23/05/2026
. MASONLUK (2)
. 📖Süleyman Yeşilyurt'un kitabında yer alan önsöz yazısı:
1965 sonbaharında okulların açılmasına çok az bir zaman kala genel seçimler yapılmış ve İzmir'de misafiri olduğum arkadaşımın yakınlarıyla birlikte, radyodan seçim sonuçlarını dinlemekteydim. Ben taşradan misafireten gelmiş olmam nedeniyle, bir hayli şımarık olan kolejli genç grubun arasında kendimi oldukça rahatsız. hissediyordum. Konak'taki ünlü Atıf gazinosunun bahçesinde otururken, yan masadaki genç gruptan bir alkış fırtınası kopunca ne olduğunu anlamaya çalıştığım anda, oradakiler hareketleriyle her şeyi belli ediverdiler. Adalet Partisi, Halk Partisine karşı ezici bir üstünlük sağlamış ve Demirel de başbakan olmuştu. O günlerde bu duruma, eski Demokrat Partili bir ailenin çocuğu olmam nedeniyle, bende çok sevinmiştim. 1960 ihtilalinin kalıntıları bitecek ve Türk Milliyeçileri İdarede söz sahibi olacaklar diye, heyecandan ağlamıştım bile..
Ancak yanımda oturan çocukluk arkadaşım, ne oluyorsun karşımızda seçim sonuçlarım alkışlayanların hepsi Yahudi çocukları deyince oldukça şaşırdım. Kendi kendime hayır olmaz, olamaz bir Yahudi, seçimle iş başına gelmiş, milliyetçi bir iktidarı ve onun başbakanını asla alkışlamaz demekteydim.
Ne var ki, onların bu alkış tufanını görünce, sevgili arkadaşım o gruptan tanıdığı bir Yahudi gencini yanımıza çağırarak, merakımı gidermekte gecikmedi...
Albert Mussanif adlı bu Yahudi çocuğuna, sizler bizim iktidarımıza neden sevgi tezahüründe bulunuyorsunuz diye sorular yönelttiğimde, aldığım cevap beni fazlasıyla üzmeye yeterli olmuştu. Yahudi genci bu iktidar bize daha yakın, üstelik yeni başbakan bizim locadan, yani "mason" deyince, inanamayıp ona sert sitemler yağdırmaya başlamıştım.
Albert Mussanif bana, şu sözlerimi unutma; bu iktidar hiçbir zaman Demokrat Parti'nin devamı değil Yeni başbakan da Yahudilere Adnan Menderes gibi sırt çevirmeyecek, yani dünya görüşü bize çok yakın diyordu...
Albert Mussanife kızarak, ispatla o zaman bunları, ispatlayamazsan, sen yalancı ve müfterinin tekisin diye bağırıp hiddetlenmeye başlamıştım. Yahudi genci bana, kızmana hiç gerek yok birkaç yıl sonra on beşinci sayfa, kırk üçüncü sıra, kırk sekiz matrükül sayılı bilgi locasının mason biraderinin kim olduğunu öğrendiğinde, beni hatırlayacaksın demişti.
Oradan ayrıldığımda bu Yahudi'ye inanmadığım gibi, bunlar sahte alkışlarla Türkiye'miz de kışkırtıcılık yapıp, Yahudilerin kandırma metodu olan ünlü talmud yasasını uyguluyorlar diye düşünmekteydim. Benim o genç yaştaki düşüncelerime göre, Isparta'nın fakir bir köyünde dünyaya gelip hayatı zorluklar içerisinde geçen bir başbakan, asla mason olmaz, olamaz ve siyonizme hizmet edemezdi...
Aslında o yıllarda Türkçü düşüncelerim yeni filizlenmeye başladığından, liberal iktidarın liberal başbakanı'nı İsmet Paşa'nın Halk Partisi'nden daha olumlu görüyordum. Üstelik hayatının her gününde Türk Milliyetçiliği sevdalarıyla yanıp tutuşan, benim gibi bir görüşün sahibi, henüz on altı yaşında da olsa, bir Yahudi'nin Türk büyükleri hakkındaki yalanlarına asla inanmazdı...
Ancak aradan birkaç yıl geçtikten sonra, bizlere Türk Milliyetçiliğini öğreten büyüklerimiz, Demirel "mason" bu hükümette de "mason" bakanlar var demekteydiler.
Bu sözler çok sevdiğim büyüklerimin ağzından da çıksa, Inanmıyor ve içimden koca, koca adamlar şayla üretiyorlar demekten kendimi alamıyordum.
İlk gençlik yıllarımızda elimize biraz harçlık geçince, yaz aylarında arkadaşlarla İstanbul'a gitmeyi Itiyat haline getirmiştik. Bu durumumuza macera veya gençlik sergüzeştçiligi de denilebilir.
1967 yazında sekiz-on kişilik arkadaş grubuyla birlikte İstanbul'a gittiğimizde, daha önceleri İzmir'de misafiri olduğum arkadaşın da yanımızdaydı. Hepimiz Türkçü düşüncelerin sahibi ve üniter devletin vazgeçilmez savunucularıydık
Bir akşam üzeri çeşitli siyasi konular üzerinde tartışırken, sevgili arkadaşım bana, senin İzmir'de tartıştığın Yahudi Albert Mussanif ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti! Üstelik babası hatırı bir işadamı deyince, kafamda şimşekler çakmaya başladı. Arkadaşıma git hemen Mussanif'i gör ve bize söz verdiği Türk masonların listesini al demiştim. Beraber olduğumuz diğer arkadaşlar derin bir kahkaha atarak, bir Yahudi'den belge almanın bu kadar kolay olacağını mı sanıyorsun diyerek, bana karşı alaycı sözler sarf etmeye başladılar. Üstelik beş gündür İstanbul'daydık, paramız azaldığı için dönmek zorunda olduğumuzu da biliyorduk. Arkadaşlarıma siz merak etmeyin, ben parayı bulacağım deyince, hepsi sevinç çığlıkları atmaya başladılar. O günlerde memleketimizden İstanbul'a taşınan Millet Partisi'nin kurucularından, Türkçülük ve Turan ideallerinin büyük savunucusu, çok yakından tanıdığım değerli hukukçu Yılmaz Ataksor Bey beni karşısında görünce, sen ne kadar da büyümüşsün deyip, bana sevgi ve şefkatini gösterdi. Kurt politikacı tedirgin halimden şüphelenip, yoksa bir sıkıntın mı var deyince, ben cevap vermezken, Beyazıt semtindeki görkemli bürosunun penceresinden dışarıya bakarak, anlaşıldı arkadaşların aşağıda onları da al getir diyerek, hüznümü sevince dönüştürüyordu.
Ben ve arkadaşlarıma kalacak yer gösterip, bütün masraflarımızı karşılayan bu değerli büyüğümü ömrümce saygıyla yad etmeyi hiç unutmadım ve unutamam. O yıllarda serde gençlik olduğundan, insanın gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Arkadaşlar arasında karar almıştık, ne pahasına olursa olsun, Türk Masonların listesinin bir kopyesini elde edecektik.
Edindiğimiz bilgilerin ışığında önemli masonların evinde, localara üye olan biraderlerin fotoğraflı listesi bulunmataydı. Yahudi Mussanif'le yakın irtibata geçen arkadaşım, İzmir'den tanışmalarının verdiği samimiyetle gruptaki diğer arkadaşlarımın da katkısıyla, Türk Masonların localara üye oldukları fotoğraflı belgelerin kopyasını nihayet elde etmişlerdi. O günü hiç unutamam, tarih 8 Eylül 1967, ben arkadaşlarımı Beyoğlu Yeşilçam sokaktaki ünlü Emek Sineması'nın müdüriyetinde bekliyordum. Onlarla gitmeyişimin tek nedeni, Yahudi Mussanif'in beni istemeyişi ve fikirlerimden hoşlanmayışı idi. Sevgili dava arkadaşlarım, az ilerdeki Ermeni asıllı sinema sanatçısı Faik Coşkun'un pastanesinde, Yahudi Albert Mussanif'le buluşacaklardı. Onların buluşma ve görüşmelerindeki zaman, bana yıllar kadar uzun gelmişti. Nihayet aradan geçen zaman süreci içerisinde, işlem tamamlanmıştı. Beyoğlu İstiklal Caddesinden bir otomobile binerek Eminönü'ne, oradan da vapurla Kadıköy'e geçtik. Aramızdaki grupta yazan çizen yalnız ben olduğumdan, arkadaşlarım oy birliğiyle belgelerin bende kalmasına karar verdiler. Geceyi o günlerin verdiği ilk gençlik heyecanıyla Rıhtım Caddesindeki ünlü Beşel Restoranda doyasıya kutlarken, Türk Masonların bizleri hayrete düşüren resimlerine hüzünle bakıyor ve kahroluyorduk. Demirel'in bilgi locasının on beşinci sayfasındaki masonluğa kayıtlı belgesini görünce, İzmir'de tartıştığım İsrail asıllı Yahudi Mussanif'e inanmak istemesem de, elimdeki ibret vesikasına bakarak göz yaşlarımı tutamıyordum.
1948 yılında kurulan küçük devlet İsrail'le bağlantılı mason localarına kimler üye olmamışlar ki, şaşmamak elde değil!..
Çocukluk hayallerimizi süsleyen Çalıkuşu romanın yazarı Reşat Nuri Güntekin, sosyalist yazar Nadir Nadi, İstanbul'un tanınmış Valisi Fahrettin Kerim Gökay ve dünün başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı Demirel, hep bu localara resmi kayıt yaptırıp, mahfilden geçmişler.
Osmanlıdan sonra, birinci Meclis'te katıksız bir Türkiye Cumhuriyeti kuran asıl Türk Milletinden; mason localarına üye olarak, Yahudilere hizmet eden yetkililerin gerçekleri gizlemeleri alçaklığın ta kendisidir. Bugün Türk Milliyetçilerinin öz evlatları devlet ricalinde gönüllerindeki mevkilere yükselemiyorlarsa, bunun tek sebebi mason localarına üye olmayışlarındandır. Sevgili devletliler, sizler küçük devlet İsrail'in uzantısı olan "mason" mahfillerinde diz çökerek hiç beklemediğiniz yüksek mevkilere ulaştınız. Ancak bu eserde açıklayacağım gizli localara kayıtlı matrükül belgelerinizle, Türk Milleti'nin gözünde ve gönlünde ebediyen küçüleceksiniz. Asil Türk Milleti'nin manevi değerlerini, şahsi ihtiraslarınız uğruna, Siyonizm'in maddeci dünyasına esir ettiğiniz için, tarih sizleri asla affetmeyecektir.