Euro Politika Avrupa Politikaları Dergisi

Euro Politika Avrupa Politikaları Dergisi EURO Politika Resmi Facebook Sayfası. Neden buna ihtiyaç duyduk?

Dergimizin kısaca vizyonu; AB’nin geleceği ve AB ile ilgili diğer hususlar hakkında kamuoyunun bilgi ve anlayışlarının geliştirmek. Avrupa Birliği ile ilgili güncel konuları EURO POLİTİKA dergisi dâhilinde toplayarak doğru bilgilendirme ve akademik çalışmaların önünü açacak entelektüel bir birikim oluşturmayı hedefleyen misyonumuz bulunmaktadır. AB çalışmalarının özellikle son yedi-sekiz yıl içind

e bir duraksama yaşandı ve ardından da AB konusu hem yönetim, hem akademi dünyasında hem de halk nezdine azalma yaşandı. Mülteci ve göç krizin Avrupa’yı etkilemesiyle birlikte hem AB üye ülkelerinde ve hem de Türkiye kamuoyunda soğuyan ilişkiler tekrar canlanmaya başlamıştır. EURO POLİTİKA dergisi olarak bu gelişmeleri tarihi arka planlarını, güncel gelişmeleri inceleyerek olumlu veya olumsuz aksiyonlarını AB ve üye devletlerinin objektif bir şekilde tartışarak gerek akademik literatüre katkı sağlamak vizyonunu hedefledik. Hitap ettiğimiz akademi dünyası olmakla beraber sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları ve konuyu ilgi duyan kamuoyuna da yöneliktir. Bilinmeyeni ortaya koymak ya da yeni bir şey keşfetmek iddiamız yok; ancak olanlar üzerinden farklı bir pencere açmak ve Euro Politika olarak Avrupa politikalarına ışık tutmak istedik.

Beykent Üniversitesi ile EUROPolitika Dergisi ( Avrupa Politikaları Risk Analizi ve Araştırmaları Derneği ) birliğiyle, ...
25/05/2026

Beykent Üniversitesi ile EUROPolitika Dergisi ( Avrupa Politikaları Risk Analizi ve Araştırmaları Derneği ) birliğiyle, 21 Mayıs 2026 tarihinde “Uluslararası İlişkilerde Aktör Olarak Avrupa Birliği” başlıklı çalıştay başarıyla gerçekleştirilmiştir. Çalıştay, alanında uzman değerli akademisyenlerimizin aktif katılımları ve özgün sunumlarıyla verimli bir bilimsel zeminde icra edilmiştir.

Sunulan bildirilerin, Avrupa Birliği’nin güncel jeopolitik dönüşümleri, stratejik özerklik arayışları ve küresel aktörlük kapasitesi gibi temel meselelerine ışık tutarak uluslararası ilişkiler literatürüne disiplinlerarası katkılar sağlaması beklenmektedir. Nitekim çalıştay, yalnızca uluslararası ilişkiler perspektifiyle sınırlı kalmayıp ekonomi, politika, hukuk ve işletme disiplinlerini de kapsayan multidisipliner bir yaklaşımla tasarlanmış; bu sayede Avrupa Birliği’nin aktörlük kapasitesi, bu dört temel boyutuyla bütüncül ve derinlemesine irdelenmiştir.

Çalıştay sonunda bir değerlendirme oturumu düzenlenmiş; katılımcıların ortak vurgusu, AB’nin yalnızca normatif bir güç değil, aynı zamanda jeopolitik bir aktör olarak yeniden yapılandığı yönünde olmuştur. Ayrıca, sunulan bildirilerin hakemli bir seçkisinin EUROPolitika Dergisi’nin özel sayısı olarak yayımlanması kararlaştırılmıştır.

Bu vesileyle, çalıştayımıza değerli katkılar sunan tüm hocalarımıza, oturum başkanlarımıza ve yoğun ilgileri için katılımcılarımıza içtenlikle teşekkür ederiz.

23/05/2026

Dr. Nikolas Stelya, 24 Mayıs 2026’da Güney Rum Kesimi’nde (Kıbrıs Cumhuriyeti’nde) yapılacak seçimleri, Türkiye’nin 3 Kasım 2002 seçimlerine benzeterek köklü bir değişim ve kırılma süreci olarak nitelendirmekte.

Videonun tamamını izlemek için:
👇🌐
https://youtu.be/kO_lMxLcSEA

18/05/2026

"Küresel Sistemin Dönüşümü, Ortadoğu’daki Gelişmeler ve Kıbrıs Sorununa Yansımaları" | Bölgesel Türbülans Çağında Kıbrıs: Ortadoğu Gelişmeleri Ve Güney Kıbrıs’ta Seçim Gündemi” Paneli | 09 Mayıs 2026 | KKTC

Prof. Dr. Ahmet Sözen, konuşmasında küresel sistemdeki dönüşümleri, Ortadoğu'daki krizleri ve Kıbrıs sorununun bu tablodaki yerini üç temel düzeyde ele almıştır.

Sözen'in konuşmasındaki öne çıkan başlıklar şunlardır:

- Küresel Sistemdeki Kırılma: Sözen, Soğuk Savaş sonrası Amerikan hegemonyasına dayalı, liberal ve kurallara dayalı tek kutuplu sistemin fiilen çökmekte olduğunu savunmaktadır.

Bu dönemi Antonio Gramsci'nin "Eski dünya öldü, yeni dünya doğmak için debeleniyor; şimdi canavarlar zamanı" sözüyle betimleyerek, eski normların bulanıklaştığı ancak yeni bir kurumsal çerçevenin henüz oluşmadığı bir "alacakaranlık kuşağında" olduğumuzu ifade etmektedir.

- Ortadoğu ve Bölgesel Dinamikler: Bölgede ABD-Çin rekabeti, ABD-Rusya rekabeti ve Türkiye, İran, İsrail gibi bölgesel güçlerin manevra alanlarını genişletme çabalarının iç içe geçtiğini belirtmektedir.

Sözen, enerji konusunun Doğu Akdeniz'de hem bir çatışma riski hem de (İsrail-Lübnan örneğinde olduğu gibi) doğru kullanıldığında bir işbirliği fırsatı yaratabileceğini vurgulamaktadır.

- Kıbrıs Sorunu ve "Konforlu Çıkmaz": Sözen, Kıbrıs sorununun uluslararası medyada Ukrayna veya Gazze gibi krizlerin gölgesinde kalarak düşük görünürlüğe sahip olduğunu, ancak stratejik ve jeopolitik açıdan (enerji güvenliği ve Avrupa güvenlik mimarisi) merkezi bir dosya haline geldiğini ifade etmektedir.

Mevcut durumu "konforlu çıkmaz" (comfortable stalemate) kavramıyla açıklayan Sözen, uyuşmazlığın maliyetlerine rağmen her iki tarafça yönetilebilir, hatta kimi açılardan tercih edilebilir görüldüğünü; bu durumun ise çözüm için gerekli olan "olgunluk momentini" engellediğini savunmaktadır.

Zamanlama ve Kritik Dönemeçler: 2026 yılına dair iki önemli faktöre dikkat çekmektedir:

Güney Kıbrıs'ın AB Dönem Başkanlığı: Bu süre zarfında Türkiye'nin Kıbrıs konusunda anlamlı bir adım atmasının mantıklı olmadığını düşünmektedir

BM Genel Sekreteri Guterres'in Görev Süresi: Guterres'in yıl sonunda bitecek görev süresi öncesinde bir "miras" bırakmak isteyebileceğini ve Haziran sonrası yeni bir girişimde bulunabileceğine dair sinyaller olduğunu belirtmektedir.

Çözüm Önerileri: Sözen, çözümün sadece tarafların canının yanmasıyla (mutually hurting stalemate) değil, her iki tarafı da cezbedecek "karşılıklı cazip fırsatlar" (mutually enticing opportunities) yaratılmasıyla mümkün olabileceğini savunmaktadır.

Bu kapsamda enerji, iklim geçişi ve sivil toplum ile akademiyi kapsayan ikinci kulvar (Track II) diplomasisinin aktif kullanılması gerektiğini önermektedir.

Videonun tamamını izlemek için:
https://www.youtube.com/watch?v=OkCGa5VdlpE

Dr. Nikolas Stelya, paneldeki konuşmasında Güney Kıbrıs siyasetinin içinde bulunduğu durumu, Türkiye'nin 3 Kasım 2002 se...
15/05/2026

Dr. Nikolas Stelya, paneldeki konuşmasında Güney Kıbrıs siyasetinin içinde bulunduğu durumu, Türkiye'nin 3 Kasım 2002 seçimlerine benzeterek köklü bir değişim süreci olarak nitelendirmiştir. Stelya'ya göre bu dönem, geleneksel siyasetin çözüldüğü ve yeni bir siyasi sahnelerin ortaya çıktığı bir "kırılma" anıdır.

Stelya'nın analizindeki öne çıkan ana başlıklar şunlardır:

Geleneksel Partilerin Gerilemesi: Kıbrıs siyasetinin iki dev aktörü olan DISI ve AKEL, anket verilerine göre tarihsel seviyelerinin çok altında (%18-20 bandında) seyretmektedir. Stelya, bu partilerin seçmenlerini tatmin etmekte zorlandığını ve meclis aritmetiğinin çok parçalı bir yapıya bürüneceğini ifade etmektedir.

Popülist ve Sistem Dışı Aktörlerin Yükselişi: Seçimin en dikkat çekici yanının aşırı sağın (ELAM) istikrarlı yükselişi ve ideolojisiz popülist figürlerin (Fidyas Panayiotou gibi) sahneye çıkışı olduğunu belirtmektedir. ELAM, ALMA ve Fidyas gibi hareketlerin toplam oyunun %25-28 gibi devasa bir orana ulaştığını, bunun da halktaki "hiçbir parti beni temsil etmiyor" duygusunun bir yansıması olduğunu vurgulamaktadır.

Ekonomik Paradoks ve Sosyal Bunalım: Stelya, Güney Kıbrıs ekonomisinin makro düzeyde (büyüme, düşük enflasyon ve işsizlik) çok başarılı göründüğünü ancak halkın gerçekliğinin farklı olduğunu savunmaktadır. 14 yıl öncesine göre satın alma gücünün düştüğünü, özellikle Limasol gibi şehirlerde müthiş bir konut krizi yaşandığını ve yerel halkın kendi şehirlerinden "kovulduğunu" belirtmektedir.

Toplumsal Trajediler ve Göç Sorunu: Konuşmasında barınma krizi nedeniyle yaşanan can kayıplarına ve mülteci meselesine değinen Stelya, özellikle Baf'ın Hloraka köyü gibi yerlerde göçmen karşıtı tepkilerin ve aşırı sağcı saldırıların arttığına dikkat çekmektedir.

Diplomasi ve AB’nin Rolü: Rum lider Hristodulidis'in iç politikadaki başarısızlıklarını diplomasi üzerinden "şov" yaparak kapatmaya çalıştığını savunan Stelya, Avrupa Birliği'nin ise kendi iç sorunları nedeniyle Kıbrıs konusunda mucizeler yaratabilecek bir durumda olmadığını ifade etmektedir. AB'nin daha çok Türkiye ile diyaloğu sürdürmek ve krizlere müdahale etmek açısından kıymetli bir aktör olarak kaldığını belirtmektedir.

Kuzey-Güney Benzerlikleri: Q&A kısmında gelen bir soru üzerine Stelya, adanın her iki yanındaki partiler arasında ilginç benzerlikler kurmuştur. AKEL ve CTP'yi iç kargaşaları nedeniyle "ikiz partiler" olarak nitelendirmiş; güneydeki yeni popülist hareketleri ise kuzeydeki Halkın Partisi'nin (HP) ilk dönemlerine veya "Toparlanıyoruz" hareketine benzetmiştir. Ayrıca ELAM'ın kuzeydeki muadilinin sadece YDP değil, milliyetçi ve egemenlikçi söylemi benimseyen tüm kesimler olduğunu ima etmiştir.

Sonuç olarak Stelya, 24 Mayıs seçimlerinin sonucunda aşırı sağ, popülim ve ideolojisizlik harmanının zafer kazanacağını ve bunun Türkiye, Avrupa ve Kıbrıslı Türkler tarafından çok dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişme olduğunu savunmaktadır.

Dr. Nikolas Stelya, paneldeki konuşmasında Güney Kıbrıs siyasetinin içinde bulunduğu durumu, Türkiye'nin 3 Kasım 2002 seçimlerine benzeterek köklü bir değişi...

“Bölgesel Türbülans Çağında Kıbrıs: Ortadoğu Gelişmeleri Ve Güney Kıbrıs’ta Seçim Gündemi” | Kıbrıs Sorunu ve Güney Kıbr...
15/05/2026

“Bölgesel Türbülans Çağında Kıbrıs: Ortadoğu Gelişmeleri Ve Güney Kıbrıs’ta Seçim Gündemi” | Kıbrıs Sorunu ve Güney Kıbrıs Seçimleri | Panel | 09 Mayıs 2026 | KKTC

Dr. İpek Borman, paneldeki konuşmasında Güney Kıbrıs’taki seçim dinamiklerini küresel siyasi eğilimler, sosyo-ekonomik krizler ve Kıbrıs sorununun geleceği ekseninde analiz etmiştir.

Borman'ın konuşmasındaki temel noktalar şunlardır:

*Küresel Siyasi Trendlerin Yansıması: Borman, dünya genelinde merkez partilerin zayıfladığı, geleneksel ideolojilerin aşındığı ve popülist, sistem karşıtı hareketlerin yükseldiği bir dönemden geçildiğini belirtmektedir.

Bu durumun Güney Kıbrıs’ta da görüldüğünü; DISI ve AKEL gibi köklü partilerin güç kaybettiğini, ELAM gibi aşırı sağcı veya Fidyas gibi ideolojisiz popülist figürlerin öne çıktığını ifade etmektedir.

*Neoliberal Kriz ve Sosyo-Ekonomik Nedenler: Bu siyasi savrulmaların temelinde "neoliberal krizin yansımaları" olduğunu savunmaktadır.

Orta sınıfın zayıflaması, gelir adaletsizliği, konut krizi ve artan yaşam maliyetlerinin seçmeni geleneksel elitlerden uzaklaştırarak protesto oylarına yönelttiğini vurgulamaktadır.

Kıbrıs Rum Liderliği ve Çözüm İradesi: Mevcut Rum lider Hristodulidis’in "çözüm odaklı değil, stratejik yaklaşıma sahip bir lider" olduğunu savunmaktadır.

Liderin, BM parametreleri çerçevesinde güçlü bir çözüm iradesi ortaya koymadığını, aksine Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Türkiye ve Kıbrıslı Türkleri dışlayacak şekilde bölgesel bir aktör olarak konumlandırmaya çalıştığını belirtmektedir.

Seçimlerin Çözüm Sürecine Etkisi: Seçimlerde federal çözüm karşıtı kesimlerin (özellikle ELAM) güçlenmesinin, Rum liderliği üzerindeki baskıyı artıracağını ve halihazırda kırılgan olan çözüm nosyonunu daha da zayıflatacağını ifade etmektedir.

Kıbrıs sorununun bu seçimlerin ana gündem maddesi olmadığını da eklemektedir.

*İkinci Kulvar Diplomasisi ve Yeni Mekanizmalar: Borman, resmi müzakerelerin tıkandığı ortamlarda sivil toplumun ve halkın sürece dahil edilmesinin önemine değinmektedir.

Bu bağlamda, liderlerin üzerinde uzlaştığı, sivil toplumu ve vatandaşları sürece katmayı hedefleyen "halk meclisleri" (citizens' assemblies) gibi yeni istişare mekanizmalarının, siyasi dinamiklere dirençli bir barış kültürü oluşturabileceğini belirtmektedir.

Uluslararası Bağlam: Kıbrıs sorununun artık tamamen uluslararası bir nitelik kazandığını, bu nedenle sadece yerel dinamiklerle değil; garantörler, AB ve bölgesel aktörlerin etkisiyle her an farklı bir yöne evrilebileceğini hatırlatmaktadır.

Dr. İpek Borman, paneldeki konuşmasında Güney Kıbrıs’taki seçim dinamiklerini küresel siyasi eğilimler, sosyo-ekonomik krizler ve Kıbrıs sorununun geleceği e...

"Ortadoğu’daki Gelişmeler Işığında Kıbrıs’ta İki Toplum Arasındaki İlişkiler"Panel | 09 Mayıs 2026 | KKTCGazeteci Mete H...
15/05/2026

"Ortadoğu’daki Gelişmeler Işığında Kıbrıs’ta İki Toplum Arasındaki İlişkiler"

Panel | 09 Mayıs 2026 | KKTC

Gazeteci Mete Hatay, paneldeki konuşmasında Kıbrıs’ın mevcut durumunu ve toplumlararası ilişkileri, bölgesel ve küresel belirsizliklerin yarattığı "negatif eşiksellik" (negative liminality) kavramı çerçevesinde analiz etmiştir.
Hatay'ın konuşmasından öne çıkan temel noktalar şunlardır:

Kaotik Bir Araf ve Konforlu Çıkmaz: Hatay, Kıbrıs'ın her iki tarafında da "yarım kalmış vizyonların" ve "istisnai rejimlerin" (güneyde ortağı olmayan bir Kıbrıs Cumhuriyeti, kuzeyde ise tanınmamış bir KKTC) hüküm sürdüğünü belirtmektedir. Bu durumu Prof. Dr. Ahmet Sözen’in "konforlu çıkmaz" (comfortable stalemate) ifadesine paralel olarak, her iki tarafın da bu belirsizlikten kendi siyasi ve ekonomik faydalarını çıkardığı bir "konforlu aporia" olarak nitelendirir.

Negatif Eşiksellik (Liminality): Dünyanın ve bölgenin 1990'dan beri bir geçiş döneminde olduğunu, ancak bu sürecin bir "seremoni ustası" (yol gösterici) olmadığı için sonucu belli olmayan kaotik bir sürece dönüştüğünü savunur,. Bu durumun toplumlarda ontolojik bir güvenlik kaygısı ve büyük projelere (çözüm gibi) karşı bir yorgunluk yarattığını ifade eder.

Çoklu Güvenlik Çıkmazı: Bölgesel türbülansın etkisiyle Kıbrıs'ta "çoklu güvenlik çıkmazının" (multi-security dilemma) ortaya çıktığını, tarafların karşılıklı bir silahlanma ve güvenlik işbirliği yarışına girdiğini belirtir. Bu durumun toplumlar üzerinde baskı kuran yoğun bir güvenlikçi söylemi beslediğini vurgular.

Strateji Yerine Taktik Siyaseti: Kuzeydeki siyasetin, "patron devlet" (Türkiye) ile olan ilişkisi nedeniyle uzun vadeli stratejiler üretmek yerine daha çok günü kurtarmaya yönelik taktiksel bir alana sıkıştığını savunur. Bu durumun Kıbrıslı Türkleri daha edilgen (subaltern) bir konuma ittiğini belirtir.

Sembolik Adımların Zararı ve Kaçırılan Fırsatlar: Hatay, çözümün sadece resmi masalarda değil, sivil toplum ve yerel inisiyatiflerle mümkün olduğunu savunarak şu eleştirileri getirmiştir:

Maraş ve Maronit Açılımları: Başlangıçta sivil inisiyatiflerle başlayan Maraş ve Maronit açılımlarının, yerel siyasete alet edilerek ve mülkiyet hakları gözetilmeyerek etkisizleştirildiğini ve büyük bir fırsatın berhava edildiğini savunur,
Çözüm Yolu - "Mağduriyet Egosundan Kurtulmak": Hatay'a göre, toplumların artık kendi mağduriyetlerinin egosundan kurtulup birbirlerine alan açmaları gerekmektedir. Sadece resmi tanınma veya masadaki teknik konulara odaklanmak yerine, iki toplumun organik bir şekilde hareket edebileceği alanların (ekonomik, sosyal, kültürel) yaratılmasının kaçınılmaz olduğunu vurgular,

Sonuç olarak Mete Hatay, Kıbrıs'ta her iki tarafın da "özne" (agency) olabilmek için insiyatif alması gerektiğini ve statükonun yarattığı konfordan vazgeçilerek karşılıklı cezbedici fırsatların (mutually enticing opportunities) yaratılması gerektiğini savunmaktadır.

Mete Hatay, paneldeki konuşmasında Kıbrıs’ın mevcut durumunu ve toplumlararası ilişkileri, bölgesel ve küresel belirsizliklerin yarattığı "negatif eşiksellik...

Address

19 Mayıs Mah. Halaskargazi Caddesi No:172 Ünsal Çarşısı İç Kapı No:204 Şişli
Istanbul
34363

Opening Hours

Monday 10:00 - 17:00
Tuesday 10:00 - 17:00
Wednesday 10:00 - 17:00
Thursday 10:00 - 17:00
Friday 10:00 - 17:00
Saturday 10:00 - 13:30

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Euro Politika Avrupa Politikaları Dergisi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Euro Politika Avrupa Politikaları Dergisi:

Share