21. YY. Türkiye Enstitüsü İstanbul

21. YY. Türkiye Enstitüsü İstanbul Türkiye ve Türk dünyasında birlik Vakfı 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü İstanbul Resmi Sayfası 21.

Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, resmi olarak 16 Aralık 2006 tarihinde Ankara'da Prof. Dr. Ümit Özdağ başkanlığında kurulmuş olan bir stratejik araştırma merkezidir.

26/01/2026

Avrupa’da Yüzleşme: GKRY’nin Prestij Kaybı
Prof. Dr. Ata ATUN

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), uzun yıllardır Kıbrıs meselesini yalnızca müzakere masasında değil, Avrupa Birliği’nin sağladığı siyasi ve hukuki imkânlar üzerinden yürütmeye çalışıyor. Rum liderliği, AB üyeliğini genellikle bir “hak arama zemini”nden çok, karşı tarafı sıkıştıracak bir “baskı aracı” gibi kullanmayı tercih etti. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, bu stratejinin Avrupa’da ciddi bir güven ve prestij kaybına yol açtığını açıkça gösteriyor.

Fransız Yargıtayının, Rum Yönetimi’nin iş insanı Behdad Jafari hakkında çıkardığı Avrupa Tutuklama Müzekkeresi’nin uygulanmasını reddeden Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesi kararını kesinleştirmesi, sadece bir dava dosyasının kapanması değildir. Bu karar aynı zamanda, GKRY’nin Kıbrıs’taki mülkiyet meselesini bireyler üzerinden kriminalleştirme çabasının Avrupa’da karşılık bulmadığının ilanıdır.

Dahası, kararın “net ve kesin” şekilde sonuçlanması, Rum yönetiminin bu dosyayı daha ileri taşıma, siyaseten büyütme ve Avrupa kamuoyunda yeni bir baskı alanı oluşturma beklentisini boşa çıkardı. Burada asıl dikkat çekici olan şudur: Avrupa’nın en yüksek yargı mercilerinden biri, GKRY’nin “hukuk” üzerinden kurmaya çalıştığı anlatıya dolaylı biçimde sınır çizmiştir.

Bu tablo, GKRY açısından daha da ağır bir anlam taşıyor. Çünkü GKRY Başkanı Nikos Christodulidis’in, AB Dönem Başkanlığı gündemi yaklaşırken üye ülkeleri Türkiye’ye karşı yaptırım uygulamaya zorladığı bir atmosferde, Fransa’dan gelen bu ret kararı Rum yönetiminin elini zayıflatmıştır. Bir başka ifadeyle, Rum liderliği siyasi baskı kurmaya çalışırken, Avrupa’da kendi güvenilirliğini tartışmalı hale getirmiştir.

Mahkemenin gerekçelerine ilişkin paylaşılan değerlendirmeler de dikkat çekicidir. Rum tarafının sunduğu bilgilerin “iddia düzeyinde” kalması ve Fransız hukukuna göre suç değerlendirmesi yapılmasına imkân vermemesi, dosyanın hukuki değil, siyasi amaçlarla taşındığı kanaatini güçlendirmiştir. Ayrıca iddiaların, AB hukukunun uygulanmadığı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkin kontrolü dışında kalan Kuzey Kıbrıs’ta yaşandığı vurgusu, Rum yönetiminin Avrupa mekanizmalarını hangi sınırların ötesine taşımak istediğini de göstermiştir.

Bu durum, Rum Yönetimi’nin AB içinde moral üstünlük kurma çabalarını da baltalamıştır. AB Dönem Başkanlığı gibi sembolik gücü yüksek bir konuma doğru ilerlerken böylesi bir kararın gündeme gelmesi, GKRY’nin Avrupa’da “hak arayan” değil, “siyasi baskı aracı üreten” bir aktör olarak algılanmasına yol açmıştır.

Bu kararın yarattığı prestij kaybı yalnızca Brüksel koridorlarında değil, adadaki çözüm ikliminde de hissediliyor. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın işaret ettiği gibi, çözümsüzlükten kaynaklanan sorunların bedelini tek tek bireylere ödetmeye çalışmak, mülkiyet meselesini ceza dosyalarına indirgemek ve uluslararası mekanizmaları bir “sindirme yöntemi”ne çevirmek, güveni zedeler, tansiyonu artırır ve çözüm umutlarını zayıflatır.

Sonuç olarak Fransız Yargıtayı kararı, GKRY’nin AB üyeliğini siyasi hedeflere hizmet eden bir araca dönüştürme çabasının Avrupa’da itibar kaybına uğradığını göstermiştir.

Hukuk, propaganda diliyle yönetilemez. Baskı stratejileri ise bir süre sonra sahibini yalnızlaştırır. Rum liderliği bu süreçten bir ders çıkaracaksa, o ders açıktır: Kıbrıs’ta mülkiyet dahil hiçbir başlık, bireyleri hedef alarak değil; ancak kapsamlı, adil ve karşılıklı kabul edilebilir bir siyasi çözümle ele alınabilir.



Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen,
KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

10/01/2026
"Biz bu “TÜRK” adını devletimize yeniden vermek için tam 900 yıl bekledik.Aman devletimize zeval gelmesin diye Arab’ı, F...
10/01/2026

"Biz bu “TÜRK” adını devletimize yeniden vermek için tam 900 yıl bekledik.
Aman devletimize zeval gelmesin diye Arab’ı, Fars’ı kardeş bilip ümmet olduk. Rum’u, Bulgar’ı, tebamız bilip Osmanlı olduk. Bir türlü ne kendi kimliğimiz söyletildi, ne de devletimiz bu kimliğini söyledi. Hem kan ve can vergisi verdik, fakat nimete gelince kovulduk.
900 yıl sabırla bekledik. Ve “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk denir” dedik. Devletin adı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir dedik. Bu nedenle “bu ülke mozaiktir” diyenler de, “bu vatan hepimizindir” diyerek
Türk vatanına ortak arayanlar da hem tarih ve şehitler huzurunda hem de anayasa huzurunda suç işlemektedirler!"
NEJDET SANÇAR

12/12/2025

TOPLUMUN ÇÖKÜŞÜNE KARŞI ANNE MANİFESTOSU

Ahlâkın, Ailenin ve Neslin Kutsal Muhafızına Dair Sosyolojik Bir Uyarı

Tarih Boyunca Hiçbir Medeniyet Ailesi Yıkılmadan Yıkılmadı

Sosyoloji literatürü bize şunu söyler:
Toplumun en küçük birimi birey değil, ailedir.
Birey yalnız doğmaz, kendini yalnız var etmez, yalnız yaşayarak gelişemez.
Toplumsal davranışların, ahlaki kodların ve kültürel kimliğin tamamı aile dediğimiz kutsal yapı içinde şekillenir.

Durkheim, Parsons, Comte gibi klasik sosyologlar;
Bauman, Giddens, Foucault gibi modern sosyologlar;
hepsi farklı cümleler kurmuş olsa da bir ortak noktada birleşir:

👉 Bireyci kültür yükseldiğinde toplum çöker.
👉 Aile dağılırsa toplumda kalıcı hiçbir yapı ayakta kalamaz.

Bugün çöküşün sessiz adımlarını izliyoruz.
İnsanın en temel taşlarını söken bir kültürel rüzgâr esiyor.
İşte bu yüzden bu manifesto, bir uyarı, bir hatırlatma, bir çağrıdır.

1. Modern Dünyanın Büyük Aldatmacası: Özgürlük Söylemi Altında Kölelik

Bugünün insanına sürekli şu empoze ediliyor:

“İstediğini yap.”

“Kimse karışamaz.”

“Özgürsün.”

“Hayatı yaşa.”

“Deneyim biriktir.”

Bu sloganik cümleler aslında tüketim kültürünün dayattığı yeni bir kölelik düzenidir.

Gerçek Özgürlük = Sorumlulukla Var Olan Özgürlük

Modern insanın en büyük yanılgısı şudur:
Sınırları kaldırınca özgürleşeceğini sanıyor.

Oysa insan:

sınırsızlıkta savrulur,

sorumsuzlukta hedefsizleşir,

amaçsızlıkta yalnızlaşır,

yalnızlıkta ruhen çöker,

çöküşün adını özgürlük sanar.

Sosyolog Erich Fromm’un dediği gibi:

👉 “Modern insan özgürlükten kaçıyor ama özgür olduğunu sanıyor.”

Tek gecelik ilişkiler, partnerlik, duygusal bağsızlık…
Bunların hiçbiri özgürlük değildir; insan ruhunun en derin ihtiyacı olan bağlanma, aidiyet ve sadakat duygularını yok eden geçici tatminlerdir.

Ve trajik olan şudur:

⚠️ Sınırsız özgürlük isteyen insan, en sonunda kendi yalnızlığının mahkûmu olur.

2. Yalnızlaşan İnsan: Ruhun Çöküşü ve Yeni Toplumun Sessiz Felaketi

Bugün dünya çapında yapılan sosyolojik araştırmalar şunu gösteriyor:

Yalnızlık depresyonundan ölenlerin sayısı artıyor.

Aile kurma isteği azalıyor.

Gençler bağlanmaktan korkuyor.

İnsanlar sosyal medya bağımlısı oluyor.

Kişilik bozuklukları yükseliyor.

Bireysel mutluluk oranı hızla düşüyor.

Modern kültür diyor ki:
“Yalnız kalırsan özgürsün.”
“Kimseye hesap vermeden yaşarsın.”

Ancak insan doğası diyor ki:

👉 İnsan tek başına mutlu olabilecek bir varlık değildir.
👉 Üzüntüsünü, sevincini, heyecanını paylaşmadan yaşaması mümkün değildir.
👉 Hayatın yükünü tek başına taşıyamaz.

Yalnız yaşayan insanların:

stres hormonu daha yüksek,

ömür süresi daha kısa,

psikolojik dayanıklılığı daha düşük,

intihar eğilimi daha fazla.

Bugün dünyada en çok psikolojik çöküş yaşayan ülkelere bakın:
Hepsinin ortak özelliği aile bağlarının zayıf olmasıdır.

Yani bireycilik mutluluk değil, ruhsal çöküş üretir.

3. Ailenin Çöküşü: Bir Toplumsal Deprem

Sosyolojik teoriye göre devletin ve milletin ayakta kalmasını sağlayan üç yapı vardır:

1. Ahlaki yapı

2. Kültürel yapı

3. Aile yapısı

Bu üçünden herhangi biri çökerse medeniyet çürür.
Bugün modern kültür tarafından en çok saldırıya uğrayan yapı hangisidir?

👉 Aile.

Aile yıkıldığında:

sadakat kaybolur,

güven biter,

ilgi azalır,

bireyler yalnızlaşır,

çocuklar travmalarla büyür,

toplumda kaos oluşur.

Boşanmaların artması, evlilik yaşının yükselmesi, doğum oranlarının düşmesi sadece demografik bir sorun değildir; medeniyetin köküne vurulan en sert darbedir.

4. Anne: Bir Milletin Vicdanı, Ahlakı ve Neslinin Mimaridir

Tüm sosyologların birleştiği bir nokta vardır:

👉 Toplumsal karakteri kadın şekillendirir; toplumun ruhunu anne büyütür.

Çünkü çocuk, hayata:

merhameti,

sabrı,

paylaşmayı,

sorumluluğu,

sevgiyi,

insanlık değerlerini

önce annesinin dizinin dibinde öğrenir.

Bir toplumun güçlü olmasını sağlayan şey ekonomi değil, teknoloji değil, siyaset değil:

👉 Annelerin ahlâkıdır.

Anneleri güçlü olan milletler:

sadakati bilir,

merhameti bilir,

fedakârlığı bilir,

dayanıklılığı bilir,

insanlığı bilir.

Bugünün anneleri hâlâ sağlamdır.
Hâlâ Türk kültürünün asaletini taşırlar.
Ama yarının anneleri bugünün yozlaşmış kültüründe yetişirse işte o zaman felaket başlar.

5. Eğer Bugün Durmazsak, Yarın Bir Milletin Çöküşünü İzleyeceğiz

Bu manifesto bir uyarıdır.
Çünkü tabu kırıcı cesaretle şunu söylemek zorundayız:

⚠️ Bu gidişat sürdüğü takdirde 20–30 yıl içinde aile kavramı neredeyse yok olacak.
⚠️ Toplum bireyselleşecek, yalnızlaşacak ve duygusal çöküş yaşayacak.
⚠️ Devlet bile ekonomik ve demografik krizle yüzleşecek.
⚠️ İnsan ilişkileri tamamen çıkar ilişkisine dönüşecek.
⚠️ Çocuk doğum oranı kritik seviyeye düşecek.
⚠️ Nesil, karakter ve kimlik kaybı yaşanacak.

Ve o zaman geçmişin sağlam annelerini, güçlü aile bağlarını, sadakati, fedakârlığı, merhameti hatırlamak için çok geç olacak.

Bir millet en büyük bedeli kaybettikten sonra ödeyecektir.

SON SÖZ: Bu Manifesto Bir Çağrıdır

Türk milletinin temeli annedir.
Annelerin temeli ahlaktır.
Ahlakın temeli ise aile yapısıdır.

Bu üçlü zincir kırılırsa millet çöker.
Kırılmasına izin vermeyin.

👉 Kız çocuklarımızı koruyun.
👉 Aileyi güçlendirin.
👉 Kültürün omurgasını yaşatın.
👉 Anne karakterinin kutsallığını muhafaza edin.
👉 “Modernlik” adı altında dayatılan yozlaşmayı reddedin.

Bir millet, anneleri kadar asildir.
Anneleri kadar ahlaklıdır.
Anneleri kadar güçlüdür.

Bu nedenle bu manifesto sadece bir metin değildir:
Bir milletin varoluş çağrısıdır.

18/11/2025

CIA’nın “1959 Kürt raporu” ve bugün!
Yeniçağ’dan Masum Gök’ün haberine göre ABD istihbarat teşkilatı CIA, 1959 yılında Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtleri inceleyen 31 sayfalık gizli bir rapor yazdı.

CIA'nın 1959 yılında yazdığı gizli Kürt raporunda, “Uygun şekilde donatılıp yönetildiklerinde, Kürtler taciz ve gerilla savaşı için büyük bir potansiyele sahiptir” ifadeleri yer aldı.

***

Bu rapor yayınlandıktan iki yıl sonra yani 1961’de, ABD Hükümeti, “Barış Gönüllüleri” adı altında 139 ülkede 200 bin kişinin görev aldığı bir organizasyon başlattı. Resmiyette bu bir kültür-eğitim programıydı. Türkiye’de 1962-1971 yılları arsında 1201 Amerikalı gönüllü çalıştı. Anlaşmaya göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine barış gönüllüleri gönderilmeyecekti ama bu bölgelerde de çalıştılar. Görevliler, resmi olarak İngilizce öğretmeni, toplum kalkınması, çocuk bakımı gibi hizmetlerde bulundu ama Hıristiyanlık propagandası yaptılar. Gönüllülerin ve NATO'daki Amerikan subaylarının bir kısmının Kürtçeyi çok iyi bildikleri, orgeneral Turgut Sunalp tarafından yıllar sonra açıklandı!

Güneydoğu’ya özerklik modelini ise İsmet Paşa'ya ABD adına taşıyan DPT uzmanı Turgut Özal oldu. İsmet Paşa, Güneydoğu için ABD'deki Tennese eyaletinde uygulanan özel bir kalkınma modelini öneren Turgut Özal'a, "Tuğ da verelim mi?" dedi.

ABD, 1965'te yeni Başbakan seçilen Süleyman Demirel'e Türkiye'nin bir Türk-Kürt federasyonuna dönüşüp dönüşemeyeceğini resmen sordu. Demirel, konuyu Genelkurmay'ın gündemine getirdi ve sert tepkiyle karşılandı. Daha sonra aynı konu Kenan Evren ve Turgut Özal'ın önüne de konuldu. Evren, eyalet modeline göçmeyi planladıklarını açıkladı. Özal'ın “federasyonu tartışalım” sözünün arkasında da bu Amerikan planı vardı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay ise Türkiye'nin Amerikan planları ile Kerkük ve Musul'a girmesini kabul etmedi, baskı üzerine istifa etti.

***

AKP iktidarının uyguladığı Ergenekon süreci ve buna paralel olarak "Çözüm Süreci" de ABD'nin federasyon dayatmasının önündeki engelleri kaldırmayı hedef almıştı.

Amerikan Büyükelçisi Pearson da “Erzurum’dan Bağdat’a kadar uzanan bölge tek bir ekonomik bölge olacak” dedi, Barzani’nin İnternet sitesinde, “Bu bölge aynı zamanda tek bir siyasi bölge haline gelecek, TSK bu topraklardan çekilecektir” yorumu yapıldı.

Dönemin Başbakan Ahmet Davutoğlu, Irak ve Suriye temasları sırasında, Mezopotamya Projesi’ni ortaya attı, Abdullah Öcalan da “AKP benim yol haritamdan yararlanıyor. Ben yol haritamda Orta Doğu’daki demokratik çözümleri belirtirken Dicle-Fırat Havzası Demokratik Konfederalizmini önermiştim. Davutoğlu şimdi bunun görüşmelerini yapıyor Irak ve Suriye’yle.” dedi.

***

Sorunun nasıl çözüleceğini ise1989 yılında, İtalya Carabinieri (Jandarma) Genel Komutanı Roberto Jucci, o zaman Roma'da yarbay rütbesiyle askerî ataşe olan emekli tümgeneral Osman Özbek'e, söyledi. Görüşmenin ilgili bölümü şöyleydi:

Roberto Jucci: Ağrı'ya mı atandınız? Çok dikkat etmelisiniz. O bölgede PKK çok etkindir.

Osman Özbek: PKK’nın nerede ne kadar etkin olduğunu bilecek kadar Türkiye ile ilgilisiniz demek…

Roberto Jucci: Bilgim şuradan geliyor: Bizde her Salı günü İtalya Millî Güvenlik Kurulu toplanır, ben de görevimden dolayı bu toplantılara katılırım. Toplantılarda Türkiye konusu da beş dakika konuşulur. Bu beş dakikanın üç-dört dakikasında uzmanlar PKK eylemleri hakkında bilgi verir.

Osman Özbek: Peki sayın komutan, Türkiye bu mücadeleye 1984’te başladı. Beş yıl oldu, henüz terörü sona erdiremedik. Sizin böyle bir sorununuz olsa ne yapardınız?

Roberto Jucci: Osman Bey, bizdeki verilere göre PKK bir ABD projesidir. Türkiye, İtalya gibi bir NATO üyesi olduğuna göre bu sorunu ABD ile görüşerek çözebilir. Örgütün arkasında ABD olduğu ve bunu yok saydığınız sürece terörü bitiremezsiniz…

***

PKK, AKP iktidarının Suriye politikası sayesinde Suriye'nin kuzeyinde ABD desteğiyle 100 bin kişilik ordu haline geldi!

Türkiye, ABD’yi bu işin peşini bırakmaya mecbur etmedikçe, sorunun çözümü mümkün değildir.

Bu itibarla, PKK’nın taleplerini Meclis’e taşıyanların, şehit analarına “haddini bil” demeye hakkı yoktur.

15/11/2025

Yıl 2005
Türkiye ile bir alakası olmayan John Perkins kitabında anlatıyor;
"-Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız.
Sonra onlara arabalarımızı satarız. Sonra bankalarını satın alırız.
O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız.
Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle.
O ülkeye dünya bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız ayarlanan kredi "ASLA" o ülkenin hazinesine gitmez.
O ülkede 'proje' yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer.
Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton.
Bizim şirketlerimiz kazanır o ülkedeki birileri de nemalandırılır.
Toplum bu düzenekten hiç birşey kazanmaz.
Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur.
Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkansızdır.
Plan böyle işler...
Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki;
"Bize büyük borcunuz var ödeyemiyorsunuz.
O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Millletler de bizim için oy verin!
Elektrik su kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin!
Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın..."
Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz. Bu, ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir..."
Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları
John Perkins

Rahmetli Kaşif Kozinoğlu'nu 18 ay yakından tanıma şansına sahibim.Ben,1978-1980 arası Eğridir Komando Okulunda asteğmen ...
15/11/2025

Rahmetli Kaşif Kozinoğlu'nu 18 ay yakından tanıma şansına sahibim.Ben,1978-1980 arası Eğridir Komando Okulunda asteğmen olarak görev yaparken o da yeni üsteğmenliğe terfi etmişti.Ben Komando Okul Komutanı rahmetli Tuğgeneral Aşir Özözer'in emir subayı idim..Aşir Paşa da büyük bir Türk miliyetçisi idi.Bana," Benimle görüşmek isteyen subaylara terfi sırasına göre randevu verelim,ama Kaşif üsteğmen bundan muaftır.Kendisi benle görüşmek istediğinde içerde rütbesi yüksek subaylar da olsa onu bekletme,derhal içeri al" diye tembihlerdi.Aşir Paşa'ma,Kaşif Üsteğmene olan bu özel ayrıcalığın sebebini sorduğumda ise,"Oğlum o,TSK'nın gözbebeğidir.Medarı iftiharımızdır..1978 de,ABD de yapılan NATO üyesi ülkelerin orduları arasındaki ferdi müsabakalarda
Kaşif Üsteğmen 12 branşta dünya şampiyonu olmuştur"demişti..Bu 12 branş arasında dağcılık,paraşütcülük,keskin nişancılık,yakın döğüş,maraton,sabotaj..vs gibi normal bir sporcunun en fazla bir tanesi ile meşgul olabileceği branşlar vardı..Kaşif Üsteğmen dünyaca tescilli bu olağanüstü başarısı ile subaylık hayatının daha ilk yıllarında TSK içinde efsane olmuştu..Biz yedek subaylar ya da diğer subaylar mesai bitimi subay gazinosunda vakit geçirirken o ve ekibindeki 12-13 kişilik subay-astsubay,gündüz mesaisi dışında kar kış demeden geceleri bile spor yapar,dağ bayır koşarlardı..Kaşif Üsteğmen,Komando Okulunda herhangi bir tabura,alaya bağlı değildi..Aşir Paşa'nın ifadesine göre o ve ekibi direk Genel Kurmay Başkanı'na bağlı,Özel Harp Daire'sinin özel birliği imiş..Zaten daimi olarak Eğridir Komando Okulunda olmazlardı.Arada bir gözden kaybolurlardı..
Askerlik sonrası ona,1990 larda,Ankara'da tesadüf ettim,binbaşı olmuştu.Kendisi gibi efsane subay olan Korkut Ekenle birlikte Gölbaşı'ndaki polis harekat merkezinde polislerimize komando eğitimi veriyorlardı.Nitekim o tarihte PKK terörünün bititilmesinde,Kaşif Kozinoğlu'nun,Korkut Eken'le birlikte bu merkezde 6 aylık devreler halinde yetiştirdiği 28 bin komando polisimizin büyük başarısı vardır..Bilahare MİT'e geçti.Kontrterör Bölümü Başkanı oldu..Orta Asya Sorumlusu oldu.Nahcivan'daki TSK ya bağlı Harp Akademisinde kardeş Türk Cumhuriyeti subaylarına eğitim verdi..Afganistan'da bulundu..Azerbaycan'da rahmetli Elçibeye,Çeçenistan'da Cevher Dudayev'e,Bosna'da Aliya İzzetbegoviç'e askeri danışman oldu ki;Yetiştirdiği Bosnalı müslüman mücahitler Sırplara meydanı dar ettiler!
Kişilik olarak onurlu,mert,korkusuz ve başeğmez bir kişiliği vardır..Fikir olarak,en az bizim kadar TÜRKÇÜ,TURANCI ve ÜLKÜCÜDÜR!Savaşmaktan zevk alan gerçek bir kahramandır..Güney doğuda,Kuzey Irak'ta,PKK ye karşı,Azerbaycan'da ermenilere karşı,Bosna'da Sırplara karşı birliğinin başında savaşmıştır.İki kez yaralanmıştır.İki kez gazi olmuştur.Yaptığı hizmetler sebeniyle TBMM tarafından iki kez üstün hizmet madalyası verilmiştir.Ayrıca 12 devlet başkanından özel nişan almıştır..Üstün başarılarla geçen bütün hayatı boyunca bu aziz vatana,Türk dünyasına ve meftunu bulunduğu büyük Türk Milletine can siperane hizmet etmiştir.Kahpece tertiplenen şehadeti ile varlığını Türk varlığına armağan etmiştir.
Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun..
Mehmet ÖZCAN

Address

Molla Gürani Mahallesi Oğuzhan Caddesi 19/3 Fındıkzade/Fatih
Istanbul
34093

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when 21. YY. Türkiye Enstitüsü İstanbul posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to 21. YY. Türkiye Enstitüsü İstanbul:

Share