bırakılmış bir mektup var,” demiş hemşire.
Gelin, şaşkınlıkla hastaneye gitmiş. Bir zarf uzatılır eline.
Zarfın köşesinde yazıyı görür görmez "Kaynanasının" o titrek harfleri hemen tanımış.
Ellerinin arasındaki kâğıt yanıyormuş, sanki. Zarfı hemen açıp okumaya başlamış...

**“Sevgili Gelinim,
Belki bir gün bu satırları okursun.
Beni hiçbir zaman annen gibi görmedin, biliyorum. Beni hep yanlış anladın. Belki ben de sana yeterince sevgimi gösteremedim.
Ama bil ki oğlumu sana emanet ederken kalbimde tek dileğim, senin mutlu olmandı.
Hastanede böbreğe ihtiyacın olduğunu duyduğumda hiç düşünmedim. Benim hayatım bitti sayılırdı ama senin daha yolun vardı.
Bir annenin kalbi, evladını sevdiği kadar, evladının sevdiğini de sevebilir.
Sen bunu görmedin belki, ama ben sana hep dua ettim.
Artık bu satırları okuyorsan, ben de çoktan göçmüşüm, demektir.
Kalbimde kırgınlık yok, sadece bir ricam var:
Beni annen gibi göremediysen bile, kalbinde küçücük bir köşe ayır bana.
Çünkü senin bedeninde benim bir parçam yaşıyor. Beni hatırladığında öfkeyle değil, sevgiyle, duayla hatırla.
Sana hayatımı değil, ama hayatımdan bir parça verdim.
Ve ben senin kaynanan değil…
Senin de annendim.”**
Gelin mektubu okurken gözyaşlarına hâkim olamadı. Yıllardır kalbine ördüğü duvarlar bir bir yıkıldı.
“Ben nasıl göremedim? Nasıl bu kadar kör oldum?” diye gözyaşlarıyla haykırıyormuş.
O an gerçeği fark etmiş ama her sözün sessiz kaldığı bir anmış.
Son söz:
Kıymetli okur!
Bir kaynana sadece “eşin annesi” değildir.
O kadın, senin yaşamana razı olacak kadar fedakâr, senin nefesin için canından vazgeçecek kadar annedir.
Kaynananıza "anne" bilmek zorunda değilsin…
Ama bil ki, onun kalbi bir gün sana nefes, sana can olabilir.
Kaynanamıza bakarken, aslında yarınki halimize bakıyoruzdur.

Şunu unutmayalım:

Ve bir gün her kadın *Kaynana* olacaktır.

"...Bugün senin olumsuz ön_yargın, yarın senin kaderin olabilir."
(Emine Pişiren)

Address

Istanbul
34203

Opening Hours

Monday 09:00 - 19:00
Tuesday 09:00 - 19:00
Wednesday 09:00 - 19:00
Thursday 09:00 - 19:00
Friday 09:00 - 19:00
Saturday 10:00 - 19:00
Sunday 13:00 - 19:00

Telephone

+905533398944

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Altim Kulüp posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Altim Kulüp:

Share