ESKİŞEHİR ANADOLU ERENLERİ EĞİTİM KÜLTÜR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEGİ

  • Home
  • Turkey
  • Eskisehir
  • ESKİŞEHİR ANADOLU ERENLERİ EĞİTİM KÜLTÜR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEGİ

ESKİŞEHİR ANADOLU ERENLERİ EĞİTİM KÜLTÜR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEGİ Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from ESKİŞEHİR ANADOLU ERENLERİ EĞİTİM KÜLTÜR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEGİ, Non-Governmental Organization (NGO), Yeni Mahalle Ertuğrul Gazi Caddesi no:55, Eskisehir.

Cem evi binamızın yapımı için yardımlarınızı bekliyoruz
İBAN :TR0 90004 6003 2288 8000 1960 17

USD $ TR56 0004 6003 2200 1000 2918 71

EUR € TR76 0004 6003 2203 6000 2918 73

Hak Muhammed Ali Yolu
iyilik iyidir.

02/03/2026
Eskişehir Anadolu Erenleri Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğimizin Başkanı Burhan Çelik ve yönetimimizin say...
27/02/2026

Eskişehir Anadolu Erenleri Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğimizin Başkanı Burhan Çelik ve yönetimimizin saygıdeğer emektarları ile Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Başkanı Sayın Ahmet Ataç’a ziyarette bulunduk. Bize ayırmış oldukları kıymetli zamanları ve misafirperverlikleri için kendilerine bir kez daha teşekkür ederiz. 🙏🏻

Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanımız Sayın Ufuk Uysal,yönetim kurulu üyeleri ve Eskişehir’de bulun...
19/02/2026

Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanımız Sayın Ufuk Uysal,yönetim kurulu üyeleri ve Eskişehir’de bulunan 34 Alevi-Bektaşi köy derneği ile birlikte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Anıtkabir’deki kabrine ziyarette bulunduk. Manevi birliğimiz için emeği geçen herkese minnettarlığımızı sunarız. 🙏🏻

kehf suresi (60) Bir vakit Mûsâ genç adamına, “Ta iki denizin birleştiği yere varmadıkça yahut (bu yolda) senelerce yürü...
12/02/2026

kehf suresi (60)
Bir vakit Mûsâ genç adamına, “Ta iki denizin birleştiği yere varmadıkça yahut (bu yolda) senelerce yürümedikçe durup dinlenmeyeceğim” demişti.
kehf suresi ﴾61﴿
Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını (yoklamayı) unuttular. Balık denizde yolunu tutup gitmişti.

Tefsir
Farklı görüşler bulunmakla beraber müfessirlerin çoğuna göre, kıssada geçen Mûsâ’dan maksat, İsrâiloğulları’na peygamber olarak gönderilmiş ve kendisine Tevrat verilmiş olan Hz. Mûsâ’dır (bilgi için bk. Bakara 2/51 vd.). Delikanlının da Hz. Yûsuf’un torunlarından Yûşâ b. Nûn olup Hz. Mûsâ’nın kız kardeşinin oğlu olduğu rivayet edilir. Uzun süre Hz. Mûsâ’nın hizmetinde bulunmuş, ondan ilim almış ve onun vefatından sonra yine bir peygamber olarak İsrâiloğulları’nın yönetimini üslenmiştir. Bazı kaynaklarda yüz on (veya yüz yirmi) sene yaşadığı ve Hz. Mûsâ’dan sonra yirmi yedi (veya yirmi dokuz) sene İsrâiloğulları’nı yönettiği belirtilmektedir (İbn Âşûr, XIII, 360; Ahmet Suphi Fuat, “Yûşa’”, İA, XIII, 443).

Kıssada geçen ve Hz. Mûsâ’ya ledünnî ilim (gayb ilmi) hakkında bilgi veren üçüncü şahsın kimliğine dair Kur’an’da bilgi verilmemiş olup, sadece 65. âyette “kullarımızdan biri” şeklinde geçmektedir. Ancak müfessirlerin çoğunluğu bu şahsın Hızır aleyhisselâm olduğu görüşündedir (bk. Râzî, XXI, 149; Şevkânî, III, 336). Hızır’ın ledünnî ilme sahip olduğu şüphesiz olmakla birlikte, peygamber olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Bu kıssadaki olayları, Hz. Mûsâ’nın Hızır’a tâbi olmasını, ondan ilim almasını ve kıssada geçen bazı âyetleri, özellikle 82. âyetteki, “Ben bunu kendiliğimden yapmadım” ifadesini nazarı itibara alarak Hızır’ın peygamber olduğunu iddia eden âlimler çoğunluktadır. Diğerleri ise onun peygamber değil velî olduğunu kabul ederler (Râzî, XXI, 148).

Hızır aleyhisselâmın âb-ı hayat içtiği için kıyamete kadar yaşayacağını söyleyenlere karşı müfessirlerin çoğunluğu, “Senden önce de hiçbir beşere ebedîlik vermedik” (Enbiyâ 21/34) meâlindeki âyete ve diğer aklî ve naklî delillere dayanarak onun öldüğünü söylemişlerdir (Elmalılı, V, 3260). Hızır’ın maddî âlemde değil misal âleminde bulunduğunu söyleyenler de vardır (bk. Tehânevî, I, 415).

Resûlullah’ın olayla ilgili tamamlayıcı bilgiler verdiği bir açıklama­sında bildirdiğine göre, bir gün Hz. Mûsâ İsrâiloğulları’na hitap ederken kendisine, “İnsanların en bilgini kimdir?” diye sorulur, o da “Allah bilir” demesi gerekirken “benim” diye cevap verir. Bunun üzerine yüce Allah ona, “İki denizin birleştiği yerde bir kulum var. O senden daha bilgindir” diye vahyeder. Hz. Mûsâ, “Rabbim, onu nasıl bulabilirim?” deyince de Allah, “Bir balık al, sepete koy; balığı nerede yitirirsen işte kulum oradadır” diye cevap verir.

Mûsâ aleyhisselâm, emredileni yapıp yardımcısı Yûşâ b. Nûn ile birlikte yola koyulurlar. İki denizin birleştiği yerdeki bir kayanın yanına geldiklerinde başlarını koyup uyurlar. Balık sepetten atlayıp denizde yüzmeye başlar. Uyandıktan sonra Yûşâ balığın kaybolduğunu farkeder, fakat Mûsâ’ya haber vermeyi unutur. O gün ve bütün gece giderler. Sabah olunca Mûsâ yardımcısına, “Yiyeceğimizi getir. Gerçekten yolculuğumuz yüzünden yorgun düştük” der. Yûşâ bir gün önce kayanın dibinde uyuyup uyandıklarında balığın kaybolduğunu farkettiğini, ancak durumu Mûsâ’ya haber vermeyi unuttuğunu söyler. Mûsâ, “İşte bizim aradığımız yer orasıydı” der ve hemen geri dönerler, uyudukları yere gelerek Hızır ile buluşup tanışırlar. Hz. Mûsâ Hızır’a ondan ilim öğrenmek için geldiğini söyleyince, Hızır “Sen benimle beraberliğe sabredemezsin” der. Mûsâ da, “İnşallah, beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem” diye cevap verir. Hızır, “Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma!” diye uyarıda bulunur.

Derken bir gemi gelir, gemiye biner binmez Hızır geminin tahtalarından birini söküp çıkartır. Mûsâ ona kötü bir iş yaptığını söyler. Hızır, “Sana, benimle beraberliğe sabredemezsin demedim mi?” der. Mûsâ verdiği sözü unuttuğunu söyleyerek özür diler. Sahile çıktıklarında Hızır, sahilde oyun oynayan çocuklardan birini öldürür. Mûsâ ona, mâsum bir cana kıymanın kötü bir davranış olduğunu hatırlatır. Hızır, “Sana benimle beraberliğe sabredemezsin demedim mi?” der. Mûsâ, “Bundan sonra sana bir şey sorarsam bir daha benimle arkadaşlık etme” diye cevap verir ve artık mazeret gösteremeyeceğini söyler. Nihayet bir köye gelirler ve köy halkından yiyecek isterler. Fakat köy halkı onları misafir etmez. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvar görürler. Hızır duvarı düzeltir. Mûsâ, “Onlar bizi misafir etmediler ... dileseydin, bu yaptığına karşılık onlardan bir ücret alırdın” der. Hızır, Hz. Mûsâ’nın son müdahalesinin artık ayrılma sebebi olduğunu, yolculukları esnasında yaptıklarının sebeplerini anlatacağını bildirir. Bunlar 79-82. âyetlerde bildirilen sebeplerdir. Resûlullah buyurmuştur ki: “Allah, Mûsâ’ya rahmet eylesin. Ne olurdu sabretseydi de Allah onların haberlerini bize daha çok anlatsaydı (geniş bilgi için bk. Buhârî, “Tefsîr”, 18/2; Müslim, “Fezâil”, 170-172).

Bu olayın nerede ve ne zaman meydana geldiğine dair gerek Kur’an’da gerekse hadiste açıklayıcı bilgi olmadığı gibi, âyette sözü edilen iki denizin de hangileri olduğuna dair bir açıklık yoktur. Bunların Akdeniz’le Kızıldeniz veya Hazar denizi ile Karadeniz olduğu, yahut Nil nehrinin Sudan’daki iki kolu olan Beyaz Nil ile Mavi Nil olabileceği yahut Ürdün nehri ile Kızıldeniz veya daha başka denizler olabileceği ifade edilmiştir.

Bir başka yoruma göre “iki deniz” burada mecazi mânada kullanılmıştır. Bunlardan biri Hz. Mûsâ diğeri de Hızır’dır. Çünkü Mûsâ zâhir ilminin, Hızır da bâtın ilminin denizidir. İbn Abbas’tan böyle bir rivayet nakledilmekle birlikte müfessirler bu rivayetin sahih olmadığı kanaatindedirler.

Mevdûdî olayı farklı bir açıdan değerlendirmektedir. Ona göre olayın ayrıntıları göz önünde bulundurulacak olursa iki şey ortaya çıkmaktadır: 1. Bu olaylar Mûsâ aleyhisselâmın peygamberliğinin ilk yıllarında gösterilmiş olmalıdır; çünkü bu tür şeyler, peygamberlerin ilk döneminde eğitim ve öğretim için gereklidir. 2. Bu kıssa, Mekkeli müminleri rahatlatmak için anlatıldığına göre, İslâm’ın ilk dönemlerinde Mekkeli müşriklerin müminlere yaptığı işkencelerin bir benzeri ile İsrâiloğulları’nın da Hz. Mûsâ’nın peygamberliğinin ilk döneminde karşılaştığı sonucuna varılabilir. Bu iki noktaya dayanılarak bu olayın Firavun’un İsrâiloğulları’na uyguladığı işkencenin en şiddetli olduğu ve bu dönemde Hz. Mûsâ’nın Sudan’a yaptığı yolculuk esnasında gerçekleştiği söylenebilir. Bu takdirde iki denizin birleştiği yer de Mavi Nil ile Beyaz Nil’in birleştiği bugünkü Hartum şehri olur (III, 166).

Tarihî ve coğrafî bilgiler ışığında “mecma‘u’l-bahreyn”den maksadın Süveyş körfezi ile Akabe körfezinin birleştiği yer olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Hz. Mûsâ’nın Hızır’ı araması olayı onun İsrâiloğulları’nı Mısır’dan çıkarıp Sina dağına götürmesi ve burada vahiy almasından sonra vuku bulmuştur. Sina dağına ve Sina çölüne en yakın iki deniz ise Süveyş ve Akabe körfezleridir. Bunun dışındaki görüşler çok uzak ihtimallerdir (Celal Kırca, “Mecma‘u’l-bahreyn”, DİA, XXVIII, 256).

Kıssa, Hz. Mûsâ ile ilgili olmasına rağmen Tevrat’ta yer almamıştır; bununla birlikte İsrâiloğulları arasında biliniyor olması gerekir. Nitekim yahudi efsanesinde bunun benzeri olan İlyâs ile Yeşua ben Levi kıssası vardır ki muhtemelen o kıssa, Kur’an’da hak olarak anlatılan bu kıssanın bozulmuş şeklidir.

Bazı müsteşrikler, Kur’an’da anlatılan bu kıssanın Gılgamış desta­nından, İskender hikâyesinden ve yahudi efsanesinden veya Grek mitolojisindeki Glaukos (İlyada) hikâyesinden kaynaklanmış olduğunu ileri sürmüşlerdir (bk. A. J. Wensinck, “Hızır”, İA, V, 458). Ancak bu efsanelerdeki şahsiyet, Kur’an’daki Hızır’dan ziyade halk inançlarındaki Hızır’a benzemektedir. Ayrıca bu hikâyelerdekinin aksine, gerek Kur’an’da gerekse sahih hadislerde Hızır’ın ölümsüzlüğe mazhar olduğuna dair en küçük bir işaret yoktur (geniş bilgi için bk. İlyas Çelebi-Süleyman Uludağ, “Hızır”, DİA, XVII, 406-411).

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 568-572
kehf suresi (79)
“Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu delerek kusurlu hale getirmek istedim. (Çünkü) onların gideceği yerde her (sağlam) gemiyi gaspetmekte olan bir kral vardı.
kehf suresi ﴾80﴿
Gence gelince, onun anne babası mümin kimselerdi; gencin onları sonunda azgınlık ve nankörlüğe düşürmesinden korktuk.
Tefsir
Kıssada geçen “suçsuz bir insanın öldürülmesi”ni hiçbir ilâhî din onaylamaz. Halbuki âyetlerden anlaşıldığına göre Hızır bunları kendiliğinden değil ilâhî emir gereği olarak yapmıştır. Bu takdirde peygamberlere gönderilen ilâhî emirlerle Hızır’a verilen ilâhî emirler arasında bir çelişki görülmüyor mu? Bu durumda Hz. Mûsâ Hızır’ın açıklamasıyla nasıl ikna olmuştur? Bazı müfessirler bu emirlerin, bir şahsın zengin, diğerinin fakir ve birinin hasta, diğerinin sağlıklı olmasını takdir edip bu sonucu yaratan Allah’ın emirleriyle aynı gruptan olduğunu kabul etmişlerdir. Bu takdirde Hızır’ın Allah’ın emirlerini uygulayan bir melek olduğu veya insanlar için belirlenen sınırlarla bağımlı olmayan başka bir varlık olduğu sonucuna varmışlardır (Mevdûdî, 171 vd.). Bir diğer yoruma göre de bu soruya iki türlü cevap verilebilir: 1. Hz. Mûsâ’nın yoruma itiraz etmemesinden anlaşıldığına göre, onun mâsum zannettiği kimse çocuk değil, işlediği suçlardan dolayı öldürülmesi gereken ergin bir gençtir. 2. Hızır aleyhisselâm bunu kendiliğinden değil Allah’ın emriyle yaptığını söylemiştir; Mûsâ’nın itiraz etmemesinin sebebi de budur. Çünkü bu sözüyle Hızır, istisnaî hallerde özel bir şeriatla gönderilmiş bir peygamber olduğunu anlatmak istemiştir. Bundan dolayı o çocuğu öldürmesi olayı genel kurala aykırı olmakla beraber, Hızır için özel bir vahye dayanmaktadır. Hz. Mûsâ’yı Hızır aleyhisselâmdan ayıran en önemli nokta da budur (Şevkânî, III, 342; Elmalılı, V, 3272).

Bizim bu son yoruma katılmamız mümkün değildir; çünkü Allah’ın sünnet, âdet, ahlâk ve evrensel şeriatına ters düşmektedir. Bu olayın mâkul yorumu şöyle olabilir: a) İdamı gerektiren suçlar işlemiş ve bu yüzden öldürülmüştür. b) Eceli gelmiş, Hızır Allah’ın iradesi ile ölüm meleğinin rolünü üstlenmiştir. Sonuçta gencin ölmesi, ana ve babasını onun kötülüklerinden kurtarmıştır. Ledünnî ilmin İslâm’daki yeri ve değerini özetlemek gerekirse: Allah’tan gelen, vasıtasız elde edilen bilgiler İslâmî epistemolojide vahiy ve ilham olmak üzere ikiye ayrılır. Bunların ikisi de Allah katından (ledün) gelir, vahiy objektif ve genel, ilham sübjektif ve özeldir. Allah peygamberlerine gerekli gördüğünde sır ve gayba ait bilgi de verir, ama ilhama mazhar olan velîlerine vahyetmez. Bu sebeple ilham alanı, vahiy alandan üstün görmek isabetli olmaz. Temsilî olması da mümkün bulunan bu kıssadan anlaşılacağı gibi ilham belli konulara ait ve özel bilgi olup meşruiyeti, geçerliliği, doğruluğu vahiy yoluyla alınan bilgilere uygun olmasına bağlıdır.

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 573-574

HACI BEKTAŞ 'IN HIZIR'I Hacı Bektaş Velayetnamesi’de birçok yerde çeşitli vesilelerle Hızır’ın adı geçmektedir. Velayetn...
12/02/2026

HACI BEKTAŞ 'IN HIZIR'I
Hacı Bektaş Velayetnamesi’de birçok yerde çeşitli vesilelerle Hızır’ın adı geçmektedir. Velayetnamede Hızır’ın tasvirinin yapıldığı ve özelliklerinin anlatıldığı bir bölüm de bulunmaktadır.
Velayetname Hacı Bektaş’ın Hızır’ını şöyle anlatır:
“Hünkâr’a, birgün, ikindi üstü, güzel yüzlü, tatlı özlü, Alevî saçlı, yeşil elbiseli bir aziz geldi.
Boz bir ata binmişti. Saru İsmail karşıladı, atını tuttu.
O zat, teklifsizce doğru «Kızılca Halvet» e yöneldi, içeri girdi.
Saru İsmail, acaba bu atını tuttuğum er kim ola, şimdiyedek bunun gibi nurlu, yüzü güzel ve heybetli er görmedim diye düşünceye daldı.
O sırada halifelerden biri geldi. İsmail, tut şu atı diye atı ona verdi, Kızılca Halvet’in kapısına vardı, baktı ki o aziz, Hünkâr’ın karşısında oturmada.
Tam bu esnada da Hünkâr "ne yapalım Hızır’ım diyordu, Ulu Tanrı, seni bu işe koşmuş, Tanrı kullarını zordan kurtarman gerek; şimdicek Karadenizde bir gemi batmak üzere, seni çağırdılar; sohbetine müştakız amma ne çare, tez dur, medetlerine eriş, Tanrı izin verirse gene müşerref oluruz."
Hızır peygamber, hemen kalktı, Saru İsmail, dışarda atı tuttu.
Hızır, dışarı çıkınca İsmail, Hızır’ın üzengisini tuttu, öptü.
Saru İsmail, baktı ki Hızır atını sıçrattığı gibi at, bir adımını Karaöyük’ün üstüne bastı, öbür adımda güneşle beraber dolundu, gözden kaybldu, yalnız karşıdan nalının parıltısı göründü.
Saru İsmail, vardı, gördüğünü anlattı, Erenler şahı dedi, bu giden aziz kimdir?
Hünkâr, “kardeşimiz Hızır peygamberdir. Karadenizde bir gemi, batmak üzere, oraya imdada koştu; onun yürüyüşü böyledir” dedi. Saru İsmail, Hızır’ı gördüğüne pek sevindi."
(A.Gölpınarlı, Velayetname, İstanbul 1958, sf.77)

11/02/2026

Suudi Arabistan Muaviye’yi kahramanlaştırıp, HZ Hüseyin’i bozguncu gibi sunan bir dizi çekmiş.

23 Ocak Cuma | Saat 15.00  Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Merkezi (Opera)’da **Zülfü Livaneli** ile “Anadolu Hüma...
16/01/2026

23 Ocak Cuma | Saat 15.00
Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Merkezi (Opera)’da

**Zülfü Livaneli**
ile “Anadolu Hümanizmi” söyleşisi

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi & Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı
Ücretsizdir, herkese açık 🎤✨
Tüm halkımiz davetlidir

Sayın Av. Ufuk Uysal Başkanımız ve değerli yönetimine içten tebriklerimizi sunuyor, yeni görevlerinde başarılar diliyoru...
10/01/2026

Sayın Av. Ufuk Uysal Başkanımız ve değerli yönetimine içten tebriklerimizi sunuyor, yeni görevlerinde başarılar diliyoruz.
Eskişehir Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’mızın yeni döneminin hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyoruz.
Ziyaretimiz sırasında gösterdiğiniz içten misafirperverlik için yürekten teşekkür ederiz.Bu güzel dayanışma ve sıcak karşılamanız bizi çok mutlu etti.🙏🏻

11/12/2025
Eskişehir Yurtbay Seramik Genel Müdürü Sayın Yakup Kaçar’ı makamında ziyaret ettik. Hoş sohbeti ve misafir perverliği iç...
02/12/2025

Eskişehir Yurtbay Seramik Genel Müdürü Sayın Yakup Kaçar’ı makamında ziyaret ettik. Hoş sohbeti ve misafir perverliği için teşekkür ederiz.

Address

Yeni Mahalle Ertuğrul Gazi Caddesi No:55
Eskisehir

Telephone

+905072829653

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ESKİŞEHİR ANADOLU ERENLERİ EĞİTİM KÜLTÜR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEGİ posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share