Mevlâna Takvimi

Mevlâna Takvimi Mevlana Takvimi kaynaklara dayalı doğru bilgilere ulaşmanızı sağlar. Sayfamızı takip ederek her gün bir sayfa kitap okumuş olursunu

Kitap gibi Takvim...

Mevlâna Takvimi; Ehl-i Sünnet İnancı’nın ana esâsları, fıkıh, siyer, sahâbe hayatı gibi her müslümanın bilmesi gereken temel İslâmî konuları içeren yazılardan oluşmaktadır. Okuyucuları tarafından “kitap gibi takvim” diye nitelendirilen Mevlana Takvimi konu zenginliği ile dini bilgilerinizi kolayca artırmanıza yardımcı olur.

06/06/2026

SIRÂT-I MÜSTAKİM ÜZERE OLMAK

“Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet.” (Fatiha s. 6) sözünden maksad, Allâh (c.c.) rızası için büyük meşakkatleri sırtlanan öncülerin yoludur. Anlatıldığına göre Hz. Nûh (a.s.) her gün bayılıncaya kadar dövülürdü. O buna rağmen, yine her vurulduğunda, “Allâh’ım kavmime hidayet et, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” derdi. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) bu cümleyi sadece bir kere söylemiştir. Halbuki Hz. Nuh (a.s.) bir günde aynı cümleyi defalarca söylemiştir. Bu nedenle, Hz. Nûh (a.s.)’ın Peygamberimiz (s.a.v.)’den üstün olduğunu söylemek gerekir?” denilirse, buna bizim cevabımız şu olur: Cenâb-ı Hakk’ın “Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet” sözünden maksadı, kendisinden bu üstün ahlâkın istenmesi olup, Hz. Peygamber (s.a.v.)’de Fatiha’yı her gün şu kadar defa okuduğuna göre, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bu kelimeyi söylemesi, Nûh (a.s.)’ın söylemesinden daha çok olur.

Mümin Allâh (c.c.)’u tek bir delille tanıyınca, bütün varlıklarda O (c.c.)’un varlığına, ilmine, kudretine, cömertliğine, rahmetine ve hikmetine delâlet eden nice deliller olduğunu anlar. Buna göre kulun, “Bizi, dosdoğru olan yoluna ilet” sözünün manası: “Ey Râbbimiz! Her şeyde, Senin zâtına, sıfatlarına, kudretine ve ilmine delâlet eden nice deliller bulduk” olur. Bu takdire göre, söz konusu olan sual kendiliğinden bertaraf edilmiş olur. Cenâb-ı Hakk “Muhakkak ki sen, doğru bir yola hidayet ediyorsun, göklerde ve yerde bulunan her şeyin kendisine ait olduğu Allâh’ın yoluna” (Şûra s. 52-53) “Bu, benim dosdoğru olan yolumdur, öyleyse ona uyunuz!” (En’âm s. 153) buyurmuştur. “Sırât-ı müstakim” insanın, Allâh (c.c.)’dan başka her şeyden yüz çevirmiş: bütün kalbi, fikri ve zikriyle Allâh (c.c.)’a yönelmiş olmasıdır.

(Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.354-355)

05/06/2026

CUMA GÜNÜ YA DA CUMARTESİ GÜNÜ ORUÇ TUTMANIN HÜKMÜ NEDİR?

İmam Ebu Yusuf’a (r.aleyh) göre sadece Cuma günü oruç tutmak mekruhtur. Delil olarak şu hadis getirilmiştir: Ebu Hüreyre’den (r.a.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Sizden birisi Cuma günü oruç tutmasın ancak bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutsun.” (Ebî Dâvud: 2422) Aynı şekilde Cumartesi günü oruç tutmak da Ebu Yusuf’a göre mekruhtur. Bir hadiste şöyle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cumartesi günü farz olanlar dışında hiçbir orucu tutmayın.” (Ebu Dâvud: 2423) Nevruz ve Mehrecan günlerinde de oruç tutmak caiz değildir.Zira bu durumda biz, tazim edilmesi yasak olan günlere tazim etmiş oluruz. Bu hüküm Nevruz kutlamanın da dinen caiz olmadığını göstermektedir.

Oruç tutmanın yasak olduğu bu günler kendisinin âdeti olan günlere tevafuk etmişse oruç tutmasında bir beis olmaz. Hiç konuşmama şeklinde oruç tutmakta caiz değildir. Savm-i visal denilen iftar ve sahur yapmaksızın art arda oruç tutmak da caiz değildir. En faziletli olan Davud (a.s.)’ın yaptığı gibi bir gün tutup bir gün tutmamaktır. Ücret karşılığı birisinin yanında çalışan kişinin nafile oruç tutması durumunda işini gereği gibi yapamaması halinde işverenin izni olmaksızın oruç tutması caiz olmaz.

(Sualli Cevaplı İslam Fıkhı, c. 3, s. 390-392)

04/06/2026

ŞEHİT SULTAN ABDÜLAZİZ

Sultan Abdülaziz, 32. Osmanlı padişahı ve II. Mahmud ile Pertevniyal Valide Sultan’ın oğludur. 7-8 Şubat 1830 gecesi doğdu. Kardeşi Sultan Abdülmecid’in ölümünden sonra tahta çıktı. Kardeşi Abdülmecid’in saltanatı süresince oldukça serbest bir hayat yaşadı ve itinalı bir eğitim gördü. Kardeşinin ölümü üzerine 25 Haziran 1861’de tahta çıktı. Sultan Abdülaziz İngiltere ve Fransa’nın davetini kabul ederek 21 Haziran 1867 tarihinde Avrupa seyahatine çıktı. Böylece Osmanlı tarihinde yabancı ülkelere seyahate çıkan yegâne padişah oldu.

Karşılaşılan en büyük güçlük malî sıkıntı olduğu için, Abdülaziz hükümetten, önce bu konunun ele alınmasını istedi. Alınan bu tedbirlerle devletin malî durumu düzeldi. Avrupa’dan pek çok yeni model silâh satın aldı. Satın alınan büyük çaplı toplarla Boğazlar ve sınır boylarındaki kaleler tahkim edildi, tophâne modernleştirildi. Abdülaziz denizciliğe de büyük önem verdi. İngiltere ve Fransa ayarında bir donanmaya sahip olabilmek için bütçe gücünün üstünde paralar harcadı. Tersaneler ıslah edildi. Abdülaziz döneminde ulaşım ve haberleşme alanında önemli ilerlemeler kaydedildi. Abdülaziz’in saltanatı süresince millî eğitimde, teknik ve meslekî eğitimde de ileri adımlar atıldı. Midhat ve Hüseyin Avni paşalar Abdülaziz’i hem devlet için hem de kendileri için zararlı gördüklerinden düşmanca bir tavır içinde idiler. Sultan Abdülaziz’in tahtan indirilmesini ve yerine yeğeni V.Murad’ın geçirilmesini sağladılar. Bu darbe sonrası Sultan 4 Haziran 1876 günü odasında bilek damarları kesilmiş bir vaziyette şehit edildi.

(Cevdet Küçük, İslam Ansiklopedisi, c.1, s.179-185)

03/06/2026

BOŞANMA KONUSUNDA ŞER’İ UYARILAR

Zorunluluk oluşmadıkça evliliğin korunması ve boşanmaktan kaçınılması gerektiği konusunda pek çok şer’i öğüt ve ilahi uyarı bulunmaktadır. Koca, eşiyle güzel bir şekilde geçinmeli, yani söz ve davranışlarında ona karşı nazik ve cömert olmalıdır. Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor: Ben, Hz. Peygamber (s.a.v)’e “Müminlerin iman yönünden en mükemmeli kimdir?” diye sordum. Nebi (s.a.v.): “Ailesine karşı ahlakça en güzel olanlarıdır.” diye cevap verdi. Diğer bir hadiste de “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” buyurulmuştur. Bir kadın kocasının meşrû isteklerine itaat eder, insani zaaflarından kaynaklanan hatalarını düzeltmeye çalışırsa, artık böyle bir kadını boşamak, insaf ve dini hassasiyetle bağdaşmaz. Nitekim ayette: “Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın.” (Nisâ s. 34) buyurulmuştur. Bu ilahi emrin devamında ise şu uyarı yapılmaktadır: “Allah yücedir, büyüktür.” (Nisâ s. 34)

Bu ayet, çok önemli ilahi uyarılar içermektedir. Adeta denilmektedir ki: Allah, sonsuz yüceliği ve büyüklüğüyle birlikte, günahkâr kullarının tövbelerini kabul eder, onları bağışlayarak affeder. O halde, hata yapıp itaate dönen eşleriniz için de siz affedici ve hoşgörülü davranmalısınız. Yine şu anlam ortaya çıkmaktadır: Kadınlar her ne kadar güçsüz olup erkeklerin zulmüne karşı kendilerini koruyamazlarsa da Allah sonsuz kudret ve adalet sahibidir. Kadınlara zulmeden erkeklerden intikam almaya muktedirdir. Erkekler, bunu düşünerek kadınlara zulmetmekten ve gereksiz yere boşamaktan sakınmalıdır! “Evlenin, fakat boşanmayın. Çünkü boşanma, Rahman’ın arşını titretir.” anlamındaki hadis-i şerif boşanmanın ne kadar kötü ve kaçınılması gereken bir şey olduğunu ortaya koymaktadır.

(Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.82-83)

02/06/2026

SÂLİH EVLAT YETİŞTİRMEDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Sâlih evlat yetiştirmenin ilk adımı anne-babaların kendilerine çeki düzen vermesidir. Bilindiği üzere her çocuk ilk günlerini anne kucağında geçirmektedir. Bu dönem annenin ahlâk ve davranışlarının çocuk üzerinde derin izler bıraktığı bir dönemdir. Büyüklerin dediği gibi, çocuk konuşmuyor ve anlayamıyor olsa da gördüğü her şey bir nakış gibi onun zihnine işlenir. Bu yüzden çocuğun yanında konuşurken dikkat edilmesi gerekir. Hikmet ehli çocuğun anne karnındayken bile annesinin davranışlarından etkilendiğini belirtir ve hamilelik döneminde annenin, temiz ve abdestli olmaya dikkat etmesine, takvayı benimsemesi gerektiğine dikkat çekerler. Anne karnındaki çocuk için böyleyse doğduktan sonraki etkinin daha fazla olduğu açıktır. Anne kucağındaki çocuk konuşamaz, ancak gördüğü her şeyi kavramaya çalışır. Bu nedenle sâlih bir çocuk yetiştirmede anne-babanın rolü çok büyüktür. Bu açıdan özellikle ileride anne olacak olan kız çocuklarının eğitimi büyük önem arz etmektedir. Kısacası, sâlih bir evlat yetiştirmek için ilk adım, anne ve babanın sâlih olmalarıdır.

Anne babanın, çocuklarına örnek olabilmek adına gösterdikleri güzel ahlak ve davranışlar, çocukların gelecekteki karakter ve davranışlarının temelini oluşturur. Sâlih bir evlat, sâlih bir ailenin ürünüdür ve bu nedenle anne-babanın kendi ahlâk ve davranışlarını sürekli gözden geçirmeleri gerekmektedir.

(Eşref Ali et-Tehanevi, Terbiye-i Evlad (İslam’da Çocuk Terbiyesi), s.64)

01/06/2026
01/06/2026

OSMÂN GÂZÎ’NİN VASİYETİ

“Benim oğullarıma ve dostlarıma birinci vasiyetim; dâima gazâ ve cihâd sünnetini ikâme ve Nebî (s.a.v.)’in dînini kuvvetlendirerek devâm ettirmektir. Tam bir kuvvet ve kudretle Nebî (s.a.v.) Efendimiz’in sancağını Livâyı Şerîfi’ni yükseltiniz. İslâm’a hizmet âdetini kullanılmaz hâle getirmeyiniz. Çünkü Cenâb-ı Hâkk, bu zaîf kulunu, beldeleri fetih ve İslâm’ın âdetlerini öne geçirmeğe ve üstün tutmak üzere teyid buyurdu. Bu hânedânda cihâd kanunlarının ve dîne hizmetin dâimi ve istikrarlı olacağını ümîd ederim. Bu hânedânın evlâdından, torunlarından, tâbîlerinden, müntesiblerinden her kim bu kavmin yolundan gitmez ve adaletle şerîate hizmet etmezse, mahşerde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in şefâatlerinden, pederine kavuşmaktan mahrûm ve uzak kalır.

Sonra Orhan Gâzî’ye dönerek: “Dînî ve dünyevî hâdiselerin, eğlenceye dâir ve ma’nevî taleblerin cümlesinde, amellerinde, işlerinde, her türlü hâl ve fiillerinde dâima Şeri’at-ı Mutahhara’ya uy ve onu uyulacak tek ölçü kabul et. Mübhem ve meçhûl iş-lerinde Allâh ve Resûlü (s.a.v.)’in emirlerine ve Şeriât imâmlarının yol gösterciliği ve sağlam, derin ve geniş bilgili âlimlerin sözleriyle amel et ki bu vasiyet hayırları toplayıcı ve bütün saâdetleri içine alıp kuşatmaktadır.
Adâleti bütün işlerinde esâs kabûl et. Merhamet ve ihsân melekesiyle donan ki bu sultânlığın şereflerindendir. Devletin reisine, millete baş olan kimseye, Allâh (c.c.)’un kullarının, Allâh (c.c.)’un ihsânlarından nefsine ortak ve hisse sâhibi görmek gerekir. Böyle olursa reis olan kimse Allâh (c.c.)’un dergâ-hındaki sevgililerden mahbûblardan olur.

Elinin altındaki insanlara, hatta mahlûkata dahî merhamet ve şefkat et. Mücâhidlerin başlarını, idaren altındaki bütün halkı ve sana tâbi olanların tamâmını ve bütün askerlerini kendi evlâd ve akrabâların derecesinde tut, kabul et. Oğul, ben öldüğüm vakit, beni Bursa’da şol gümüşlü kubbenin altına koyasın. Ve bir kimse sana Allâh (c.c.)’un buyurmadığı sözü söylerse, sen onu kabul etme, eğer bilmezsen Allâh (c.c.) ilmini bilene sor” dedi ve rahmet-i Rahmân’a kavuştu.

(Ziyâ Nûr Aksun, Osmanlı Tarihi, c.1, s.26)

31/05/2026

SÜNNETE UYGUN GUSÜL NASIL ALINIR?

Guslün farziyyeti Kur’an-ı Kerim ile sabittir. Cenâb-ı Hâkk şöyle buyuruyor: “Cünüp olursanız iyice temizlenin.” (Maide s. 6) Gusülde bedenin tamamını yıkamak farzdır. Efendimiz (s.a.v.)’in hanımı Meymune validemiz şöyle anlatıyor: “Resûlullâh (s.a.v.) ayakları dışında aynen namaz için abdest alır gibi abdest aldı. Ardından avret mahallini ve bedenine isabet eden yıkanacak şeyleri yıkadı. Sonra üzerine su döktü. Daha sonra ayaklarını uzatıp yıkadı.” Buna göre gusül alan kişi önce ellerini ve avret mahallini yıkar, varsa bedendeki necaseti giderir sonra ayakları yıkamayı tehir ederek abdest alır. Daha sonra baştan başlayarak her defasında kuru yer kalmayacak şekilde bütün bedeni üç kez yıkar. Son olarak ayaklarını yıkar. Ayaklarını anlattığımız şekilde tehir etmesi gusledilen yerde ayaklara değecek şekilde müstâmel suyun birikmesinden ötürüdür. Eğer böyle bir durum söz konusu değilse tehir etmesi gerekli değildir. Suyu normal kullanmak yani ne çok israf etmek ne de çok az kullanmak, ilk yıkamada bütün azâları ovalamak, kimsenin görmeyeceği bir yerde gusletmek ve sonunda bir mendil (havlu) ile kurulanmak müstehâbtır.

Yıkanmasında meşakkât olan yerler istisna edilmiştir. Dişler arasında ve diş kovuklarındaki kalıntıların çıkarılmasında meşakkât olduğundan en sahih görüş guslün sıhhâtine mani olmamalarıdır. Burunda sıvı haldeki sümüğün gusle mani olmayacağı, kuru olanın ise mani olacağı söylenmiştir. Aynı şekilde tırnaklar arasındaki macun ve benzeri yapışkan maddeler de gusle manidir. Toz ve topraklar ise gusle mani değillerdir. Abdest uzuvlarına yapışmış olan hamur, mum, çapak gibi şeyler gusle manidir. Pire veya sinek pisliği ise mani değildir. Su, saç diplerine ulaşırsa kadınların örgülü saçlarını açmalarına gerek yoktur.

(Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.231-233)

30/05/2026

MÜSLÜMAN ASTRONOMLARIN GÖKKÜRELER TASAVVURU VE BATIYA ETKİSİ

Dünyanın kendi ekseninde döndüğüne inanan, Arapİslâm astronomlarından birisi Ebû Sa’îd Ahmed es-Siczî’dir. El-Bîrûnî’nin verdiği bilgiye göre, es Siczî ayrıca dünyanın döndüğü prensibine dayanarak kayık biçiminde bir usturlap (el-Usturlâb ez-Zevrakî) yapmıştır. Bizzat es-Siczî’nin bir planetaryum inşa edip etmediği bilinmemektedir. Bizim modelimiz, onun dünyanın kendi etrafında dönüşü tasavvurunu hatırlatmayı amaçlamaktadır. Abdurrahmân b. Ömer b. Muhammed es-Sûfî (903-986), modern araştırmalar tarafından Ptoleme ve Argelander (ö.1875) ile birlikte sabit yıldızlar astronomisi alanının üç büyük bilgininden birisi olarak nitelendirilmektedir. Ptoleme’yle karşılaştırıldığında o, gök atlasını sadece Arap öncelleri tarafından yapılan katkılar ve kendi gözlemleri temelinde genişletmekle kalmamış, ayrıca yeni pozisyon verileriyle göstermiş ve yeni parlaklık ölçeklerine göre gruplandırmıştır. Bir çağdaşının bildirdiğine göre, es-Sûfî’nin devlet adamı Adudeddevle için yaptığı gümüşten bir gök küresi 435/1044 yılında Kahire’de bulunmaktaydı.

Bizim modelimiz Oxford yazmasına dayanılarak yapılmıştır. Takımyıldızları da içeren bu yazma, yazarın oğullarından birisi olan Hüseyin tarafından 400/1010 yılında kopya edilmiştir. Es-Sûfî her bir takımyıldızı için iki şekil vermektedir. Bu şekillerden birisi takımyıldızını yatay düzlemden itibaren gösterirken, diğeri ise birinci şeklin kopya kağıdıyla elde edilen yansıma resmidir. Harita ve küre yapımcısı olarak ünlenen Fransisken ruhban Vincenzo Coronelli (1650-1718), XIV. Louis için çapı 3,85 m. olan bir gök küresi yapmıştır. Bu küre üzerine yerleştirilen yıldız atlası Abdurrahmân es-Sûfî (4./10. yüzyıl)’nin tasvirini temel almaktadır. Güney yarım küredeki 14 resim grubu, sonradan elde edilen bilgilere dayanmaktadır. Küre üzerinde yapılan çalışma 1681 ve 1683 yılları arasında Paris’te gerçekleştirilmiştir. Takımyıldızların adları Yunanca, Latince, Fransızca ve Arapça olarak verilmiştir.

(Prof. Dr. Fuat Sezgin, İslâm Uygarlığında Astronomi)

29/05/2026

İSTANBUL’UN FETHİNDE MÂNEVÎ YARDIM

İstanbul’un fethinde maddi gücün yanında manevi güç de İslam ordusunun muzafferiyetinde büyük rol oynamıştır. Manevi yardım konusundaki örneklerden biri de şöyledir: Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) Hazretleri, bir perşembe günü öğleden sonra, aniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, atına binip, Semerkand’dan sür’atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da kendisini tâkib etti. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand’ın dışında bir yerde talebelerine; “Siz burada durunuz” buyurdu. Sonra atını Abbas sahrasına sürdü. Mevlâna Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha peşinden gidip tâkib etti. Abbas sahrasına varınca, atının üstünde sağa-sola gidip geldi. Sonra da birden bire gözden kayboldu. Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; “Türk sultânı Muhammed Han (Fâtih) kâfirlerle harb ediyordu. Benden yardım istendi ve yardıma gittim. Allâhü Te‘âlâ’nın izniyle gâlip gelinip zafer kazanıldı” buyurdu. Fâtih Sultan Mehmed Han, Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s.) Hazretleri’nin gelişini şöyle anlatır: “İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında Allâhü Te‘âlâya yalvarıp, zamanın kutbunun imdadıma yetişmesini istedim. O anda beyaz at üzerinde bir zât yanıma geldi. “Korkma!” buyurdu. Ben de; “Nasıl endişelenmeyeyim küffâr askeri pek çok” deyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktığımda büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, kösün tokmağına üç defa vur. Orduna hücum emri ver” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman hezimete uğradı. İstanbul’un fethi gerçekleşti.”

Fâtih Sultan Mehmed Han’ın, İstanbul’u fethederken cümle evliyânın ve rûhâniyetlerinin yardımını gördüğü pek açık bir hakikattir.

(Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, c.4 s. 134-135)

Address

Ceridhane Sokak No:4 Cağaloğlu
Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mevlâna Takvimi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Mevlâna Takvimi:

Share