20/03/2026
Değerli düşünce insanı, psikiyatrist, yazar yoldaşımız Erdoğan Özmen bu hayata gözlerini yumdu. Devri Daim Olsun.
Şair Sezai Sarıoğlu’ndan bir alıntıyla onu uğurluyoruz.
ÖLÜM NE ÇOK ŞEYE BENZİYOR ÇOĞU ZAMAN ARKADAŞA
Ömür denen mecra ve macerada, bazı insanlar toz, bazıları iz bırakırmış ama aslolan iz bırakmakmış. Varlığıyla, kitaplarıyla, aklımızda ve kalbimizde iz bırakan arkadaşımız Psikiyatr ERDOĞAN'ı (ÖZMEN) kaybettik.
Kıymetlimiz Erdoğan'ı bir yazısıyla uğurluyorum:
ÖLÜM
[...] Ötekilerle aramdaki derin ve köklü bağlar nedeniyle, ben’i ben yapan şeyin o bağlar ve ilişkiler olmasından ötürü birini kaybettiğimde, kayıp duygusuyla birlikte ben’e dair köklü bir içgörüye kavuşmuş olmaz mıyım? Artık hep mahrum kalacağım, bundan böyle daima içimdeki acısıyla hatırlayacağım öteki için değildir yas yalnızca. Onun için her ne idiysem, vaktiyle olduğum kişi için, onun kaybı için de yas tutarım.
Yas sayesinde bir topluluk oluruz. Başkalarının ölümü bize, kendi sınırlarımızı, kendi kendimizin efendisi olmadığımız hakikatini gösteren kesin bir işaret oluverir birden. “Ötekinde kaybettiğim şey nedir?” sorusu aslında biraz da “Şimdi ben kim oldum?”, “Benden geriye ne kaldı?” sorusudur bu yüzden. İnsan kayıp sayesinde kendisinin de radikal bir dönüşümle karşı karşıya kalacağını kabullendiği ölçüde yas tutabilir. Kaybıyla acıya gömüldüğüm insanı salt biyolojik bir varoluştan, çıplak hayattan kurtarmaktır yas. Ölenin haysiyetini olumlamanın en benzersiz imkânıdır.
Başkalarına bağımlılığımız, varlığımın koşulunun ötekiler oluşu, ötekilerin üstümdeki kalıcı izlerinin eseri oluşum; kendimi böylesine açık bir yabancılaşmanın, ötekiyle yabancılaştırıcı bir özdeşleşmenin içinden oluşturmam, onu kaybettiğimde en çetin soruyla yüz yüze kalmam demektir artık: “O ilişkinin dışında kimim ben?”
O yüzden yas sayesinde, önceki bütün imgesel takıntı ve bağlarımı gözden geçirme ve düzeltme şansı bulurum. Şimdi biraz daha geri çekilme, kendi mütevazi varoluşuma razı olma, kendimi daha eksiksiz tanıma, ötekine minnet, şükran ve sevgimi ifade etmek için söze/dile ayrıcalıklı bir yer açma şansıdır bu. Ötekine kendi hayatımda bir yer tahsis ederek var oluyorsam, aramızdaki ilişkinin en temel niteliği gereği ben de böylece bir yere, bir konuma yerleşmiş olmuyor muyum? Kimliğimin çekirdeği bu sayede oluşmuş değil midir? İlişkilerimizi kendimiz için kendi eşsiz imgesel konumlarımızı teminat altına almak için yarattığımız bile söylenebilir. İlişkinin işlevi budur biraz da; ötekinin bakışıyla ilişkili olarak kendimizi bir imge olarak yerleştirmek.
Birisi öldüğünde geride kalan o boş yerle ne yapacağız? Kaybettiğim ötekiyle bağlarımı çözmeye çalışmak, onunla ilişkimde sahip olduğum kendi imgemle bağlarımı ve ilişkimi çözmeye çalışmaktır şu halde: Kaybettiğim kendi parçama razı gelmek. Bu feragate yaslandığım, bu kaybı üstlendiğim ölçüde topluluğun bir üyesi olarak diğer üyelerle bağlarımı daha özgürce ve daha güçlü biçimlerde yeniden kurmak üzere eşsiz bir dayanağa kavuşurum. Yas tutmak, kendi üzerine tefekküre dalmaktır şu halde. O yolculuğun sonu daima ötekine çıkar, ötekine olan borcumuza, ona şükran ve teşekküre.
(Erdoğan Özmen, Vazgeçemediklerinin Toplamıdır İnsan - Yas, Melankoli, Depresyon, İletişim Yayınları)