Mevlâna Takvimi

Call Directions Website Contact the organization

Mevlâna Takvimi Mevlana Takvimi kaynaklara dayalı doğru bilgilere ulaşmanızı sağlar. Sayfamızı takip ederek her gün bir sayfa kitap okumuş olursunu

Kitap gibi Takvim...

Mevlâna Takvimi; Ehl-i Sünnet İnancı’nın ana esâsları, fıkıh, siyer, sahâbe hayatı gibi her müslümanın bilmesi gereken temel İslâmî konuları içeren yazılardan oluşmaktadır. Okuyucuları tarafından “kitap gibi takvim” diye nitelendirilen Mevlana Takvimi konu zenginliği ile dini bilgilerinizi kolayca artırmanıza yardımcı olur.

12/10/2026

MÜKELLEFİN ŞERİATLA YÜKÜMLÜ TUTULMASI

Şeriatın konuluşunda gözetilen şer’î maksat,mükellefin hevâ ve hevesinden koparılarak, kendi ihtiyârı ile Allâh (c.c.)’a kul olmasını sağlamaktır. Nitekim yaratılış itibarıyla zorunlu olarak zaten O (c.c.)’un kulu idi.Kulların, sadece Allâh (c.c.)’a kul olmak, O (c.c.)’un emir ve yasakları altına girmek için yaratıldığına dair açık nasslar vardır. Bunlar:“Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır. Onlardan bir rızık istemem. Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allâh’tır.” (Zâriyât s. 55-57) “Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz.” (Tâhâ s. 132) “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Râbbinize kulluk ediniz ki, O’na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.” (Bakara s. 21)

Sonra bu kulluğun esaslarını aynı surede açıklamış ve şöyle buyurmuştur: “Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Lâkin iyi olan; Allâh’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, O’nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere mal veren, namaz kılan, zekât veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefâ gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.” (Bakara s. 177)Bunlar yanında yine aynı surede getirilen yükümlülükler, “Allâh’a kulluk edin, O’na bir şeyi ortak koşmayın.” (Nisâ s. 36) ayeti ile benzeri mutlak surette Allâh (c.c.)’a kulluğu emreden ve genel olarak tafsilât getiren bütün ayetler, bütün bu nasslar, her hal ve durumda Allâh (c.c.)’a yönelmenin, her nasıl olursa olsun onun getirdiği hükümlere boyun eğmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Allâh (c.c.)’a kulluğun mânâsı da işte budur.

(Şatıbi, el-Muvâfakât; İslâmi İlimler Metodolojisi, c.2, s.169-170)

11/10/2026

CEMAATE GİTMEMEYİ MÜBAH KILAN ÖZÜRLER NELERDİR?

Özürsüz olarak cemaate katılmamayı adet edinen kişi en sıhhatli görüşe göre günâhkâr olur. Kişi bazı istisnai durumlarda cemaate katılma imkânı bulamayabilir. Bu yüzden fakihler, kişinin cemaate katılmamayı mubah kılan özürlerin ekserisini zikretmişlerdir. Bu özürler biraz da kişinin, zamanın ve şartların durumlarına göre farklılık arz eder. Bu yüzden âlimler genel ve ortak özürlerden bahsetmişlerdir. Bunları sayacak olursak;
1. Teyemmümü mubah kılan hastalıklar.
2. El ve ayaklarının yürüyemeyecek şekilde kesik olmaları.
3. Felç olması, yani gerçekten cemaate gidemeyecek şekilde rahatsız olması. Bu, şiddetli baş ağrısıyla da olabilir.
4. Şiddetli yağmur.
5. Çamur.
6. Şiddetli soğuk.
7. Aşırı karanlık.
8. Kör olmak.
9. Büyük veya küçük abdest sıkıştırması.
10. Hastaya bakmak.Görüldüğü gibi bazı durumlar, cemaate katılmamayı mubah kılmaktadır. Günümüzde izin verilmeyen işçilerin durumu da böyledir. Zira her istediği zaman cemaate katılmaya izin verecek işveren bulmak her daim mümkün olmayabilir. Yine yolcu olmak, düşmandan korkmak, mühim bir vazife ile meşgul olmak mesela birisini hastaneye yetiştirmek gibi durumlar ve kişilerin hallerinde onları Şer’an muteber sayılacak zorluklara sokacak haller cemaate katılmamalarını mubah kılacak hallerden sayılırlar. Bu gibi olmayan hallerde erkeklerin mutlaka cemaate katılmaları gerekir. Aksi halde süreklilik arz eden cemaatsiz namazlarından dolayı günâhkâr olacağı gibi İslam’ın vahdetine zarar vermiş olacak ve cemaatin azalmasına sebep olacaktır.

(Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, c. 3, s. 26-28)

10/10/2026

İSLAM DİNİNİN EVRENSELLİĞİ

İslam dini, hakîki dinlerin en sonuncusu veen mükemmelidir. Bu mübarek din, yalnızca bir kavme veya bir asra mahsus değildir, bilakis tüm insanlara ve bütün çağlara hitap eden evrensel ve fıtri bir dindir. İnsanların yaratılışına ve yaşayışına tam olarak uygundur. Bu yüce din, kurtuluş ve başarı yoludur, güvenlik ve mutluluk kaynağıdır ve mukaddes yaratıcımızın razı olduğu tek hak dindir. “Şüphesiz Allâh katında din İslam’dır.” (Âl-i İmrân s. 19)İslam dininin ortaya çıkışı ve yayılış tarihi göz önüne alındığında, o dönemdeki milletlerin durumu incelendiğinde, bu büyük dinin nasıl mutlu sonuçlara sebep olduğu, insanlık tarihinde ne kadar hayırlı ve takdire şayan bir devrim gerçekleştirdiği açıkça görülmektedir. Bilindiği gibi, İslamiyet’in ortaya çıkışından önce bütün dünya dinî bakımdan büyük bir cehalet içindeydi. Hakiki dinler bozulmuş, ilâhî ilim ve hikmet güneşi batmış, her yeri karanlık sarmıştı. İnsanlar sadece kendi çıkarları için çalışıyor, birbirleriyle savaşıyor, birbirlerini köleleştiriyorlardı.

Fakat İslam güneşi doğmaya başlayınca, dünyadaki birçok yer anında aydınlandı. İnsanlık; hak, adalet, eşitlik ve kardeşlik kavramlarıyla tanıştı. Putlara ve insanlara taparak boyun eğen başlar, artık ortak ve benzerden münezzeh olan yaratıcının huzurunda secdeye kapanma şerefine erişti. Ruhlar yüceldi, diller Allah’ın zikriyle süslendi, gözler büyük yaratıcının eşsiz eserlerine bakarak uyanış ve farkındalık nurları içinde kaldı. Sonuç olarak, İslam dinî sayesinde hakîki bir medeniyet, nezih bir insanlık, büyük bir ilerleme ve en mutlu dönüşüm gerçekleşti. İnsanlık bu mukaddes dine sarıldıkça, hiç şüphesiz daima yükselecektir.

(Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 68-69)

09/10/2026

İLİM NİYETİYLE YOLA ÇIKILMALIDIR

“Musa ona: Sana öğretilen ilimden, bana da doğruyu gösteren bir bilgi öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?’ dedi” (Kehf 66) ayetinin tefsiri şu şekildedir: Hz. Musa (a.s.) Hızır’la karşılaşıp tanıştıktan sonra, kendisine bazı bilgiler öğretmesi için, Hızır’a arkadaşlık teklifinde bulunuyor. Yani Musa, Hızır’ın kendisine bilgi vermesi konusunda, kendisinden izin istiyor. Onun, öğrenmek için böyle demesi, uymanın şerefi konusunda yeterli delildir. O, Hızır’a uymakla, dini hakkında birtakım bilgiler elde edecektir.

Buradaki kelimelerin dizilişinden. Mûsa (a.s.)’ın konuşmasının gayet mütevazi bir üslûpta cereyan ettiği anlaşılmaktadır. Kişi, kendisinden daha çok bilene, çok mütevazi davranması gerekir. Fahreddin Râzî der ki : “Musa Peygamber (a.s.), bu konuşma esnasında, kendisini ona tâbi kılarak, bütün edep kurallarını tatbik etmiştir. Âyette bu durum açıkça görülmektedir. “Sana tâbi olabilir miyim?” ifadesinde, kendisinin az bilgiye sahip olduğunun, Hızır’ın ise bilgili olduğunun ikrarı vardır. Ve ona uymak için izin istemiştir. ‘Bana da öğretmen için ifadesinden ise, Hızır’a verilen birçok ilimden, birazcık da ona öğretilmesi anlaşılır. Bilgi bakımından Hızır’la eşitlik değil de, ona verilen bilgiden biraz isteniyor. Fakir kimselerin, zenginlerin malından birazcık istemeleri gibi. “Sana doğru yol olarak öğretilen ilimden” ifadesinden de, kendisini doğru yola iletmesi, aksi hakle haktan sapacağı anlaşılmaktadır.Katâde der ki: “Eğer bir kimse, ilimle yetinecek olsaydı, Hz.Musa (a.s.) yetinirdi. Fakat o yetinmedi, Hızır’a uymak istedi.” Zeccâc da şunu söyler :“Burada Peygamberlerin büyüklerinden olan Mûsa (a.s.)’ın yapmış olduğu şey, ilmi isteyerek yolculuğa çıkmanın gerekliliğine delildir. İlmin zirvesine bile varmış olsa durum aynıdır.”

(İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l Beyan, Kehf 66)

08/10/2026

HZ. İBRAHİM (A.S.)’IN İNSANLIĞA MİRASLARI

1. Kıyamet gününde insanlar, yalın ayak ve çıplak haşr olunacaklar, O gün, Hz. Peygamber (s.a.v.)’den sonra insanların, ilk giydirileni, Hz. İbrahim (a.s.) olacaktır.
2. İbrahim (a.s.), konuk ağırlayan insanların ilki idi. Kendisi, sabah, akşam yemeğini, misafirsiz yemezdi. Misafir, bulabilmek için, iki mil ve hattâ daha çok yürüdüğü olurdu. Kendisi, misafirler (konuklar) babası diye anılırdı.
3. İbrahim (a.s); ilk kez, bıyığını kırpıp kısaltan,
4. İlk kez, koltuk altı ve etek temizliği yapan,
5. İlk kez, tırnaklarını kesen,
6. İlk kez, misvak kullanıp dişlerini temizleyen,
7. İlk kez, ağzını, su ile çalkalayan,
8. İlk kez, su çekip burun temizliği yapan,
9. İlk kez, edep yerlerini su ile temizleyen,
10. İlk kez, saçlarını tarayan,
11.İlk kez, alt iç çamaşırı giyen,
12. İlk kez, ayaklarına ayakkabı giyen,
13. İlk kez, Musâfaha yapan,
14. İlk kez, kucaklaşan,
15. İlk kez, iki göz arası, Secde mahalli olan alından öpen,
16. İlk kez, kendi kendini sünnet eden ve ilk kez yüz elli yaşında bulunduğu sırada, saç ve sakalının ağarmağa başladığını gören insandı. Saç ve sakalında gördüğü aklığın, ne olduğunu: “Yâ Rab, nedir bu?” diye sorduğu zaman: “Hayır´dır” buyrulmuş, sabaha çıkınca, başındaki saçların üçte ikisi, ağarmış: “Yâ Rab, nedir bu?” diye sorunca da Allah (c.c.) “Bu, dünyada ibret, ahirette de, nurdur, vakardır, ey İbrahim” buyurmuş. Hz. İbrahim (a.s.): “Öyle ise, yâ Rab! Vakarımı, artır!” demiş. Sabaha çıkınca, saçı, sakalı, papatya çiçeği gibi bembeyaz olmuştur.
17. Cebrail (a.s.)’ın gösterdiği yerlere Mekke Harem sınırı taşlarını da, ilk defa Hz. İbrahim (a.s.) dikmişti.

(M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, 1/225-227)

07/10/2026

İMANSIZ ÖLMEYE SEBEP OLAN AMELLER

FudayI bin İyâz (rh.a.) Hazretleri’nin talebelerinden birinin ölümü hazır olduğunda, Fudayl (rh.a.) Hazretleri, onun yanına girdi. Başı ucunda oturdu. Yasin Sûresi okumaya başladı. Talebe; ”Ey Üstâd! Bunu okuma!” dedi. Fudayl (rh.a.) Hazretleri sustu. Ve ona; ”Lâ ilahe illallah” tevhit kelimesini telkîn etti. Talebe; ”Ben onu söylemem! Çünkü ben ondan uzağım!” dedi. Ve bu hâl üzere öldü.Talebenin imansız bir hal üzere vefat etmesi üzerine Fudayl bin İyâz (rh.a.) evine gitti. Eve kapanıp ağladı. Tam kırk gün (kırk gece) evden çıkmayıp; hep ağladı. Sonra İyâz (rh.a.) Hazretleri, onu rüyasında gördü. O cehenneme götürülüyordu. İyâz (rh.a.) Hazretleri ona sordu: ”Hangi günah sebebiyle Allâhü Teâlâ hazretleri, senden marifeti söküp aldı. Halbuki sen talebelerimin en âlimi idin”

Talebe konuştu: ”Üç şey sebebiyle (benden marifetullah yani iman) alındı:
1. Nemîme,
2. Haset,
3. Şarap’tır.
Birincisi: Nemîme yani laf taşımamdır. İkincisi: Hasettir, arkadaşlarımı kıskanıyordum. Üçüncüsü: Şarap içmemden dolayıdır. Çünkü benim bir hastalığım vardı. Doktora gittim. Ona derdimin devasını sordum. Doktor bana; -”Her sene bir bardak şarap iç. Eğer böyle yapmazsan bu hastalığın ebediyen senden geçmez!” dedi Bundan dolayı ben her sene bir bardak şarap içiyordum.Kendisine takatimiz olmayan gazabından Allâh (c.c.)’ya sığınırız!

(İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l Beyan Tefsiri, c. 6 s. 649-650)

06/10/2026

ÇARPITILAN MÜESSESE: HAREM

Batılı objektif yazarların ve tarihçilerimizin ifadelerine rağmen ne yazık ki toplumda hâlâ film, dizi ve romanlarla oluşturulan algıyı değiştirmek ve Harem’i doğru bir şekilde anlatabilmek mümkün olmamıştır. Çağatay Uluçay, Harem adlı eserinde şöyle der: “Harem dünya ile irtibatını kesmiş yasak bir şehirdi. Bu sebeple rivayet kabilinden duyulan haberleri çok dikkat ve ihtiyatla kabul etmek lazımdır. Hareme ait hatıralar daha sonraları yazılmıştır.”Ünlü Fransız seyyahı Jean Baptiste Tavernier 17. Yüzyılda Topkapı Sarayı adıyla Türkçeye de çevrilen eserinde bu hususu şöyle nakleder: “Elli yılı aşkın süre boyunca içinde yaşadığı Enderun’u bana anlatan akağa, Harem’le ilgili kesin bilgiler veremedi. Yalnızca kapılarının haremağalarınca korunduğunu ve padişah ile -çok gerekli durumlarda- hekim dışında içeri ne bir erkek ne de Haremde yaşayanlar hariç kadın girebildiğini ve kadınların buradan ancak Eski Saray’a götürülmek üzere çıkabildiklerini söyledi.”

Bununla birlikte Harem’de yaşayan kadınlar için serbestçe dolaşabilecekleri bir şekilde bahçelerde ve mesire yerlerinde “halvet” denilen gezintiler tertip edilirdi. Halvet günü üçüncü avlu tamamıyla boşaltılır, bahçenin görülebilecek yerleri halvet bezleri ile örtülürdü. Bahçede kadınların ve cariyelerin dolaşacağı yollar üzerine ve etrafına çadırlar kurulurdu. Böylece kapalı sokaklar ve oturma yerleri meydana getirilirdi. Ayrıca oturulacak, namaz kılınacak, eğlenilecek ve yemek yenilecek çadırlar da kurulurdu.Haremağaları “halvet” diye bağırınca nöbetçilerden başka bütün saray halkı belirlenen gezinti alanına dağılırdı. Bu gezintiler bahar ve yaz aylarında birkaç defa tekrarlanırdı. Bazen bu gezintiler İstanbul’un en ünlü mesire yerlerinden birinde yapılır ve burası genellikle Sadabad olurdu. Gidilecek yerde çadırlar yine halvet sokaklarıyla birbirine bağlanırdı. Öyle ki kadınlar ve cariyeler serbestçe sokaklarda yürüyebilir, bir çadırdan öbürüne hiç kimseye görünmeden gidebilirlerdi.

(Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Valide Sultanlar Ve Harem s.17-18)

05/10/2026

HADİSLERİN “AYIKLANMASI” MESELESİ

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in mübarek sözleri, ilmî metodlarla ve titizlikle kayıt altına alınmış, uydurma hadîsler müstakil kitaplarda toplanarak gerekli ayıklamalar yüzyıllar önce yani elde yeterince materyal bulunduğu dönemlerde yapılmıştır. Günümüzde bu hadîslerin rivâyet yollarını ve râvilerin durumlarını inceleme imkanı ortadan kalkmıştır. Ayrıca günümüzde yaygın sosyal hayata ve dünyevî faydacılığın ön planda olduğu “akılcı” zihniyete uygun olmadığı gerekçesiyle bazı hadîsleri boşa çıkarmak, getirdiği şerîat kıyâmete kadar geçerli olacak olan Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e saygısızlıktır. Hadîs-i Şerîfler’i çeşitli yönlerden inceleyen ve şerheden âlimlerin görüşlerini bırakarak, şimdi yorumlar yapmak kişiyi “Bir hadîsi reddeden üç şeyi yalanlamış olur: Allâh (c.c.)’yu, Resûl (s.a.v.)’i, rivayet edeni.” (Rudani) hadisi kapsamına sokabilir.

Hadîsleri “ayıklamaya” cüret edenlerin hedef aldıkları hadîslerden biri şudur: Resûl-i Ekrem (s.a.v.) kadın için: “Eğe kemiği gibidir.” buyurmuşlardır. Eğe kemiğinin özelliği eğri olmasıdır ve eğer düzeltilmeye kalkılırsa kırılır. Kadını da o eğri hâliyle muhafaza etmek ve doğru yolda götürmeye çalışmak esastır. Eğer Resûlullâh (s.a.v.) anlatmasa ve biz de o şekilde tanımasak, düzeltmek için uğraşırız. Hâlbuki bunun bir faydası yoktur. Nebî (s.a.v.) Efendimiz’in, hepimizin başının tacı olan, şefaatine muhtaç olduğumuz muhterem Hz. Âişe (r.anhâ) Vâlidemiz için böyle buyurmuşsa; bu, kadının fıtratı ile alâkalı bir durumdur; -hâşâ- onun aşağılanması gibi düşünülemez. Resûlullâh (s.a.v.), değil kadını; hiçbir mahlûku aşağılamamıştır. Resûlullâh (s.a.v.), kadının fıtratını tarif etmiştir. Bu ifadeyi kullananların, bunun ne mânâya geldiğini düşünmeden söyledikleri anlaşılmaktadır. Resûlullâh (s.a.v.), canlı veya cansız hiçbir varlığı aşağılamamıştır.

(Misvak Neşriyat, Hak Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, s. 250)

04/10/2026

YEMEK ÂDÂBI

Yemek yiyen kişinin niyeti, iyilik ve takva için güç kazanmak, bununla Mevlâ’ya daha iyi hizmet ve ibadet edebilmek için destek elde etmek olmalıdır. Edepleri ise şunlardır : Nimetleri elde etmesine bir takım vesileler sebep olsa da, nimetin gerçek sahibinin, hiçbir işte ortağı bulunmayan Allahü Teâlâ olduğunu bilmek; verdiği nimetlerden dolayı, yaratılmışlara değil, Allahü Teâlâ’ya şükredilmesi gerektiğine inanmak.Az yemeyi çok yemeye, kanaati hırsa, edeple yemeyi açgözlülüğe tercih etmek ve az yemeğe rıza göstermek. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak. Yemeğe besmele ile başlamak ve hamd ederek bitirmek. Yemeği sağ elle yemek. Yemeğe tuz ile başlayıp yine tuz ile bitirmek. Yemeği kötülememek ve bir kusur bulmamak; beğendiğini yemek, beğenmediğini yememek. Kısmetine düşen yemeğe kanaat etmek ve mevcut rızka rızâ göstermek. Sofraya uzanan ellerin sayısının mümkün olduğunca çok olmasını sağlamak. Zira Hadis-i Şerif’te “Yemeklerinizi toplu hâlde yeyin ki bereketli olsun” buyurulmuştur. (Buhari)

Lokmaları mümkün olduğunca küçük almak ve iyice çiğnemek. Yemek yiyenlerin yüzlerine bakmamak ve ne kadar yediklerini araştırmamak. Sol ayağını yatırıp üstüne oturmak ve sağ bacağını dik tutmak. Yaslanarak veya uzanarak yemek yememek.Yemeğe ilk başlayan kişi olmamak. Böylece ilk olarak ev sahibinin başlamasını, sonra sırasıyla büyükten küçüğe doğru diğerlerinin başlamasını beklemek. Ancak kişi, diğer insanların kendisine uydukları bir önder ise, o insanların kendisine uyarak yemeleri için; yahut sofradakiler yemeğe başlamaya sıkılıyorlarsa, onları sıkılganlıktan kurtarmak için ilk olarak yemeğe başlayabilir. Yemeği acıkmadan yememek ve midesini tam olarak doldurmadan sofradan kalkmak. Bunun miktarı ise, midenin üçte biri veya yarısı kadar yemektir.

(Ebu Talib-i Mekki, Kût-u’l Kutub s. 153-154)

03/10/2026

BİZ BÖYLE DEĞİLDİK

En ufak anlaşmazlıkta insanlar birbirini boğazlarken 1800’lerdeki Türk toplumu için Fransız Breyer, Müslüman Türk’ün diğer bir Müslüman Türke hiddetle baktığı nadir görülür, fakat küfür ettiği, yakasına yapıştığı ve dayak attığı hiç görülmez diye yazıyordu.Bugün kaba saba, belki küfürlü konuşmak rağbet görürken, Türk düşmanı İngiliz yazar Charles Macfarlane, “Bu milletin o kadar tatlı bir konuşma tarzı vardır ki, bütün medeni milletlere örnek olabilir.” diyordu. Bugün insanlar karşısındakini sadece cevap üretmek için dinlerken Fransız tarihçi Ubi Çiğni bir Türkle konuşmasını şöyle anlatıyordu. Bugün başkası için yapılacak bir iyilik adeta enayilik kabul edilirken, Hollandalı gezgin Cornel Lebrun, Türklerin hayır ve iyiliğe çok düşkün olduklarını, hatta Hristiyanlardan çok fazla hayrat vücuda getirdiklerini, bu yüzden de dilenciye Türkiye’de çok az rastlandığını yazmıştı. Meşhur Fransız şair Lamartine de Osmanlı insanı için şu satırları yazıyordu: Türkler canlı ve cansız mahlukatın hepsiyle iyi geçinirler. Ağaçlara, kuşlara, köpeklere ve Allah’ın yarattığı her şeye hürmet ederler. Bu örnekler, Türk toplumunun birkaç yüzyılda insani ve ahlaki olarak ne kadar çürüdüğünü anlamak için yeterlidir.

6 KELİME İLE SIKINTILARINDAN KURTUL
Hata edince: Estağfirullah
Daralınca: HasbünallahAllah’ın sanatlarıyla karşılaşınca, şaşırınca: Sübhanallah
Yalnız kalınca: Tevekkeltü alallah
Zorlukla karşılaşınca: La havle ve la kuvvete illa billah
Musibet anında: İnna lillahi ve inna ileyhi raciun
“Allah’ım maddi ve manevi sıkıntılarımızdan bizi kurtar.”

(mevlanatakvimi.com)

Address

Ceridhane Sokak No:4 Cağaloğlu
Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mevlâna Takvimi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Mevlâna Takvimi:

Shortcuts

Share