01/10/2025
Yamalı Pantolon, Tahta Elek
Eski bir fotoğraf… Bartın’ın şadırvanı, 1927. Gözümüz kalabalığın içinde birine takılıyor: Yamalı pantolonuyla bir adam, omzuna yasladığı kocaman bir elek taşıyor.
Bir fotoğraf karesindeki bu küçük ayrıntı, aslında bize koca bir hikâyeyi anlatıyor. Yamalar… Yoksulluğun, ama aynı zamanda kanaatkârlığın işareti. Giysiler kolay kolay atılmaz, sökülünce dikilir, yamalanır, yeniden giyilirdi. Bugünün “hızlı tüketim” alışkanlıklarıyla kıyaslandığında, o yamanın üzerinde bir sabır, bir emek, bir dirayet vardır.
Elek ise bambaşka bir sembol. Un elenir, bulgur ayıklanır, bazen dağdan toplanan odun külüyle sabun yapılır. O tahta çemberin içinde sadece buğday taneleri değil, bir ailenin geçim umudu vardır. Köyden kente uzanan üretim zincirinin sessiz bir parçasıdır.
Kim bilir, o adam şadırvanın yanından geçerken aklında ne vardı? Belki çoluk çocuğuna götüreceği ekmek, belki ertesi günkü pazarda satacağı mal. Bizim gördüğümüz sadece yamalı pantolon ve bir elek. Ama aslında gördüğümüz şey, Anadolu insanının hayata tutunma biçimidir.
Bugün sokakta yamalı bir pantolon görsek göz ucuyla bakıp geçeriz belki. Oysa o günlerde yama, bir utanç değil; alın terinin, yoklukta bile direncin nişanesiydi. Elekse, toprağın bereketini eve taşıyan bir aracı.
Bazen bir fotoğraf, bir kitabın anlattığından fazlasını anlatır. Bartın şadırvanındaki o yamalı pantolonlu adam, bize şunu fısıldıyor: “Hayat, sade araçlarla da sürer. Önemli olan, taşınan yükün ağırlığı değil, ona verilen emektir.”