Haber Çizgisi

Haber Çizgisi ..

💬 Erol Mütercimler:Milletvekilliği bir meslek değildir; emekli maaşı almaları kabul edilemez. Emekli maaşları iptal edil...
07/06/2026

💬 Erol Mütercimler:

Milletvekilliği bir meslek değildir; emekli maaşı almaları kabul edilemez. Emekli maaşları iptal edilsin

Nilüfer’in "Elveda" Notu Yürekleri DağladıTelevizyon dünyasının duayen ismi Reha Muhtar’ın vefatı Türkiye’yi yasa boğark...
06/06/2026

Nilüfer’in "Elveda" Notu Yürekleri Dağladı

Televizyon dünyasının duayen ismi Reha Muhtar’ın vefatı Türkiye’yi yasa boğarken, eski hayat arkadaşı Nilüfer’den yürek burkan bir veda geldi: “Ben onun içindeki o kırılgan, hassas, küçük çocuğu sevdim.”

Türk televizyon haberciliğinin duayen isimlerinden, kendine has üslubuyla hafızalara kazınan Reha Muhtar’ın vefatı, medya ve sanat dünyasını yasa boğdu. Ölüm haberinin ardından pek çok ünlü isim taziye mesajı yayımlarken, en duygusal veda Türk pop müziğinin efsane sesi Nilüfer’den geldi. Bir döneme damga vuran ilişkileriyle uzun süre konuşulan ünlü sanatçı, eski hayat arkadaşının ardından yürek burkan bir açıklama yaptı.

Derin bir üzüntü yaşayan Nilüfer, sosyal medya hesabından yayımladığı "Elveda" notuyla Muhtar'ın bilinmeyen, naif yönlerine ışık tuttu. Eski hayat arkadaşına veda eden ünlü sanatçı, şu duygusal ifadeleri kullandı:

“Türkiye'nin Reha Muhtar'ı... Ben onun içindeki kırılgan, hassas, küçük çocuğu sevdim. İki yıl önce geçirdiği ciddi rahatsızlığı süresince yeni, yepyeni bir hayat diledik onun için. Çok uğraştık ama onun o ele avuca sığmayan ruhu izin vermedi, engel oldu. Çok çok üzgünüm. Artık ruhun huzura kavuştu sevgili Reha... Elveda.”

Kim yazdı bilmiyorum ama tek kelime ile bravo Hangi genç yazdıysa alnından öpeyim. 🤔Z KUŞAĞININ CEVABI...MUHTEŞEM BİR YA...
06/06/2026

Kim yazdı bilmiyorum ama tek kelime ile bravo
Hangi genç yazdıysa alnından öpeyim.
🤔
Z KUŞAĞININ CEVABI...
MUHTEŞEM BİR YAZI...
Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim.
Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum.
Yazılarınızda sık sık
“Gençlik nereye gidiyor?”
türünden yakınmalarınız oluyor?
Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz.
Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.
Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.
Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?
- Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?
Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, birileri sınav sorularını ve sorularla birlikte gençlerin hayallerini çaldı ve geleceğimizi çürüttü.
- Bu soruları çalanlar lise öğrencileri miydi?
- Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?
- Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?
- Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?
- Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?
Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve
“Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.
Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz.
- Siz uyanıp yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?
*Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz.
*Kan damlayan, şiddet kusan rezil senaryoları siz yazdırıyorsunuz.
* Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.
*Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz. Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.
*Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.
*Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.
*Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.
*Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!
Size bir şey söyleyeyim mi?
Yeni nesil pırıl pırıl.
Hiçbir sıkıntı yok.
Asıl sıkıntı, yeni nesle eski kaliteli nesilleri unutturan yetişkinlerde.
- Son iki yılda kaç tane gerçek Türk filmi çekilmiş ve geçmişimizi anlatıyor?
- Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?
Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki.
Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok!
Kusura bakmayın!
Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!
Bu yüzden aranızda,
“Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!
“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın!
Evet, 21 yaşındayım.
Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.
Çünkü benim babam II. Murad değil,
Hocalarım da Akşemseddin değil.
Zaten İstanbul da artık sayenizde, Fatih’in fethettiği İstanbul değil.
🤔😢

Japonya'daki Fudai köyünün belediye başkanıydı ve kamu fonlarından milyarlarca yen harcayarak devasa bir sel kapısı proj...
06/06/2026

Japonya'daki Fudai köyünün belediye başkanıydı ve kamu fonlarından milyarlarca yen harcayarak devasa bir sel kapısı projesi yaptırdığı için alay konusu olmuştu.
Çoğu insan bunu büyük bir para israfı olarak görüyordu ve Wamura 1997'de öldükten sonra bile birçok kişi onun bu sel kapısı yüzünden dalga geçmeye devam etti.
Sonra 2011'de, Tsunami Japonya'yı vurdu. Yaklaşık 20 bin insan hayatını kaybetti ve ülke genelindeki kıyı toplulukları büyük yıkıma uğradı. Ama Fudai köyü değil. Wamura'nın yaptırdığı sel kapısı köyü tsunamiden korudu; çevredeki birçok kasaba yok olurken Fudai büyük ölçüde zarar görmeden kurtuldu. Hatta köyün büyük kısmı neredeyse hiç su bile almadı.
Tsunamiden sonra köy sakinleri, hayatlarını kurtarmaya yardımcı olan öngörüsü nedeniyle Wamura'nın mezarını her gün ziyaret ederek ona saygılarını sunmaya başladı.
Emekli olmadan önce Wamura işçilerine şöyle demişti: "Karşınıza muhalefet çıksa bile, inancınızı koruyun ve başladığınız işi bitirin. Sonunda insanlar anlayacaktır.

İşte o ifade...Devamını oku
06/06/2026

İşte o ifade...Devamını oku

"Türkiye'ye uygun fiyatlı köfte yediren adam!" Köfteci Yusuf Aslında Kim? 👇👇Bursa’nın Kızılhisar köyünden bir kamyoncu b...
06/06/2026

"Türkiye'ye uygun fiyatlı köfte yediren adam!" Köfteci Yusuf Aslında Kim? 👇👇

Bursa’nın Kızılhisar köyünden bir kamyoncu babanın oğlu.
Tarla işleri, hayvan bakımı, peynir üretimi, garsonluk…

Daha çocukken hayatın her zorluğunu sırayla yaşadı.

Askerlik dönüşü 5 yıldızlı bir otelin mutfağına girdi.

En alttan başladı, aşçılık kariyeri önünde uzanıyordu.

Ama babası vefat edince her şeyi bıraktı.

Köyde şişe şişe süt satmaya başladı.

Sonra İznik’te küçücük bir dükkan kiraladı: 4 masa, 150 metrekare.

Yenişehirli bir kasaptan veresiye köfte alıp kendi eliyle yoğurdu, kendi eliyle pişirdi, kendi eliyle servis yaptı.

İki yıl içinde dükkan yetmez oldu.

Müşteriler bir kez yiyen bir daha vazgeçemiyordu.

Bugün 42 ilde 278 şube, 12 bin çalışan.

Ama Yusuf Akkaş değişmedi.

Son günlerde başına gelen olaylar sonrası yaptığı açıklamada ise şöyle dedi:

“Başıma ne getirildiğini bilmiyorum. Olayı adalete bildirdim, benim siyasi gücüm yok, işimde ekmeğimde olan biriyim.

Yurt genelinde 280 iş yerimiz var. Yanımda 12 bin kişi çalışıyor. 700’ü aşkın gıda mühendisi ve veteriner var. Bunların arasında böyle bir şey yapmaya kalkışsanız bile yapamazsınız.

Ben garip bir kuşum, yanımda çalışan 12 bin kişinin yüzlerine kara leke sürdürmeyeceğim. Bu olayın en kısa zamanda aydınlanması için elimden gelen çabayı göstereceğim.

Kötüler iyilerden daha zeki, iyiler sonuçta her zaman kazanır.”
Kendi gibi mütevazı, kendi gibi dik duruşlu bir Anadolu insanı. 🌾

Hâlâ şubelerinden birine gittiğinde önlüğü takıyor, ızgaranın başına geçiyor, köfteyi kendi pişiriyor ve gülümseyerek müşteriye servis yapıyor.

Bazı insanlar büyür ama kökünü unutur.

Köfteci Yusuf unutmadı. 🌾

Gerçek başarı işte budur.

Arka Sokaklar dizisinin yeni sezon onayı alamadığı iddia ediliyor. 24 yıllık diziye yazık olmasın...Dizinin 1 sezon daha...
05/06/2026

Arka Sokaklar dizisinin yeni sezon onayı alamadığı iddia ediliyor. 24 yıllık diziye yazık olmasın...Dizinin 1 sezon daha devam etmek için desteğe ihtiyacı var...

Ordu’nun Ulubey ilçesinde seyir halindeyken kalp krizi geçiren dolmuş şoförü Cantürk Topal (28) aracı durdurmayı başardı...
05/06/2026

Ordu’nun Ulubey ilçesinde seyir halindeyken kalp krizi geçiren dolmuş şoförü Cantürk Topal (28) aracı durdurmayı başardı.

Cantürk’ün son hamlesiyle yolcular olaydan burnu bile kanamadan kurtuldu.

İçi dolu aracı durdurmayı başaran Cantürk, daha sonra Ulubey Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Kahraman şöför maalesef hayatını kaybetti.

Halkı artık onu kahraman bir şöför olarak hep hatırlayacak

SURVİVOR 2026 NAGİHAN’I BAŞARILI BULUYOR MUSUNUZ?A) EVETB) HAYIR
05/06/2026

SURVİVOR 2026 NAGİHAN’I BAŞARILI BULUYOR MUSUNUZ?

A) EVET
B) HAYIR

Bakın HARBİYE'DE NASIL TEĞMEN YETİŞİRKÜRT. AÇILIMIIhlara vadisinin kenarında, başı dumanlı Hasan dağının kıyısında, Aksa...
05/06/2026

Bakın HARBİYE'DE NASIL TEĞMEN YETİŞİR
KÜRT. AÇILIMI
Ihlara vadisinin kenarında, başı dumanlı Hasan dağının kıyısında, Aksaray'da dünyaya geldi, 1988 yılında, Güzelyurt kasabasında.

1924'teki mübadele sırasında bugünkü Makedonya topraklarından göçen Türkler yerleştirilmişti oralara… O nedenle sarışındır hep Güzelyurt'un insanı, tıpkı Mustafa Kemal gibi… Enes de öyleydi.

Kendini bildi bileli subay olmak istiyordu. Sınava girdi, kazandı, Işıklar Askeri Lisesi'nin yolunu tuttu. Ailesine çok düşkündü. Çocuk yaşta hasret zordu ama, hayalini gerçekleştirdiği için çok mutluydu. 2007'de diplomasını alırken, mezuniyet yıllığına şunları yazdı:

“Beni yetiştiren ve bu kutsal yuvaya yollayan biricik anneme ve babama, mülakat sınavından önceki gece yüzüm yara olmasın diye gece boyunca başımda sinek avlayan dedeme, her türlü desteğini benden esirgemeyen anneanneme, yengelerime, dayılarıma, kardeşime ve yeğenlerime sonsuz şükran ve minnet duygularımı belirtmek istiyorum. Sizler çölde bulduğum çiçeklersiniz, bu çiçeklerin yaşaması için gerekirse kanımla sularım.”

19 yaşındaki delikanlının yüreği buydu. Sevdikleri için canını ortaya koymaktan çekinmeyen bir karakterdi.

Harp Okulu'na devam etti, üst seviyede başarıyla mezun oldu.

Hayata gülümseyerek bakardı. Herhangi bir zaman, herhangi bir konuda dargın, kırgın, üzgün veya umutsuz olduğunu hatırlayan yok. Sadece gözleri değil, sesi bile gülümserdi, daima neşeliydi.

Rock müzik severdi. Metallica'nın Duman'ın hayranıydı. Ama, Neşet Ertaş'ın Zeki Müren'in ve Zülfü Livaneli'nin yeri ayrıydı.

Triatloncuydu. Üç branşın birarada yapıldığı, 1.5 kilometre yüzülen, 40 kilometre bisiklete binilen, 10 kilometre koşulan, mukavemet sporu… Yorulmak bilmezdi. Komando kurslarının dayanılmaz eğitimlerinde soluk alma güçlüğü yaşanırken, karda-yağmurda herkesin burnundan kan gelirken, bizimki şarkı söylerdi.

Elit birliğe seçildi, bordo bereli oldu. Yurtdışına kursa gitti. Elbette nerelerde görev yaptığını yazamam ama, Kıbrıs'ta Kuzey Irak'ta bulundu.

Kıbrıs'tayken Eljanna'yla tanıştı. Hollandalıydı. İki kız arkadaş tatile gelmişlerdi. Hani ilk görüşte aşk derler ya… Bizimki öyle oldu, adeta çarpıldı. Arkadaşlarına heyecanla anlatırken “sarı saçları çölden, mavi gözleri denizlerden çalıntı” diye tarif ediyordu. Gel gör ki, Eljanna'nın pek niyeti yoktu. Malum, Türk erkeklerinin tatil çapkınlıkları pek meşhurdu, Enes'in ilgisini de öyle zannetti, yüz vermedi, ülkesine döndü. Bizimki peşini bırakmadı. Allem etti kallem etti, mektup yazdı, internetten yazdı, telefon etti, sevimli sevimli fotoğraflarından gönderdi, çiçek gönderdi, şiir miir, bağladı… Atladı Hollanda'ya gitti. Eljanna Türkiye'ye geldi. Üç yıl böyle sürdü. Aşkları iyice alevlendi, ayrı yaşamaları artık mümkün değildi, evlilik kararı aldılar. Eljanna memleketini bıraktı, Türkiye'ye, Enes'in en sevdiği şehire, İzmir'e yerleşti. Enes bu taşınma sırasında güneydoğuda görevdeydi, gelemedi. Ankara'da yaşayan anne-babası İzmir'e geldi, müstakbel gelinlerinin taşınmasına, evi temizlemesine, eşyalarını yerleştirmesine yardımcı oldular. Düğün için, bu yaza niyet vardı.

Ve Açılım ihanetinin kaçınılmaz neticesi olarak, şehir savaşı başladı. Enes, Cizre'deydi. Teröristlerin sözde karargahına 20 metre mesafede bir binaya konuşlanmışlardı. Aniden, hedef binadan “bixi” tabir edilen makineli tüfek kusmaya başladı. Enes'in bulunduğu odanın duvarları delik deşik oldu, tesadüfen vurulmadı. Gereken cevap verilip, hedef yokedildikten sonra, çıktı geldi arkadaşlarının yanına, sigara yaktı, her zaman olduğu gibi gülümsüyordu. “Dokuz candan sekizi gitti, tek canla counter strike oynuyorum” dedi.

Counter strike, teröristlerle mücadele edilen bilgisayar oyununun ismiydi. Henüz bir dakika önce ölümden dönmüştü ama, hâlâ espri yapıyor, can pazarını bilgisayar oyununa benzetiyordu. Korku denilen kavram, bu kahramanın yaradılışında yoktu.

Mermi yememişti ama, yüzüne, sol elmacık kemiğinin üzerine cam parçası saplanmıştı, gözü kılpayı kurtulmuştu. Bu çatışma nedeniyle “yara beratı, gazilik listesi” hazırlandı. Listede Enes de vardı. Duyar duymaz koştu komutanlarının yanına, ismini listeden sildirdi. “Asla kabul edemem, bu sıyrık için gazilerimizin suratına nasıl bakarım” dedi. Hakkı olan yaralanma iznini bile reddetti.

Cizre temizlendi.
Sur'a geçti.

Altı katlı bir binada keskin nişancı iki terörist vardı. Binanın konumu çok önemliydi. Dört sokağın kesiştiği köşe başındaydı, o bina alınmadan, o sokaklara girilemiyor, komşu binalara müdahale edilemiyordu. Tank atışı yapıldı. İki terörist öldürüldü. Bina ağır hasar almıştı. Ancak… O dört sokakta pozisyon alan teröristleri hareketsiz bırakabilmek için, o binaya mutlaka girmek, o binayı mutlaka elde tutmak gerekiyordu.

Enes'in başında bulunduğu tim, arka tarafına açılan delikten binaya girdi. 12 kişiydiler. Katlara dağılmaya başladılar.

O sırada… Çaprazdaki binadan roket fırlatıldı. Kolonlardan birine denk geldi. Tank atışıyla ayakta durmaya mecali kalmayan bina, kulakları sağır eden bir çatırtıyla çöktü. Mahalleyi toz bulutu kapladı.

Enes üsteğmen ve 11 bordo bereli astsubayımız, enkaz altında kaldı. Dokuzu kendi imkanlarıyla çıkmayı başardı. İki astsubayımız şehit olmuştu. Maalesef yazarken bile çaresizliği iliklerime kadar hissediyorum… Sol kolu beton blokların arasına sıkışan Enes kendinde değildi, ağır yaralıydı ama, nabzı atıyordu. Yaşıyordu.

Ne sağ kurtulan astsubaylarımız oradan çıkabildi, ne de Enes çıkarılabildi. Çünkü, binayı indiren roketin hemen peşinden, yoğun ateş açılmıştı. Binanın hakim olduğu dört sokaktan, mermi yağıyordu. Kafayı çıkarabilmek mümkün değildi. Zaten binaya yaklaşmak da yeterli değildi. Enes'i oradan alabilmek için, vinç gerekiyordu.

Tıbbi yardım bile mümkün değildi. AFAD ekipleri, canlarını hiçe sayıp öne atıldılar ama, nafile… Hareket eden her şeye saldırılıyordu. Hava karardı, defalarca denendi, olmadı, belli ki teröristlerin gece görüş dürbünleri vardı, zifiri karanlıkta bile ateş kesilmedi.

Üç gün sürdü!

Bana göre, filmi çekilmesi gereken üç gündür.

O daracık köşebaşında üç gün çatışıldı. Enes'i kurtarabilmek için, dört şehit daha verdik orada, iki özel harekat polisi, bir uzman çavuş, bir uzman onbaşı… Nihayet mahalle temizlendi.

Maalesef…
Enes için çok geçti.

Dedim ya, kolu sıkışmıştı. Her taraftan ateş edilen o labirent gibi sokaklardan vinç getirilmesi, hiç kolay olmadı. Mahallenin temizlenmesine rağmen, şehitlerimiz bir gece daha orada kaldı.

Bir bina, dört gün, yedi şehit… Yılışık televizyonlarımızın ruhsuz ana haber bültenlerinde, lütfedilip, 30 saniye filan yerverildi.

Enes'in naaşını Diyarbakır'da üç kişi yıkadı. İmam, dayısı ve bordo bereli devre arkadaşı üsteğmen.

Devre arkadaşı, Enes'in kulağına eğildi, “seninle beraber okuduk, beraber eğitim aldık, omuz omuza görev yaptık, ömrümün sonuna kadar hep yanımda olacaksın kardeşim” dedi, sonra da sırasıyla, alnından, ellerinden, ayaklarından öptü. Yıkadılar… Abdestini aldırdılar. Enes her zamanki gibi gülümsüyordu. Her zamanki gibi huzurlu, her zamanki gibi muzip muzip bakıyordu sanki… Kuruladılar bedenini… Yüzünü sildiler. Gözünden yaş geldi. Bir daha kuruladılar, gene yaş geldi, bir daha kuruladılar, gene… Devre arkadaşı darmadağın oldu, kendini daha fazla tutamadı, onun da gözyaşları boşaldı. İmam, hıçkırarak ağlayan üsteğmenin omzuna elini koydu, merak etme dedi, gözü arkada kaldı sanma sakın, cennetlik alametidir bu, için rahat olsun, bırak gözündeki yaş kalsın, arkadaşınız size cennetin kapısını araladı… Bitirdiler yıkamayı… Devre arkadaşı tekrar eğildi Enes'in kulağına, bekle bizi kardeşim dedi, tekrar sırasıyla alnından, ellerinden, ayaklarından öptü. Kucakladı. Tabuta yerleştirdi.

Enes'i son görev için Ankara'ya getirdiler.
Kocatepe Camisi'ne.

Her şehit cenazesinde yaşanan protokol kepazeliği, Enes'in cenazesinde de yaşandı.

Ahmet Davutoğlu geldi, 500 tane korumayla… Çünkü malum, Enes gibilerini Cizre'ye Silopi'ye Sur'a gönderen Ahmet Davutoğlu gibiler, 500 tane koruma olmadan camiye bile gidemiyordu.

Enes'in halası avluya giremedi iyi mi… Hem yer kalmamıştı, hem de caminin etrafı binlerce polis tarafından sarılmıştı, kadıncağızı ittirip kaktırdılar, avluya sokmadılar. Neyse ki, Enes'in devre arkadaşlarının haberi oldu, boğuşa boğuşa halayı avluya getirebildiler.

Daha hazini… Kocatepe camisinde Enes'ten başka iki cenaze daha vardı. Biri, çöken binada şehit olan astsubaylarımızdan Doğukan Tazegül'dü. Diğeri ise, Ankaralı bir vatandaşımızdı. Ne oldu biliyor musunuz? O rahmetli vatandaşımızın ailesi, avluya giremedi! Babalarının tabutu başında cenaze namazını kılamadılar! Ağlaya ağlaya, dışarda, sokakta cenaze namazı kıldılar. Siyasiler gittikten sonra, avlu boşaldıktan sonra girip, babalarının tabutunu omuzlayabildiler. Gazeteciler de siyasilerle birlikte gittiği için, bu ailenin dramına sadece Enes'in devre arkadaşları şahit olabildi.

27 yıllık kısacık ömrüne, destansı kahramanlıklar ve ölümsüz bir aşk sığdırmayı başaran Enes… Cebeci mezarlığına getirildi.

Babacığı dik durmaya gayret ediyordu ama, yüreğinin yangını sesine yansıyordu, “sarı saçlı yiğidim, sarı sakallı yiğidim” diye haykırıyordu..yiğide toprak atılırken… Duyguları tıpkı o çöken binanın enkazı gibi yerlebir olmuş bir genç kız, Eljanna… Uğruna memleketini terkettiği adamın ardından gözyaşlarıyla mırıldanıyordu.
“Bu bir veda değil sevgilim, bu bir teşekkür… Hayatıma girdiğin için, beni mutlu ettiğin için, teşekkür… Beni sevdiğin için ve sevgimi kabul ettiğin için, teşekkür… Sonsuza dek saklayacağım hatıralarımız için, teşekkür… Şu an, çok iyi bir yerde olduğundan eminim. Tanrı seninle, biliyorum. Meleğim ol, daima yanımda kal ve beni koru… Ölüm kazanamayacak. Aşkımız kazanacak. Seni çok sevdim, seni çok seviyorum Enes… Bekle beni.”

Ruhun şad, mekanın cennet olsun Şehit Ütğm.Enes DEMİR...Yılmaz Özdil.1 Mart 2016. Evvelce gidenlerin asil ruhları şad olsun

Address

Istanbul
54200

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Haber Çizgisi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share