26/03/2026
FİLO, BUHARİ İLE ÇALIŞMAZ, BUHARLA ÇALIŞIR
Rivayet odur ki Osmanlı döneminde savaş kazanılsın diye Buhari okuyanları bulup getirdiler. İçlerinde akıllı bir komutan “Filo Buhari ile çalışmaz, buharla çalışır” diyerek işin hakikatini öğretmek zorunda kalmıştır.
Rivayetin doğru veya yanlışlığı bir tarafa, gerçek şu ki erken çağlardan beri Müslüman toplumların geleneğinde ayetlerin, hadislerin, dua ve muskaların tılsımlı/büyülü bir gücünün olduğuna inanılmaktadır. Dolayısıyla, hemen her işlerinde ayet ve hadis okumaya, dua etmeye ve muskalar yaptırtmaya yönelmişlerdir.
Kur’an ayetlerini maksat merkezli değil de lafzi/literal merkezli okuyanlar, “Kur’an şifadır” ayetini maksadından saptırarak kendi süfli emelleri doğrultusunda kullanma yoluna gitmişlerdir. Oysa Kur’an, bir hidayet, rahmet ve kalplerdeki manevi (şirk, nifak, küfür, azgınlık gibi) hastalıklara bir şifadır. (10/57)
Kur’an, ayetlere inanarak, tefekkür ve tedebbürle okunduğunda, kişiye rehberlik yapar, yol gösterir ve rahmet olur. Yani, insanlar başarılı olmak istiyorlarsa, Kur’an’ın rehberliğinde yürümeyi ve mesajlarına uymayı prensip haline getirmelidirler. Bu prensibe uymadan, ayetleri okuyup seslendirerek veya muska olarak yazıp üzerinde taşıyarak başarı sağlayamazlar.
Kur’an’ın maksadını ve getirdiği sistemi dikkate almadan, mitolojik unsurlarla başarı sağlamaya çalışanlar, Kur’an’ı yetersiz görmüş olacaklar ki yanına, başta Buhari olmak üzere, diğer muhaddislerin rivayetlerini tedavüle soktular. Dediler ki “Kur’an’ı seslendirmek başarı ve şifa sağlıyorsa, hadisler niçin sağlamasın!” Onun içindir ki bir zamanlar, Buhari okuyup ezberlemek Kur’an kadar önemli görülmüştü. Onun içindir ki Buhari, Kur’an’a paralel bir kaynak haline getirilmiştir.
Hakikat şudur ki indirilen dinin maksadı, dünya ve ahirette insanları başarılı ve mutlu kılmaktır. Başarılı ve mutlu olmanın yolu, Kur’an’ın maksadını doğru anlamaktan geçer. Doğru anlaşıldığında, görülecektir ki çalışıp emek sarf etmeden, sebeplere sarılmadan, teknik olarak elden geleni yapmadan (Kur’an ve Buhari seslendirmekle, fiilsiz dua etmekle) başarı elde edilemeyecektir. Başarı elde etmek için, gerekli işlemler yapılmalı, sonra dua edilerek Allah’tan destek istenmelidir.
Donanımlı bir şekilde savaşmadan, sağlığa ve yaşamı sağlayan kurallara dikkat etmeden yattığı yerden dua etmeye kalkışmak, adeta emirler yağdırmak tam bir basiretsizlik ve ahmaklıktır. Allah, kimsenin emir eri, banka veznedarı ve hizmetçisi değildir. Allah, insana her türlü nimet ve imkan vererek yükümlü kılmıştır. İnsan emek vermedikçe, kendine düşen yükümlülüğü yerine getirmedikçe, (fiili duayı yapmadıkça) başarılı ve huzurlu olamayacaktır.
“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (47/7) Yani, Allah’ın mesajlarını dinler, yasalarına göre çalışırsanız, dayanma gücü vererek sizi başarılı kılar. Unutmayalım ki Allah’ın sisteminde sebep-sonuç mekanizması çalışmaktadır. Bu mekanizmaya göre çalışan kim olursa olsun başarılı olur. Elin gavuru (!) çalışıp başarılı oluyor da Müslüman niçin olmasın? Yoksa bizim adımız Müslüman, onların da işleri mi?
Tarih boyunca hep gerilerde kalmamızın (İslam medeniyetini inşa edemeyişimizin) nedeni, üzerimize düşen yükümlülükleri yerine getirmeden kuru kuruya el açıp dua etmemizden kaynaklanmaktadır. Dua ve diğer okumalarımızla ilgili paradigmayı değiştirmediğimiz sürece, başarılı olamayız.
Çağın gereklerini yerine getirmeden, Kur’an ayetlerini seslendirerek, Allah’ın isimlerini tekrarlayarak, salavatlar okuyarak, muskalar taşıyarak, birilerinin hürmetini devreye sokarak dünyayı ateşe veren zalimlerle baş edemeyeceğimizi akıldan çıkarmamız gerekir. Öyle anlaşılıyor ki Müslüman alemi, dünyanın selametini, evliyaların himmetine ve mehdinin gelişine bırakmıştır. (!)
Selam ve sağlık dileklerimle… BEŞİR İSLAMOĞLU, 24.03.25