Arkipel

Arkipel “bütün kültürlerin kıyısındayız”
ayvalık ve ege 🌀 güncel ve sanat
kürasyon 🪄

Merhaba ben   (Umbilicus rupestris)🌿⛰️🌱 Daha önce hikayelerde karşılaşmıştık ve beni pek beğenmiştiniz. Bugün  , tanışal...
05/05/2026

Merhaba ben (Umbilicus rupestris)🌿⛰️🌱 Daha önce hikayelerde karşılaşmıştık ve beni pek beğenmiştiniz. Bugün , tanışalım!

Nemli kaya yarıklarında, taş bahçelerde, duvar çatlaklarında, yaşlı ağaçların dibinde ve gölgeli dere yataklarında yetişirim. Ayvalık sokaklarında gezinirken beni bazı duvarlarda -özellikle uzun zamandır öteki tarafında hayatın yaşanmadığı duvarlarda- görebilirsiniz. Etli yapraklara sahip otsu bir bitkiyim. Suda değil de duvarda yetişen nilüfer yapraklarına benzerim. Haziran-Ağustos arasında çiçek açarım, tohumlarım ise Temmuz-Eylül arasında olgunlaşır. Sarı ve kırmızı boya da veririm!

İsmim havalı olsun isterdim ama yapraklarımın ortasındaki göbeği andıran o minik çukur yüzünden ismim pek havalı olamadı 🥴 Hatta yakın zamanda İzmir’in Ödemiş ilçesinde ailemden bir yakınım keşfedilip bölgenin literatüre giren ilk endemik türü oldu ve ona da (Umbilicus choripetalus) adını verdiler 🙄 Ne yaratıcı ne de havalı…

Halbuki çok da işe yararım: iltihaplar, cilt enfeksiyonları, kesikler ve böbrek taşı gibi rahatsızlıklara için beni kullanabilirsiniz. Yapraklarımdan lapa yapıp yanık ve haşlanmaları tedavi edebilirsiniz. Sonbaharda toplanan taze yapraklarımı salatalara ekleyebilirsiniz.

Şimdilerde pek tercih edilmiyorum ama Orta Çağ’da Avrupa’da beni çok severlerdi. St. Anthony Ateşi’ni ve Kralın Kötülüğü’nü iyileştirirdim. Neyse ki zamanla gıda güvenliği önlemleri arttı da bu ateş nadir görülen bir hastalık haline geldi ve tıbbın gelişmesiyle birlikte krallara inanç da önemini yitirdi.

🤳 1-9 ayvalık sokakları / lokasyon için DM
👩‍💻 10-17 sağdan soldan
🌱15-17 izmir göbek otu

St. Anthony Ateşi* ve Kralın Kötülüğü** nedir yorumlarda ⬇️⬇️⬇️

Bazen bir sergiye sadece gitmezsin, birinin rüyasına girersin ⭐️“Sadece Bir Rüyaydı”Merve Şendil11.04–22.05.2026Küratör:...
06/04/2026

Bazen bir sergiye sadece gitmezsin, birinin rüyasına girersin ⭐️

“Sadece Bir Rüyaydı”
Merve Şendil
11.04–22.05.2026
Küratör: Ceren Erdem
Troya Müzesi

Çağdaş sanatçı Merve Şendil’in “Sadece Bir Rüyaydı” başlıklı yeni kişisel sergisi, Ceren Erdem küratörlüğünde 11 Nisan’da Troya Müzesi’nde açılıyor.

Bir süredir Çanakkale’de yaşayan sanatçının pratiği; gündelik olanın içindeki tuhaflığı yakalayan, rüya ile gerçek arasında geçirgen bir alan kuruyor. Resimden metne, sesten el işçiliğine uzanan çok katmanlı diliyle, belki de tek bir sorunun etrafında dolaşıyor: “Gerçek dediğimiz şey ne kadar bize ait?”

“Sadece Bir Rüyaydı” başlığı da bu soruya kimi zaman bir hatıra, kimi zaman yarım kalmış bir cümle, kimi zamansa sabah dağılan bir düş gibi bir his yanıtlıyor. Tek bir ağaç imgesinin peşinden aylarca sürüklenebilen Merve’yle birlikte, bir kıyıdan göğe uzanan o uslu dünyanın içinde, yalnızca bulutları seyretmeye dalmanın haz veren sıradanlığını yaşamak gibi bir his.

Sadece bir müze değil; geçmişin, mitin ve hikâyenin üst üste yazıldığı bir alan olan Troya Müzesi’nin katmanlı hafızasında bu dünyayla karşılaşmak ise kaçınılmaz bir soruyu yeniden fısıldıyor: Tarih, biraz hatırlanan, biraz da uydurulan bir rüya değil midir?

Bu Cumartesi açılışta gerçekten uyanacak mıyız, yoksa yalnızca başka bir sahneye mi geçeceğiz? Biz orada olacağız. Belki uyanmak için, belki de aynı rüyanın içinde kısa bir anlığına nefes almak için.

💗

📸 Bazıları netten, bir kısmı da Merve’nin yıllardır tanıklık ettiğim pratiğinin sergilerinden, atölyelerinden..

🍬Şeker gibi bir buluşma, yakında!26 Mart Dünya Ölmeme Günü’nderakı, meze ve edebiyatla aynı masada buluşuyor, Gömeç’in y...
20/03/2026

🍬Şeker gibi bir buluşma, yakında!

26 Mart Dünya Ölmeme Günü’nde
rakı, meze ve edebiyatla aynı masada buluşuyor, Gömeç’in yüzyıllık bir ambarında sözlerin, kadehlerin ve hikâyelerin çoğaldığı bir akşam için bir araya geliyoruz.

Şef/Sanatçı Tunca’nın menüsü, rakı kültürü araştırmacısı Emrah Keykubat’ın sunumu ve konuk yazar Serhat Öztürk’ün sohbeti eşliğinde kadehler kalkacak, bu büyük sofraya kelimeler karışacak ve hayata kısa bir ara verip “birlikte ölmemeyi” kutlayacağız.

Masamız büyük ama yerimiz sayılı, rezervasyon gereklidir.

DÜNYA ÖLMEME GÜNÜ*
🍽️ BÜYÜK SOFRA
🗓️ 26 Mart 2026
⏳ 19:00-22:00
📍Adenneville Ambar / Gömeç
📲 Bilgi ve rezervasyon 05516518105

*1981 yılında bir grup İkinci Yeni edebiyatının öncü isimlerinin, dostluklarını ve yaşamı kutlamak amacıyla bir meyhanede başlattıkları geleneksel bir gün… Devamı, sofrada!
masasindaki.vegan .ozturk.14811

         Görsel: Luna (ChatGpt’ciğim)
23/02/2026



Görsel: Luna (ChatGpt’ciğim)

Türkiye çağdaş sanat tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Beral Madra, 2025 Sanat Tarihi Derneği “Yılın Küratörü” ...
15/02/2026

Türkiye çağdaş sanat tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Beral Madra, 2025 Sanat Tarihi Derneği “Yılın Küratörü” ödülünü aldı 🌟

Sergileri, projeleri, metinleri ve akademik çalışmalarıyla sanat tarihine yön veren; sanatın etki alanını, toplumsal aidiyet ve kabullerle ilişkisini sorgulayan yaklaşımıyla yalnızca sergiler değil, düşünsel bir alan da açan Beral Hoca’mızı kutluyor, ülkemizin çağdaş sanatının geçmişini ve geleceğini şekillendiren tüm emekleri için kendisine -yine ve her zaman- teşekkür ediyoruz. 🌺💫

1980’lerden bu yana ulusal ve uluslararası sergiler, bienaller ve sanat projeleriyle çağdaş sanat dünyasını kurgulayan ve geliştiren bir küratör, sanat eleştirmeni ve yazarı olan ve İstanbul Bienali’nin ilk etkinliklerini koordine etmekten Türkiye’yi birçok kez Venedik Bienali’nde temsil etmeye; yüzlerce yerli ve yabancı sanatçıyı sergilerinde bizlerle buluşturmaktan sanata, sanatçıya, kültür sanat aktörlerine her daim alan açmaya varan verimli ve derin bir kariyere sahip olan Beral Hoca’mızın Ayvalık’ın kültür sanat yaşamında da olması ise bizim büyük şansımız 🫠🧡

.nedir aydınlığı yaratan, günü güne benzetenhayatı yaşanır kılan, insanı insan eden?nedir yarına inanmalar, inanmamalarg...
14/02/2026

.
nedir aydınlığı yaratan, günü güne benzeten
hayatı yaşanır kılan, insanı insan eden?

nedir yarına inanmalar, inanmamalar
geçmişteki gül bahçesi, gelecekti diken?

nedir azgınları, kaçkınları yola getiren
iyileştiren, yaşama gücü veren?

nedir sevecenlik aşılayan, sıcaklık saçan
destek, dayanak, merdiven?

Nedicik Yavrusu, SB
Adını şairin 2015 tarihli kitabından ödünç alan Süreyya Berfe anma sergisi ”Her Gölge Titrer”, bugün Urla’da Tohum Sanat Alan’ında açılıyor. Küratöryel organizasyonu Hakan Kırdar tarafından yapılan sergi, 4 Nisan’a kadar açık olacak.

“Her Gölge Titrer” Berfe’nin şiirinden süzülen duyarlığın çağdaş sanatta yankısını arayan bir buluşma. İnsan, toplum, doğa ve adı konmayan acılar bu sergide yeniden ses buluyor. Sergi; kırılganlığı, geçiciliği ve görünmeyen yüklerin ince titreşimini odağına alıyor; Berfe’den gölgeler burada sadece düşmüyor, konuşuyor.

Sanatçılar: Makbule Abalı, Koncagül Ağaoğlu, Ela Çil, Ayşe Değirmencioğlu, Ersan Deveci, Eda Emirdağ, Yunus Emre Erdoğan, Beste Erener, HORASAN, Cüneyt Kırdar, Hakan Kırdar, Cüneyt Özkaya, Hatice Şencan, Ayça Şen Kolektifi ve TUNCA

̈rayyaberfe ̈lgetitrer
.erd .studio

Yıllar önce, Ayvalık’a taşındığımız o ilk aylardan birinde ziyaretimize gelen bir canım arkadaşım, kentin dar sokakların...
12/02/2026

Yıllar önce, Ayvalık’a taşındığımız o ilk aylardan birinde ziyaretimize gelen bir canım arkadaşım, kentin dar sokaklarına beraber dolanırken, hepimizi büyüleyen Rum evleri için “Ben yaşayamazdım bu evlerde; o kadar acının, vedanın, o kadar ayrılığın, kırık hayatların yaşandığı bu evlerde, ben gönül rahatlığıyla oturamazdım, rahatsız olurdum.” demişti.

Bir yapının mimarisi ile bu yapıda ikâmet eden kişilerin arasında ne derece bir ilişki ve toplulukların ideolojisi arasında ne derece bir çelişki söz konusu olabilir?

Görsellerdeki tipik “Ayvalık Evi”, Rum sivil mimarisinin katmanlı, kozmopolit, gündelik hayata yaslanan bir belleğini taşıyor. Kapısını, eşiğini kutsal sayan, sokakla pazarlık yapan, farklılıkla yan yana durmayı bilen bir kültürün ürünü olduğunu hissettiriyor. Buradaki eski yaşamı inceledikçe bu evlerin, özü itibarıyla çok dilli, çok kimlikli, ticaretle, zanaatla, gündelik hayatla iç içe bir Akdeniz evrenine ait olduğunu anlıyoruz.

Bu yapının şu an içindeki topluluğun kimliği ise tekil bir tarih anlatısı, homojen bir kimlik vurgusu, sembolik olarak kapanma, sınır çizme ve sahiplenme refleksleri taşıyor, bunları zaten hepimiz biliyoruz.

Arada yolumun geçtiği bu sokaktaki bu evin her seferinde hissettirdiği bu mekânsal uyumsuzluğun fütursuzluğu, beni rahatsız ediyor. Aslında eski sahiplerinden kalma bina “eşik” üzerinden konuşup bizi içeri davet ediyor; kim olduğunu da soruyor ama sessiz ve bağırmadan. Üzerine asılan tabela ise şimdi mekânın fısıltısını bastırıyor, yapının tarihini değil, bugünün sloganını öne çıkarıp mimariyi bir arka fona indirgiyor.

Halbuki -yüzyılın ironisi geliyor- bu ev, tarihsel olarak tam da “ülkü” kavramının karşısına konan çoğulluk fikrini temsil ediyor. Bu durum bir “uyum” değil, mekânın belleğinin, ideolojik bir etiketle geçici olarak askıya alınması diyebilir miyiz? Keza Ayvalık’ta bu çok olur; zeytinyağı fabrikası avm olur, kilise depo olur, sabunhane bakkal olur… Bir Rum evi de ideolojik bir merkeze böylesine gönül rahatlığıyla dönüşebilir işte.

Ama her seferinde taş şunu fısıldar: “Ben senden daha uzun süredir buradayım, şimdiki sakilliğin o zamanları umursamadığından.”

04/02/2026

Bir güzel gün;

28 Ocak 2026 İstanbul Modern ziyareti ⭐️

💜 & 🧡

Çokça Semiha Berksoy 💋 Tüm Renklerin Aryası 🎨🎵

*Sürpriz sonda; Modern’in “Yüzen Adalar” sergisinde de Orhan Peker’in balıklarına, Burhan Uygur’un bir Ayvalık kapısına ve TUNCA’nın rotundalarına rastlamak 🫠💥

Dört yıl olmuş Arif abi seni kaybedeli; ne dünya ne de Ayvalık dört yıl öncesi gibi bile değil ne yazık ki. Bi’ kediler ...
24/01/2026

Dört yıl olmuş Arif abi seni kaybedeli; ne dünya ne de Ayvalık dört yıl öncesi gibi bile değil ne yazık ki. Bi’ kediler aynı, kediler, Ayvalık kedileri. Ve biz tabii, seni andığımız her vakit bize yine aynı 💗

Arif Buz
Ressam-Kuaför
1957-2022
Ayvalık

09/01/2026

Ocak sonu İstanbul’da buluşalım! ⭐️

23–26 Ocak 2026 tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat’ta gerçekleşecek III. Sanat Dünyamız Film Günleri’nin bu yılki başlığı “Kim Kimi Yiyor?”

Küratörlüğünü sinema yazarı Engin Ertan’ın üstlendiği programın konuk küratörü ise YKY’den yayımlanan ve büyük ilgi gören Obur Zihin kitabının yazarı, Amerikalı antropolog John S. Allen.

Festivalin düşünsel omurgası, besin kaynaklarının politik dağılımından gıda aktivizmine, açlık–tokluk ikiliğinden tüketen ile tüketilen arasındaki iktidar ilişkisine, mutfakta kurulan cinsiyet rollerinden yemeğin kültürel ve zamansal katmanlarına uzanan geniş bir alanı kapsıyor.

Bu kavramsal haritada çağdaş sanatçılar CANAN ve TUNCA performanslarıyla izleyiciyle buluşacaklar. Festival süresince Loca alanında ise Vardal Caniş’in yemek sofraları ve lokantaları konu alan resimlerinden oluşan özel bir seçki sergilenecek.

Bu ay gerçekleşen 1. Anadolu Tıbbi Aromatik ve Boya Bitkileri Sempozyumu’nda Nazım Tanrıkulu ve Dr. Dilek Himam’ın konuk...
24/12/2025

Bu ay gerçekleşen 1. Anadolu Tıbbi Aromatik ve Boya Bitkileri Sempozyumu’nda Nazım Tanrıkulu ve Dr. Dilek Himam’ın konuk olduğu bir panelde “Türk Kırmızısının Kaynağı Kökboya Bitkisinin (Rubia tinctorum) Anadolu’daki İzleri ve Günümüzde Modadaki Yansımaları” tartışıldı. Biz panele şehir dışında olduğumuz için katılamadık ne yazık ki, umarım sempozyum konuşmaları youtube üzerinden de yayınlanır.

Bu değerli rengin ve bitkinin hikâyesini ise bildiğim kadarıyla buraya da taşıyorum 🌹

Rubia Tinctorum bitkisinden elde edilen Türk Kırmızısı (nam-ı diğer Edirne Kırmızısı), meğer sandığım(ız)dan çok daha eski bir hikâyenin kahramanıymış. Antik çağlardan beri Anadolu’da ve çevresinde yetiştirilen bu bitkinin kökleri, yüzyıllarca boya üretiminde kullanılmış; özenle işlenmiş ve o eşsiz, parlak kırmızıya hayat vermiş. Sonra… Tabii ki bir klasik: Bu topraklarda güzel olan pek çok şey gibi zamanla renk ihmal edilmiş, değer verilmemiş, unutulmuş, kaybolmuş.

Rengin izi 16. yüzyıla kadar gidiyor; bir görünüp bir kayboluyor ve bugün yeniden kültürel miras olarak araştırılıyor. Üstelik rengin tarihte ünlenme hikâyesi de film gibi: Başlangıçta usta ve çırakların bir sır gibi sakladığı reçete, 1746’da İzmir’den iki ustanın Fransa’ya götürülmesiyle Avrupa’ya yayılıyor. Oradan teknik İngiltere’ye geçiyor; 19. yüzyıla gelindiğinde ise Glasgow’da bu kırmızıyla boyama yapan altı fabrika olduğu bile biliniyor.

Bizde ise 200 yıldır kayıp olan Edirne Kırmızısı’nın izini Türk Kültür Vakfı sürüyor. Türkiye ve dünyadaki müzelerden toplanan örnekler inceleniyor, üç buçuk yıl süren araştırma sonucunda rengin reçetesine karar veriliyor ve 2017’de Türk Patent Enstitüsü tarafından Vakf’a tescilleniyor.

Saray giysilerinden halk kıyafetlerine; halılardan kitap ciltlerine; minyatürden çiniye kadar sayısız sanat ve zanaatta kullanılan bu özel kırmızı, hem dayanıklılığı hem parlaklığıyla tarihin içinden bugüne sızmış bir renk (ışık?) aslında. Zahmetli üretimi yüzünden her zaman kolay bulunmamış, ama belki de bu yüzden bu kadar değerli. Kısacası, Edirne Kırmızısı sadece bir renk değil; kaybolup yeniden bulunan bir kültürel hazine ❤️

🌹 .himam

Address

Zekibey Mah. 13 Nisan Caddesi No:6
Ayvalık
10400

Telephone

+905324838781

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Arkipel posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Arkipel:

Share