Mevlâna Takvimi

Mevlâna Takvimi Mevlana Takvimi kaynaklara dayalı doğru bilgilere ulaşmanızı sağlar. Sayfamızı takip ederek her gün bir sayfa kitap ok*muş olursunu

Kitap gibi Takvim...

Mevlâna Takvimi; Ehl-i Sünnet İnancı’nın ana esâsları, fıkıh, siyer, sahâbe hayatı gibi her müslümanın bilmesi gereken temel İslâmî konuları içeren yazılardan oluşmaktadır. Okuyucuları tarafından “kitap gibi takvim” diye nitelendirilen Mevlana Takvimi konu zenginliği ile dini bilgilerinizi kolayca artırmanıza yardımcı olur.

08/08/2026

MÜSLÜMAN KARDEŞİNE EZİYET ETME!

Allâhü Teâlâ buyurdu:“Erkek mü’minlerle kadın mü’minlere işlemedikleri bir günâh yüzünden ezâ edenler de muhakkâk bir yalan ve apaçık bir günâh yüklenmişlerdir.” (Ahzab s. 58)Allâhü Teâlâ buyurdu: “Ey imân edenler! Bir kavim diğer bir kavimle alay etmesin. Olur ki alay edilenler kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları eğlenceye almasın. Olur ki onlar, eğlenceye alınanlar kendilerinden daha hayırlıdır. Kendi kendinizi ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakâblarla çağırmayın. Imândan sonra fasıklık ne kötü addır. Kim tevbe etmezse onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Hucurat s. 11)Allâh Teâlâ buyurdu: “Ey imân edenler! Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz de kiminizi arkasından çekiştirmesin” (Hucurat s. 12)

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kıyâmet gününde Allâh divanında nasın en şerlisi, şerrinden korkularak halkın kendisini terkettiği kimsedir.” Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Her müslümanın müslüman üzerine kanı, malı ve ırzı haramdır.” Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onuhorlamaz. Kişiye şer olarak müslüman kardeşini horlaması yeter.” Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: “Müslümana sövmek fısk, onu öldürmek de küfürdür.” Ebû Hüreyre (r.a.)’den şöyle bir hadis-i şerif rivayetolunmuştur: “Mirac gecesinde cehennemde bir takım kimselerin yanına uğradım, bakırdan tırnakları vardı. Bunlarla yüzlerini ve göğüslerini kaşıyorlardı. Ben: “Ey Cibril! Bunlar kimlerdir?” diye sordum. Cibril (a.s.): “Bunlar halkın etlerini yiyen yani gıybet eden ve insanların şereflerine dil uzatanlardır” cevabını verdi.”

(İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s187)

07/08/2026

HAYIRLI TOPLUM NASIL ORTAYA ÇIKAR ?

Ebu Hayye kızı Hayye (r.anha) şöyle anlatıyor: Bir öğle vakti evime bir adam geldi. Ona “Ey Allâh’ın kulu! Bu sıcakta ne geziyorsun?” diye sordum. Adam “Ben ve bir arkadaşım kaybolan bir devemizi arıyorduk. Arkadaşım şu anda aramayı sürdürmektedir. Bense gölgeleneyim ve biraz da su içeyim diye buraya geldim” dedi. O sırada evde bir miktar ayranımız vardı. Ondan getirerek kendisine ikram ettim. Ayranı içtiğinde “Ey Allâh’ın kulu! Sen kimsin?” diye sordum. “Ben Ebubekir’im” dedi. Bunun üzerine “Sen Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşı ve ismini işittiğimiz Ebubekir misin?” dedim. “Evet!” dedi. Ben de kendisine kabilemiz olan Has’âm kabilesi mensuplarının câhiliye döneminde birbirlerini yediklerini; Allâh Te’âlâ’nın İslâmiyet sayesinde bizleri kaynaştırıp kardeşler yaptığını söyledim.Sonra da “Ey Allâh’ın kulu! İnsanlar bu durumlarını ne zamana kadar muhafaza edeceklerdir?” diye sordum. “İmamları doğru olduğu sürece bu durumlarını muhafaza edebileceklerdir” buyurdu. “İmamlar dediğiniz kimlerdir?” dediğimde de şunları söyledi: “Kabile halkının arkasından gittiği ve kendisine itaat ettiği reisler birer imamdır. İşte bunlar doğru kaldıkları sürece halk da böyle huzur içerisinde yâşayacaktır.Hâris b. Muaviye (r.a.) şöyle anlatıyor: Hz. Ömer (r.a.)’in yanına vardığımda bana “Şam halkını nasıl buldun?” diye sordu. Ben de iyi bulduğumu söyledim. Hz. Ömer (r.a.) Allâh (c.c.)’e hamdettikten sonra “Zannediyorum siz müşriklerle oturup kalkıyordunuz?” buyurdu. “Hayır ey Mü’minlerin Emîri! Bizler onlarla oturup kalkmazdık” dedim. Bunun üzerine şunları söyledi: “Eğer onlarla oturup kalkarsanız nihayet birlikte yeyip içmeye de başlarsınız. Şunu biliniz ki ancak böyle yapmadığınız sürece hayırlı bir toplum sayılırsınız.”

(Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, c.3, s.261-263)

06/08/2026

NELER UNUTKANLIK YAPAR?

İlmin en büyük düşmanı olan unutmanın bir çok maddî ve manevî sebepleri; olduğu gibi, yüksek bir hafızaya sahip olmanın da bir çok maddî ve manevî sebepleri vardır: İmam Suyûtî hazretleri kitabında şöyle nakletmektedir: “On şey insana unutkanlık verir:
1. Yeşil havuç yemek,
2. Ekşi ve ham elma yemek,
3. Fare artığını yemek ve içmek,
4. Durgun suya bevletmek,
5. Yola bit atmak,
6. İdam edilmiş kişiye bakmak,
7. İki katar arasından geçmek,
8. Evi bez ile süpürmek,
9. Mezar taşlarını ok*mak,
10. Uzun süre denize bakmak” Bazıları da şunları ilâve ettiler:
11. Cünüp iken yemek ve içmek,
12. Çok balık eti yemek,
13. Karnı tıka basa doldurmak,
14. Bakla yemek
15. Sakız çiğnemek,
16. Siyah terlik giymek,
17. Enseden hacamat yaptırmak,
18. Üzüntü, İsyan,
19. Çok günah,
20. Dünya ile çok meşgul olmak,
21. Dünya işleri için çok üzülmek,
22. Borçlu olmak,
23. Müstehcen şeylerle ilgilenmek,
24. Balgam yapıcı gıdalar almak…
25. Avret mahalline bakmak,
26. Karşı cinsi düşünmek,
27. Kişinin avret yerlerinden çıkan pisliğe bakması.

(Keşfu’l-Hafa, 2798) (Fıkhü’l-İbâdet Ala Mezhibi’l-Hanefiyyi) (Kitabü’r-Rahmeti fit-Tıbbı vel Hikmeti, s. 271)

05/08/2026

CENÂB-I HAKK (C.C.)’UN PEYGAMBER (S.A.V.)’İ ÖVMESİ

İlimden bir nebze nasibi olan, birazcık olsun anlayış ve idraki bulunan kişi, Allâhü Teâlâ’nın, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadrini yücelttiğini, ona birçok faziletler, güzellikler, sayısız menkıbeler ihsan ettiğini, dillerin ve kalemlerin ifadeden âciz kaldığı mevkilere erdirdiğini anlamakta asla güçlük çekmez. Allâh (c.c.) kitabında ondan söz etmiştir. Onun büyüklüğüne işaret buyurmuştur. Ahlâkı ve âdabından ötürü onu övmüştür. Kullarını da ona uymaya ve yolundan ayrılmamaya teşvik etmiştir. İlk defa onu öven, ona lutfeden, sonra her yönüyle onu tertemiz kılan odur. Onu övmüş ve ona en büyük mükafatı vermiştir. İkramı başlatan ve devam ettiren yine odur. Dünya ve âhirette hamd ancak ona mahsustur.

Peygamber (s.a.v.)’i en mükemmel bir şekilde yarattığını, en üstün vasıflarla teçhiz ettiğini, Ahlâk-ı hamîde ile süslediğini, isabetli görüşler ve çeşitli fazilet ve hasletlerle de donattığını, ayrıca Mucizât-ı Bahire (apaçık mucizeler) ve Berahin-i Vazıha (açık deliller) ile de teyid ettiğini tüm yaratıkların gözü önüne sermiştir. Hem öylesine ki; bu gerçekleri kendi asrında yaşayan insanlar gördükleri gibi, onlardan sonra gelenler de görmüşlerdir. Îlme’l-yakîn (gerçek haliyle idrak edip) öğrenmişlerdir. Nihayet (elden ele dilden dile) bu gerçeğin ilmi bize kadar ulaşmıştır. Üzerimize nurları olanca aydınlığı ile saçılmıştır.Allâh (c.c.) onun namını hem dünyada, hem ahirette yükseltmiştir, hiçbir hatip, hiçbir şehadet getiren veya namaz kılan yoktur ki “Eşhedu enlailâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh” diyerek Resûlullâh (s.a.v.)’in mübarek ismini Allâh (c.c.)’un ismi ile birlikte zikretmesin.

(Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, s.20-28)

04/08/2026

YABANCI SEYYAHLARIN GÖZÜNDEN OSMANLI HAYIRSEVERLİĞİ

Fransız Seyyah Du Loir, Osmanlı’daki misafirperverlik, misafirhaneler, yolculara, kimsesizlere, fakirlere, mahkûmlara ve hastalara karşı aklın ve hayalin sınırlarını aşan, toplumun geniş kesimlerini saran bu hayırseverlik ve hayırda yarışma furyası hakkında şaşkınlık ve hayranlığını gizleyememiştir. Konuyla alakalı Fransız seyyah Jean de Thévenot’un, 1665’te yazdığı seyahatnamede yer alan şu ifadeler, Müslümanlar için gayet tabii, ancak Batılılar için gayet şaşırtıcı ve inanılmaz hadiselerdir: “Kimisi daha hayattayken servetiyle fukaraya bakar, kimisi ölürken hastaneler tesisi yahut köprülerle kervansaraylar veyahut yol boylarında çeşmeler inşası için muazzam sermayeler bırakır; hatta birçokları da bu hayrat ve hasenatı daha sağlıklarında yaparlar.”

Bir diğer çarpıcı tespit, 18. yüzyılda Osmanlı topraklarında yaşamış Fransız General Comte de Bonneval’a aittir: “Hiçbir istisnası olmamak şartıyla bütün Türkler; ne din farkına, ne de ihtiyaç sahiplerinin geçmiş fiil ve hareketlerine bakmaksızın bütün muhtaçlara yardım ederler. Çünkü onların nazarında herhangi bir şaki(eşkıya) hayat değiştirip mükemmel bir veli olabilir. İşte bundan dolayı Türk hayrat ve hasenatından hiçbir kimse mahrum edilmez.”1550’li yıllarda Avusturya elçisi Busbeck’e “Türkiye’de her şey insanileşmiş, her katı yumuşamıştır. Hayvanlar bile.” dedirtecek ölçüde, vakıf anlayışının Osmanlı’yı ne denli insanî ve medenî hale getirdiğiyle alakalı seyyah Hans Lewenklaw’ın görüşleriyse şöyledir: “Türkler, yalnızca yoksullara karşı iyiliksever olmakla yetinmezler; onlar caddeleri onarırlar, yolcuların istifade etmesi için çeşmeler yaparlar. Müslüman olsun olmasın herkesin iyiliği için, hastane, otel, hamam, köprü ve cami inşa ettirirler.”

(İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Haziran 2012, 426. Sayı)

03/08/2026

CEMAATLE NAMAZLA İLGİLİ NEBEVÎ UYARILAR-1

Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allâhü Teâlâ (şu) üç kimseye lanet etsin: 1. Cemaat istemediği halde (öne) geçip imam olana. 2. Kocası kendisine küs olduğu halde geceleyen kadına. 3. “Haydin namaza, haydin felaha” çağırışım (ezanı) duyup da icabet etmeyen adama.” Ebû Hüreyre diyor ki: “Haydin namaza, yönelin felaha” sesini duyup da icâbet etmeyen kimsenin kulağına (eritilmiş) kurşun akıtılması daha hayırlıdır.” Ebû Davud’un rivayetinde şöyle denilmektedir: İki gözü görmeyen İbn Ümmü Mektum, Nebi (s.a.v.)’in huzuruna geldi ve: “Yâ Resûlullâh Medine zehirli ve yırtıcı hayvanları çok olan bir yerdir. Halbuki benim gözlerim görmüyor, evimde namaz kılmam için bana ruhsat (izin) var mı?” Nebi (s.a.v.): “Haydin namaza, yönelin felaha” sesini (ezanı) işitiyor musun? “ Evet duyuyorum. Nebi (s.a.v.): “Öyle ise icabet et” buyurdu. Hâkim, Müstedrek’inde, İbn Abbas’dan, şöyle rivayet etmiştir: “Her kim ezanı işitir de kendisini o ezana icabetten bir özür engellememişse onun namazı yoktur.” (Mecliste bulunanlar): “Ya Resûlullâh, (meşru) özür nedir? Nebi (s.a.v.): “Korku ve hastalıktır” buyurdu. Hz. Ali (r.a.) diyor ki: “Mescide komşu olan için (farz) namaz ancak mescittedir.” Kendisine soruldu: “Kimler mescide komşu sayılır?”, O: “Kim ezanı duyuyorsa” cevabını verdi.Yine Hz. Ali şöyle diyor: “Her kim ezanı duyar da, icâbet etmezse (cemaate gelmezse) onun namazı başından yukarıya geçmez. Gitmemesi özre dayanması müstesna.”

(İmam Zehebî, Büyük Günâhlar, s. 231-232)

02/08/2026

TEYEMMÜM

Teyemmümün meşru kılınması, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicretinin beşinci senesindedir. Hicretin beşinci senesi Şaban ayının ilk günlerinde Huzaa Kabilesi’nin bir oymağı olan Benî Mustalik Gâzvesi’nde, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ile bin kadar İslâm askeri susuz bir yerde gecelemişlerdi. Sabah namazını kılmak için abdest alacak su bulamadılar. Sabaha yakın “Yolculukta bulunupta su bulamazsanız, temiz toprak ile teyemmüm ediniz” (Nisa s. 43) meâlindeki ayet-i kerime nazil oldu. Teyemmüm ile namaz kılmalarına müsaade olundu. Ashâb-ı Kiram (r.a.e.) çok sevindi. Teyemmüm ederek sabah namazını kıldılar.Teyemmümün rükünleri (farzları) ellerini teyemmümde kullanacağı şeye vurduktan sonra iki kolu ve yüzü meshetmektir. Teyemmümün sahih olması için aşağıdaki 9 şartın bulunması lâzımdır:
1. Niyet.
2. Şehir içinde bile olsa, suyun en az bir mil (1609 metre) uzakta olması gibi, teyemmüm yapmayı mubâh kılan bir mazeretin bulunması.
3. Teyemmüm yapılacak maddede bulunması icâp eden şartlar: a. Yeryüzü cinsinden toprak, (eli zedelemeyecek şekilde olan kireç) düz taş, k*m gibi maddeler. b. Ağaç ve odun gibi yanıp kül olmayan şeyler. c. Demir (bakır, altın) ve cam gibi erimeyen ve yumuşamayan şeyler.
4. Teyemmümde, yüzün tamamı ile kollar dirseklerle berâber meshedilmelidir. Dar yüzük ve bilezikler ya çıkarılır veya hareket ettirilir. Nitekim, tozlar parmakların arasına girmediği takdirde de parmak aralarını hilallemek vâcibtir.
5. El ile mesh edilince, elin çoğuyla mesh etmek lâzımdır. En az üç parmakla meshetmek şarttır.
6. Aynı mekâna da olsa, ellerinin içiyle (birincisinde yüz, ikincisinde kollar için) yere iki defa vurmak icap eder.
7. Toprağın deriye değmesine engel olacağı için, mum ve iç yağı gibi maddelerin deri üzerinde bulunmaması gerekir.
8. Kişinin, teyemmüm yapmadan önce suyu bulacağını umduğu yere gitmesi (araştırması) gerekir.

(Muhammed Alâüddin, El-Hediyyetü’l- Alâiyye, s.76-80)

01/08/2026

HZ. EBUBEKİR (R.A.)’IN HUTBESİ

İbn Asakir’in Musa bin Ukbe’den naklettiğine göre, bir defasında Ebu Bekir (r.a.) hutbe vermekteydi ve şöyle söyledi: “Alemlerin Rabbine hamdolsun; sadece O’na hamd eder, sadece O’ndan yardım dilerim; ölümden sonra gelen için O’ndan rahmet dilerim. Şüphesiz ki benim ve sizlerin eceli yaklaşmaktadır. Şehadet ederim ki, ne Allâh’tan (c.c.) başka bir ilah ne de O’na ortak olan vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) O’nun elçisi ve gönderdiği hakikatın müjdecisidir, uyarıcısıdır ve ışıldağıdır; O (s.a.v.) ki, hayatta olanları uyaracak ve Allâh’ın (c.c.) kavlini kafir olanlara hakkı ile ulaştıracaktır. Kim ki Allâh’a (c.c.) ve O’nun elçisine (s.a.v.) itaat eder, doğru yoldadır ve kim ki bu ikisinin hilafında davranır, onlar da apaçık bir sapkınlık içindedir.

Allâh’a takva etmeniz, O’nun sizler için kanun koyduğu ve yol gösterici olan emirlerine bağlı kalmanız benim size buyruğumdur. Zira Kelimetü’l-İhlas’ın ardından İslam’ın cümle kaideleri, Allâh’ın size hükmetmesi için tayin ettiklerine itaat etmek ve onları duymaktır. Her kim Allâh’a itaat eder, herkesçe bilinen emre karşı sorumluluk takınır ve inkardan sakınır, şüphesiz ki o muvaffak olur, Hak’tan üzerine vazife olanları yerine getirmiş olur. Ey siz beyhude arzuların peşinden koşanlar! Şüphesiz ki şehvetten, oburluktan ve öfkeden sakınanlar muvaffak olur. Ey siz gururuna düşkünler! Topraktan yaratılmış olanda gurur ne arar? O değil midir ki tekrar toprağa dönecek ve bedeni solucanlara yiyecek olan? O ki, şimdi hayatta, yarın toprağın altında değil midir? Bu yüzden gün gün ve saat saat doğru olunuz. Mazlumların bedduasından korkunuz ve kendinizi ölüler arasında sayınız. Sabırlı olunuz; tüm işler sabrın sonucudur.”

(Celaleddin Suyuti, Halifeler Tarihi, s.114)

31/07/2026

VİTİR VE GECE NAMAZININ FAZÎLETİ

Mübarek b. Avf el-Ahmesî (r.âleyh)’in rivayetine göre; Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: “Akıllı olanlar vitir namazını gecenin ilk kısmında, güçlü olanlar ise gecenin sonunda kılarlar. Bu son durum daha fazîletlidir.”Hz. Ali (r.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Vitir namazı üç vakitte kılınabilir. İstersen gecenin ilk kısmında onu kılar, sonra ikişer rekâtlar halinde namaz kılabilirsin. İstersen bir rekât kılar, ondan sonra yatar, uyandığında ise vitrin geriye kalan kısmını ona ilave edersin. Sonra, gecenin son kısmında vitrini tamamlarsın. İstersen, vitir namazını gece içinde kılacağın en son namaz yaparak gecenin en sonunda kılarsın.”İbn Ömer (r.a)’den rivayet olunan bir hadiste: “Gece namazları ikişer rekâtlar halinde kılınır. Ancak sabah namazının vaktinin girmesinden korkuyorsan; hemen vitir namazını kıl.” (Müslim) Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey Kur’an ehli! Her gece vitir namazını kılınız. (Ebû Davud) Bir hadiste zikredildiğine göre: “Gecede öyle bir zaman vardır ki, Müslüman bir kul, o vakitte dini ve dünyasıyla ilgili bir hayır istese, yüce Allâh mutlaka onu verir.” (Müslim)Başka bir haberde de: “Kul o anda namaz kılar veya duâ ederse, mutlaka istediği kâbul olur.” buyurulmuştur. Bu, her gece için geçerlidir.” (Ali Nasıf) Amr b. Anbese(r.a.)’in hadisinde ise şöyle buyurulur: “Gecenin son kısmında namaz kılmaya devam et. Çünkü o vakit, şahitli olan vakittir. (Münzirî)

(Ebû Tâlib El-Mekkî, Kûtu’l Kulûb, c.1, s.167-170)

30/07/2026

NAMAZDAN SONRA OKUNACAK ZİKİRLER-2

Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle dedi: “Mekke’den Medine’ye hicret eden müslümanların fakirleri Resûlullâh (s.a.v.)’e geldiler ve: “Yâ Resûlullâh! Varlıklı müslümanlar Cennet’in yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazı onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. İhtiyaçlarından fazla malları olduğu için haccediyor, umre yapıyor, cihâd ediyor ve sadaka veriyorlar. Biz ise bunları yapamıyoruz” dediler. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) onlara, “Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?” diye sordu. “Evet, söyle yâ Resûlullâh!” dediler. O zaman Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu:“Her farz namazın ardından otuz üçer defa sübhânallâh, elhamdülillâh ve Allâhü ekber dersiniz.”

Kâ‘b ibni Ucre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Farz namazların ardından okunan zikirleri okuyan veya bunları yapan kimse hiçbir zaman zarara uğramaz. Bunlar otuz üç defa sübhânallâh, otuz üç defa elhâmdülillâh, otuz dört defa Allâhü ekber demektir.” Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhânallâh, otuz üç defa elhâmdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber der, yüze tamamlamak için de Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hâmdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr (Allâh’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allâh vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hâmd O’na mahsustur. O her şeye kàdirdir” derse, günâhları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.”

(İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.204-205)

Address

Ceridhane Sokak No:4 Cağaloğlu
Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mevlâna Takvimi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Mevlâna Takvimi:

Shortcuts

Share