Türkçe Tarih

Türkçe Tarih Mademki Türk'üz; o halde Türk gibi yürür, Türk gibi düşünür, Türk gibi duyarız ve Türk gibi yazarız.

Kendi Vatanında İkinci Sınıf Muamele Kabul Edilemez: Er Şehitlerimizin Aileleri ve Gazilerimiz Yalnız Değildir!Türk mill...
21/08/2026

Kendi Vatanında İkinci Sınıf Muamele Kabul Edilemez: Er Şehitlerimizin Aileleri ve Gazilerimiz Yalnız Değildir!

Türk milletinin bağrından çıkan, bu toprakların bağımsızlığı ve al bayrağın göklerde özgürce dalgalanması için bedenini siper eden Mehmetçiklerimiz, bu vatanın asli unsurudur. Ancak ne yazık ki, cephede en ön safta göğsünü mermilere geren erlerimizin şehit aileleri ve gazileri, konu özlük haklarına ve adil bir kamu desteğine geldiğinde yıllardır göz ardı edilmekte, adeta üvey evlat muamelesi görmektedir.

Şehadetin ve gaziliğin rütbesi, makamı, subayı-eri olmaz! Türk milliyetçiliğinin ve mukaddesatımızın temeli; vatan uğruna can veren her bir evladın hakkını, hukukunu ve onurunu sonuna kadar savunmaktır. Kahramanlarımızın emanetleri Ankara’da hak aramak, seslerini duyurmak zorunda bırakılıyorsa, burada ciddi bir vicdan ve adalet sorgulaması yapmak şarttır. Devletin ve milletin bekası, ancak kahramanlarına hak ettiği değeri amasız, fakatsız vermekle mümkündür.

Mehmetçiğin hakkı; milletin namusudur, Türk'ün şeref sözüdür! Er şehit ailelerimizin ve gazilerimizin haklı mücadelesinin yanındayız.

Türkiye Arap ülkesi değildir. Onlar bile İngilizlerden kurtulmak için başkaldırdılar. Biz elbette başarılı olacağız.Refe...
13/08/2026

Türkiye Arap ülkesi değildir. Onlar bile İngilizlerden kurtulmak için başkaldırdılar. Biz elbette başarılı olacağız.

Refet Bey’den haber var. Kara Sait Paşa’yı Konya’ya gelmeden önce İtalyanların karşı çıkması yüzünden yakalayamamışlar. Fakat Konya’da tutuklayıp geldiği trene koyarak İstanbul’a geri göndermişler. Durumu Padişaha arz edeceğini söylemiş. Bu adamın Konya’da yerleşmesi tehlikeli olurdu. Çok şükür ki zarar vermesi önlenmiş. İstanbul’a kaçan Vali hain Cemal’in yandaşları ve ektiği fesat tohumu yüzünden Bozkır nahiyesinde gericiler ayaklanmış. Bu ayaklanma Karaman’ı da tehdit ediyormuş. Beyşehir’deki Alay Komutanı Nazım Bey kendi birliklerinden de kuşkulanmış, Refet’ten asker istemiş. Tanrı’nın yardımıyla bu mürtecilerin cezalarının verileceği kesin. Fakat ulusal birlik olması gereken bir dönemde böyle bir çıbanın çıkması üzücüdür. Niğde’deki Mümtaz Bey’e, Ankara’ya yardım etmesi için yazı yazıldı.

Damat Ferit Paşa hâlâ koltuğunda. Bursa ile haberleşmenin sürdüğü, Trabzon telgrafhanesindeki birkaç namussuz memurun, fırsat buldukça namussuzluk yaptıkları biliniyor. Bu alçaklar İstanbul’la haberleşmekten çekinmiyorlar. Hükümet Kara Sait’i Konya’ya yolladığı, kendisine yukarıda sözünü ettiğimiz Bursa ve Trabzon gibi yerlerle de haberleşme olanakları sağlandığı için umuda kapılmış. Neyse ki Kara Sait belası defoldu. Trabzon da yola girecek. Bir kez İzmit tümüyle kazanırsa kuşkusuz ki “fikr ordusu” Üsküdar ve Kadıköy’e de dayanacaktır. Genel Kongrede Bursa delegeleri de yerlerini aldılar mı, artık Damat Ferit Hükümeti’nin nüfuzu yalnızca Babıâli’nin sınırları içerisinde geçerli olacaktır. Padişahın eniştesi olacak budala ve alçak bir herifin koca yurt ve ulusu gözden çıkarışına şaşmamak olası değil. Viyana kapılarına dayanan koca atalarının kanı bunların damarlarında kalmadı mı? Artık baskıcı yönetim dönemleri geçti. Ulus anlayışlı, kavrayıcı ve uyanıktır. Türkiye Arap ülkesi değildir. Onlar bile İngilizlerden kurtulmak için başkaldırdılar. Biz elbette başarılı olacağız.

Kaynak: Önal Sami, Hüsrev Gerede'nin Anıları, Literatür Yayınları

Malkoçoğulları: Osmanlı’nın Balkan uçlarındaki akıncı ailesiOsmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş döneminde, özellikle...
07/08/2026

Malkoçoğulları: Osmanlı’nın Balkan uçlarındaki akıncı ailesi

Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş döneminde, özellikle XV-XVI. yüzyıllarda Rumeli uçlarında faaliyet gösteren önemli akıncı ailelerinden biri Malkoçoğulları’dır.

Ailenin bilinen ilk ferdi, Yıldırım Bayezid döneminde Sivas Kalesi muhafızı olan Malkoç Mustafa Bey’dir. 1402’de Timur’un Sivas kuşatmasında şehri 18 gün savunduktan sonra teslim olmak zorunda kalmış, kısa süre sonra vefat etmiştir. Onun oğulları Bâlî Bey ve Yahyâ Paşa, Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerinin önde gelen akıncı beyleri arasında yer almıştır.

Bâlî Bey, İstanbul’un fethine katılmış; Arnavutluk, Dalmaçya, Eflak ve Boğdan akınlarında başarılar kazanmış; Semendire ve Silistre sancakbeyliklerinde bulunmuş; 1498-99’da Lehistan üzerine yaptığı akınlarla “Varşova Fatihi” unvanını almıştır. Yahyâ Paşa ise Bosna ve Rumeli beylerbeyilikleri, Anadolu beylerbeyiliği ve vezirlik görevlerinde bulunmuş; Filibe, Sofya, Üsküp ve İstanbul’da cami, medrese ve külliyeler inşa ettirmiştir. Sonraki kuşaklar “Yahyâpaşazâdeler” olarak anılmış; Koca Bâlî Paşa Mohaç’ta öncü kumandanlığı yapmış, Budin beylerbeyiliğine yükselmiştir.

Köken tartışmaları sürmektedir: Bazı kaynaklarda Bosna Malkoviç ailesine, bazı yeni araştırmalarda ise Türk-Hamidoğulları bağlantısına veya farklı iddialara işaret edilir. Ancak arşiv belgeleri, vakfiyeler ve mezar kitabeleri ailenin Rumeli’deki (özellikle Silistre civarı) askerî ve idarî varlığını doğrular. XVII. yüzyılda akıncılığın gerilemesiyle birlikte ailenin de etkisi azalmıştır.

Malkoçoğulları, Osmanlı’nın uç teşkilatının canlı bir örneğidir: fetih, ganimet, iskân ve hayır eserleriyle Balkan coğrafyasında iz bırakmışlardır.

Kaynaklar

Fahameddin Başar, “Malkoçoğulları”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 27, İstanbul 2003

Filiz Tapan, “Rumeli Uç Ailesi Malkoçoğulları’nın Kökeni Hakkında Tartışmalar ve Yeni Bir İddia”, Gazi Akademik Bakış, c. 16, sy. 32, 2023

Balkan Savaşları’nın yarattığı kargaşa ortamında, Batı Trakya halkını korumak ve bölgedeki işgale son vermek amacıyla ku...
28/07/2026

Balkan Savaşları’nın yarattığı kargaşa ortamında, Batı Trakya halkını korumak ve bölgedeki işgale son vermek amacıyla kurulan bu kısa ömürlü devlet, Türk tarihinin en sıra dışı bağımsızlık hamlelerinden biridir.

Nasıl Kuruldu?

​Balkan Savaşı sonrasında Batı Trakya’nın Bulgaristan’a bırakılması üzerine bölgedeki Türk ve Müslüman ahali üzerindeki baskılar arttı.

Kuşçubaşı Eşref liderliğindeki 116 kişilik gönüllü müfreze, 15 Ağustos 1913’te bölgeye girerek halkı organize etti.

31 Ağustos 1913’te Gümülcine, ardından İskeçe ve Dedeağaç kurtarıldı.

Devletleşme Adımları ve Simgeleri

​Başkent: Gümülcine

​Hükûmet Başkanı: Müderris Salih Hoca (Salih Mehmed)

Askerî & İcraî Lider: Süleyman Askerî Bey

​Devlet Yapısı: 25 Eylül 1913’te tam bağımsızlık ilan edilerek cumhuriyet idaresi benimsendi.

​Ordu ve Bütçe: Yaklaşık 29.000-30.000 kişilik bir ordu kuruldu, resmî bütçe oluşturuldu.

​Egemenlik Sembolleri: Kendi posta pulları basıldı, pasaport uygulamasına geçildi. Fransızca ve Türkçe yayın yapan Müstakil / Indépendant gazetesi ve Batı Trakya Ajansı kuruldu.

​Bayrağı: Yeşil (İslam), Siyah (Balkanlar'daki zulüm) ve Beyaz renkler üzerinde Ay-Yıldız yer alıyordu.

​Millî Marş: Süleyman Askerî Bey tarafından yazıldı.

Neden Sona Erdi?

Büyük devletlerin müdahalesinden çekinen Osmanlı Devleti, Bulgaristan ile 29 Eylül 1913’te imzalanan İstanbul Antlaşması doğrultusunda bölgeyi Bulgaristan’a bırakmayı kabul etti. Cemal Paşa’nın bölgeye giderek yöneticileri ikna etmesi sonucu hükûmet feshedildi ve 25 Ekim 1913 itibarıyla bölge yönetimi devredilerek devlet varlığı sona erdi.

Tarihi Önemi:

​"Kuvâ-yi Millîye" kavramının tarihte ilk kez kullanıldığı mücadelelerden biridir.
​Kendi bayrağı, marşı, pulları ve anayasasıyla tam teşekküllü bir cumhuriyet deneyimidir.

​Kaynaklar:

​Halaçoğlu, Yusuf & Eren, Halit. "Batı Trakya", Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (TDVİA), Cilt 5, İstanbul, 1992

​Bıyıkoğlu, Tevfik. Trakya'da Millî Mücadele, Cilt I, Türk Tarih Kurumu (TTK) Yayınları, Ankara, 1992.

Gündağ, Nevzat. 1913 Garbî Trakya Hükûmet-i Müstakilesi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

Osman Turan Neden Türk Tarih Kurumundan Çıkarıldı? ​Türkiye’de Selçuklu tarihçiliği denince akla gelen ilk isimlerden bi...
27/07/2026

Osman Turan Neden Türk Tarih Kurumundan Çıkarıldı?

​Türkiye’de Selçuklu tarihçiliği denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Prof. Dr. Osman Turan, 1949 yılında seçildiği Türk Tarih Kurumu (TTK) aslî üyeliğinden 1974 yılında çıkarıldı.

​Peki, dünya çapında kabul gören devasa eserler vermiş bir tarihçi, kurumdan neden ihraç edildi?

Gerekçesiz Bir Karar:

Akademik kaynaklar ve dönemin tanıkları, 1974 (1972?) yılındaki bu ihraç kararı alınırken TTK yönetimi tarafından resmî bir gerekçe gösterilmediğini vurgular.

Arka Plandaki Nedenler:

Siyaset ve İdeolojik Kutuplaşma

Resmî gerekçe açıklanmasa da dönemi inceleyen tarihçiler ve akademisyenler olayın arkasındaki temel sebepleri şöyle sıralamaktadır:

​Dönemin İdeolojik İklimi

1970'li yıllarda Türkiye’deki kurumlar ve akademi ağır bir siyasi kutuplaşma içindeydi. Osman Turan’ın Türk milliyetçiliği çizgisi ve aktif siyasi geçmişi kurum içindeki muhalif kliklerin tepkisini çekmekteydi.

​Akademik / Kişisel Çatışmalar

Osman Turan’ın tavizsiz duruşu ve siyaset ile ilim dünyası arasındaki keskin eleştirileri, dönemin yönetimi ve bazı meslektaşları ile arasının açılmasına neden olmuştu.

​Bilim Dünyasına Ağır Bir Darbe

Bu karar Osman Turan’ı hayatının son yıllarında derinden yaralamış, Türk akademisinde ise "siyasi saiklerle ilim adamlarının harcanması" olarak nitelendirilerek büyük bir vefasızlık ve bilim tarihine vurulmuş bir darbe şeklinde değerlendirilmiştir.

​Kaynakça

​Koca, Salim. (2012). "Selçuklu Devri Türk Tarihçisi, Fikir ve Siyaset Adamı Olarak Osman Turan (1914-1978)", Berikan Yayınevi

​Köymen, Mehmet Altay. (1978). "Prof. Dr. Osman Turan", Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 185

​Öz, Mehmet. (1998). "Osman Turan'ın Tarih Metodolojisi", Türk Yurdu / Türk Kültürü, Sayı: 424,

​Birinci, Ali. (2003). "Tarihin Alacakaranlığında: Meşahir-i Mechûleden Birkaç Zat", Dergâh Yayınları

Türklerin köklü bir şehirleşme ve üretim kültürüne sahip olduğunu kanıtlayan tarihi bir keşif gündemde! Orhun Kitabeleri...
25/07/2026

Türklerin köklü bir şehirleşme ve üretim kültürüne sahip olduğunu kanıtlayan tarihi bir keşif gündemde!

Orhun Kitabeleri’nde adı geçen fakat uzun yıllardır izine rastlanamayan Togu Balık kentindeki saha çalışmaları tüm hızıyla sürüyor.

​Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) desteğiyle İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi ve Moğolistan Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü ortaklığında yürütülen kazılarda elde edilen son haber verileri oldukça heyecan verici.

100 Kilometrekarelik Geniş Saha:

Tuul Vadisi merkez alınarak çevredeki dağlık hatları ve nehir yataklarını kapsayan devasa bir coğrafyada yüzey araştırmaları ve sondaj çalışmaları yürütülüyor.

Dokuz Oğuz Mirası:

Yerleşimin, Göktürk dönemi mücadelelerinde adı geçen ve Uygur Devleti’nin nüvesini oluşturan Dokuz Oğuz boylarına ait olduğu tescillendi.

Tarım ve Su Mimarisi:

Bölgede tespit edilen kilometrelerce uzunluktaki sulama kanalları ile antik tohum kalıntıları, bozkır insanının erken dönemde gelişmiş bir zirai faaliyete geçtiğini kanıtlıyor.

Antik Maden Atölyeleri:

Şehrin çeperinde yer alan maden çukurları ve atölyeler; altın ile bakırın işlendiğini, kent ekonomisinin sanayi ve ticarete dayandığını gösteriyor.

Çok Disiplinli Laboratuvar Çalışması:

Arkeolog, botanik uzmanı ve paleograflardan oluşan geniş ekibin sahada kurduğu laboratuvarda, saray yapısı ve seramik parçaları üzerindeki incelemeler sürüyor.

​Eski Türkçe’de "Balık" kelimesinin şehir/kent manasına geldiğini hatırlatırsak; Togu Balık, ata topraklarımızdaki imar ve üretim becerisinin en somut nişanelerinden biri!

Kapadokya’nın Derinliklerinde Saklı Bir Mühendislik Harikası: Derinkuyu!​Yeryüzünün üstü kadar altı da büyüleyici bir ta...
14/07/2026

Kapadokya’nın Derinliklerinde Saklı Bir Mühendislik Harikası: Derinkuyu!

​Yeryüzünün üstü kadar altı da büyüleyici bir tarihe ev sahipliği yapıyor. Kapadokya’nın tüf kayaç yapısının sunduğu benzersiz olanaklarla şekillenen Derinkuyu Yeraltı Şehri, sıradan bir sığınak olmanın çok ötesinde, insan zekasının sınırlarını zorlayan devasa bir mimari kurgu!

​Tarihsel Derinlik:

Bölgedeki kaya oymacılığı faaliyetlerinin ilk izleri Frigler dönemine kadar uzansa da, yeraltı şehrinin en yoğun ve sistematik kullanımı Bizans döneminde gerçekleşmiştir. Savaş ve istilalardan kaçan yerel halk için adeta hayati bir güvenli liman olmuştur.

​Kat Kat Yaşam:

Toplamda 18 ila 20 katı bulduğu tahmin edilen bu devasa kompleksin günümüzde yaklaşık 85 metre derinliğe kadar ulaşan 8 katı temizlenerek ziyarete açılmıştır.

​Tüm İhtiyaçlar Tek Bir Yeraltı Kentinde:

Burası sadece geçici bir saklanma alanı değil; içinde ahırlar, kilerler, yemekhaneler, şaraphaneler, kiliseler, mezar odaları ve hatta bir misyoner okulu barındıran tam teşekküllü bir şehirdir.

​Üstün Güvenlik ve Savunma:

Saldırılara karşı geçişleri kapatmak amacıyla tasarlanmış devasa taş silindir kapılar (tırhıslar) ve dışarıdan açılması imkansız kilit mekanizmalarıyla tam bir savunma başyapıtıdır.

​Kusursuz Mühendislik:

Binlerce insanın aynı anda nefes alabilmesini sağlayan dikey havalandırma bacaları ve temiz su kuyuları, o dönemin şartlarında hayranlık uyandırıcı bir planlama başarısıdır.


​Kaynakça:

​Okuyucu, D. (2007). Derinkuyu Yeraltı Şehri. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Erzurum

​Kocalar, A. C. (2018). Arkeolojik Yeraltı Yerleşmeleri ve Koruma Sorunları: Nevşehir Yeraltı Şehirleri (Derinkuyu, Kaymaklı). Journal of Awareness

​Çekiç, G. (2008). Kapadokya'da Yeraltı Yerleşmelerinin Yerseçimi Oluşumu Günümüzde Planlamaya Etkisi: Kaymaklı Derinkuyu Örnekleri. Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Konya.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan köprüde, Türk basın tarihinin ilk kadın gazetecisi ve ilk kadın romancılarından biri ola...
07/07/2026

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan köprüde, Türk basın tarihinin ilk kadın gazetecisi ve ilk kadın romancılarından biri olan Selma Rıza'nın ilham veren
mücadelesini biliyor musunuz?

​Dönemin kısıtlayıcı şartlarına meydan okuyan bu cesur kalemi daha yakından tanıyalım:

​Sorbonne’da Bir Öncü:

Şura-yı Devlet üyesi Ali Rıza Bey’in kızı ve Jön Türk liderlerinden Ahmet Rıza’nın kardeşi olan Selma Rıza, ailesinden gizlice Paris’e kaçarak Sorbonne Üniversitesi’nde eğitim gördü.

​İttihat ve Terakki’nin Tek Kadın Üyesi:

Paris yıllarında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tek kadın üyesi olarak siyasi ve sosyal alanda aktif roller üstlendi.

​İlk Gazetecilik Deneyimi:

Paris’te çıkarılan Meşveret ve Şura-yı Ümmet gazetelerinde yazarak, basın tarihimize "ilk Türk kadın gazeteci" unvanıyla adını yazdırdı.

​Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Edebiyat:

Henüz 20 yaşındayken (1892) kaleme aldığı, ancak dönemin şartlarında yayımlatamadığı Uhuvvet (Kardeşlik) romanı, kadın hakları ve eğitimi konusundaki yenilikçi fikirleriyle edebiyat tarihimizde çığır açıcı bir niteliğe sahiptir.

​Hilal-i Ahmer’de Bir Ömür:

II. Meşrutiyet’in ardından yurda dönen Selma Rıza, gazeteciliği bıraksa da sosyal sorumluluktan kopmadı. Bugün Kızılay olarak bildiğimiz Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti bünyesinde 5 yıl boyunca genel sekreterlik yaparak topluma hizmet etti.

Kadınların kamusal alanda var olma mücadelesine kaleminin gücüyle yön veren Selma Rıza’yı saygıyla anıyoruz.

​Kaynakça:

​Doğan, R. B. & Metintaş, M. Y. (2017). "Selma Rıza Feraceli (1872-1931) ve Türk Kadınının İlk Gazetecilik Deneyimlerı". ESTÜDAM Yakın Tarih Dergisi.

​Özpınar, K. (2024). "Cumhuriyet Tarihinin İlk Kadın Gazetecisi Selma Rıza Feraceli'nin Hayatı ve Çalışmaları". Namık Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu Dergisi.

Türkiye’de üstün yetenekli çocukların keşfedilmesi ve devlet eliyle dünyaya tanıtılması tesadüflere değil, köklü bir yas...
03/07/2026

Türkiye’de üstün yetenekli çocukların keşfedilmesi ve devlet eliyle dünyaya tanıtılması tesadüflere değil, köklü bir yasaya dayanıyor: 6660 Sayılı Harika Çocuklar Yasası.

Nasıl Doğdu?

1948 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in vizyonuyla, özellikle İdil Biret ve Suna Kan gibi dahi çocukların yurt dışında eğitim alabilmesini sağlamak amacıyla çıkarıldı. Yasa, sadece bireysel bir burs programı değil; devletin sanatı ve sanatçıyı en üst düzeyde sahiplenme politikasıydı.

Kimler Yetişti?

Bu kanun kapsamında İdil Biret ve Suna Kan ile başlayan serüven; Verda Erman, Hüseyin Sermet, Gülsin Onay ve Fazıl Say gibi dünyaca ünlü virtüözlerimizin küresel sahnelerde Türkiye'yi temsil etmesine zemin hazırladı.

Akademik Açıdan Önemi Ne?

Eğitim bilimciler ve müzikologlar bu yasayı, Türkiye'de "özel yeteneklilerin eğitimi" konusunda atılmış en planlı ve kurumsal adım olarak kabul ediyor. Yasa, sanat eğitiminde fırsat eşitliğini devlet güvencesine alarak, Anadolu'nun bağrındaki cevherlerin dünyaya açılan kapısı oldu.

​Bugün uluslararası arenalarda gururla dinlediğimiz pek çok sanatçımızın arkasında, Cumhuriyet'in bu eşsiz eğitim ve sanat vizyonu yatıyor.

Kaynaklara:

​Alpagut, U. (2010). "Türkiye’de Üstün Yetenekli Çocukların Müzik Eğitimi ve 6660 Sayılı Kanun". Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi.


​Koca, S. & Tarman, S. (2016). "Cumhuriyet Dönemi Sanat Politikaları Kapsamında Harika Çocuklar Yasası ve Etkileri". Uluslararası Sanat Eğitimi Dergisi.

​Şen, A. (2018). "Üstün Yetenekli Çocukların Eğitiminde Devletin Rolü: 6660 Sayılı Kanun Örneği". Kastamonu Eğitim Dergisi.

Unutulan Bir Soykırım: AŞARŞILIK 1930’ların başında, Sovyet rejiminin lideri Stalin ve Kazakistan Bölge Komitesi Birinci...
08/06/2026

Unutulan Bir Soykırım: AŞARŞILIK

1930’ların başında, Sovyet rejiminin lideri Stalin ve Kazakistan Bölge Komitesi Birinci Sekreteri Filip Goloşekin eliyle radikal bir dönüşüm başlatıldı: Zorunlu kolektifleştirme ve yerleşik hayata geçiş politikası.

Yüzyıllardır göçebe hayvancılıkla geçinen Kazak Türkü halkının elindeki milyonlarca büyükbaş ve küçükbaş hayvan, merkezi yönetim tarafından zorla müsadere edildi. Sadece Şubat 1932'ye gelindiğinde, kolektif çiftliklerin %87'si tüm canlı hayvan varlığını kaybetmişti.

​Nüfusun Yarıya Yakını Yok Oldu

Geleneksel beslenme ve ekonomik sistemleri tamamen çökertilen bozkırın çocukları, amansız bir açlığın kucağına itildi.

​Akademik demografik araştırmalara ve tarihsel verilere göre, bu yapay kıtlıkta 5 milyondan fazla Kazak Türkü hayatını kaybetti.

​Bu sayı, o dönemki toplam Kazak Türk nüfusunun yaklaşık %70'ine denk geliyordu.

​Açlıktan ve hastalıktan kaçmaya çalışan yüz binlerce insan Çin (Doğu Türkistan), Afganistan ve İran sınırlarına doğru göç etmek zorunda kaldı. Sınırı geçmeye çalışan binlerce çaresiz insan ise Sovyet sınır muhafızlarınca vuruldu.

Bugün uluslararası tarih yazımında ve soykırım araştırmalarında bu trajedinin niteliği yoğun şekilde tartışılmaktadır. Birçok Kazak tarihçi ve araştırmacı, etnik nüfusu hedef alan bu planlı yıkımı "Goloşekin Soykırımı", "Etnosid" veya "Kazakhcide (Kazak Kırımı)" olarak tanımlamaktadır.

​Acılarını unutmadığımız Kazakistan Türkü kardeşlerimizi, saygı ve rahmetle anıyoruz.

Görsel: Büyük Açlık Anıtı, Almatı - Kazakistan

Kaynaklar:

1- ​Dukeyev, B. (2025). "Genocide or Not? The 1931–1933 Famine in the Collective Memories of Kazakhstan's Post-Independence Generations", Journal of Genocide Research, Taylor & Francis.

2- ​Nurtazina, N. (2012). "Great Famine of 1931–1933 in Kazakhstan: A Contemporary's Reminiscences", Acta Slavica Iaponica, Tomus 32, Hokkaido University.

3- Sharipova, D. S., Kenjakulova, A. B., vd. (2020). "Revisiting the Kazakh Famine at the Beginning of the 1930s in Fine Art Forms from the Perspective of Cultural Memory"

Address

Edirne

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Türkçe Tarih posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Türkçe Tarih:

Shortcuts

Share