𐱅𐰇𐰼𐰰 TAVIR

𐱅𐰇𐰼𐰰 TAVIR TÜRKÇÜ TAVIR
TÜRKÇÜ GRUP Ülkücü Grup

AVRUPALI TARİHÇİLERİN MUHTEŞEM TARİH ANLAYIŞI VE TARİHİ; Hint-Avrupa Masalları: Çan Tipi Çömleklerin Gizemli Yolculuğu v...
08/06/2026

AVRUPALI TARİHÇİLERİN MUHTEŞEM TARİH ANLAYIŞI VE TARİHİ; Hint-Avrupa Masalları: Çan Tipi Çömleklerin Gizemli Yolculuğu ve 19. Yüzyıl Romantizmi
Tarih yazımı, özellikle Batı merkezli akademinin eline geçtiğinde, adeta bir fantastik kurgu edebiyatına dönüşebilir. Bilimin, arkeolojinin ve dilbilimin sınırlarını zorlayan bu muhteşem tarih anlayışı, Avrasya bozi kırlarının binlerce yıllık kadim geçmişini tek bir çömleğe veya varlığı meçhul hayali bir dile sığdırmayı her zaman başarmıştır. Gelin, Avrupa merkezli bu kusursuz kurgunun en parlak köşe taşlarına ve tarihin nasıl bir tiyatro sahnesine çevrildiğine yakından bakalım.
Taş Plaklar Üzerinde kayıtlı Hayali Dil: Hint-Avrupa Mucizesi
Dünya üzerinde hiçbir arkeolog, hiçbir kazıda üzerinde "Biz Hint-Avrupalıyız" yazan tek bir tablet, tek bir yazıt veya tek bir kanıt yok iken taş plak bulmuşlar ve üzerine Hint Avrupa ses kayıtları yapmışlar. Çünkü maalesef böyle bir yazı, böyle bir devlet ya da böyle bir somut arkeolojik kültür hiç var olmadı. Ancak Batı tarih yazımının muazzam dehası, masada oturup kelimeleri birbirine uydurarak dünyayı yerinden oynatacak bir dil ailesi icat etti.
Bu teoriye göre, ne hikmetse Sümerler, Mısırlılar veya bozkırın kadim halkları taşları, tabletleri yazıyla doldururken; bu muhteşem Hint-Avrupa dilini konuşanlar tek bir satır bile yazma ihtiyacı duymamışlardır. Onların varlığının kanıtı, yazılı belgeler değil, 19. yüzyıl filologlarının masa başında ürettiği "yıldızlı" kök sözcüklerdir. Kağıt üzerinde yaratılan bu hayali dil, zamanla o kadar kutsallaştırılmıştır ki, Avrasya bozkırlarında ata binen, demir döven, kurgan kuran hangi topluluk varsa, saniyeler içinde bu dil ailesinin birer ferdi ilan ediliverir.
Milyonlarca Çan Tipi Çömlek ve Kusursuz Çömlek Medeniyeti
Yazılı belge bulamayınca imdada yetişen en büyük kurtarıcı her zaman çömlekler olmuştur. Avrupa tarihçiliğinin zirve noktalarından biri olan "Çan Tipi Çömlek Kültürü" (Bell Beaker), insanlık tarihinin en büyük göçlerini ve medeniyet hamlelerini sadece mutfak malzemelerine bakarak açıklama sanatıdır.
Bu teoriye göre, İspanya'dan kalkıp Rusya'ya, oradan Hindistan'a kadar uzanan milyonlarca insan, arkalarında hiçbir şehir, hiçbir anıtsal mimari ya da yazılı kültür bırakmamıştır. Onların tek misyonu, ellerinde ters çevrilmiş bir çana benzeyen çömleklerle binlerce kilometre yürümek ve bu çömlekleri her yere saçmaktır. Eğer bir kazıda ağzı geniş, altı dar bir çömlek kırığı bulunduysa, tebrikler: Oraya hemen bir Hint-Avrupa göçü yazabilir, bozkırın atlı kültürünü bu çömleklerin içine hapsedebilirsiniz. Savaş arabalarını kimin icat ettiği, demiri kimin işlediği veya atı kimin evcilleştirdiği önemli değildir; önemli olan o çömleğin estetik kıvrımlarıdır.
Doğuya Git, Evril ve Geri Dön: Bozkırda Akılalmaz Bir Turizm
Avrupalı tarihçilerin haritalara çizdiği göç rotaları, adeta modern bir turizm acentesinin tur planlarını andırır. Haritaya göre, Avrupa'nın içlerinden çıkan Corded Ware (İp Baskılı Çömlek) insanları, durup dururken canları sıkıldığı için binlerce kilometre doğuya, Urallara ve Sintashta'ya doğru yürürler.
Oraya vardıklarında, sadece birkaç yüzyıl içinde birdenbire mucizevi bir şekilde atlı savaş arabalarını icat ederler, dünyanın en gelişmiş metalurji merkezlerini kururlar, Andronovo kültürünü oluştururlar ve İskit olurlar. Fakat bu muazzam coğrafyada kalmak yerine, "Buralar güzel ama memleket hasreti vurdu" diyerek, aynı yolu binlerce kilometre gerisin geri yürüyüp Karadeniz'in kuzeyine, yani batı bozkırlarına geri dönerler.
Bu muhteşem git-gel senaryosu, bozkırın yerli halklarının kendi topraklarında bu teknolojileri üretebileceği gerçeğini örtbas etmek için uydurulmuş lojistik bir mucizedir. Binlerce kilometrelik bozkır hareketliliğini, sırf Avrupa kökenli bir soyağacı oluşturabilmek için bu denli zahmetli turlara zorlamak, ancak 19. yüzyılın romantik tarihçiliğine yakışacak bir yaratıcılıktır.
Sonuç: Çömlekçi Çarkından Çıkan Muhteşem Tarih
Batı akademisinin bu kusursuz tarih yazımı, bize yazısız, devletsiz, sadece çömlek taşıyarak dünyayı fetheden hayali halklar sunarken; bozkırın ortasındaki kurganları, tamgaları, dilleri ve binlerce yıllık kültürel sürekliliği görmezden gelmeyi bir başarı saymaktadır. Taş plaklarda ses kaydı diller, çan tipi çömleklerin içine gizlenen medeniyetler ve harita üzerinde ping-pong topu gibi koşturulan topluluklar, 19. yüzyıl masallarının günümüze kadar uzanan eğlenceli birer yankısından ibarettir.

Kara Oğuz
𐱅𐰇𐰼𐰰 TAVIR

TÜRK TARİHİNİN ANLATILMAYAN GERÇEKLERİ NELERDİR?TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ BİLGİ KİRLİLİĞİ ULUSAL GÜVENLİK SORUNU HALİNE GEL...
08/06/2026

TÜRK TARİHİNİN ANLATILMAYAN GERÇEKLERİ NELERDİR?
TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ BİLGİ KİRLİLİĞİ ULUSAL GÜVENLİK SORUNU HALİNE GELMİŞTİR

OKUYUNUZ
OKUTUNUZ

Sevgili okurlar,
İnternet veya yayın âleminde o kadar büyük kirlilik var bu kirliliğin kısmen de olsa etkisinde kalan arkadaşlarımızca kaleme aldığımız konular bazen abartı görülebiliyor. Böyle görüleceğini bile bile yazıyoruz. Her yere yetişmek her yanlışa cevap vermek zaman bakımından tabii ki mümkün değil. Ancak düşman o kadar çok mevzide pusu da beklerken bir o kadar mevzide virüslerini sanki binlerce mitralyöz ile göndermeye devam ederek milletimizi yoğun bir bilgi kirliliğine uğratıyor.

Nitekim internette Kürt Tarihi ile ilgili bir sürü gerçek dışı bilgi görüyor üzülüyorsunuz. Türklere ait ne kadar kavim devlet varsa hiçbir delil gösterilmeden veya önce birisinin söylediği yalana diğerleri zincirleme delil göstererek bilimsellik yaratmaya çalışıyorlar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar taşlar yerine oturmuyor.

Ancak bu günün gençliği eline cep telefonunu alıyor Herhangi bir Anadolu veya Mezopotamya tarihi, Sümerler, Guti’ler, Kassitler Hattiler, Hititler, Hurriler, Mittaniler veya Urartular ile ilgili ile ilgili Google baktıklarında Kürt tarihi başlıklı yüzlerce gurup, blog veya site ile karşılaşıyorlar. Halbuki Kürtler tarihin hiç bir döneminde Mezopotamya'da bulunmamışlardır. Kendilerine maletme gayreti içerisinde bulundukları Eskiçağ Mezopotamya ve Anadolu kavim devletlerinin tamamı Türk kavim ve devletleridir.

Yalanların birbirine kaynak yapılarak çoğaltıldığı bu kirli bilgilerden etkilenen gençlerimiz PKK uzantılarıyla tartışırken “Mezopotamya faresi” gibi sözcükler sarf ederek Kürtçülerin uydurduğu tezlerine haklılık kazandırıyorlar. Son buzul çağından çıkıldığı andan itibaren 15.000 yıldır var olan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük milleti olan Türkler işte böyle mağlup ediliyor.

BİR VATANSEVERİN HAYKIRIŞI

Sevgili Okurlar,
Değerli Kardeşimiz Dincer Arman bir önceki paylaşımımıza yaptığı yorumda şunları söylemiş :

“Taner Ünal ağabey, ben bir grupta (Anunnaki - Sumer Tanrıları) kaynaklı paylasimlar yapıyorum sadece Kürtçülük yapanlar değil bazı Etnik Unsurlarda akılalmaz hakaretamiz yorumlar yapıyorlar. “Anadolu da gercek Türkler %3 tur, siz devsirmesiniz gercek Türkler çekik gözlüdür” en hafif olanları. Yaşı 50-60 olanlar zaten bu kafada idi şimdi onların çoluk çocukları daha da vahim durumdalar yapılan yorumları görseniz tansiyonunu tavan yapar. Ellerinde fırsat olsa bir kaşık suda boğarlar bizi”

Sn Dinçer Arman, Türklerin tarihini bilmemesi sebebiyle geldiğimiz son durumu çok mükemmel bir şekilde özetleyivermiş.
Nitekim 2006 yılında Diyarbakır da 2 Km Bayrak yürüyüşünün neticesinde “Etnik Hassasiyeti olan bir yörede Bayrak yürüyüşü yaparak toplum güvenliğini bozmak” suçlamasıyla hazırlanan bir iddianame sebebiyle 2008-2009 yılında Diyarbakır D tipi cezaevinde kalmıştım. Günde iki saat nefes almak için çıktığım hücreme bağlı olması sebebiyle benim faydalandığım avlu ile PKK’lıların kaldığı koğuşlar ve onların avlu duvarları arasında 50 metre kadar mesafe olmasına rağmen benim dışarı çıkma saatimde “İyonyalı geldiniz ülkemizi işgal ettiniz Atatürk sizi “Türk” olduğunuza inandırdı. Biz sizi Anadolu’dan çıkaracağız, İzmir’den İstanbul’dan Adana’dan çıkaracağız” diye bağırıyorlardı.

İşte bu zihniyet bu düşünce yıllardır gün Kürt gençlerinin kafasına yerleştirilmiş veya yerleştirilmekte olup gittikçe vahim bir hal almaya devam etmektedir.

(Bende “Size bu saçmalıkları kim öğrettiyse asıl düşmanınız onlar. Burası binlerce yıllık Türk vatanıdır. Biz Kürt’e düşman değiliz. Ancak Türk vatanında sizin gibi hainlerin Türk düşmanlarının işi olamaz.” diye bağırıyordum. Tabii ki bu bağrışma gardiyanların gelip bizi hücrelerimize kapatmasına kadar devam ediyordu.)

Eğer yaşadığımız topraklara tutunmak, Tarihte kimliğini veya toprağını kaybetmiş Büyük Türk Devletleri durumuna düşmemek istiyorsak tarihimize sahip çıkalım. İnternette bizlerde siteler kuralım. Yazdıklarımızı paylaşalım. İnsanlarımızı bilgilendirelim. Geç olmadan bunları yapalım!

TARİH VATANDIR. TARİHİNE SAHİP OLAMAYAN ULUSLAR YAŞADIKLARI TOPRAKLARDA HAK İDDİA EDİLMESİYLE KARŞI KARŞIYA KALIRLAR.

Sevgili Okurlar,
Türk Milliyetçileri veya Türk Devrimcileri Atatürk yolunda, Gençliğe hitabe ve yoğun bir Türklük şuuruyla bu alçaklıklara karşı koymadığı gibi, İnsanlarımızın büyük bir çoğunluğu 3-5 sayfayı geçen yazıları okumak bile istemezken karşımızdaki güçler gece gündüz kirli bilgi üretmektedirler.

Bir örnek vermek gerekirse Halk kitabevi adında bir dağıtım şirketi “Ali Narçın” adlı tarih yazarının aslında her biri “Eskiçağ Türk Kavim Devletleri” olan 10 küçük kitabını “Unutulmuş Krallıklar serisi” adı altında indirimli olarak satıyor.

Bir örnek vermek gerekirse, Batı’nın “Kassitler” adını verdiği, “Guzlar = Oğuzlar” yaklaşık 600 yıl Babil’e hükmetmiş ve Babil’in altın çağ yaşamasını sağlamış, Bu gün bile Babil medeniyetine ait resimlerde gördüğünüz tüm eserlerin yaratıcısı, yapıcısı, imar edicisi Yüksek Kültürlü bir Kavim Devlettir. Müthiş güzellikte atlar yetiştirmişler ve Roma filmlerinde izlediğiniz çift tekerli küçük savaş arabalarını-Roma filmlerindeki olayların geçtiği tarihlerden - 2000 yıl önce icat ederek savaş tekniğini değiştirmişler, bu arabaları 700 - 800 yıl boyunca Mısır, Hitit (Hatti) gibi Yüksek uygarlıklara satarak ticaret yapmışlardır.

Ali Narçın tüm özellikleri ile tartışmasız Asya’dan gelmiş Türk olan Kassitleri kısaca anlatmış ancak Kürt ön ata uydurucularının iddialarını birbirine monte ederek sanki değişik iddiaları sunuyormuş gibi yaparak Kassitlere Kürtlük izafe etmiş “Aslında Güneydoğu’daki tabletler okunsa birçok konu açıklığa kavuşacak” diyerek hiçbir gerçekliği bulunmayan iddialarını haklı çıkaracak bir ekleme yapmıştır.

Diğer kitapçıkların durumu da bundan farklı değildir. Aynı bin yıl içinde Orta, Doğu ve Güneydoğu’da Bulunan Hurriler, Mittaniler, Urartular Türk kavim Devletleri Anadolu’nun diğer bölgesinde egemen olan Hititler (Hattiler) Türk kavmidir. Hülasa internette izlediğimiz saçmalıklara bir de Ali Narçın vasıtasıyla Kürtçü teorisyenlerin iddialarının hamurlandığı bilgi kirliliği eklenmiştir.

Ali Narçın Siyasi Kürtçülerin kitaplarını kaynak alarak bilgi kirliliği oluşturmuşken, Siyasi Kürtçüler bu kitapları alacak kaynak olarak kullanarak sitelerinde yayınlayacak, böylece bölücü bir ihanet silsilesi mesnetsiz bir yalanı diğeri kaynak gösterecek ondan da bir başkası alarak başlangıcı sıfır olan bir bilgi böylece değer kazanıyormuş gibi yapılarak bu kirli bilgiler hızla yayılmaya devam edecektir.

ATATÜRK’TEN SONRA TARİH BİLGİSİNDEN VE MİLLİ ŞUURDAN YOKSUN ŞAHISLARIN VEYA İŞBİRLİKÇİLERİN YÖNETİME GELMESİ ÜLKEMİZ İÇİN ÇOK ZARARLI OLMUŞTUR

Sevgili Okurlar,
Bizim tarihimizi 400 çadır menakıpnamesi (Savaşlarda askerleri eğlendirmek için anlatılan hikaye) sandığımız 19.yy’dan itibaren misyonerler tarafından Kürtler ve Ermeniler için tarih uydurulmaya başlanılmış bu durum 20.yy’da tarihte sahipsiz gördükleri Türk kavimlerine sahip çıkma olarak sürdürülmüştür.

Siyasî Kürtçülerin yıllardır tekrarladıkları bir yığın saçma iddialar sebebiyle, bugünkü Kürt gençleri de artık ciddi şekilde Misak-ı Milli sınırları içinde kalan toprakların, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tarihen kendilerine ait olduğuna, fakat Türklerin sonradan gelip buraları işgal ettiklerine inanmakta ve eskiden zımnen gönderme yaptıkları hususu bugün açıkça söylemekte ve “topraklarımızı boşaltın” demektedirler. Daha da vahimi kaçak elektrik ve su kullanırken, vergi ödemezken kendilerini haklı görmektedirler.

Yalanlar yalanları izlemiş olup, 12 Eylül öncesi ve sonrası Türk milliyetçilerini manipüle etmek amacıyla Türk Kültürü dergisinde başlatılan “Türklerle Kürtler tarihten beri birlikte mücadele ettiler”, “Kürt Türkleri”,”Türk Kürtleri” gibi gerçek dışı yayınlar bir kaynaşma oluşturmak yerine Kürtçülerinve PKK’nın Anadolu topraklarına hak iddia etmek için uydurdukları iddialarına haklılık kazandırmak dışında bir işi yaramamış bu yalanlar neticede “Malazgirt’in kapılarını biz açtık” noktasına kadar varmıştır.

Ne yazı ki Bu gün Gelecek Partisinin Genel Başkanı olan, Ahmet Davutoğlu Başbakanlığı zamanında bu yalana sahip çıkarak Malazgirt’te konuşma yapmış “Kürtlerin Anadolu’nun kapısını Türklere açtığını söylemiştir.

Hâlbuki Malazgirt öncesi Anadolu, Bizans egemenliğinde olup Kürt varlığına rastlanılmamaktadır.

Yapılan propagandaların tarih bilgisinden veya tarih şuurundan uzak yöneticilerin elinde ülkemiz aleyhinde nasıl kullanıldığının ve Türk tarihinin bilinçsizce kullanılması ile ülkemiz için nasıl bir güvenlik sorununun meydana geldiğinin en açık delilidir.

Sevgili okurlar,
İşte biz bunun için “Tarih vatandır. Tarihte Türklerin ayak bastığı yerler bizim vatan topraklarımızdır. Nasıl bu günkü topraklarımıza göz dikenin gözünü oyarsak tarihteki vatan topraklarımıza da yapılan saldırıları ve ihanetleri hoş görmeyiz” diyoruz.

Tüm bu yalanlar, yanlışlar, yutturmacalar ile aldatılan Kürt gençlerinde haklılık fikriyatı oluşturmakta neticesi “Bizim olan toprakları istiyoruz” denilmektedir.

BİZANS TARİHİNDE ANADOLU’DA KÜRT YOKTUR. MERVANİLER ARAPTIR. YAVUZ DÖNEMİNE KADAR ANODULU’DA KÜRT YOKTUR.

Sevgili okurlar,
Bizans toprakların da yaşayan aynı zamanda Bizans’ın maaşlı askerlik kadrosunda bulunan ancak Hristiyanlığı seçmiş Peçenek, Kıpçak, Uz, Avar vd Türk boyları Anadolu’nun yerleşik halklarını oluşturmaktadır.

Emeviler döneminden itibaren Anadolu’ya İslam orduları saldırılarda bulunmuş, Diyarbakır Urfa gibi iller Araplar tarafından geçici bir süre için işgal edilmiş Selçukluların tarih sahnesine çıkmasından önce Bizans tarafından büyük ölçüde tasfiye edilmişlerdir.

Selçuklular tarafından ise 1071 öncesi Doğu ve Güneydoğuya yapılan saldırılarda ise kalanı temizlenmiştir.
Diyarbakır 973 yılında dahi Amed veya Amid şehrinin Arapların elinde bulunduğunu göstermektedir.

Urfa’nın da 1032 yılında Arapların hakimiyetinde olduğunu belirtmektedir. 1032'den sonra sadece ve sadece 8 yıl Mervaniler vardır. Mervani halkı Araplardan müteşekkil kabilelerden ibarettir. (Urfalı Mateos Vakayinâmesi, s. 23)

Oğuz akıncıları birkaç binlik bir kuvvetle 1040 yılında Diyar-ı Bekir’e saldırdıklarında 1000 civarındaki Mervânîler kaleye kapanmışlar ancak kısa süre sonra Oğuzlara teslim olmuşlardır (İbnü’l Ezrak, age., s. 170-171; İbnü’l I sır, El-Kâmil, 7/418-19)

Araplardan müşteşekkil karışık İbnü’l Esîr’in kaydına göre Mervânî Beyliği’nin kurucusu, Baz adlı biridir ve Ebû Ab-dullah el useyn b. Dostek onun kardeşidir (El-Kâmil,7/1) Şahıs bir eşkıyadır ve kimliği tartışmalı olmasına rağmen Arap olduğu şeklindeki iddialar ağırlıklıdır.

Kaldı ki Diyarbakır İnaloğulları döneminde baştan sona imar edilmiş, ticaret ve kültürel hayat fevkalâde geliştirilmiş, Türkmenler tamamıyla bölgeye yerleşmiştir.

Halk refah ve huzur içinde olmuş,âlim ve sanatçılar himaye edilmiş,on binlerce cilt eserde tek bir Kürt yoktur bölge modern bir gelişmededir.

1085 yılında Melikşah'ın emriyle Dilmaçoğlu Mehmed Bey tarafından fethedilmiştir.

Dilmaçoğlu Mehmed Bey tarafından kurulan Dilmaçoğulları beyliği 1085-1192 yılları arasında Bitlis, Erzen ve Vestan'da hüküm sürmüştür. Dilmaçoğulları da diğer Türkmen beylikleri gibi hakim oldukları toprakları imar etmişler ve halkını refaha kavuşturmuşlardır.

1150 yılında yaptırılan Bitlis Ulu Camii, Anadolu'da Türk mimari sanatının ilk ve en güzel örneklerinden biridir. Artuklu Beyliği/ devleti ise 1403 yılına kadar parasıyla ve kültürel varlıklarıyla tam bir Türkmen devletidir.

Bu bölgede de diğer Güney Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde de 1450 yılına kadar hiç bir bölgede tek bir Kürt yoktur.

HİNT AVRUPA NAZARİYESİ BATI’NIN “TÜRK TARİHİNİN ESKİÇAĞLARINA SAHİP ÇIKMAK” AMACIYLA MASA BAŞINDA UYDURDUĞU BİR YALANLAR DİZİSİDİR.

Sevgili Okurlar,
19.yy’da İngilizlerin Fransızların Rusların ve ABD’li Misyonerlerin yaptığı bölücü çalışmalar bu gün kendi yönetenlerimiz tarafından yapılmaya devam etmektedir. Bu durum gerçekten çok üzücüdür. Pırıl pırıl gençlerimizin dimağları bu yollarla zararlı bilgilerle doldurulmakta gençlerimiz okudukları saçmalıkları gerçekmiş kabul ederek bu yöndeki tüm uydurmalara hazır hale gelmektedir.

Avrupalıların, Türk tarihine ait kavim devletleri ve Eskiçağ Türk tarihinin bütününe sahip çıkmak için uydurduğu Hint Avrupa teorilerinin, Türk tarihçileri tarafından da sanki gerçekmiş gibi kabul edilmesi çok vahim sonuçları olmuş ve olmaya da devam etmektedir.

Avrupalılar Eskiçağın M.Ö. iki binli yıllardan başlayarak daha eskiye doğru "Hint Avrupalı" - "Ari" -"A***n" adı altında bir ırkın yaşadığı, bu ırkın Avrupalıların ataları olduğu şeklinde masa başında ürettikleri teoriler bu gün gerçek tarihmiş gibi anlatılmaktadır.

Atatürk’ün ebediyete intikaliyle birlikte Zeki Velidi ve onu takip eden arkadaşlarınca tarihimize mal edilen bu yalanlar dizisi bu gün en samimi gördüğümüz Türkçü, Milliyetçi tarihçiler tarafından bile ballandıra ballandıra anlatılmıştır.

Yeni nesil tarihçilerimiz Hint Avrupa Nazariyesine dayalı kitaplar yazmaya devam etmekte, bu kitaplarda Atatürkçü, Milliyetçi, ülkücü, devrimci, gençler tarafından okunmakta ve Eskiçağ tarihimizin Hint Avrupa Kavmine ait olduğunu sanmaktadırlar.

Hâlbuki Hint Avrupa (İndo German- Ari) adlı bir ırk yoktur. Bu tamamıyla Batının masa başında uydurduğu bir saçmalıklar dizisidir. Hin Avrupa nazariyesi ile ilgili iddialar çok uzun olduğu, tarafımızca hepsine tek tek cevap verildiği için burada kısaltarak anlatmamız zor olacak.

Hint Avrupa Nazariyesi (teorisi) ile ilgili yalanları yayınladığımız kitaplarda bilimsel temellere dayalı olarak cevaplamıştık. Önümüzdeki aylarda ilk üç cilt halinde çıkarmayı düşündüğümüz çalışmamızda yeniden anlatacağız.

KİRLİ BİLGİLER HEM İÇERİDEN HEM DIŞARIDAN BİZİ TAHREP ETMEKTEDİDİR.

Sevgili okurlar,
Atatürk’ün ebediyete intikaliyle birlikte Eskiçağ tarihimiz Hint Avrupalı denilerek reddedilmiş, Türk tarihi Mete Handan itibaren başlatılmıştır. Böyle bir tarih anlayışı Türk Tarihi için çok zararlı olmuş Batı’nın senaryolarıyla çevremizdeki, Türk asıllı tüm kavim devletlerin tarihi “Hint Avrupalı”(A***n- Ari- İndo Germen) denilerek farklı menşelere bağlanmış, buradan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarında hak iddia edecek toplulukların oluşmasının önü açılmıştır.

Bu zararlı bilgilendirme neticesinde binlerce yıl Türklere Yurtluk etmiş- Türklere Vatan olmuş- topraklar Batılıların çıkarları doğrultusunda masa başında üretilmiş tezlere mahkum edilmiş, Türkçülük yapıyormuş görüntüsü altında bilerek veya bilmeyerek Türk tarihine ihanet edilmekle kalınmamış gençlerimiz bile buna inandırılmıştır.

Twitterde Eskiçağ Türk tarihi ile ilgili paylaşımlarımızı Türkçülüğe zararlı olarak nitelendiren Türkçü genç arkadaşlarımız bile çıkmış “Eskiçağ Türk tarihi diye bir şeyin olmadığını, bizim uydurduğumuzu, Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının Türklere ait olmadığını, Sümerler, Hititler ve diğer halkların Türk olmadığını. Türk tarihinin Mete Handan başladığını” söylemişlerdir.

Türkçü arkadaşlarımızdan bazıları “Kürtlerin dilleri Hint Avrupa dil ailesine mensuptur Ermeniler, Kürtler v.s bunlar İranidir! Eski Doğu Anadolu Halklarındandır “ derken, Bazıları da “Kürtlerin aslı Hindistandan gelmedir kesinlikle ve İran’ın Horasan bölgesine yerleşmişlerdir oradan Mezopotamya coğrafyasına dağılmıştır” diyorlar!

Bizim arkadaşlarımız bunları söylerken Kürt ön ata uydurucuları “ATTIĞIMIZ YALANLAR TUTTU. KARŞI ÇIKMALARI GEREKENLER BİLE BİZE İNANDILAR! Diyerek keyiften dört köşe olmuş vaziyette bizi seyrediyorlardır!

Sadece bu kadar mı tabii ki hayır..

Kürtleri Mezopotamya veya Zagros dağları ile ilişkilendirmek, hatta twitlerde veya paylaşımlarda PKK’lılara “Mezopotamya Faresi”veya “Siz Zagros dağlarına gidin” gibi sözler sarf ederek Türkçülük yaptığını sanmak Kürt tarih uydurucularının ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. Kürtler Eskiçağ tarihinin hiçbir döneminde Mezopotamya’da, İran’da veya Hindistan da olmamıştır.

PKK VE KÜRTÇÜLERİN TÜRK TARİHİ ÜZERİNDEKİ HAYALİ İDDİALARININ DİLLENDİRİLMESİ YANLIŞTIR.

Sevgili Okurlar,
Tüm Batı ülkeleri hatta İran’ın Farsi yönetimi bile Türk tarihinin eski çağlarını Hayali Hint Avrupa ırkına ve PKK’lılar lehine anlatılmasına destek için senaryolar hazırlar Türk tarihini 2000 yıllık küçük bir döneme hapsetmek için mücadele ederken Arkadaşlarımız farkında olmadan bu ihanete destek verir hale gelmişse bizim başımızı ellerimizin arasına alıp uzun uzun düşünmemiz gerekmektedir.

Etrafımızdaki tüm ihanet odakları Tarihteki Türk Kavim ve kavim devletlerine sahip çıkmak için Hunların Atası “İskitleri” bile Hint Avrupalı göstermek için çırpınır, Kürtlere ön ata uydurmak için Siyasi Kürtçüler yalandan bir tarih yaratmak için gayret halindeyken, bu ihanet oluşumlarına hakaret için bile olsa onların tezlerine destek verecek sözler sarf etmemiz, Batı’nın hazırladığı ihanetin değirmenine kova ile su taşımaktan farksızdır.

Zagros Dağları Eskiçağ Türk tarihinde Asya’dan göç eden Türklerin Mezopotamya’yı ele geçirmek için Ergenekon olarak kullandıkları bir mıntıkadır. Nitekim Türkistan’dan gelerek önce Zagros dağlarına yerleşip orada gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra Akad devletine son vererek Mezopotamya’da 120 yıl hüküm süren (Eskiçağ Türkçesi konuşan) Gutiler önce Zagros Dağlarına yerleşmişler daha sonra Mezopotamya’ya inmişlerdir.

Aynı şekilde Kassitler (Guz= Oğuzlar) bahsinde tekrar anlatacağımız gibi, Kassitler önce Zagros Dağlarına yerleşmişler daha sonra Babil Devleti içerisinde Orta ölçekte bir Kassit devleti kurmaya başarmışlar daha sonra Babil’i ele geçirerek 550 yıl kesintisiz idare etmişlerdir.

DEDE KORKUT OĞUZNAMELERİ

Sevgili Okurlar,
Dede Korkut Oğuznamelerinin M.Ö.2500’lere ve Oğuzların çok eski tarihlerde Anadolu’nun doğusuna geldikleri, ve buraları kendilerine yurt edindikleri anlaşılır.

Bu durum Oğuzların sadece “Hunlardan itibaren bütün Türk bakiye toplulukların Oğuzlar adı altında kaynaştığı” şeklinde açıklanamayacağını, Oğuzların en az 4000 yıllık bir tarihi olduğunu gösterir.

Dede Korkut Oğuznamesi incelendiğinde sonradan bu Oğuznamenin tekrar tekrar kaleme alınarak dönemin şartlarına göre düzenlendiği görülür. Nitekim Oğuzlardan bahsedilirken, İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’e sık sık salavat getirmeleri ve muharebelere başlamadan önce de iki rekat namaz kılmaları vesaire gibi kısmen de olsa İslam olduklarına dair bazı emarelerin mevcud oluşu da İslamiyetten sonra tekrar bu Oğuznamelerin kaleme alındığı ve İslamiyetin tesiri altında kalınarak, İslami unsurlara ait batı hususların sonradan ilave edildiği anlaşılır.

Prof. Dr. Abdülkadir İnan tarafından Dede Korkut Oğuznamelerinde adı geçen coğrafi isimler üzerinde durulmuş bunların birçoğunun yeri Anadolu’nun doğusunda ve Güney Doğusunda tespit edilmiş ancak bu adların 3000-4000 yıl önce kullanılan adlar olduğu görülmüştür.

Aynı şekilde M. Ö. 1570’den itibaren 1. Babil İmparatorluğunun yerine Babil’de 550 yıldan fazla hüküm süren yabancı tarihçilerin “Kassit” adını verdikleri “Guzlar= Oğuzlar” (İleride tekrar anlatacağız) Oğuzların ataları olan önemli bir Türk boyudur.

Sevgili Okurlar,
Babil’in altın çağı bu çağ olup Batılı’lar bu çağı tanımlarken “ Daha sonra Zagros dağlarından inen Asyatik kavimler Babil’i ele geçirdiler ve 550 yıllık bir karanlık çağ süreci başladı” derler ve bir cümlede bitirirler.

Hâlbuki binlerce tablet ve eser ortadadır. Bir kısmı tarafsız tarihçiler tarafından çözülmüş, Bu dönemde ki Mısır ve Hititlerle (Aslı Anadolu’nun binlerce yıllık hâkimi “Türk Hattiler” olacak Hitit adı veya yönetimin Hint Avrupalı Hititleri geçtiği Batı’nın uydurduğu bir masaldır) ticari veya devletlerarası hukuku ilgilendiren yazışmalardan anlaşıldığı gibi 550 yıllık Kassitler dönemi Babil’in en refah ve zengin dönemidir. Bildiğimiz Babil eserlerinin çoğu bu dönemde yapılmıştır.

Neredeyse Osmanlılar kadar hüküm sürmüş Türklere ait müthiş bir medeniyeti Kürtlere mal edivermek ihanettir. Böyle büyük bir ihanete ses çıkarmamak, Milliyetçilik, Türkçülük, ülkücülük veya Devrimcilik değil Türk varlığına yapılan büyük ihanete ortak olmaktır.
Nitekim Sami göçleri nedeniyle devlet Sümerlerde olduğu gibi M.Ö.625’de tekrar Samilerin eline geçmiş zenginlik ve refahın en üst düzeyde olduğu görülmüştür. İşin aslı Türk tarihine açık bir sansür bulunmaktadır.

TÜRK TARİHİNİ TARİHTE YAŞANILMIŞ GERÇEK YERİNE OTURTMAK ZORUNDAYIZ.

Sevgili Okurlar,
Kısaca söylemek gerekirse;
Hint Avrupa-Ari A***n-İndo Cermen teorileri uydurmadır.
Türklerin Tarihte nüfus olarak azlığı ve istila ettikleri toplulukların üzerine örtü gibi yerleştiği şeklindeki iddialar yanlıştır.
Türklerin Tarihinin Hunlarla ve hatta Göktürklerle başlaması öncesinin bize ait olmadığı ile ilgili iddialar düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmektir.

Türklerin Isınma nedeniyle göçleri konusunun Türk tarih tezi ile uydurulan temelsiz bir iddia olduğu gibi (Böyle onlarca iddia sayabiliriz) Türk Vatanı kabul ettiğimiz, Türk Tarihine zarar verilmiş olmasını hiçbir zaman iyi niyetle değerlendirmemiz mümkün değildir.

Medler başta İranda yaşayan Eskiçağ kavimlerinin, Kuzey Hindistan da binlerce yıl yaşayan Türk Kavimlerinin Hint Avrupalı olduğu veya Hititler başta Anadolu Kavimleri ile Mezopotamya kavimlerinin Hint Avrupalı olduğu şeklindeki iddialar tamamıyla hayalidir.

Hindistan’da kullanılan Sanskritçe Eskiçağ Hindistan Türkçesidir. Halen içerisinde binden fazla Türkçe kelime bulunmaktadır. Hatta bu yalanlar büyük Türk Saka-İskit Konfederasyonuna kadar dayanmaktadır. Gençlerimizin Türk kavim devletlerine ait binlerce yıllık şanlı tarihleri hakkında zihinlerinin bulandırılması Türk tarihine dolayısıyla Türk vatanına ihanettir.

Değerli Arkadaşlarım,
Türk Tarihini, Tarihteki Türk varlığını ve başarılarını etkisizleştiren bu görüş ve tarih anlatımı, neticeleri itibariyle pek zararlı olmuştur. Cefakâr bilim adamlarımızın bir kısmı sözcüklerden hareketle tarihimizi bulmaya çalışırken Bir kısım tarihçilerimiz ise büyük meşakkatlerle mezar taşlarında, mağaralarda bulduğu yazı-resimlerde geçmişimizi aramakta ancak genel anlamda mazi ile bu gün arasında nasıl bir rabıta kuracağını bilememektedir. Çünkü tarih öğrenmek bundan bir takım genel kanaat bile oluşturmak hayli zor bir konudur.

Türk tarih tezini reddeden onu ütopik bularak eleştiren üstelik bunu milliyetçilik, ülkücük hatta Türkçülük adına yapanların kötü mirası sebebiyle Türk tarihi 80 yıl geriye gitti. Halbuki bu 80 yıl içerisinde muhteşem bir tarihin varisleri olarak yüksek bir Türklük şuuruyla ayağa kalkabilirdik. Bu gün cumhuriyetimizi yıkmaya çalışan etnik veya dini taassubun yalan ve iftiradan ibaret sermayeleri böyle bir tarih anlayışı içerisinde kendilerine yer bulamayacakları için daha zengin daha müreffeh bir Türkiye’de yaşıyor alacaktık. Bizlere düşen görev bu açığı kapatmak olmalıdır

TÜRK TARİHİ DÜNYA TARİHİDİR.

Sevgili Okurlar,
Son buzul çağından itibaren Türkistan, Çin, Kuzey Hindistan, İran, Mezopotamya ve Anadolu'da yaşayan kurucu kavimler ve kavim devletler Türk’tür. Sümer, Guti, Kassit, Elam, Hurri, Mittani, Urartu, Hatti, Hitit, Medler Türktür. Aynı şekilde İskitler, Kimmerler, Sakalar, Massagetler, Sarmatlar, Turuva’lılar, Etrüksler, Partlar, Arsaklılar, Sauomatlar ve ardılları ile efsanelere ve romanlara konu olan Amazonlar bile bilinen dünyaya Aztek Maya vd medeniyetler tarihte Büyük Türk kavimleri ve Kavim devletleridir.

Bizlere düşen hiçbir millete nasip olmayacak kadar muhteşem geçmişimizi inkar değil, tarihimizin her sayfasına, tüm kavimlerimize ve kavim devletlerimize kadar bağlarımızı tespit etmek onların bu günkü temsilcileri ile kaynaşmanın yollarını arayıp bulmaktadır.

Tüm Değerli arkadaşlarıma güzel ve sağlıklı huzurlu mutlu günler diliyor yürekten Sevgi ve Saygılarımı sunuyorum.

08.06.2021 Saat 19.30
TANER ÜNAL

🇹🇷 1475 Kırım Seferi: Karadeniz’de Osmanlı Türk HâkimiyetiTürk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan 1475 Kı...
06/06/2026

🇹🇷 1475 Kırım Seferi: Karadeniz’de Osmanlı Türk Hâkimiyeti
Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan 1475 Kırım Seferi, Karadeniz havzasının siyasî, ekonomik ve stratejik yapısında uzun vadeli sonuçlar doğuran tarihî bir gelişmedir. Fatih Sultan Mehmed’in emriyle Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Kırım’a yönelmesi ve Kefe başta olmak üzere bölgedeki Ceneviz kolonilerini ele geçirmesi, Osmanlı Devleti’nin Karadeniz politikasında yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Bu gelişmeler sonucunda Kırım Hanlığı Osmanlı üstünlüğünü kabul ederek Osmanlı himaye sistemi içerisine dahil olmuş, Karadeniz’in kuzey kıyılarında Osmanlı nüfuzu belirgin biçimde güçlenmiştir.
Tarih yazımında 1475 Seferi çoğu zaman askerî ve diplomatik sonuçları üzerinden değerlendirilmiştir. Ancak olayın tarihî önemi fethedilen kaleler veya kurulan siyasî ilişkilerle sınırlı değildir. Seferin asıl etkisi, Karadeniz’in ekonomik dolaşım ağlarında meydana getirdiği dönüşümde görülmektedir. 15. yüzyılda Karadeniz, Balkanlar, Anadolu, Kafkasya, İtil Havzası ve Doğu Avrupa arasında uzanan geniş bir ticaret sisteminin merkezinde yer alan stratejik birbölgeydi. Bu dönemde Karadeniz kıyılarındaki limanlar;ticaretin örgütlendiği, vergilerin toplandığı, askerî sevkiyatın gerçekleştirildiği ve uluslararası ticaret ağlarının yönlendirildiği stratejik merkezlerdi. Kefe, Sudak ve TenNehri ağzındaki Azak gibi merkezler, kuzey bozkırlarından gelen ticaret yollarını Karadeniz üzerinden Akdeniz dünyasına bağlamıştır. Kürk, tahıl, balmumu, deri, balık, tuz ve çeşitli hammaddeler bu güzergâhlar üzerinden taşınmış; bölgesel ekonominin canlılığı bu dolaşım ağları sayesinde sürdürülmüştür.
Kırım’ın stratejik önemi de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Bölgenin kontrolü, Karadeniz’in kuzeyindeki ekonomik akışın ve ticaret yollarının denetlenmesini mümkün kılmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in Kırım politikası bu çerçevede değerlendirildiğinde, Osmanlı stratejisinin temelinde Karadeniz ticaret ağlarının güvenliği ile bölgedekigüç dengesinin kontrol altına alınması yer almaktaydı. İstanbul’un fethinden sonra Boğazlar üzerinde kurulan hâkimiyetin kuzey kıyılara kadar genişletilmesi, bu stratejik vizyonun doğal bir uzantısıdır.
1475 Kırım Seferi sırasında Osmanlı kuvvetlerinin Kefe ve diğer Ceneviz merkezlerini ele geçirmesi, Karadeniz’deki Ceneviz siyasî ve ticari üstünlüğünün büyük ölçüde sona ermesine yol açmıştır. Bunun sonucunda Karadeniz ticaretinin işleyişi giderek Osmanlı denetimi altında yeniden şekillenmeye başlamış ve bölgenin ekonomik dengelerinde uzun vadeli değişimler ortaya çıkmıştır.
Tarih yazımında sıkça kullanılan “Karadeniz’in Türk gölü haline gelmesi” ifadesi de bu bağlam içerisinde değerlendirilmelidir. Bu tabir, Osmanlı deniz üstünlüğünün yanı sıra Karadeniz çevresindeki ekonomik ve stratejik ağlar üzerinde kurulan denetimi ifade etmektedir. İstanbul Boğazı ile Karadeniz’in kuzey kıyıları arasındaki stratejik bağlantının Osmanlı kontrolüne girmesi, deniz ulaşım hatlarının güvence altına alınması ve bölgedeki ticaret ağları üzerinde belirleyici bir nüfuz kurulması bu sürecin temel unsurlarını oluşturmuştur. Başka bir ifadeyle söz konusu gelişme, Karadeniz çevresinde şekillenen jeopolitik ve jeoekonomik düzenin Osmanlı lehine dönüşümünü temsil etmektedir.
Bu dönüşümde Kırım Hanlığı’nın konumu özel bir önem taşımaktadır. Hanlık, Osmanlı kuzey savunma sisteminin önemli bir unsuru ve Karadeniz’in kuzeyindeki stratejik dengenin temel aktörlerinden biri konumunda olmuştur. Bunun yanında Avrasya içlerinden gelen ticaret yollarının güvenliği bakımından da kritik bir rol üstlenmiştir. Bu nedenle Osmanlı-Kırım ilişkileri, karşılıklı güvenlik ihtiyaçları ile ekonomik çıkarların kesiştiği çok boyutlu bir stratejik ortaklık olarak değerlendirilmelidir.

Address

BALAT
Istanbul

Opening Hours

Monday 10:00 - 19:00
Tuesday 10:00 - 19:00
Wednesday 10:00 - 19:00
Thursday 10:00 - 19:00
Friday 10:00 - 19:00
Saturday 11:00 - 19:00
Sunday 11:00 - 17:00

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when 𐱅𐰇𐰼𐰰 TAVIR posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share