21/08/2026
YILMAZ GÜLTEKİN VE AYVALIK’IN SESSİZ SANAT TARİHİ
Sahaflardan aldığımız kitaplar, çoğu zaman sadece kitap olmuyor. Yazarı, yılı, editörü, yayıncısı yanı sıra kapağındaki leke, sayfaları arasında unutulan bir resim, ilk sahibinin düştüğü bir not, kâğıdın kokusu… Her bilgi, her ayrıntı başka bir hikâyeye açılıyor. Belki de bu yüzden sahafları seviyoruz -biz. Çünkü yeni kitaplar taze bilgi taşırken, eski kitaplar hayat taşıyor. Bir kentin belleğini, bir dönemin ruhunu, bazen çoktan unutulmuş insanların geride bıraktığı küçük izleri…
Geçen yıllarda bir sahafta elimize geçen bu küçük kitap da tam olarak öyle. Ayvalık Lisesi’nin uzun yıllar resim öğretmenliğini yapan Yılmaz Gültekin’in 1972 tarihli “Heykel Tekniği ve Okullarda Modelaj” kitabı.
İlk bakışta yalnızca eski bir ders kitabı gibi görünüyor. Oysa sayfalarını çevirdiğinizde, elinizde tuttuğunuz şeyin bir teknik el kitabından çok daha fazlası olduğunu fark ediyorsunuz. Bu kitap, Ayvalık’ın eğitim tarihinden kopup gelen küçük ama çok kıymetli bir belge.
Yılmaz Gültekin’i bugün acaba kimler hatırlıyor? Ayvalık Lisesi’nde uzun yıllar boyunca öğrencilerine yalnızca desen çizmeyi ya da çamura biçim vermeyi değil, hacmi, mekânı ve formu üç boyutlu düşünmeyi öğretmiş Yılmaz Hoca. Kurduğu Minerva Sanat Atölyesi’nde uzun yıllar sanat dersleri vermiş. Birçok kişinin ilk sanat eğitimini burada aldığı biliniyor. Ayvalık’ta resim ve heykel kültürünün gelişmesine katkı sunan Gültekin’le, bugün bölgede üretmeye devam eden pek çok sanatçının yolu bir dönem onun atölyesinden kesişmiş. Üstelik bu katkıyı yalnızca eğitimle de sınırlı bırakmamış. Bir örnek; Ayvalık Şehitler Anıtı’ndaki pirinç döküm rölyefiyle kentin görsel belleğine de kalıcı bir iz bırakmış. Bu çalışmayı ne yazık ki artık göremiyoruz. Anıtın 2019 yılındaki restorasyonu ve yenileme çalışmaları sırasında belediye ve valilik ekipleri tarafından yerinden sökülerek koruma altına alınmışlarmış.
Atölye ismi de ne hoş bir seçim olmuş, değil mi? Minerva. Roma mitolojisinde bilgelik, sanatlar, zanaatlar, eğitim ve stratejik düşünce ile ilişkilendirilen bir tanrıça. Yunan mitolojisindeki karşılığı da büyük ölçüde Athena. Bu yüzden “Minerva Sanat Atölyesi” adı, bir sanat eğitimi atölyesi için oldukça anlamlı bir seçim olmuş; bilgi, sanat, zanaat ve eğitim çağrışımlarını aynı anda taşıyor.
1972 yılında İzmir’de Hür Efe Matbaası’nda basılan 116 sayfalık bu mütevazı kitap ise Türkiye’de heykel eğitimi üzerine yayımlanmış erken dönem Türkçe kaynaklardan biri. Kil modelajdan alçı kalıba, rölyeften döküme kadar pek çok temel tekniği, öğrenciler ve öğretmenler için son derece anlaşılır bir dille anlatıyor. İlk sayfadaki ithaf ise her şeyden daha dokunaklı:
“Bu yapıtımı genç kuşaklara heykeltıraşlık dalındaki uğraşılarına ışık tutması dileği ile sunuyorum.”
Kitabın sayfalarını karıştırırken beni en çok etkileyen şey teknik bilgiler değil, satır aralarındaki inat oldu. Bir öğretmenin o yıllarda Türkiye’de heykel eğitimi için Türkçe bir kaynak olmalı diyerek bunu yazmış olması… Bugün internette hakkında çok az bilgiye ulaşabildiğimiz bir ismin, elli yılı aşkın süre önce bilgisini paylaşmak ve çoğaltmak için bıraktığı bu küçük iz bana oldukça kıymetli geliyor.
Gültekin’in izini yalnızca kitapta değil, dönemin yerel yayınlarında da sürmek mümkün. Ayvalık’ta yayımlanan İlk Kurşun dergisinde kaleme aldığı yazılar, onun yalnızca sanat eğitimi veren bir öğretmen değil, kentin kültür ve sanat hayatını düşünen, yazıyla da katkıda bulunan bir aydın olduğunu gösteriyor. Resim ve sanat üzerine yazdıkları, bugün bize hem dönemin sanat anlayışından hem de Ayvalık’ın o yıllardaki kültürel ikliminden küçük ama değerli ipuçları bırakıyor. Bir öğretmenin sınıfta anlattıkları kadar, kentin yerel yayınında bıraktığı bu yazılı izler de Ayvalık’ın kültür tarihinin parçaları.
Sayfaları çevirirken ise aklıma Tunca’nın yıllardır topladığı efemeralar geldi. Eski fotoğraflar, belgeler, defterler, haritalar, mektuplar, kartpostallar… Çoğu insan için önemsiz görünen bu kırılgan kâğıt parçaları, onun üretiminde yalnızca bir arşiv değil; zamanın katmanlarını görünür kılan malzemelere dönüşüyor. Çünkü efemeralar nesneleri değil, dönemlerin ruhunu saklıyor.
Bu kitap da tam olarak öyle.
Belki de Ayvalık’ın kültür ve sanat tarihini yalnızca büyük ressamlar, sergiler, konuşmalar ya da buluşmalar üzerinden okumak biraz eksik hissettiriyor. O tarihin görünmeyen bir yüzü daha var: lise atölyelerinde çalışan öğretmenler, yerel matbaalarda basılan küçük yayınlar, sahaf raflarında yıllarca sessizce bekleyen kitaplar, dergiler…
Bu kentin kültürel dokusu o dönemlerden bu zamana böyle ilmek ilmek örülmüş hissi ne kadar değerli ve bu hissi muhafaza etmek önemli…
Son yıllarda ise Ayvalık’ta kültür ve sanat neredeyse kesintisiz bir etkinlik takvimine dönüşmüş durumda. Neredeyse her hafta yeni bir sergi, yeni bir söyleşi, yeni bir açılış duyuruluyor. Arada biz de duyuruyoruz ☺️🪡 Kuşkusuz üretimin görünür olması çok sevindirici ve bu hareketliliğin getirdiği seçebilme hakkı, farklı sanat ve kültür alanlarıyla karşılaşabilme imkânı açısından da tatmin edici. Ancak etkinlik bolluğu, kültürel derinlik anlamına gelmiyor; bu bolluk kentin hafızasında hızla kaybolma ve kağıt üzerinde uzun listelere dönüşme riskini de taşıyor.
İyi bir kültür politikası yalnızca program üretmek ya da dışarıdan isimler davet etmekle kurulmuyor. Aynı zamanda kentin belleğini oluşturan sanatçılara, eğitimcilere, araştırmacılara ve yerel üreticilere sahip çıkmayı, onları görünür kılmayı da gerektiriyor.
Ne yazık ki bugün Ayvalık’ta yaşamış ve üretmiş pek çok değerli isim gibi Yılmaz Gültekin de neredeyse unutulmuş durumda. Oysa bugün kentte üretmeye devam eden pek çok sanatçının yolu bir zamanlar onun sınıfından ya da sanat atölyesinden geçmiş. Bir kuşağın yetişmesinde böylesine etkili olmuş bir eğitimcinin adının bugün yalnızca neredeyse unutulmuş bir kitabın sayfalarında ve onu hatırlayan üç beş öğrencisinin, yakınının, tanıdığının hafızasında yaşıyor olması düşündürücü. Keşke bu kentin kültürel temelini oluşturan yerel sanatçıların, öğretmenlerin ve üreticilerin mirasını araştırmak, belgelemek ve yeni kuşaklarla buluşturmak konusunda birbiri ardına sıralanan etkinlerle aynı özen gösterilse. Çünkü gerçek bir kültür politikası, yalnızca yeni etkinlikler düzenlemek değil; bulunduğu coğrafyanın hafızasını da koruyabilmekten geçiyor. Kültür tarihi çoğu zaman büyük olaylarla değil, küçük izlerle yazılıyor. Adı yavaş yavaş unutulan öğretmenlerle, çöpe atılmaya kıyılamayan efemeralarla, sahaf raflarında tesadüfen karşımıza çıkan kitaplarla…
Sahafların en büyüleyici tarafı tam da bu; yalnızca eski bir kitap almıyorsunuz. Bir kentin unutulmuş öğretmenini, bir dönemin eğitim anlayışını ve bütün bunların taşıdığı ortak hafızayı da eve götürüyorsunuz.
Bugünkü Ayvalık’ın kültürel hayatının temellerini geçmişte atan, kenti sanatla, eğitimle ve üretimle besleyen bu sessiz tanıkları yeniden görünür kılmak için çabalayan herkese de minnet duyuyoruz tabii.
Bu yazıyı aylara yayarak düşünürken hoş bir tesadüfle Yılmaz Gültekin’in kızlarına da ulaştım. Yıllardır önünden geçtiğimiz, derdimize deva aradığımız Gültekin Eczanesi’nin Yılmaz Bey’le bir bağlantısı olduğunu düşünerek içeri girip kendimi tanıttım ve bir umut kitaptan bahsettim. Babalarının kitabının yıllar sonra bir sahaftan çıkıp, dönüp dolaşıp bizim atölyenin kitaplığına ulaştığını söyleyince çok sevindiler. O sırada eczanede bulunan diğer kızının da resimle ilgilendiğini öğrenince insan düşünmeden edemiyor: Bazı izler yalnızca kitaplarda kalmıyor işte, kuşaktan kuşağa sessizce yaşamaya devam ediyor.
Yılmaz Gültekin’i ve onun bu mütevazı kitabını yeniden hatırlamak için sanırım en doğru zaman şimdiydi. Bir kentin hafızası tam da böyle çalışıyor galiba, unutulan insanlar bütünüyle kaybolmuyor diye sevinebiliriz. Bir kitabın ilk sayfasında, eski bir fotoğrafta, bir eczane tabelasında ya da onları hiç tanımamış birinin merakında yaşamaya devam ediyorlar.
*Görseller ve bilgiler Arkipel arşivi, Gültekin Ailesi ve FB Cihat Teker’le Ayvalık Tarihi grubunda kıymetli kent araştırmacıları Taylan Köken, Lütfi Zafer Demirer vd. arşiv paylaşımlarından derlenmiştir.