02/09/2026
Sevgili Okurlar,
Geleneksel tarihyazım(lar)ında imparatorluklar uzun süre kendi içine kapalı, kendinden menkul bir ihtişamın taşıyıcısı ve keskin karşıtlıklarla ayrışmış yapılar olarak kurgulandı. Oysa son yıllardaki teorik ve metodolojik kırılma; sınırların geçirgenliğini, fikirlerin ve metaların dolaşımını merkeze alan ilişkisel bir tarihyazımını öne çıkarıyor. İmparatorlukları esnek etkileşim ağları olarak yeniden düşündüren bu yaklaşım, Osmanlı ve İran dünyalarının ortak zeminini görünür kılıyor. Bu sayıda yer alan dosyamız, Osmanlı-İran dünyasını farklı temalar, özgün arşiv kaynakları ve disiplinlerarası okumalarla "insanlar, metalar ve fikirler" ekseninde ele alan yedi nitelikli çalışmayı siz değerli okurlarımızla buluşturuyor.
İlk olarak Vural Genç ve Kioumars Ghereghlou, Osmanlı ve Safevi kaynaklarını çapraz bir okumaya tabi tutarak Anadolu’daki Safevi halifelerinin sanılanın aksine son derece kurumsal ve örgütlü bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor; böylece savaş alanlarının ötesine geçen sınır aşan bağlılık ağlarına dikkat çekiyorlar. Ayşe Baltacıoğlu-Brammer, 16. yüzyıl sonlarında Anadolu’da ortaya çıkan Düzmece Şah İsmail Vakaları’nı münferit olaylar olmaktan çıkarıp iki imparatorluğun ortak toplumsal ve sosyoekonomik krizlerini yansıtan çok boyutlu birer mercek olarak yeniden okuyor. Maddi kültür ve diplomasi ekseninde Sinem Arcak Casale, Osmanlı ve Safevi sarayları arasındaki diplomatik hediyeleşme pratiklerini inceliyor; hediyelerin sembolik meşruiyet ve rekabet araçlarından zaman içinde ticari metalar dünyasına nasıl evrildiğini görünür kılıyor. Habib Saçmalı ise Osmanlı-Safevi ilişkilerini yalnızca mezhepsel çatışmaya indirgeyen yaygın kabulü sarsarak, özellikle 1639 ve 1722 sonrası dönemde Osmanlıların Safevi hanedanını koruma politikalarının ardındaki stratejik mantığı tartışıyor. C. Akça Ataç, 18. yüzyıl İngiliz tarihyazımında Antik Pers İmparatorluğu’nun Osmanlı’yı anlamlandırmak için kullanılan bir “meta anlatı” işlevi gördüğünü ortaya koyarak siyasal tahayyül ile antik geçmiş arasındaki bağı sorguluyor. Burcu Kurt, 20. yüzyıl başında Osmanlı, Kaçar ve İngiliz güçleri arasında denge siyaseti güden Muhammara Hâkimi Şeyh Hazal’ın hikâyesi üzerinden imparatorluk siyasetinin dinamiklerini çözümlüyor. Dosyayı tamamlayan Serpil Atamaz ise Osmanlı ve İran Meşrutiyet Devrimlerini karşılaştırmalı bir perspektifle ele alarak kadınların anayasal hareketlerdeki, eğitim ve örgütlenmedeki belirleyici ama göz ardı edilmiş rollerini gün yüzüne çıkarıyor. Osmanlı ve İran tarihlerini kesişen ve birbirini tamamlayan süreçler olarak düşünmenin, alandaki ilişkisel tarihyazımı tartışmalarına güçlü bir katkı sunmasını diliyoruz.
“Dünya Tarihi: Yeni Sorular, Yeni Ufuklar” yazı dizimizin bu ayki durağında Duygu Yıldırım, doğa felsefesinden nadire kabinelerine, mekânsal dönüşümlerden feminist tarihyazımına uzanan geniş bir külliyatla, bilimi tek hatlı bir “devrim” veya insan-doğa tahakkümünden ibaret gören kalıpları sorguluyor. Çevre tarihi ekseninde bu teorik çerçeveyle katmanlaşan diğer iki çalışmamız ise ekolojik ve toplumsal dönüşümleri mikro ölçekte somutlaştırıyor. Erhan Kılıç, Yeşilyurt Kooperatifi’nin Akçasaz’daki faaliyetleri üzerinden bir sulak alanın tarım arazisine dönüşümünü kamu sağlığı, toprak rejimi ve hukuk kesişiminde inceliyor. Cumhuriyet’in ilk kadın zoologlarından ve milli sporcu Bahtiye Mursaloğlu’nun yaşam öyküsünü ele alan diğer çalışmada ise Nurullah Kırkpınar, erken Cumhuriyet dönemi bilim, çevre ve spor politikalarının bireysel bir kariyerdeki izlerini sürerek kurumsal dönüşümle insan faktörünün kesişimini görünür kılıyor.
Bu sayıda yer alan diğer iki çalışma ise 20. yüzyıl başı Anadolusu’na mikro tarih merceğinden odaklanarak II. Meşrutiyet eşiğindeki toplumsal ve mekânsal dinamikleri görünür kılıyor. Taylan Esin, 1907-1908 yıllarında Ankara’da yaşanan kentsel müdahaleleri ve arkasındaki saikleri, şikâyet dilekçeleri ve dönemin valisinin anıları üzerinden izleyerek yerel aktörler ile mekân arasındaki ilişkinin izini sürüyor. Burak Yüksel ise Adana’ya odaklanarak 1909 pogromunun hemen öncesinde, İtidal gazetesinin tanıklığında II. Meşrutiyet’in ilanıyla yeşeren toplumsal kaynaşma atmosferine mercek tutuyor.
Son olarak Alper Açık, modern psikolojinin kökenlerine dair yerleşik kabulleri sarsan ve bilimsel deneylerin toplumsal koşullarla nasıl şekillendiğini gösteren Kurt Danziger’in niceliksel ezberleri bozan yaklaşımına odaklanıyor ve çoğulcu bir psikoloji imkânına işaret ederek bu önemli bilim insanını selamlıyor. Ne var ki dergimiz baskıya girmek üzereyken Danziger’in vefat haberini derin bir üzüntüyle öğrendik. Kendisini saygıyla anıyoruz.
Bitirirken, dergimizin ilk yayın yönetmeni, Türkiye’de eleştirel tarihin öncü isimlerinden sevgili hocamız Prof. Dr. Mete Tunçay’ı vefatının sene-i devriyesinde saygı ve özlemle anıyoruz. Bu vesileyle, ilk günden bu yana Toplumsal Tarih’e emek vermiş herkese ve her sayıda bizi yalnız bırakmayan okurlarımıza selam olsun. Bu ay aramıza katılan iki gönüllümüz, Buse Büyükkeskin ve Fatma Elcan, hoş geldiler; ekibimize güç verdiler. Birlikte öğrenmeye, üretmeye ve büyümeye devam etmek dileğiyle...
Elif Kevser Özer
Eylül sayımızı web sitemizden (https://tarihvakfi.org.tr/product-category/dergi/) ve dijital platformlardan temin edebilirsiniz. Keyifli okumalar!