Mutlu Günler

Mutlu Günler Mutlu Huzurlu günler sizinle olsun

Sitede yayımlanan Köşe Yazıları ve Yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir. İzinsiz ve kaynak belirtilmeksizin kopyalama ve kullanımı yapılamaz.

Kocam dört kişilik ailemizi başka bir kadın yüzünden terk etti—üç yıl sonra onlarla tekrar karşılaştım ve bu mükemmel bi...
14/08/2026

Kocam dört kişilik ailemizi başka bir kadın yüzünden terk etti—üç yıl sonra onlarla tekrar karşılaştım ve bu mükemmel bir şekilde tatmin ediciydi.

On dört yıllık evlilik. İki çocuk. Kusursuz sandığım bir hayat. Meğer her şey bir anda yerle bir olabiliyormuş.

Her şey, bir akşam kocamın kapıdan içeri yalnız değil, yanında başka bir kadınla girmesiyle başladı. Uzun boylu, dikkat çekici, yüzünde küçümseyici bir gülümseme olan bir kadındı. Mutfakta yemek yaparken topuk seslerini duydum. Kadın beni baştan aşağı süzüp alaycı bir şekilde konuştu. Donup kaldım.

Ardından kocam hiçbir şey olmamış gibi boşanmak istediğini söyledi. Çocukları, kurduğumuz hayatı sorduğumda omuz silkti. Para göndereceğini söyledi ama evi yeni sevgilisine bırakacağını da ekledi. O an dünyam başıma yıkıldı.

O gece çocuklarımı alıp evi terk ettim. Boşandık. Evi satıp daha küçük bir eve taşındık ve hayatı yeniden kurmaya çalıştım. Başta çocuklar için biraz para gönderdi, ama bir süre sonra onu da kesti. Çocuklarını iki yıldan fazla görmedi. Sadece beni değil, onları da terk etti.

Aradan üç yıl geçti. Bir gün marketten dönerken tesadüfen onu ve birlikte olduğu kadını gördüm. İçim bir an buz kesti. Ama yaklaştıkça şunu fark ettim: Hayatta gerçekten adalet diye bir şey vardı. Adalet yerini bulmuştu.

Heyecandan hemen annemi aradım:
“Anne, buna inanamayacaksın!”
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

O'l umün üç ay önceden başladığını biliyor muydunuz? İş'te o belirtiler .(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)
14/08/2026

O'l umün üç ay önceden başladığını biliyor muydunuz? İş'te o belirtiler .
(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)

Son Dileği Yalnız o' lmemekti... Bu Yüzden O'lmek Üzere Olan Kemal'le Evlendim. Ancak Cenazesinden Sonra Gelen Avukat Ba...
14/08/2026

Son Dileği Yalnız o' lmemekti... Bu Yüzden O'lmek Üzere Olan Kemal'le Evlendim. Ancak Cenazesinden Sonra Gelen Avukat Bana Verdiği Mektupla Her Şeyi Değiştirdi. İkinci Satırı Okuduğum Anda Nefesim Kesildi...
Haftada üç gün gönüllü olarak evde bakım hizmetlerinde çalışıyor, yalnız yaşayan hasta insanlara yardımcı oluyordum.
Bir süre önce bakımını üstlendiğim hastalardan biri Kemal'di.
Daha kırklı yaşlarındaydı ama dördüncü evre kanser nedeniyle yaşamının son dönemindeydi. Onu ziyaret eden tek bir yakını bile yoktu.
Yemek yapıyor, ev işlerine yardım ediyor ve çoğu zaman birlikte çay içerek sohbet ediyorduk. Günler geçtikçe aramızda güçlü bir yakınlık oluştu.
Bir gün bana beklemediğim bir teklifte bulundu.
"Benimle evlen. Ölmeden önce yalnız olmadığımı hissederek gözlerimi kapatmak istiyorum."
Ne cevap vereceğimi bilemedim.
Onu kısa süredir tanıyor olmama rağmen bu isteğini geri çeviremedim.
Ertesi gün, yalnızca ikimizin bulunduğu sade bir nikâhla evlendik. Ne gösterişli bir tören vardı ne de davetliler... Ama Kemal'in mutluluğu her şeye değerdi.
Ne yazık ki sadece on gün yaşayabildi.
Cenazeden sonra evime döndüğümde kapımı bir avukat çaldı.
Elime mühürlü bir zarf vererek, "Kemal bunun bugün açılmasını istedi. Gerçekte kim olduğunu artık öğrenme zamanı." dedi.
Titreyerek mektubu açtım.
İlk satırda şu yazıyordu:
"Seni ilk gördüğüm gün tanımadım. Çünkü seni zaten yıllardır tanıyordum."
İkinci satırı okur okumaz gözlerim karardı ve o anda, Kemal'in ölümünden çok daha büyük bir gerçekle yüzleşeceğimi anladım...
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

**Kızım, doğurduğu üçüz kızlarını hastanede bırakıp yeni bir hayat seçti... Tam yirmi yıl sonra geri döndüğünde ise toru...
14/08/2026

**Kızım, doğurduğu üçüz kızlarını hastanede bırakıp yeni bir hayat seçti... Tam yirmi yıl sonra geri döndüğünde ise torunlarımın söyledikleri değil, yaptıkları şey hepimizin hayatını ikiye böldü.**

Kızım **Elif'i** canımdan çok severdim.

Üçüz torunlarım dünyaya geldiğinde, hayatımın en mutlu gününü yaşadığımı sanıyordum.

Ama Elif bebeklerine yalnızca kısa bir bakış attı.

Sonra bana dönerek,

"Yapamam baba." dedi.

Onu sakinleştirmeye çalıştım.

Fakat Elif,

"Üç çocuk bütün geleceğimi bitirir. Daha 22 yaşındayım. Kendime yeni bir hayat kurabilirim." dedi.

Ardından çantasını aldı.

Sabah olmadan hastaneden ayrıldı.

O gün 61 yaşında, yalnız yaşayan bir emekliydim.

Maaşım çok azdı.

Ama **Rüya, Merve ve Zeynep'i** asla yalnız bırakmadım.

Onları sevgiyle büyüttüm.

Yıllar boyunca elimizdekini bölüştük.

Bir gün küçük Merve bana, "Dede... Biz fakir miyiz?" diye sorduğunda gözlerimi kaçırmak zorunda kalmıştım.

Derken yirmi yıl geçti.

Kapımıza birbirinden pahalı hediyeler gelmeye başladı.

Rüya için inci kolye...

Merve için pahalı bir mont...

Zeynep için araba peşinatı...

Ne gönderen belliydi ne de bir not vardı.

Sonunda torunlarım bana gerçeği açıkladı.

"Dedeciğim... Annem bizimle görüşüyor."

Bunu duyunca dünyam başıma yıkıldı.

Elif geri dönmüştü.

Ama bana ulaşmayı bile düşünmemişti.

Onu yemeğe çağırdım.

İki saat geç geldi.

"Kızlarımla yeniden aile olmak istiyorum." dedi.

"Çünkü herkes neden benimle olmadıklarını soruyor."

Çatalımı masaya bıraktım.

"Yani bütün mesele insanların ne düşündüğü öyle mi?"

Elif omuz silkti.

"Kızların umurunda değil."

Tam o anda üç torunum ayağa kalktı.

Rüya annesine uzun uzun baktı.

"Yanılıyorsun anne."

"Bugün sana söyleyeceklerimiz değil..."

"...göstereceklerimiz var."

Ve birkaç saniye sonra yaşananlar, yirmi yıl boyunca saklanan bütün gerçekleri tek bir gecede ortaya çıkaracak kadar büyük olacaktı. 😞
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

**Uçakta Yanıma Oturan Sekiz Yaşındaki Çocuk İnişe Dakikalar Kala Elime Küçük Bir Oyuncak Araba Sıkıştırdı… İçindeki Kat...
14/08/2026

**Uçakta Yanıma Oturan Sekiz Yaşındaki Çocuk İnişe Dakikalar Kala Elime Küçük Bir Oyuncak Araba Sıkıştırdı… İçindeki Katlanmış Notu Açınca Kabin Amirine Sessizce "Kapıları Açmadan Polisi Çağırın" Demek Zorunda Kaldım.**

Uçakta yerime oturmuş, uçuşun bitmesini bekliyordum.

Yanımda bir çanta, önümde bir dergi, kafamda dönüp duran bir iş toplantısı; sıradan bir dönüş yoluydu.

Sonra yanıma sekiz yaşlarında bir çocuk oturdu. Gözleri meraklı, elleri biraz titrekti.

Gülümseyerek konuşmaya başladım; annesiyle birlikteydiler. Çocuk cebinden küçük bir oyuncak araba çıkardı, gözleri bana bakıp utangaç bir şekilde "bunu alır mısın?" dedi.

Oyuncak yıpranmıştı ama bir şekilde içimde bir şeyleri harekete geçirdi. "Teşekkür ederim" dedim, elime sıkıştırdı; ama tam o anda kenarında katlanmış bir kağıt fark ettim.

Kalbim bir an durdu. Kağıdı açtım.

İçinde kısa, elle yazılmış birkaç kelime vardı:

"Kapıları açmadan önce polisi çağırın."

Cümle küçük harflerle, aceleyle yazılmıştı. Altında ise bir numara ya da şifre yoktu. Sadece o emir.

Bir panik dalgası geçti içimden. Uçağın alçalışa geçtiği o anlarda söylenecek en son kelimeler olabilir miydi bunlar? Yanımdaki çocuk masum görünüyordu. Annesi kitap okuyordu. Etrafımızda uyuyan insanlar, kulaklık takmış gençler, bebek ağlamaları—her şey aynı, ama o kağıt her şeyi değiştirmişti.

Kabin görevlisini çağırıp durumu anlatmak aklıma geldi. Ama bir noktada durdum: notta açıkça "Kapıları açmadan önce polisi çağırın" yazıyordu. Eğer kabin amiri kapıları açmadan önce dışarı çağrılsa, kapı zaten açılmak üzere olabilir. Zaman daralıyordu.

Sessizce kalktım. Kalbim göğsümde çarpıyordu. Yanımdaki çocuğa bakarken, ona bir soru sormadım. Sesi titreyerek kabin amirine doğru yürüdüm.

Onlara yaklaşmak, o birkaç kelimenin anlamını çözmek kadar zordu. Bir yandan mantık devredeydi: belki bir şaka, belki bir yanlış anlama. Ama içimden bir ses bana "çocuk masum görünse de" diyordu.

Kabinde biriyle konuşmak için ideal bir yer yoktu; herkesin gözleri üzerimizde olabilirdi. Bu yüzden kelimelerimi dikkatlice seçtim. "Kapıları açmadan önce polisi aramanızı rica ediyorum" dedim, ama işler düşündüğümden farklı gelişti.

Kabin amiri gözlerimi kısarak bana baktı, sonra çocuklu aileye doğru yürüdü. Anneden birkaç cümle aldıktan sonra yüzü değişti. Derin bir nefes aldı ve bana doğru eğildi: "Bunu sessizce halletmemiz gerek. Kapılar açılmadan kimseyi dışarıya çıkarmamalıyız." diye fısıldadı.

O an, uçaktaki normal rutin bir gerilim sahnesine dönüştü; hosteslerin arkasındaki işaretler, pilotun ekrandaki küçük ışıkları, herkesin fark etmeden değişen duruşları.

Ama asıl sarsıcı olan, kağıdın son satırıydı. Orada, çok küçük harflerle, tek bir kelime daha yazıyordu:

"Onu tanıyorsun."

Bu söz, kabinin içindeki sessizliği bir anda deldi. Ben onu tanıyor muydum? Tanıdığımı düşündüğüm kişiyle aramdaki o mesafe nasıl bir anda bu kadar kapanmıştı?

Uçağın kapıları açıldığında veya açılmadan önce ne olacağı belli değildi. Benim aklımda tek bir soru dönüyordu: Onu gerçekten tanıyor muydum, yoksa bu not beni hedef almak için mi yazılmıştı?

Kapıların arkasında bekleyen cevaplar vardı, ama onlar açılana kadar sadece bir seçim yapabilirdim — sessiz kalmak mı, yoksa gerçeği ortaya dökmek mi?

Ve o an, tüm yolcuların fark etmeden uçaktan inmeden önce verilmesi gereken bir karar duruyordu elimde...
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

Karım 18 Yıl Önce Beni ve Kör İkizlerimi Terk Etmişti, Kapıma Gelip Sunduğu O Korkunç Şartla Kanım Dondu! 😱Ben Murat, 42...
14/08/2026

Karım 18 Yıl Önce Beni ve Kör İkizlerimi Terk Etmişti, Kapıma Gelip Sunduğu O Korkunç Şartla Kanım Dondu! 😱

Ben Murat, 42 yaşındayım ve geçen perşembe olanları hâlâ sindiremiyorum. Tam 18 yıl önce eşim Aylin, şöhret ve oyunculuk hayallerinin peşinden gitmek için beni ve yeni doğan ikizlerimizi bir başımıza bırakıp terk etti. Kızlarımın ikisi de kördü.

Hayat bizim için çok acımasızdı. Uykusuz geceler, parasızlık, çaresizlik... Ama ne pahasına olursa olsun kızlarıma bir gün bile sevgisizliği hissettirmedim. Kendimize ait sıcacık bir dünya kurduk; eski kumaş parçalarından birlikte kıyafetler dikerek o karanlığı güzelliklere dönüştürdük.

Sonra bir gün kapı zili çaldı. Açtığımda karşımdaydı... Aylin.

Evimize sanki bir çöplüğe bakıyormuş gibi iğrenerek süzdü ve bağırdı: "MURAT... HÂLÂ AYNI EZİK ADAM MISIN? HÂLÂ BU KÜMÜSTE Mİ YAŞIYORSUN?"

Şoktan tek kelime edemedim. Gözleri, kızlarımın kendi elleriyle yeni bitirdiği o mütevazı elbiselere takıldı. "Kızlarım için geri döndüm!" diye çıkıştı. Sonra sinsi bir şekilde gülümsedi. "Onlara harika hediyeler getirdim."

Elinde dünyanın en pahalı tasarım kıyafetleri ve deste deste nakit para vardı. Kızlarıma dönüp o sahte, tatlı sesiyle fısıldadı: "KIZLAR, BUNLARIN HEPSİ SİZİN OLABİLİR... AMA KABUL ETMENİZ GEREKEN BİR ŞARTIM VAR!"

Olduğum yerde donakaldım.
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

Sahildeki terk edilmiş bir s'o yunma kabininin içinde plaj havlularına sarılı bulduğum ikiz kız bebekleri evlat edindim....
13/08/2026

Sahildeki terk edilmiş bir s'o yunma kabininin içinde plaj havlularına sarılı bulduğum ikiz kız bebekleri evlat edindim.

On sekizinci yaş günlerinde, aynı o solmuş havluları önüme koyup fısıldadılar:

“Baba… sana gerçeği söylememiz gerek.”

On sekiz yıl önce, hamile nişanlımı toprağa vermiştim.

Otuz altı haftalık hamileydi ve henüz doğmamış kızımız da onunla birlikte hayatını kaybetti.

Aylarca açık sarıya boyamak için uğraştığımız bebek odasında tek başıma durup, çocuğumuzu hiçbir zaman kucağına alamayacak olan beşiğe boş gözlerle baktığımı hâlâ dün gibi hatırlıyorum.

Haftalarca ağzımdan neredeyse tek bir kelime bile çıkmadı.

Çalan hiçbir telefona bakmadım.

Biri tam önüme yemek koymadığı sürece hiçbir şey yemedim.

Sonra en yakın arkadaşım Kaan evime geldi, arabamın arkasına bir spor çantası fırlattı ve şöyle dedi:

“Seni bir gün daha burada bırakırsam, sen de kendi kendini gömeceksin.”

Beni birkaç şehir ötedeki sakin bir sahile götürdü.

Öğleden sonranın büyük kısmını hiç konuşmadan yürüyerek geçirdik.

Güneş ufukta batmaya başlarken, boş soyunma kabinlerinin olduğu tarafa doğru yürüdüm.

İşte tam o anda duydum.

Zayıf bir ağlama sesi.

Ardından bir tane daha.

Sese doğru ilerledim ve kabinlerden birinin perdesini çektim.

Kumların üzerinde yeni doğmuş iki kız bebek yatıyordu.

Biri beyaz bir havluya sarılmıştı.

Diğeri ise açık pembe bir havluya.

Her iki havlunun da kenarlarında minik mavi yelkenli işlemeleri vardı.

Etrafta hiçbir yetişkin yoktu.

Ne bir mektup…

Ne bir açıklama…

Hiçbir şey.

Polis haftalarca aradı ama kimse ortaya çıkmadı.

Kayıp bir anne izine rastlanmadı.

Bebeklere sahip çıkacak tek bir akraba bile bulunamadı.

Bebekleri her gün hastanede ziyaret ettim.

En sonunda bir sosyal hizmet görevlisi yüzüme bakıp sordu:

“Onları evlat edinmeyi hiç düşündünüz mü?”

O minik yüzlerine baktım.

Nişanlımı ve kızımı kaybettiğimden beri ilk kez acıdan başka bir şey hissettim.

Umut hissettim.

On sekiz yıl sonra, Elif ve Ece hayatımın en güzel parçası olmuşlardı.

Onlara bakabilmek için iki işte birden çalıştım.

Tatillerden vazgeçtim.

Hiç pişmanlık duymadan konforumdan ve lükslerimden ödün verdim.

Aynı fedakarlıkları hiç düşünmeden yine yapardım.

Geçen Cuma, onların on sekizinci yaş gününü kutladık.

Fakat o akşamda farklı bir şeyler vardı.

Yemekten sonra sessizce birlikte yukarı çıktılar.

Geri döndüklerinde, ikisinin de elinde onları bulduğum günkü o eski havlulardan biri vardı.

Havluları dikkatlice mutfak masasının üzerine koydular.

Elif uzanıp elimi tuttu.

“Baba…”

Sesi titriyordu.

“Lütfen birazdan göreceğin şey için bizden nefret etme.”

Ece yanaklarındaki gözyaşlarını sildi.

“Senden bir şey saklıyorduk.”

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Titreyen ellerimle ilk havluyu açtım.

İçinden bir şey kayıp masanın üzerine düştü.

Orada ne sakladıklarını gördüğüm an, yüzümdeki bütün renk çekildi...
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

17 yaşındaki oğlum, kanserle mücadele eden kız arkadaşı için saçlarının tamamını kazıttı. Ertesi gün kızın annesi beni a...
13/08/2026

17 yaşındaki oğlum, kanserle mücadele eden kız arkadaşı için saçlarının tamamını kazıttı. Ertesi gün kızın annesi beni arayıp, "Hastaneye gelip oğlunun ne yaptığını kendi gözlerinle görmelisin," dedi.

Oğlum Emre her zaman iyi kalpli bir çocuktu.

Henüz 17 yaşındaydı. Derslerinde başarılıydı, başını belaya sokmazdı ve çevresindeki insanların acısını fark eden ender gençlerden biriydi.

Bir süre önce en yakın arkadaşlarımdan birinin kızı Ece ile sevgili oldular.

Onlar adına çok mutluydum. Birbirlerine gerçekten değer veriyor, bunu davranışlarıyla da her gün gösteriyorlardı.

Sonra birkaç ay önce Ece'ye kanser teşhisi konuldu.

Bir gün üniversite hayalleri kurup hafta sonu planları yaparken, ertesi gün hayatları hastane koridorları, kemoterapi seansları ve tahlil sonuçlarıyla doldu.

Emre yıkılmıştı.

Sevdiği insanın elinden hiçbir şey gelmeden acı çekmesini izlemek ona çok ağır geliyordu.

Ama bir an bile Ece'nin yanından ayrılmadı.

Boş bulduğu her fırsatta hastaneye gitti, sevdiği atıştırmalıkları götürdü, derslerinde yardımcı oldu ve saatlerce onun yanında oturdu.

Tedaviler yüzünden Ece'nin saçları dökülmeye başlayınca, güçlü görünmeye çalıştı ama yaşadığı üzüntüyü herkes fark edebiliyordu.

Sonra bir akşam Emre, saçlarının tamamını kazıtmış halde merdivenlerden aşağı indi.

Şaşkınlık içinde ona baktım.

Bana sadece, Ece'nin güzelliğinin saçlarında olmadığını hissettirmek ve bu mücadelede hiçbir zaman kendini yalnız hissetmemesini sağlamak istediğini söyledi.

Onunla tarifsiz bir gurur duydum.

Bunun hikâyenin en duygusal anı olduğunu sanmıştım.

Ama ertesi öğleden sonra Ece'nin annesi beni aradı.

Daha ben bir şey soramadan, sesi titreyerek sadece şunu söyledi:

"Hemen hastaneye gel... Oğlunun bugün yaptığı şeyi görünce buna inanamayacaksın."
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

Unutmayın ki, eğer her zaman sağ tarafınıza y'a tarak uyuyorsanız, şunlara sahip olmalısınız. Ba'kın bunlar neler..(DE.T...
13/08/2026

Unutmayın ki, eğer her zaman sağ tarafınıza y'a tarak uyuyorsanız, şunlara sahip olmalısınız. Ba'kın bunlar neler..
(DE.TAYLAR İLK YO.RUMDA)

Otobüsteki serseriler, hamile kadına yer vermeyip onunla kahkahalarla alay etti; arka koltuktan usulca kalkan o sessiz o...
13/08/2026

Otobüsteki serseriler, hamile kadına yer vermeyip onunla kahkahalarla alay etti; arka koltuktan usulca kalkan o sessiz olan adamın serserilere uzattığı tek bir kartvizit, üçünün de hayatını o saniye bitirdi. 😲😱

Yağmurlu ve yorucu bir öğlen vakti, tıklım tıklım dolu otobüse 8 aylık hamile olan Selma bindi. Ayakta zor duruyordu. Önündeki koltuklarda oturan ve yüksek sesle yeni başlayacakları elit işleriyle böbürlenen üç gence kibarca "Rica etsem yer verebilir misiniz?" diye sordu.

Serseriler yer vermek yerine, "Hamile kalmadan önce taksi parasını hesaplasaydın, özel aracınla git! Bizim işimiz gücümüz var" diyerek bütün otobüsün ortasında kadınla kahkahalar atarak alay ettiler. Selma utançtan gözyaşlarına boğulup geri çekilirken, o vicdansız serseriler Pazartesi günü ülkenin en büyük holdinginde başlayacakları rüya gibi kariyerlerini anlatıp böbürlenmeye devam etti.

Herkesin bu küstahlığa sessiz kaldığı o an, otobüsün en arkasında kasketiyle sessizce gazetesini okuyan sade giyimli bir adam usulca ayağa kalktı. Hamile kadını güvenle oturttuktan sonra, o üç gencin tam tepesine dikildi. Hiç bağırmadan, ceketinin içinden çıkardığı tek bir kartviziti o küstah gencin cebine iliştirdi ve onlara unutamayacakları bir cümle kurdu.

Adam alaycı bir şekilde kartviziti eline alıp üzerindeki o altın yaldızlı ismi okuduğu saniye... Nefesi kesildi, dizlerinin bağı çözüldü ve rengi kâğıt gibi bembeyaz oldu! Üçünün de o çok güvendikleri hayatları saniyeler içinde yerle bir olmuştu!

Çünkü o kartın üzerinde yazan isim ve dalga geçtikleri o sessiz adamın asıl kimliği...
(DE.VAMI İLK YO.RUMDA)

Address

Mahmutbey Mahallesi 2562 Sok. No:1 Bağcılar
Mahmutbey
34218

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mutlu Günler posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Mutlu Günler:

Shortcuts

Share