Sibiryalı Göktürk’ün Sesi

Sibiryalı Göktürk’ün Sesi Biz, Türkiye’de kardeşleriyle huzur bulan Sibirya Türkü bir aileyiz. Unutulmuş Sibirya Türkleri adına kendisine açık mektup yazdık.

Bu sayfa ile Türk dünyasının vicdanına ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın merhametine sesleniyoruz.

( Daniel Yamamoto-Carter’ın kişisel notlarından )Demian’a Beşinci Mektup“Sibirya Türklerinde ‘köle zihniyetinin’ sisteml...
01/05/2026

( Daniel Yamamoto-Carter’ın kişisel notlarından )

Demian’a Beşinci Mektup

“Sibirya Türklerinde ‘köle zihniyetinin’ sistemli olarak yerleştirilmesi üzerine”

Aziz dostum Demian,

İktidarın mekanizmasına dair düşüncelerimi sana arz etmek istiyorum.

Milliyetçilik, devlet manipülasyonunun bir aracı olarak en etkili biçimde eğitim sistemi aracılığıyla yerleştirilir. Eğer ben çok uluslu bir devletin egemeni olsaydım ve fethedilmiş halkların mevcut durumunu korumak ve gelecekteki siyasal sarsıntılardan kendimi güvence altına almak isteseydim, bakanlarıma, metropolün istisnai rolünü vurgulayan ve aynı zamanda her bir tabi etnosun “sözde” benzersizliğini öne çıkaran bir eğitim stratejisi hazırlamalarını emrederdim.

Temel amaç doğrudan baskı değil, bilincin ince bir mühendisliğidir: bazı halklarda diğerlerine karşı gizli bir üstünlük duygusunun yerleştirilmesi, karşılıklı güvensizliğin sürdürülmesi ve gerektiğinde kontrollü bir düşmanlığın teşvik edilmesi. Bu durumda hoşnutsuzluğun yönü yukarıya, merkeze değil; yanlara, birbirlerine doğru çevrilmelidir. Devletin zaman zaman yaptığı sembolik jestler ise tanınma yanılsamasını güçlendirerek kolektif bilinci daha da bulanıklaştırır.

Tarihsel akrabalık, kültürel ve dilsel yakınlık birleştirici olmaktan çıkar ve aksine küçük rekabetlerin ve yapay biçimde körüklenen farklılıkların zemini hâline gelir.

Gerçekte böyle bir model yüksek derecede başarıyla uygulanmıştır. Hakaslar, Tuvalılar, Saha (Yakutlar), Altaylılar gibi küçük halklar, köklü geçmişlerine ve ortak kültürel temellerine rağmen, sembolik üstünlük yarışı içine çekilmişlerdir.
Soğuk devlet aklı açısından bu yapı, rejimin azami güvenliğini sağlar: parçalanmış ve yönünü kaybetmiş bu topluluklar ortak siyasal eylemde bulunamaz ve kriz anlarında kolayca harcanabilir bir kaynağa dönüşürler. Buna şunu da eklemek gerekir: eğer ben kendimi “aydınlanmış” Avrupa’nın temsilcisi sayan bir Rus egemeni olsaydım, “barbar” Türk-Moğol kabilelerini hiçbir zaman siyasal, kültürel ya da ırksal bakımdan eşit görmezdim.

Buna ek olarak, Türklerin %95’ini oluşturan Müslüman Türk nüfusa karşı bir nefretin yerleştirilmesi gerekir. Onların kişisel tarihleri ellerinden alınmalı, böylece ortak bir ideal geliştirmeleri engellenmelidir. Bu %95’lik kesim daha büyük bir tehdit oluşturduğundan, geri kalan %5’in kendi en yakın akraba ve dilsel kardeşlerine karşı düşmanlık beslemesi sağlanmalıdır. Böylece Hakaslar, Altaylılar, Saha, Tuvalılar ve diğerleri her alanda harcanabilir bir kaynak hâline getirilebilir.

Bu yapının zirvesi ise bu halklar arasında özel bir bilinç tipinin oluşturulmasıdır: “köle zihniyeti”. Bu zihniyet, “yüce ve medeni Rus dünyasına” karşı kutsal bir hayranlık şeklinde sunulmalıdır.

Bu mühendislik o kadar ince olmalıdır ki, hedef olan kişi bunun farkına varmasın. Amaç, bu halkların temsilcilerinin savaşlarda ilk saflarda gönüllü olarak yer alması ve bunu bir yük değil, bir lütuf olarak görmesidir. Onlar “beyaz çarın” lütfuna, sadık bir köpeğin efendisinin geçici bir onay işaretini beklediği gibi içtenlikle bağlanmalıdır.

Egemen açısından böylesine derin bir psikolojik dönüşüm, potansiyel tehlike taşıyan unsurları en sadık öncü güce dönüştürür. Metropolün ihtişamına kapılan ve kendi ikincilliği duygusuyla felç olan bu insanlar, asla kendilerine ait olmayacak bir büyüklüğe aidiyet yanılsaması uğruna kullanılmayı arzulayan ideal bir kaynağa dönüşürler.

En güçlü zincir, kölenin görmediği zincirdir; çünkü onu onurlu bir tasma sanır.

Son olarak, sevgili dostum, yanlış anlaşılmamak için belirtmek isterim ki: ben de Sibirya Türklerindenim ve bu nedenle yukarıda ifade edilen görüşleri ne destekliyor ne de kabul ediyorum. Bu mektup bir inanç beyanı değil, hicivsel ve eleştirel bir değerlendirmedir; bu sistemi kendi mantığı içinde en uç noktasına kadar götürme çabasıdır. Eğer ifadelerim sert görünürse, bu yalnızca gerçeğin en uç hâlinin çoğu zaman sert görünmesindendir.

Sadık dostun
Daniel Yamamoto-Carter
01.05.2026

🇬🇧 English Translation

(From the personal notes of Daniel Yamamoto-Carter)

Fifth Letter to Demian

“On the systematic imposition of a ‘slave mentality’ among the Siberian Turks”

My dearest friend, Demian,

I wish to set forth my thoughts regarding the mechanics of power.

Nationalism, as an instrument of state manipulation, is most effectively instilled through the system of education. Were I a sovereign of a multiethnic state seeking to preserve the status quo of subjugated peoples and to safeguard myself against future political upheavals, I would instruct my ministers to devise an educational strategy emphasizing the exceptional role of the metropolis while simultaneously promoting the “illusory” uniqueness of each subordinate ethnicity.

The primary objective would not be direct oppression, but rather the subtle engineering of consciousness: the latent implantation of a sense of hidden superiority among certain peoples over others, the maintenance of mutual suspicion, and, when necessary, the orchestration of controlled hostility. In such a structure, discontent must be directed not upward toward the center of power, but sideways—toward one another. Occasional symbolic gestures from the state would further reinforce the illusion of recognition, ultimately clouding collective self-awareness.

Their historical kinship, cultural and linguistic proximity cease to unite and instead become grounds for petty rivalry and artificially inflated distinctions.

In reality, such a model has already been implemented with considerable effectiveness. Small peoples—Khakass, Tuvans, Sakha, Altaians—despite their ancient roots and shared cultural foundation, are drawn into competition for symbolic superiority.
From the perspective of cynical state rationality, such a configuration ensures maximum regime security: fragmented and disoriented, they are incapable of collective political action and, in times of crisis, become expendable resources. It may be added that, were I a Russian sovereign considering myself a representative of “enlightened” Europe, I would never regard the “barbaric” Turkic-Mongolic tribes as equal in political, cultural, or racial terms.

Furthermore, it would be necessary to instill hostility toward the Muslim Turkic population, which constitutes 95 percent of all Turks. Their personal history must be taken from them, so that they cannot form a unified ideal. Since this 95 percent represents a more serious concern, it is essential that the remaining 5 percent develop animosity toward their closest blood and linguistic relatives. In this way, Khakass, Altaians, Sakha, Tuvans, and others may be utilized as expendable resources in every sense.

Finally, the culmination of this structure must be the formation of a particular type of consciousness among these peoples: a “slave mentality,” cloaked in the form of reverence toward the “elevated and civilized Russian world.”

This engineering must be so subtle that its subjects remain unaware of it. The aim is to bring about a state in which these peoples willingly go “to slaughter” in the front ranks, perceiving participation in the wars of the metropolis not as a burden, but as a supreme favor. They must rely upon the benevolence of the “white tsar” with the same instinctive devotion as a loyal dog awaiting a fleeting sign of approval from its master.

From the sovereign’s point of view, such profound psychological reprogramming transforms potentially dangerous elements into the most reliable and self-sacrificing vanguard. Blinded by the splendor of the metropolis and paralyzed by a sense of their own inferiority, they become the ideal instrument: a resource that seeks to be used for the illusion of belonging to a greatness that will never rightfully be theirs.

The strongest chain is the one the slave does not see, for he takes it to be an honorable collar.

In conclusion, my dear friend, I must clarify, lest I be misunderstood: I myself am of Siberian Turkic origin and therefore neither support nor endorse the views expressed above. This letter is not a confession of belief, but a satirical and critical reflection—an attempt to carry the logic of such a system to its extreme. If my words seem harsh, it is only because truth, when pushed to its furthest limits, often assumes the appearance of cruelty.

Your faithful friend
Daniel Yamamoto-Carter
May 1, 2026

(из личных записок Daniel Yamamoto-Carter)Пятое письмо Демиану«О системном насаждении “рабского мышления” у сибирских тю...
01/05/2026

(из личных записок Daniel Yamamoto-Carter)

Пятое письмо Демиану

«О системном насаждении “рабского мышления” у сибирских тюрков»

Дражайший мой друг, Demian,

Хочу изложить тебе свои мысли относительно механики власти.

Национализм как инструмент государственной манипуляции наиболее эффективно внедряется через систему образования. Будь я сувереном многонационального государства, стремящимся сохранить статус-кво покорённых народов и обезопасить себя от будущих политических пертурбаций, я поручил бы своему кабинету министров разработать образовательную стратегию, в которой подчёркивалась бы исключительная роль метрополии и одновременно — «мнимая» уникальность каждого подчинённого этноса.

Ключевой задачей стало бы не прямое подавление, а тонкая инженерия сознания: латентное внедрение чувства скрытого превосходства у одних народов над другими, поддержание взаимной настороженности, а при необходимости — и контролируемой вражды между ними. При этом вектор недовольства должен быть направлен не вверх, к центру власти, а в стороны — друг на друга. Периодические символические реверансы со стороны государства лишь усиливали бы иллюзию признания, окончательно затуманивая коллективное самосознание.

Их историческое родство, культурная и языковая близость перестают играть объединяющую роль и, напротив, становятся почвой для мелкого соперничества и искусственно раздуваемых различий.

В реальности подобная модель уже была реализована с высокой степенью эффективности. Малые народы — хакасы, тувинцы, саха, алтайцы — обладая древними корнями и близким культурным основанием, оказываются втянутыми в соревнование за символическое превосходство друг над другом.
С точки зрения циничной государственной рациональности, такая конфигурация обеспечивает максимальную безопасность режима: разобщённые и дезориентированные, они не способны к совместному политическому действию, а в условиях кризиса становятся расходным материалом. К этому можно добавить: мне, как русскому (если бы я им был) и суверену, считающему себя представителем «просвещенной» Европы, «варварские» тюрко-монгольские племена никогда бы не стали равными ни в политическом, ни в культурном, ни в расовом виде.

В дополнение к этому, необходимо внедрить ненависть к мусульманскому тюркскому населению, которое составляет 95 процентов от всех тюрков. Нужно забрать их личную историю, чтобы они не знали её и потому не могли разработать единый идеал. Так как 95% тюрков-мусульман составляют для нас проблему более серьезную, нам важно, чтобы эти оставшиеся 5 процентов испытывали ненависть к своим ближайшим кровным и лингвистическим родственникам. Тогда мы сможем использовать хакасов, алтайцев, саха, тувинцев и др как ресурс, который не жалко во всех аспектах.

Наконец, венцом этой архитектуры должно стать формирование особого типа сознания у хакасов, алтайцев, саха, тувинцев, бурятов и других малых народов. Речь идет о латентном внушении «рабского мышления», облеченного в форму священного трепета перед «возвышенным и цивилизованным русским миром».

Инженерия должна быть столь тонкой, чтобы объект манипуляции не подозревал о ней. Цель — добиться состояния, при котором представители этих этносов будут добровольно идти «на убой» в первых рядах, воспринимая участие в войнах метрополии не как бремя, а как высшую милость. Они должны рассчитывать на благосклонность «белого царя» с тем же искренним и безотчетным упованием, с каким преданная собака ловит мимолетный жест одобрения хозяина.

С точки зрения суверена, такая глубокая психологическая перепрошивка превращает потенциально опасные элементы в самый надежный и самоотверженный авангард. Ослепленные блеском цивилизации метрополии и парализованные чувством собственной вторичности, они становятся идеальным инструментом: ресурсом, который сам стремится быть использованным ради иллюзии сопричастности к величию, которое ему никогда не будет принадлежать по праву.

Самая крепкая цепь — та, которую раб не видит, потому что считает её почетным ошейником.

В заключение считаю необходимым оговориться друг мой, дабы не быть превратно понятым: я сам происхожу из среды сибирских тюрков и потому не могу и не желаю поддерживать изложенные выше рассуждения. Сие письмо есть не исповедание убеждений, но сатирическое и обличительное рассуждение, попытка холодным языком довести до предела логику той системы, которая на деле разрушает и подчиняет. Если строки мои покажутся чрезмерно суровыми, то лишь потому, что истина, доведённая до своей крайней формы, нередко обретает вид жестокости.

Твой верный друг Daniel Yamamoto-Carter
1.05.2026
#дневник

Değerli dostlarım,Sizleri, yetenekli müzisyenleri, sanatçıları ve sanatseverleri bir araya getiren eşsiz uluslararası pr...
20/04/2026

Değerli dostlarım,

Sizleri, yetenekli müzisyenleri, sanatçıları ve sanatseverleri bir araya getiren eşsiz uluslararası proje Türk Dünyası Müzik Akademisi’ne davet etmekten büyük mutluluk duyuyorum.

Bu akademi, Türk dünyasının zengin müzik mirasını yakından tanımak, deneyim paylaşmak, alanında uzman isimlerle buluşmak ve büyük bir kültürel diyaloğun parçası olmak için önemli bir fırsattır.

📅 Tarihler: 15–28 Haziran 2026
📍 Ankara, Türkiye

Eğer müzik kalbinizde yaşıyor ve kendinizi yaratıcı bir ortamda geliştirmek istiyorsanız, başvurunuzu mutlaka yapın!

🔗 Başvuru: https://linktr.ee/2026cultureacademies
⏳ Son başvuru tarihi: 10 Mayıs 2026

Sizleri bu ilham verici etkinlikte katılımcılar arasında görmekten içtenlikle memnuniyet duyarım!



Дорогие друзья!

С радостью приглашаю вас принять участие в Музыкальной академии Тюркского мира — уникальном международном проекте, который объединяет талантливых музыкантов, исполнителей и ценителей искусства.

Это прекрасная возможность прикоснуться к богатому музыкальному наследию тюркского мира, обменяться опытом, познакомиться с мастерами своего дела и стать частью большого культурного диалога.

📅 Даты проведения: 15–28 июня 2026 года
📍 Анкара, Турция

Если музыка живёт в вашем сердце и вы хотите развиваться в творческой среде единомышленников — обязательно подавайте заявку!

🔗 Регистрация: https://linktr.ee/2026cultureacademies
⏳ Последний день подачи заявок: 10 мая 2026 года

Буду искренне рад видеть вас среди участников этого вдохновляющего события!

#МузыкаОбъединяет #ТюркскийМир #КультурноеНаследие

Linktree. Make your link do more.

16/02/2026

Bugün Yatağan Belediyesi’ne tekrar giderek Sayın Belediye Başkanımızla şahsen görüşmek istedik. Ne yazık ki kendisiyle görüşme imkânı bulamadık; ancak Belediye Başkan Yardımcısı bizimle tekrar ilgilendi ve durumu değerlendirdi.

Maalesef, konsolosluk belgesi olmadan nikâh işleminin gerçekleştirilemeyeceği tarafımıza bildirildi. Bu konuda yalnızca Suriyelilere yönelik yasal bir kolaylık bulunduğu ifade edildi.
16.02.2026

Değerli dostlar,Pazartesi günü Yatağan Belediye Başkanı’na hitaben hazırladığımız resmi başvuruyu PTT aracılığıyla gönde...
14/02/2026

Değerli dostlar,

Pazartesi günü Yatağan Belediye Başkanı’na hitaben hazırladığımız resmi başvuruyu PTT aracılığıyla göndermeyi planlıyoruz.

Bu yolu tercih etmemizin nedeni şudur: Yabancı statüsünde olduğumuz için dilekçelerimiz elden resmi kayıtla kabul edilmemektedir. Sadece gayriresmî şekilde, kayıt numarası verilmeden teslim alınmaktadır. Oysa PTT yoluyla gönderilen başvuruların resmî olarak kabul edilmesi ve kayıt altına alınması zorunludur. Bu nedenle hukuki güvence açısından mektubumuzu posta aracılığıyla iletme kararı aldık.

Sayın Belediye Başkanımızın bizi duyup duymayacağını bilmiyoruz. Ancak denemek ve hakkımızı aramak bizim sorumluluğumuzdur.

Ayrıca pazartesi günü tekrar şahsen belediyeye giderek randevu talep edeceğiz ve mektubun ikinci nüshasını bu kez gayriresmî olarak elden de teslim edeceğiz.

Mektubun içeriğiyle ilgilenenler okuyabilir; metin açık bir bilgidir. Tarafımıza ulaşacak resmi cevabı da sizlerle paylaşacağız.

Saygılarımızla.

11/02/2026

Ruslan Gabbasov, Başkurdistan’ın bağımsızlığını savunan siyasi aktivistlerden biridir. Ne yazık ki, neredeyse tüm Türk ideologları, entelektüelleri ve toplumsal aktivistleri Avrupa’da sığınma aramak zorunda kalmış ve hâlen orada yaşamaktadır. Bunun temel nedeni, Avrupa ülkelerinin siyasi nedenlerle zulme uğrayan kişileri Rusya Federasyonu’na iade etmemesidir.

Bu göçün nedeni açıktır: Günümüz Rusya’sında Türk kimliği, kendi kaderini tayin hakkı ve hatta kültürel özerklik bile devlete yönelik bir tehdit olarak algılanmakta ve sistematik biçimde bastırılmaktadır. Ruslan Gabbasov’un kaderi bir istisna değil, özgürlüğünü — hatta çoğu zaman hayatını — koruyabilmek için vatanını terk etmek zorunda kalan birçok Türk aktivistin ortak kaderidir.

Tarihsel ve medeniyet perspektifinden bakıldığında, devletsiz Türkler için doğal bir sığınak ve dayanak noktası olması gereken ülke Türkiye’dir. Türkiye, hiçbir zaman başka bir gücün sömürgesi olmamış; aksine yüzyıllar boyunca bir imparatorluk olarak var olmuş, Türk halklarının kaderine karşı siyasi ve kültürel bir sorumluluk geleneği oluşturmuştur. Bu eşsiz konum, Türkiye’ye yalnızca güç değil, aynı zamanda özel bir tarihî misyon da yüklemektedir.

Bu bağlamda Türk milliyetçiliği özel bir yere sahiptir. Türk milliyetçiliği, saldırgan ve yabancı düşmanı ideolojilerden kökten farklıdır. Başkalarına duyulan nefrete değil; kendi halkına duyulan sevgiye, köklere saygıya, onur bilincine ve gelişme arzusuna dayanır. Bu, yıkıcı değil; yapıcı, birleştirici ve kapsayıcı bir milliyetçiliktir. Bir milletin gücünü düşmanlarının sayısıyla değil, kültürünün derinliğiyle, toplumsal dayanışmasıyla ve sorumluluk bilinciyle ölçer.

İşte bu anlayıştaki bir milliyetçilik, devletsiz Türklerin korunması için ahlaki ve ideolojik bir zemin oluşturabilir. Türk halklarına destek olmak bir hayır işi ya da tek taraflı bir fedakârlık değil; insan sermayesine, entelektüel potansiyele ve Türkiye’nin tüm Türk dünyasındaki yumuşak gücüne yapılan stratejik bir yatırımdır.

Biz sadaka ya da geçici bir sığınak aramıyoruz. Türk kimliğinin suç sayılmadığı, aksine bir değer olarak kabul edildiği bir yuva arıyoruz. Böyle bir yuvanın güçlü, egemen ve adil Türkiye olabileceğine — ve olması gerektiğine — inanıyoruz.

Bir sonraki adımımız, resmî evliliğimizi gerçekleştirmektir.Ne yazık ki Rusya’da evliliğimizi resmî olarak gerçekleştirm...
10/02/2026

Bir sonraki adımımız, resmî evliliğimizi gerçekleştirmektir.
Ne yazık ki Rusya’da evliliğimizi resmî olarak gerçekleştirmeye zamanımız olmadı; savaşın başlaması ve zorunlu koşullar buna engel oldu.

Bizim için resmî evlilik sembolik bir mesele değil, tamamen pratik ve hukuki bir gerekliliktir. Gelecekte birçok hukuki ve idari işlemin daha sağlıklı ve hızlı şekilde yürütülebilmesi için bu adımı atmamız önemlidir. Bununla birlikte, bu aşamada da belirli zorluklarla karşılaşacağımızın farkındayız.

Mevcut mevzuata göre, ikamet iznine sahip yabancılar Türkiye’de evlenme hakkına sahiptir. Ancak uygulamada belediyeler, çoğunlukla Rusya Federasyonu Konsolosluğu’ndan “evlenme ehliyet belgesi” talep etmektedir; yani evli olmadığımıza dair resmî bir belge.
Bildiğiniz üzere, konsolosluğa başvurma imkânım bulunmamaktadır. Bu durum ciddi bir hukuki çıkmaz yaratmakta ve bizi bu sorunu yasal ve alternatif yollarla çözmeye mecbur bırakmaktadır.

Üçüncü adım ise konut meselesidir.
Türkiye’de kalıcı olarak yaşamak istiyoruz; ancak kendi konutumuzun olmaması bizi son derece kırılgan bir konumda bırakmaktadır. Bu nedenle konut kredisi (ipotek) seçeneğini değerlendiriyoruz. Bununla birlikte, bu sürecin karmaşık olduğunun farkındayız; bankalar genellikle resmî bir iş ve gelir belgesi talep etmektedir ve şu an için bu belgelere sahip değiliz.

Buna rağmen, bu tür meselelerin zaman zaman idarenin ve kurumların takdir yetkisi çerçevesinde değerlendirilebildiğini biliyoruz. Bu nedenle bu konu üzerinde de sabırla, adım adım ve tamamen hukuki yollarla çalışmaya devam ediyoruz.

Ayrıca önemli bir hususu açıklamak isteriz.
Biz 15 yıldır birlikteyiz, bu da ilişkimizi ve istikrarımızı açıkça ortaya koymaktadır. Nişanımız 2019 yılında gerçekleşti. O dönemde gençtik ve ben ebeveynsiz büyüdüğüm için, bilinçli bir şekilde önce maddi olarak güçlenmeyi, birikim yapmayı ve ardından düğün yapmayı planlamıştık.

Ne yazık ki savaş, tüm bu planları yarıda bıraktı.
Bu nedenle, 15 yıl gibi uzun bir sürede neden daha önce evlenmediğimiz sorusu gündeme gelirse, bunun sebebi niyet eksikliği değil, tamamen bizim dışımızda gelişen hayat şartlarıdır.

Aristoteles der ki:
“Cömert insan, sadece veren değil; doğru zamanda, doğru ölçüde ve doğru kişiye verendir.”

Bizi gerçekten anlayan, destek olan ve bu yolu bizimle birlikte yürüyen herkese içtenlikle teşekkür ederiz.
Yolumuz kolay değil; ancak mücadele bilinçli, kararlı ve umutla devam ediyor.

Değerli okurlar ve bizlere gönülden destek veren herkese,Sizlerle güzel bir haberi paylaşmak istiyoruz.Yapılan değerlend...
10/02/2026

Değerli okurlar ve bizlere gönülden destek veren herkese,

Sizlerle güzel bir haberi paylaşmak istiyoruz.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda, 2 yıllık ikamet iznimiz onaylanmıştır.

Bu sürecin bizim için kolay olmadığını belirtmek isteriz. Uzun süren başvurular, belirsizlikler ve yoğun bir stres süreci yaşadık. Ancak sürecin sonunda, ilgili kurumlar tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde olumlu bir sonuç alınmıştır.

Bu süreçte;
MHP Genel Merkezi nezdinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekili Yaşar Yıldırım,
Prof. Dr. İlyas Topsakal,
Prof. Dr. Can Ayeş
ve milletvekili Kürşad Zorlu’nun ofisi,
konunun ilgili merciler nezdinde ele alınmasına katkı sağlamıştır.

Ayrıca il düzeyindeki Göç İdaresi Müdürü, sürecin başından itibaren başvurumuzu dikkatle takip etmiş ve mevzuat çerçevesinde gerekli işlemleri yürütmüştür.

Elhamdülillah.

Bu süreç bizim için hem zorlayıcı hem öğretici oldu. Belirsizlik ve psikolojik baskıya rağmen, sabırla ve hukuki çerçeve içinde ilerlemeye devam ettik.

Bu sonucu bir son değil, yeni bir sürecin başlangıcı olarak görüyoruz.
Bu yol; adalet, toplumsal uyum ve benzer zorluklar yaşayan insanlar için verilen bir mücadelenin parçasıdır.

Bu süreçte yanımızda olan, destek veren, yazan, arayan ve dua eden herkese içtenlikle teşekkür ederiz.
Allah, her iyi niyetin karşılığını versin.

Rusya vatandaşlarından, ikamet izni veya yabancı vatandaşlık aldığını büyükelçiliğe bildirmeyenler için cezaî sorumluluk...
23/01/2026

Rusya vatandaşlarından, ikamet izni veya yabancı vatandaşlık aldığını büyükelçiliğe bildirmeyenler için cezaî sorumluluk getirilmek isteniyor.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, yurtdışında sürekli yaşayan Rusya vatandaşlarının yabancı vatandaşlık veya ikamet izni (oturum izni) aldıklarında bunu bakanlığa bildirmelerini zorunlu kılan bir yasa tasarısı hazırladı. Bu durumu ilk olarak “Verstka” (Rusya’da “yabancı ajan” olarak sınıflandırılan medya kuruluşu) ortaya çıkardı.

Tasarıya göre, Rusya vatandaşları yeni statüyü aldıktan sonra 60 gün içinde bu durumu bildirmek zorunda olacak.

Değerli dostlarımız,

Bazen sosyal faaliyetlerden kaybolmuş gibi görünebiliriz; yeni paylaşımlarımızı, bizden haberleri ya da mücadelemizin güncel seyrini göremeyebilirsiniz. Ancak sizi temin ederiz ki, biz neredeyse her gün, günün her saati, durmaksızın çalışıyoruz.

Şu an için en öncelikli ve hayati meselemiz insani vize almaktır; çünkü vizemizin süresi 7 Ocak’ta sona eriyor. Bunu gizlemeyeceğiz: çok büyük bir endişe içindeyiz. Gidecek hiçbir yerimiz yok. Geri dönmek, işkenceye ve ölümcül bir tehlikeye maruz kalmak anlamına geliyor. Rus güvenlik güçlerinin eline düşmektense, burada ölmek daha kolaydır.

Büyük Atatürk’ün dediği gibi: “Türk’e ancak Türk yardım eder.”

Şu anda sayın Kürşad Zorlu ile görüşme için resmî bekleme listesine alınmış durumdayız. Ancak bu görüşmenin ne zaman gerçekleşeceği henüz bilinmiyor. Buna rağmen kendisinin sekreteriyle yakın ve sürekli bir iletişim hâlindeyiz. Kendisi yarı Azerbaycan Türkü olduğu için Rusça bilmektedir ve elinden geldiğince bize yardımcı olmaya çalışmaktadır. Bunun için kendisine müteşekkiriz.

Ayrıca Meclis’ten de resmî bir yanıt aldık. Daha önce de belirttiğimiz gibi, TBMM’de görevli yasama uzmanı Mesut Karaköse, sunduğumuz dilekçeyi yüksek düzeyde takdir etmişti. Ancak o zaman şu önemli hususu vurgulamıştı: bu denli kapsamlı bir çalışmayı sunmadan önce, idari kurumlara resmî başvurular yapılmalı ve bu kurumlardan —şekli dahi olsa— cevaplar alınmalıydı. Dilekçe Komisyonu da bize tam olarak bunu yazdı.

Bu nedenle şu anda çeşitli devlet kurumlarına yönelik resmî bilgi ve başvuru yazılarını hazırlıyoruz. Aynı zamanda büyük bir akademik-hukuki çalışma üzerinde çalışıyoruz. Bu çalışmanın başlığı:

“Türk Dünyasının Entegrasyon Sürecindeki Hukuki Çıkmazlar.
Ulusal Devleti Olmayan Türk Topluluklarının Hukuki Statüsüne İlişkin Bir İnceleme”

Bu çalışmayı Sayın Kürşad Zorlu ve diğer yetkililer için hazırlıyoruz. Sekreterinden edindiğimiz bilgiye göre kendisi, yasa tasarısı hazırlama sürecinde yer alan komisyonda bulunmaktadır. Biz ise az nüfuslu Türk halklarının temsilcileri olarak, bu meseleyi en objektif biçimde, içeriden ve bizzat yaşayarak açıklayabilecek durumdayız.

Gördüğünüz üzere, üzerimizdeki iş yükü son derece ağırdır.

Bununla birlikte ciddi bir teknik sorunumuz da var: iki kişi için yalnızca bir dizüstü bilgisayarımız bulunuyor. Bu durum çalışmayı son derece zorlaştırıyor, süreci yavaşlatıyor ve ilerlememizi objektif olarak engelliyor.

Buna rağmen mücadelemizi sürdürüyoruz. Vazgeçmiyoruz. Ve her birinize, desteğiniz, güveniniz ve bize olan inancınız için yürekten teşekkür ediyoruz.
23.12.2025

Değerli dostlarımız,Bazen sosyal faaliyetlerden kaybolmuş gibi görünebiliriz; yeni paylaşımlarımızı, bizden haberleri ya...
23/12/2025

Değerli dostlarımız,

Bazen sosyal faaliyetlerden kaybolmuş gibi görünebiliriz; yeni paylaşımlarımızı, bizden haberleri ya da mücadelemizin güncel seyrini göremeyebilirsiniz. Ancak sizi temin ederiz ki, biz neredeyse her gün, günün her saati, durmaksızın çalışıyoruz.

Şu an için en öncelikli ve hayati meselemiz insani vize almaktır; çünkü vizemizin süresi 7 Ocak’ta sona eriyor. Bunu gizlemeyeceğiz: çok büyük bir endişe içindeyiz. Gidecek hiçbir yerimiz yok. Geri dönmek, işkenceye ve ölümcül bir tehlikeye maruz kalmak anlamına geliyor. Rus güvenlik güçlerinin eline düşmektense, burada ölmek daha kolaydır.

Büyük Atatürk’ün dediği gibi: “Türk’e ancak Türk yardım eder.”

Şu anda sayın Kürşad Zorlu ile görüşme için resmî bekleme listesine alınmış durumdayız. Ancak bu görüşmenin ne zaman gerçekleşeceği henüz bilinmiyor. Buna rağmen kendisinin sekreteriyle yakın ve sürekli bir iletişim hâlindeyiz. Kendisi yarı Azerbaycan Türkü olduğu için Rusça bilmektedir ve elinden geldiğince bize yardımcı olmaya çalışmaktadır. Bunun için kendisine müteşekkiriz.

Ayrıca Meclis’ten de resmî bir yanıt aldık. Daha önce de belirttiğimiz gibi, TBMM’de görevli yasama uzmanı Mesut Karaköse, sunduğumuz dilekçeyi yüksek düzeyde takdir etmişti. Ancak o zaman şu önemli hususu vurgulamıştı: bu denli kapsamlı bir çalışmayı sunmadan önce, idari kurumlara resmî başvurular yapılmalı ve bu kurumlardan —şekli dahi olsa— cevaplar alınmalıydı. Dilekçe Komisyonu da bize tam olarak bunu yazdı.

Bu nedenle şu anda çeşitli devlet kurumlarına yönelik resmî bilgi ve başvuru yazılarını hazırlıyoruz. Aynı zamanda büyük bir akademik-hukuki çalışma üzerinde çalışıyoruz. Bu çalışmanın başlığı:

“Türk Dünyasının Entegrasyon Sürecindeki Hukuki Çıkmazlar.
Ulusal Devleti Olmayan Türk Topluluklarının Hukuki Statüsüne İlişkin Bir İnceleme”

Bu çalışmayı Sayın Kürşad Zorlu ve diğer yetkililer için hazırlıyoruz. Sekreterinden edindiğimiz bilgiye göre kendisi, yasa tasarısı hazırlama sürecinde yer alan komisyonda bulunmaktadır. Biz ise az nüfuslu Türk halklarının temsilcileri olarak, bu meseleyi en objektif biçimde, içeriden ve bizzat yaşayarak açıklayabilecek durumdayız.

Gördüğünüz üzere, üzerimizdeki iş yükü son derece ağırdır.

Bununla birlikte ciddi bir teknik sorunumuz da var: iki kişi için yalnızca bir dizüstü bilgisayarımız bulunuyor. Bu durum çalışmayı son derece zorlaştırıyor, süreci yavaşlatıyor ve ilerlememizi objektif olarak engelliyor.

Buna rağmen mücadelemizi sürdürüyoruz. Vazgeçmiyoruz. Ve her birinize, desteğiniz, güveniniz ve bize olan inancınız için yürekten teşekkür ediyoruz.
23.12.2025

Address

Ankara

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Sibiryalı Göktürk’ün Sesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share