06/05/2026
Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “İBB’de 550 terörist var” ifadesi nedeniyle açılan İBB işçilerine hakaret davasında, Soylu’nun avukatları müvekkillerinin söz konusu ifadelerinin, düşünce özgürlüğü ve siyasi söylem kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur.
Süleyman Soylu’nun siyasi bir söz olarak nitelendirdiği bu ifadelerin ardından son 4 yılda çok sayıda İBB işçisi güvenlik soruşturması gerekçe gösterilerek işten çıkarılmıştır.
İlk olarak belirtilmelidir ki işten çıkarılan işçilerin büyük bir çoğunluğu iş mahkemelerinde işe iade kararı almış olmalarına rağmen, İBB bürokratları tarafından bu işçilerin işe iade işlemleri gerçekleştirilmemiştir.
Peki nedir bu güvenlik soruşturması? 7315 sayılı Kanun kapsamında kamu idarelerine ilk girişlerde, işin mahiyetine göre Emniyet Genel Müdürlüğü veya MİT tarafından toplanan veriler ilgili kurumlara iletilmektedir. Bu verilerle ilgili olarak nihai karar verme yetkisi, yani kişinin adli sicil ve arşiv kaydının yapılan iş açısından bir güvenlik riski içerip içermediğinin değerlendirilmesi ise işçiyi işe alan kurumlara aittir. Burada, güvenlik soruşturması kapsamında, ilgili güvenlik birimleri, sadece mevcut kayıtları, işe alım yapacak kuruma iletmekle yükümlüdür.
Halihazırda çalışmaya devam eden işçiler açısından ise masumiyet karinesi gereği, bir mahkeme kararı olmadıkça, güvenlik soruşturması gerekçesi ile işten çıkarma yapılması hukuka aykırı bulunmaktadır. Tıpkı, gerçekten de güvenlik soruşturması kapsamında bir suçla yargılanmasına rağmen sayın Mahir Polat'ın görevine başlaması ya da haklarında hukuksuz davalar açılmış olan ve şu anda da görevlerine devam etmekte olan pek çok İBB bürokratı gibi...
Konumuz açısından ise işe alma ve işten çıkarma yetkisi bu süreçte sadece İBB’ye ait bulunmaktadır.
1) İBB gelen güvenlik soruşturması kayıtlarına göre işe alım yapabilir veya yapmaz. Bu kendi tasarrufundadır.
2) Çalışan işçiler açısından ise bir mahkeme kararı olmadıkça, keyfi olarak işten çıkarma yapılması, sadece masumiyet karinesinin değil aynı zamanda Anayasal bir hak olan çalışma hakkının da engellenmesi demektir.
3) Unutulmamalıdır ki İBB ve iştirak şirketleri, çalışan sayısının %2'si oranında eski hükümlü çalıştırmak zorundadır. Hem eski hükümlü çalıştırmak zorunda olup hem de sabıka kaydı var hatta gözaltısı var diye işçiyi işten çıkarmak ne hukuken ne de ahlaki açıdan savunulabilir bir yaklaşım değildir.
Örnekler verelim;
1) Uzun süredir Ağaç A.Ş.’de görev yapan bir kadın emekçi, yıllar önce sahibi olduğu bir işletmede çekin karşılıksız çıkması gerekçe gösterilerek “artık İstanbul’un parklarını ve bahçelerini temizleyemezsin” denilerek işten çıkarılmıştır...
2) Yine Ağaç A.Ş.de çalışan bir işçi, 1996 1 Mayısın'da 3 ay tutuklu kaldığı için (merak edenler için yazalım, sonra beraat etmiştir), “artık İstanbul’un parklarını ve bahçelerini temizleyemezsin!" denilerek işten çıkarılmıştır...
3) Yine uzun süredir İBB bünyesinde çalışan bir işçi, Gezi döneminde gözaltına alındığı için işten çıkarılmış, ancak ise iade davasını kazanmasına rağmen geri işbaşı yaptırılmamıştır.
4) Bir başka örnekte ise mensubu olduğu ve şu an Meclis’te temsil edilen bir parti ile basın açıklamasına katılıp gözaltına alınan bir işçi de “artık İsfalt’ta kaldırım döşeyemezsin” denilerek işinden çıkarılmıştır.
İBB bürokratlarına bu süreç sorulduğunda, valilikten, Emniyet’ten ve İçişleri Bakanlığı’ndan gelen talepler ve “bunu yapmazsak zor durumda kalırız” şeklindeki gerekçeler öne sürülmektedir. Oysa ki Valilikten gelen güvenlik soruşturması yazılarında, bu işçi çalışamaz, ise alınamaz, işten çıkarılması gerekir vb. bir not yer almamaktadır.
Bu konuda, bir kez daha belirtilmelidir ki güvenlik soruşturmaları nedeniyle işine son verilen işçilerin açtığı ve kazandığı işe iade davalarına rağmen bu işçiler işlerine geri alınmamaktadır.
Bu durum, İBB bürokratlarının süreçteki gerçek niyetini de net şekilde ortaya koymaktadır.
İşten çıkarma sürecinde yalnızca bilgi toplama ve bu bilgileri iletme görevi olan İçişleri Bakanlığı ve valiliğin baskısından bahsedilirken, iş mahkemesini kazanmasına rağmen işçilerin işe alınmamasıyla birlikte bu sürecin fiilen keyfi ve hukuksuz şekilde yönetildiği de ortaya çıkmaktadır.
Kamuoyunda “burada bizim bir kabahatimiz yok, hükümet ve İçişleri Bakanlığı baskı yapıyor” algısını topluma dayatan İBB bürokratları, bugün aynı algıyı kullanarak güvenlik soruşturmalarını, tamamen keyfi şekilde çalışmak istemedikleri işçileri işten çıkarma mekanizmasına dönüştürmektedir.
Biliyoruz ki bu sorun direniş ve dayanışma ile çözülebilecektir.