10/12/2025
1984'te Samatya’daki Kadem-i Şerif Tekkesi mezarlığına terk edilen o bebek Tuğçe Güder’in yaşamı, gerçeküstü bir roman kadar çarpıcı.
Bu kadın, sadece bir model değil;
aynı zamanda kimliğini, geçmişini ve köklerini arayan bir ruhun temsilcisi.
1984’de, daha göbek kordonu kesilmeden, İstanbul’un semti Samatya’daki Kadem-i Şerif Tekkesi mezarlığına bırakılmıştı.
Öyle bir doğuş ki… Bütün bir kimlik orada askıya alınmış, adeta “kimsesizlik” içinde bırakılmıştı.
(Hürriyet)
*
Sonrasında onu evlat edinen Aliye Güler ve İlyas Güler çifti,
ona hayatı sundu. Güder, bugün halâ “Bana gerçek bir aile veren
bu insanlar” diyerek minnetle söz ediyor. Onun ifadesiyle, bu çift “dünyada gördüğüm en değerli insanlar.”
(Gerçek Gündem)
*
Zaman geçti, Tuğçe büyüdü. 2005’te “Türkiye’nin en iyi mankeni” seçildi, kamera karşısına geçti, ekranlarda boy gösterdi.
Ancak o parlak kariyerin, içinde taşımadığı köklerin, bilmediği gerçek bir geçmişin gölgesi vardı.
(Hürriyet)
Ve halâ bekliyor.
Gerçek ailesini bulmak için sessiz bir arayışta:
“Nereli olduğumu bilmiyorum… Sudanlı, Etiyopyalı ya da başka bir ülkeden olabilirim. Ama kendimi ciddi derecede Türk hissediyorum.” diyor.
Bu hikâye,
yıldızlaşmış bir modelin değil;
kimlik, aidiyet ve insanlığın öyküsü.
Ve, kim bilir?
Belki bir gün, bu arayış gerçek olur.
Ve Tuğçe Güder, geçmişinin kapılarını aralar.