13/08/2026
SİYASETİN VASATLIĞI, FİKRİN YOKSUNLUĞUDUR
Türkiye’de siyaset, uzun erimli bir ülke ve devlet görüşü ortaya koymak yerine; günü kurtaran sözlere, kişisel çıkarlara ve dar çevre hesaplarına sıkışmış durumda.
Daha acısı, kendisini Türkçü olarak tanımlayan kimi yapıların da bu kısırlıktan kurtulamamasıdır.
Türkçülük; birkaç söz kalıbını yinelemek, bozkurt işareti yapmak, sosyal medyada coşkulu sözler söylemek ya da geçmişin büyük adlarını anmak değildir.
Türkçülük bir yaşayış ve devlet görüşüdür.
Eğitimden ekonomiye, bilimden tekniğe, kültürden dış ilişkilere, aileden gençliğe kadar her alanda Türk milletinin geleceğini gözeten sağlam bir düşünce, çalışma düzeni ve yetişmiş bir kadro ortaya koymayı gerektirir.
Bugün ise kimi Türkçülüğü bir kimlik kartına, kimi bir siyasal alışveriş aracına, kimi de kendini öne çıkarma yoluna çevirmiş durumda.
Kimi makam peşinde, kimi san peşinde, kimi izleyici sayısı peşinde…
Ama Türk milletinin geleceği için düşünce üreten, bilgili insanlar yetiştiren, yol gösteren bir devlet görüşü ortaya koyan kaç kişi var?
Bu sözler herhangi bir partiye ya da kişiye düşmanlık değildir.
Tam tersine, Türk milletinin geleceğini gerçekten önemsiyorsak kendi çevremizdeki yanlışları da söyleyebilmeliyiz.
Çünkü Türkçülük alkış bekleyen bir bağlılık değil, sorumluluk isteyen bir ülküdür.
Türkiye’nin gereksinimi daha fazla tabela, daha fazla dernek, daha fazla parti ve daha fazla slogan değildir.
Gereksinimimiz;
düşüncesi olan,
bilgisi olan,
yetişmiş insan gücü olan,
ahlakı olan
ve Türkiye’nin yarını için sözü olan bir ulusal iradedir.
Kısırlığı kutsayarak büyük ulus olunmaz.
Türk ulusu büyük bir tarih birikimine sahiptir.
O birikime yaraşır olmak, geçmişle övünmekten çok yarını kuracak gücü ve yüreği göstermekle mümkündür.
Artık birbirimizi kandırmayı bırakalım.
Türkçülük savında olan herkes kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Ben Türk ulusunun geleceği için gerçekten ne üretiyorum?”
Bu sorunun yanıtı yoksa geriye yalnızca söz kalır.