TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi resmi Facebook sayfasıdır.

24 Aralık 2024 tarihinde Erzurum’un Yakutiye ilçesi, Lalapaşa Mahallesi Sümbül Sokak'ta yaşanan trajik olay hepimizi der...
28/12/2024

24 Aralık 2024 tarihinde Erzurum’un Yakutiye ilçesi, Lalapaşa Mahallesi Sümbül Sokak'ta yaşanan trajik olay hepimizi derinden etkiledi. Çatıdan düşen kar ve buzun altında kalan bir üniversite öğrencisinin yaşamını yitirmesi, kentlerimizin iklim koşullarına uyumlu bir şekilde planlanmamasının sonuçlarını bir kez daha gözler önüne serdi.

Erzurum, uzun süren sert kışları ve yoğun kar yağışıyla bilinen bir kent. Ancak bu iklim verileri kentsel gelişim sürecinde yeterince dikkate alınmamış durumda. Özellikle dar sokaklar ve yüksek yoğunluklu yapılar hem kent sakinleri hem de doğal çevre için ciddi tehditler oluşturuyor.

Sümbül Sokak'ta yaşanan bu olay, sadece Erzurum’un değil, ülkemizdeki pek çok kentin karşı karşıya olduğu sorunların bir yansımasıdır. Kentsel büyümenin ekolojik ve iklimsel gerçekliklere uyumlu bir şekilde sürdürülmesi gerektiği açıktır.

Doğaya saygılı ve iklim verilerini önceliklendiren kent politikaları oluşturmak, bu tür trajedilerin önüne geçmek için hayati bir gerekliliktir. Kentliler olarak sorumluluğumuz büyük. Daha bilinçli bir toplum ve daha yaşanabilir kentler için farkındalığımızı artırmalıyız.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 10/08/2022 tarih ve 1542 sayılı kararıyla onaylanan yaklaşık 106 hektarlık “Çankay...
25/12/2024

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 10/08/2022 tarih ve 1542 sayılı kararıyla onaylanan yaklaşık 106 hektarlık “Çankaya İlçesi Dikmen Vadisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı (KDGPA) Son Etap 1. Kısımda 1/5000 ölçekli Nazım İmar ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı” değişikliklerine yapılan itiraz 09/11/2022 tarih ve 2082 sayılı meclis kararıyla reddedilmiştir.

Yapılan itiraz 2 temel noktaya ilişkindir. İlki;

1/1000 ölçekli uygulama imar planına ait 2 nolu plan notunda; “Ticaret+konut karma kullanım alanında planda tanımlanan emsalin en çok %80'i konut amaçlı kullanılabilir. Bu alanda yapılacak konutların ortalama büyüklüğü 120m2'dir.”
1/5000 ölçekli nazım imar planına ait 3 nolu plan notunda; “Konut alanlarında emsal inşaat alanının %30'una kadarki kısım istenilirse Ticaret Alanı olarak yapılabilir." ibaresinin ticari ofis görünümlü ve herhangi bir büyüklüğü sınırlandırılmamış "ofis görünümlü konut" inşa etmenin yolunu açtığına ve alanda yaşayacak nüfusun ihtiyacına göre ek sosyal donatı yetersizliği gibi sorunlar doğuracağına ilişkin olmuştur.

İkincisi; yine uygulama imar planına ait 8 nolu plan notunda; "Planın onay tarihinden önce ruhsat almış ada/parsellerde mevcut ruhsatlar üzerinden uygulama sürdürülür." şeklindeki maddenin Yönetmeliklere aykırı olduğu gerekçesine yönelik olmuştur.

Abb, bu itirazı;
• Planda belirtilen ticaret alanlarının ek bir inşaat emsali oluşturmayacağı, konut alanına tanımlanan inşaat emsali içerisinden karşılanacağı ve bölgedeki nüfus ve donatı hesaplamasının parselin tamamının konut olması durumuna göre yapıldığı, aksine %30 ticaret alanı yapılması halinde plana göre bölgede hesaplanan nüfusun düşeceği,
• 8 no’lu plan notunda belirtilen hususun ise kazanılmış hakkın gözetilmesi (!) adına yapıldığından hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığı,
gerekçeleriyle ve 3. maddedeki ticaret kullanım oranını %30’dan %10’a düşürerek kısmi olarak reddetmiştir.
Şubemiz, itirazları reddeden bu meclis kararına karşı dava açmıştır. Yapılan bu itirazı da kapsayan dava gerekçelerimiz;
• Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 26. maddesine atıfla “kentsel teknik altyapı değerlendirmesi raporunun” hazırlanmaması,
• İtirazların süresi içinde incelenip karara bağlanmaması,
• Planın ele alınış biçiminde kamu yararı ve şehircilik ilkeleri bağlamında yetersiz bir yaklaşımın benimsenmesi,
• Üst ölçek plan kararlarıyla çelişkiler barındırması,
• Yapı ve nüfus yoğunluğunun bilimsel ve nesnel bir gerekçeye dayandırılmadan arttırılması,
• Getirilen ek nüfus yoğunluğunu karşılayan yeni kentsel donatıların oluşturulmaması
başlıkları altında toplanmış ve dava konusu planın iptali talep edilmiştir.
Daha önceki davada aynı alana ilişkin 18.10.2023 tarihli yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir. Bu karara karşı itiraz edilmesi üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararını kaldırmıştır. Yani dava dosyası, İdare Mahkemesine yeniden gönderilmiş ve planlar yeniden işlerlik kazanmıştır. Bu sebeple İdare Mahkemesi 29/11/2023 tarihli ara kararıyla ek bilirkişi raporu talep etmiştir. 04/06/2024 tarihli ek bilirkişi raporunda özetle;

• Planın üst ölçek planlarla uyumlu olduğu,
• Plan nüfusunun belirtildiği,
• Planların uzun senelerdir alanda çözüm bekleyen hak sahipleri için konut gereksinimlerini çözen bir yaklaşımının olduğu,
• Asgari sosyal ve teknik altyapı alanlarına ilişkin standartların yetersiz olduğu, yakın çevresindeki yapılaşma (8-10 kat) düşünüldüğünde 28-48 kat aralığının yargı kararlarına göre değiştirilmediği tespitleri yapılmıştır.
Raporda planın, üst ölçek planlarla uyumlu olduğundan bahsedilmiştir. Ancak vadi tabanı niteliği taşıyan bu alanın “Özel Planlama Bölgesi” niteliği taşımasından ötürü gereğinde “Özel Proje Alanı” tespitleri yapılması ve kentsel tasarım proje ve uygulamaları geliştirilmesi gerektiği daha önceki raporlarda sabittir. Bu gibi birkaç yönüyle yetersiz olduğunu düşündüğümüz bu bilirkişi raporunun, hazırlanan planı genellikle olumlu bulan bir yaklaşımı olmasına rağmen yargı kararları dikkate alınarak bir plan hazırlanmadığı bir kez daha hukuki bir geçerlik kazanmıştır.
Daha sonra -önceki sürece benzer şekilde- aynı alana ilişkin 12/07/2024 tarihli yürütmenin durdurulması kararına karşı itiraz edilmesi üzerine Bölge İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararını yeniden kaldırmıştır. Çünkü dava konusu planın, yargı kararının uygulanması kapsamında bir plan değişikliği olduğu, dolayısıyla planın, yargı kararının gereklerini yerine getirip getirmediğine ilişkin bir inceleme yapılması gerektiğini belirtmiştir. Yani dosya İdare Mahkemesine geri gönderilmiştir. Bunun üzerine Mahkeme, yeniden bir ek bilirkişi raporu talep etmiştir. 19/08/2024 tarihli yeni ek bilirkişi raporunda belirtilen görüşler doğrultusunda 15. İdare Mahkemesi, 2024/1937 sayılı kararıyla söz konusu PLANIN İPTALİNE karar vermiştir. Verilen kararda;

• Önceki Mahkeme kararlarında belirtilen eksikliklerin devam etmesi,
• Asgari sosyal ve teknik altyapı alanlarına ilişkin standartlara uyulmaması,
• Nüfus ve yapı yogunluğunun Dikmen Vadisi için geçmişte öngörülen nüfusun üzerinde olması,
• Yakın çevredeki yapılaşmanın 8-10 kat şeklinde olması ve mevcut silüetler düşünüldüğünde 28-48 kat aralığının önceki yargı kararları dikkate alınarak değiştirilmemesi,
• Planlama alanının Ankara kenti bütününde önemli bir vadi tabanı olması ancak planın, vadinin bütünlüğü ve önemini göz ardı ederek bütüncül bir değerlendirme olmaksızın hazırlanması,
• Yapılaşma koşullarının vadinin hava koridoru niteliğine zarar vereceği,
• Bir gerekçeye dayandırılmadan arttırılan yapı ve nüfus yoğunluğunun Dikmen Vadisinin bu bölümünü yapılaşma baskısı ile karşı karşıya bıraktığı,
• Vadinin morfolojik özelliğinin gerektirdiği hassasiyetin gösterilmediği,
• Şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile kamu yararına ve hukuka uygun olmadığı
gerekçeleri etkili olmuştur.

Kısaca farklı tarihlerde hazırlanan bilirkişi raporlarının içerikleri birbirinden farklılaşsa da ortak olan görüş, Abb’nin Mahkeme kararlarını, Mahkemelerin iptal gerekçelerini dikkate alarak bir plan hazırlamadığıdır.

Dikmen Vadisine yönelik farklı etaplamalarla hazırlanan ve son etaba ilişkin verilen bu kararla, yıllardır dile getirdiğimiz soruları bir kez daha sormak isteriz:

• Abb, yargı kararları ve bilirkişi raporlarıyla defalarca kez tespit edilen iptal gerekçelerini dikkate alarak bir plan çalışması neden yapmamaktadır?
• Şayet itirazlara verilen cevaplarda veya verilen savunmalarda sıkça vurgulanan “yıllardır çözüm bekleyen hak sahiplerinin konut gereksiniminin karşılanması” önceleniyorsa ortaya buna ilişkin bir yaklaşım konması gerekirken tam tersine alanda absürd bir çok katlı yapılaşma neden tercih edilmektedir?
• Bahsettiğimiz alan Ankara’nın son derece önemli bir vadi tabanıdır. Bir vadi tabanında planlama çalışması yapmakta ısrar ediliyorsa kat yüksekliklerinin ayrıntılı etütlerle oluşturulması gerekmez midir? Birbirinden farklı kat yüksekliklerinden oluşan; vadinin güneş ışığı, mikroklima ve hava akımında belirsizlikler meydana getiren, kent siluetini olumsuz etkileyen, bölgenin açık-yeşil alan kimliğine zarar veren ve orantısız kot farklarına sebep olan yapılaşma koşullarında neden ısrarcı olunmaktadır?
• Yapı ve nüfus yoğunluğunu bu denli artırmanın bilimsel ve nesnel gerekçeleri nelerdir? Örneğin Dikmen Vadisi Son Etap 1. Kısım kapsamındaki ve Şubemizce dava konusu edilen 29259 ada 1 ve 29260 ada 1 parsellerde daire büyüklüğü plan notlarıyla 120 m2’den 70 m2’ye düşürülmüştür. Bu kararla birlikte 1866 adet daire sayısı 3200’e çıkarılmak istenmiştir. Böylece bağımsız bölüm sayısında 2 kata varan bir artışın önü açılmak istenmektedir. Parsel bazlı dönüşümü özendirici bu gibi yoğunluk arttıran kararların temel gerekçesi nedir? Alanda birdenbire daire sayısının ikiye katlanmasını gerektirecek bir neden mi oluşmuştur? Ayrıca bu yoğunluk kapasitesine uygun gerekli sosyal-donatı alanları neden planlanmamaktadır?
• Özel bir yaklaşımla ele alınması gereken bir alanda gerçekten 48 kata varan yapı kütlelerine ihtiyaç var mıdır? Bu durumdan kaynaklı olarak Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde yapıların birbirlerine olan mesafelerinde dikkate alınması gereken hesaplamaya (K=[(Y1 + Y2)/2] + 7,00 m) aykırı bir yapılaşma kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmakta mıdır? Dünyanın iklim krizi ve doğal afetleri detaylı bir şekilde tartıştığı, bunlara ilişkin çözüm ve çıkar yolları aradığı, ülkemizin 6 Şubat gibi çok kapsamlı etkisi olan bir deprem afeti yaşadığı ve olası bir Marmara depreminin son derece yakıcı bir gündem olarak karşımızda durduğu günümüzde bir doğal afet (deprem, taşkın vb.) durumunda Dikmen Vadisi özelinde hazırlanan planların afete dirençli bir yerleşim alanı olduğunu savunmak mümkün müdür?
• Hem bir kentsel dönüşüm alanı hem de 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planında bir kısmı “Özel Planlama Bölgesi” olan bir alanın kentsel dönüşüme esas birçok uygulamayla (koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi, dönüşüm eylem planları hazırlanması, bütüncül bir açık yeşil alan sistemi kurgulanması, alternatif bir finansal dönüşüm modeli uygulanması, projedeki konut birimlerinin alanın özgül değerleriyle birlikte ele alınıp kendi içinde farklı tipolojilerle üretilmesi vb.) ve bir kentsel tasarım projesiyle planlanabilmesi mümkünken böylesine örnek ve katılımcı bir dönüşüm modeli neden uygulanmamaktadır? Bunun yerine, başka alanlarda da gördüğümüz biçimde birbirinin tamamen aynısı planlar belediye meclislerinde neden görüşülmektedir?

Dikmen Vadisine yönelik farklı tarihlerde hazırlanan planlara karşı açtığımız ve Mahkemelerce iptal kararı verilen sayısız davamız bulunmaktadır. Yine Son Etap 1. Kısım’a yönelik askıya çıkan ve 29259 ada 1 ve 29260 ada 1 parselleri kapsayan plana, en güncel olarak 07/10/2024 tarihinde açtığımız davada daha önce iptal kararı içeren 17 adet planın bulunduğu tespitimiz bulunmaktadır. Bu iptal kararları, farklı etapları da kapsayan çeşitli plan ve plan notlarına ilişkindir. Ancak geldiğimiz noktada Mahkemelerce defalarca kez iptal kararı verilen ve deyim yerindeyse yılan hikayesine dönüşen Dikmen Vadisine yönelik hazırlanan planlarda İdarenin, Mahkemelerin iptal kararlarına yönelik bütüncül, kamu yararı ve şehircilik ilkelerini baz alan planlar üretmediği, tam tersine alanı; parçacıl, Ankara’nın kalan son doğal değerlerini de bilimsellikten uzak, alelade bir planlama yaklaşımıyla ele aldığı ortadadır.

İptal edilen planla birlikte “Mevcut ruhsatlar üzerinden uygulamanın devam ettirileceği” yönündeki plan notu da hükümsüz hale geldiği için Abb, daha önce verilen ruhsatlar üzerinden devam eden tüm uygulamaları durdurmalı, inşaatları mühürlemelidir. Mahkemenin planların iptal edilmesine yönelik verdiği bu karar, daha önce defalarca kez olduğu gibi bir kez daha planların mesleki ve bilimsel dayanaktan yoksun olarak hazırlandığını gözler önüne sermektedir. Şubemizin yürütmüş olduğu haklı hukuki mücadelenin bir kez daha tescillendiğini tüm kamuoyuna bildirirken, Abb’nin alana ilişkin parçacıl bu yaklaşımı devam ettirmesi durumunda mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi ve sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha bildirmek isteriz.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi

15/09/2024 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Tabiatı Koruma Alan Sınırı ...
19/12/2024

15/09/2024 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Tabiatı Koruma Alan Sınırı yarı yarıya daraltılan Kırşehir’in Mucur ilçesine bağlı Seyfe Gölü’ne ilişkin 03/10/2024 tarihinde bir basın açıklaması yapmıştık. Özellikle Kızılırmak gibi ülkemizin en önemli su kaynağına yakınlığına dikkat çekerek bu sınır değişikliğinin hiçbir bilimsel gerekçeyle bağdaşmadığını, kararın, Gölün etrafındaki spekülatif yapılaşmalara alan açtığını, Gölün yakınındaki maden faaliyetlerini özendirici/kolaylaştırıcı bir nitelik taşıdığı, sadece Kırşehir’i değil civarındaki birçok yerleşimi, ilçeyi ve ili etkileyeceğini ifade etmiştik. Nitekim bu karara karşı 14.11.2024 tarihinde hukuki süreç başlatmıştık.

Kırşehir halkının, yerel gazetelerin, Kırşehir Belediyesi’nin ve Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği gibi sivil inisiyatiflerin ortaklaşa çabalarıyla bir kamuoyu oluşturulmasına rağmen karardan geri dönülmediği gibi yeni maden sahalarının açıldığını görmekteyiz. Altının, siyanüre benzer kimyasal atıklarla topraktan ayrıştırılacağını öğrendiğimiz bu maden sahalarından biri, maden ruhsatı verilen ve ÇED raporunun hazırlık aşamasında olduğu, Kırkpınar, Büyükkışla, Körpınar, Çuğun ve Çimeli gibi birçok yerleşimi kapsamaktadır.

Kırşehir’de yapılması planlanan bu altın madeni, Kırşehir’i, koruma altındaki Seyfe Gölünü ve Kızılırmak Havzasını kirlilik yönünden tehdit etmektedir. Ankara’nın da su kaynaklarından biri olan Kızılırmak’a bağlanan ve Kırşehir’in kalbinden geçen Kılıçözü Çayının su toplama havzası içinde planlanmış altın madeni ruhsat alanları yörenin sulu tarım alanları, besi çiftlikleri ve meralarının üzerinde yer almaktadır. Yerelde hayvancılık ve tarımı doğrudan sekteye uğratacak, yörede geçimini bu ekonomik faaliyetlerle sağlayan birçok insanı işinden ve yaşadığı yerden edecek bu madencilik faaliyeti, Kızılırmak Havzası ve Ankara’yı da içeren geniş coğrafyalarda bir tehdit oluşturacaktır.

Erzincan İliç’te gerçekleşen maden faciası hala hepimiz için oldukça sıcaktır. İliç’te, Kırşehir’de de bir benzeri düşünülen yığın liçi alanındaki toprak kayması sonucu can kayıpları yaşanmış ve ihmaller zinciri sonucu ortaya çıkan afet ile Fırat havzası kirlenmiştir. Şimdi aynı tehdidin Kızılırmak Havzası için yaşanıyor olması, yaşanan felaketlerden hiçbir ders alınmadığını açıkça göstermektedir. ÇED gerekli kararı verilen alanlarda sürecin bir parçası olarak 20/12/2024 tarihinde İDK (İnceleme Değerlendirme Komisyonu) toplantısı yapılacak olan, Koç Holding, Demir Export ve Fernas Madencilik ortaklığındaki bu altın madeni ile Kırşehir, Ankara ve Kızılırmak Havzası için geç olmaması için verilen maden ruhsatlarının bir an önce iptal edilmesini ve sınır değişikliği kararından vazgeçilmesini talep ediyoruz.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi olarak, Kırşehir ili Boztepe ilçesinde yer alan altın madeni ruhsat sahalarının gelecekteki etkilerine ilişkin hazırladığımız mekansal inceleme raporunu kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

Raporumuza web sitemizden erişebilirsiniz.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi

https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=3&kod=13089

25 Kasım, kadınların yaşam hakkını savunmak, cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak ve kadına yönelik her türlü şiddet...
25/11/2024

25 Kasım, kadınların yaşam hakkını savunmak, cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak ve kadına yönelik her türlü şiddete dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiş bir gündür. Kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü, 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti‘nde Trujillo diktatörlüğüne karşı isyan eden Mirabal kardeşlerin vahşice öldürülmesi ile simgelenmektedir. Patria, Minerva ve Maria Teresa Mirabal, ülkelerindeki özgürlük ve eşitlik mücadelesinde kadına yönelik şiddetin en somut örnekleri olarak görülmektedirler.

Aradan geçen on yıllara rağmen kadınlar hâlâ fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel ve aile içi şiddete, toplumsal baskıya ve kadın cinayetlerine maruz kalmaktadırlar. Kadına yönelik şiddetin devam etmesinin nedenleri, derinleşen toplumsal cinsiyet eşitsizliği, yasal mekanizmaların yetersiz uygulanması ve cezaların caydırıcı olmamasıdır. Kadınların temel haklarının ihlâli Türkiye‘de ve dünyada yaygın bir sorun olmaya devam etmektedir. Bugün şiddetin sadece kadınların bir meselesi değil, toplumun tüm kesimlerinin aktif rol aldığı bir mücadele alanı olması gerektiği açıktır.

2024 yılında Türkiye‘de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin ürkütücü boyutlara ulaştığını görmekteyiz. Yalnızca bu yılın ilk 10 ayında en az 71 kadın kendisine en yakın olan erkekler tarafından öldürülmüştür. Cinayete kurban giden kadınların yüzde 54‘ü evlerinde öldürülmekte ve bu şiddetin çoğu aile içinde yaşanmaktadır. Şiddet bir "mahremiyet" meselesi gibi görünse de toplumsal eşitsizliğin bir tezahürüdür. Bu acı gerçek, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve şiddeti önlemek için daha etkili politikalara ve yasal mekanizmalara olan ihtiyacı açıkça ortaya koymaktadır.

Kadınları korumaya yönelik yasal düzenleme ve uygulamaların yetersiz olması, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının eksikliği, yeterli eğitime erişimsizlik ve devletin , bilinçlendirme politikalarının eksikliği gibi birçok nedenden ötürü çözümden giderek uzaklaşılmaktadır. Bunları takiben, 20 Mart 2021 yılında gerekçesiz bir Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Sözleşmesi`nin feshedilmesi sonucu oluşan hukuki boşluk ortamında kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri her geçen gün daha da korkutucu boyutlara ulaşmakta, 6283 sayılı Kanun`un etkin biçimde uygulanmıyor oluşu da kadınları bu güvencesiz düzene hapsetmektedir.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi olarak biliyoruz ki, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak, kadına yönelik her türden şiddete karşı durmak sadece ilkesel değil aynı zamanda odağına kamu için eşit, adil, barışçıl ve güvenli mekânların inşâsını alan şehir planlama disiplini için meslekî bir sorumluluktur. Kadına yönelik şiddet, yalnızca 25 Kasımlarda değil, her gün hatırlanması ve hatırlatılması gereken bir insan hakları meselesidir.

Şiddet karşısında sessiz kalmayacağız.

Türkiye`de kadına yönelik şiddetle mücadele için kapsamlı ve bütüncül yasal çerçeveleri kurgulamanın ve bu yasaların uygulanış biçimini denetleyecek mekanizmaları geliştirmenin devletin bir yükümlülüğü olduğunu biliyoruz. İstanbul Sözleşmesi`ne dahiliyetin gerekliliğini ve 6284 sayılı Kanun`un çizdiği teorik ve pratik çerçevenin önemini tekrar vurguluyoruz.

Bugün bir kez daha "Kadına Yönelik Şiddete Hayır!" diyerek daha eşitlikçi ve barışçıl bir dünya için, kadınlar için, adil ve güvenli mekânları yaratmak için mücadeleye devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi

Ankara`ya hoş geldin öğrenci arkadaşım! Kentimizi bir de bizden dinle istiyoruz ve bu nedenle uyum sağlamanı hızlandırma...
14/10/2024

Ankara`ya hoş geldin öğrenci arkadaşım! Kentimizi bir de bizden dinle istiyoruz ve bu nedenle uyum sağlamanı hızlandırmak, Ankara`nın gündelik hayatını birlikte deneyimlemek, anıtların, heykellerin ve sokakların hikayelerini birlikte öğrenmek amacıyla bir tur düzenliyoruz. Dost Kitabevi`nde buluşacağımız gezimizde seni de aramızda görmek istiyoruz. Fotoğraf makineni, eskiz defterini, sandviçini kap gel!

Katılım için başvuru formunu doldurmayı unutma!

Buluşma Yeri: Dost Kitabevi Karanfil Sok. No:11 Kızılay

Tarih: 19 Ekim 2024

Saat: 10.00

Not: Etkinliğimiz yalnızca Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencilerine açıktır.

Başvuru Formu: https://forms.gle/d8KnVyBYsWCHruQ28

Geziye katılacak öğrenci arkadaşlarımızın bu formu doldurmalarını, olası bir değişiklikte Şubemizle iletişime geçmesini rica ediyoruz.

Bilgi için: [email protected] mail adresinden veya 0312 418 6143 numaralı telefondan bizlere ulaşabilirsiniz☀



TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi

https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=2&kod=13021

13/10/2024
MERHABAGün açar,Karın verir yağmurlu toprak.İncesu Deresi, merhaba.Saçakta serçeler daha çılgındır,Bulutlarda kartal,Dah...
11/10/2024

MERHABA

Gün açar,
Karın verir yağmurlu toprak.
İncesu Deresi, merhaba.
Saçakta serçeler daha çılgındır,
Bulutlarda kartal,
Daha çalımlı.
Koparır göğsünden bir düğme daha,
Tezkere bekliyen biri.
İncesu Deresi, merhaba
(…)

(Ahmed Arif)

İmrahor’un Doğal ve Mekânsal Anlamı

Ankara, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana çok önemli bir vadiler ve dereler sistemine sahip olan bir kent olagelmiştir. Bunlardan Dikmen, Şirindere ve Büyükesat vadileri akla ilk gelenlerdir. Bu zengin ekosistem bütününün ve yeşil kuşak sisteminin önemli parçalarından biri de İmrahor Vadisidir. İmrahor Vadisi, İncesu Vadisi ile başlayan Eymir ve Mogan göllerini içine alarak, Tuz Gölü’ne kadar uzanan bir vadiler sisteminin önemli bir parçasıdır. İmrahor aynı zamanda doğal bir su havzası ve hava koridorudur. Ankara’nın planlama tarihinde korunması için kararlar üretilen İmrahor Vadisi maalesef uzun yıllar bakımsız bırakılmış ve doğal değerleri korunarak kente kazandırılamamıştır.

Ankara, kuruluş felsefesindeki planlı kentleşme olgusundan hızla uzaklaşmış ve maalesef başkent kimliğini hızla yitirmiş bir kenttir. Uzun yıllardır kentsel saçaklanma problemi yaşayan, yapı ve nüfus yoğunluğu kontrolsüzce büyüyen Başkent, ciddi altyapı sorunlarıyla karşı karşıyadır. Üstelik bu yapılaşma baskısının önemli bir bölümü vadiler, su havzaları, dereler gibi koruma alanlarında yaşanmaktadır. Merkezi ve yerel yönetimlerin, Ankara’nın doğal değerlerini korumak için ulusal/uluslararası ölçekte çalışmalar yapması gerekirken aksine sermayenin talepleri doğrultusunda plan kararları ürettikleri görülmektedir. Yerleşik alanlarda dahi olmayan yüksek yoğunluklu konut bölgeleriyle bu koruma alanları adeta kuşatılmış durumdadır. İmrahor Vadisi de bu durumdan nasibini almış Ankara’nın en önemli doğal koridorlarından biridir.

İmrahor Vadisinde Bugüne Kadar Gerçekleştirilen Projeler
Hâlihazırda uygulaması gerçekleştirilen “Kanal Ankara” projesi, denizi olmayan Ankara’ya boğaz getirme söylemleri ile ilk kez 2011 genel seçimlerinden önce dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından gündeme getirilmiştir. Ayrıca Ankara’nın “çılgın projesi” olarak duyurulan Kanal Ankara, 2014 yerel seçimleri sürecinde Melih Gökçek’in vaatlerinden de birisi olmuştur.
Hakeza etaplar halinde hazırlanan ve ilk etabı tamamlanan Kanal Ankara Projesi’nin 1. Etabı İmrahor Millet Bahçesi projesi olarak hazırlanmıştır. Projenin yapım sürecinin devam ettiği dönemde İmrahor Millet Bahçesi projesinin imar planlarına, ihalesine ve inşaat ruhsatlarına ilişkin hukuki mücadele yürütülmüştür. Kanal Ankara projesi kapsamında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı olarak faaliyet yürüten Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca (TOKİ) hazırlanan İmrahor Millet Bahçesi projesi kapsamında E:0.06 ve E: 0.02 olmak üzere vadi tabanına beton dökülerek yapay havuz yapılmış olup önemli bir bölümü yine yapılaşmaya konu edilmiştir. Millet kıraathanesi, ibadethane, kütüphane, sergi alanı, el sanatları merkezi, otopark gibi çok farklı kullanımları içeren bu proje, en yakın örneğini Cebeci Millet Bahçesi’nde gördüğümüz gibi yeşil alan miktarını arttırmak bir yana, bunu azaltan, iktidarın ideolojik mekânsal tezahüründen başka bir anlam taşımayan bir projeden ibarettir.

"Yeni Güneypark Kentsel Gelişim ve Dönüşüm Planlama Alanları" olarak bilinen “Güneypark Konutları” alanı da İmrahor Vadisinin batı yamaçlarında yer alan yaklaşık 200 hektarlık bir dönüşüm alanıdır. Mühye 902 parsel ve çevresini de içine alan planlama alanında 27.745 kişilik nüfus öngörüsü vardır. Yine bu alana çok yakın olan ve bu dönüşüm projesi kapsamındaki Sinpaş Altınoran (Marina Ankara ve Başkent Emlak Konutlarıyla birlikte) Konutları, 2010 yılından beri Odamızın mücadele alanlarından biridir. Mahkemenin birçok kez aldığı yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarına rağmen inşaatların devam ettiği ve ruhsatların alındığı bir alandır.

İmrahor Vadisi üzerinde turizm ve ticaret kullanımı ağırlıklı yapılaşmayı öngören imar planlarına karşı farklı zamanlarda açtığımız dava kararlarıyla bazı planlara iptal kararları verilse de maalesef alandaki ciddi yapılaşma baskısı bugünlere kadar devam etmiş, lehimize sonuçlanan mahkeme kararları, mekânda karşılık bulmamıştır.

Vadinin, özgün değerleriyle korunarak yaşatılması, yapılaşmaya olabildiğince konu edilmemesi, yüksek gelirli grupların konut alanları için bir iç bahçeye ve manzara alanına dönüşmemesi ve pazarlık unsuru haline gelmemesi için ortaya bir yerel yönetim iradesi konulması gerekmektedir. Bütün bu süreçlerin tam tersine gelen her belediye başkanı döneminde benzer projeler iktidarın baskısı ve seçim propagandalarıyla bugünlere kadar devam etmiştir.
İmrahor Vadisinin Üst Ölçekli Plan Kullanım Kararı
İmrahor Vadisi, Ankara’nın önemli hava koridorlarından biridir ve birçok canlıya yaşam habitatı niteliği taşımaktadır. Mogan-Eymir gölleri ve Gölbaşı Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇK) birlikte düşünüldüğünde "Mogan-Eymir Sistemi Havza Alanı” nın önemli bir uzantısıdır.

Vadinin yakın çevresinde onaylanan planlar, 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planına aykırı nitelik taşımaktadır. Bu planda kullanımı "Ağaçlandırılacak Alan", "Özel Proje Alanı" ve "Özel Proje Bölgesi" olarak tanımlanmış, alanın titizlik ve hassasiyetle korunması gerektiği vurgulanmıştır. Fakat birçok alanda gördüğümüz gibi İmrahor Vadisi de parçacıl plan kararları ve müdahalelere konu olmuştur.

Hâlbuki yerel yönetimlerin şu sorular üzerinde kafa yorması ve anlamlı bir çaba göstermesi dahi başlangıç adımı için yeterlidir:

- Azalan yeraltı (taban) suyu varlığının korunması için ne yapılabilir?

- Yakın çevresindeki yapılaşma Vadiyi ve Eymir’i ne kadar olumsuz etkilemiştir? Bununla ilgili bir çalışma yapılmış mıdır? Hava kirliliği de dâhil olmak üzere diğer kirlilik ve risklere ilişkin ölçümler, denetimler var mıdır?

- Katılımcı bir süreç dahilinde üniversiteler, sivil toplum ve meslek örgütleri ile alanın hassasiyetleri göz önünde bulundurularak çok paydaşlı ve uzun erimli planlama çalışmaları yürütülebilir mi?

- Olası bir afet (sel, taşkın alanı vb.) durumunda yapılacaklarla ilgili acil durum eylem planları yapılmış mıdır? Vadi ile yakın ilişki içinde olan İncesu, Kolej, Kurtuluş ve Sıhhiye semtlerinin sel tehdidi ile ilgili bir çalışma yapılmış mıdır?

gibi arttırabilecek bir dizi başlıkla ilgili çalışmalar yapılmalı, alana ilişkin katılımcı süreçlerle farkındalık geliştirilmelidir. Bilimsel çalışmalarla ortaya konduğu üzere Vadiyi korumaya yönelik gerekli politika ve stratejiler ciddiyetle ortaya konmazsa 10-15 sene içinde ortada pazarlama unsuru yapılacak bir Eymir Gölü de, su havzası ve havalandırma koridoru niteliğinde bir vadi de yok olup gidecek, ‘merhaba’ denilebilecek bir İncesu Deresi de kalmayacaktır.

İmrahor Vadisine Yönelik Son Mahkeme Kararı

İmrahor Vadisi üzerine alınan son karar Şubemizin dava ettiği Karataş Mahallesinde 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı değişikliğine ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisince 08.08.2023 tarih ve 1103 sayıyla alınan meclis kararını kapsamaktadır.

Bu kapsamda 14. İdare Mahkemesi, 13/09/2024 tarihli; 2024/58 esas ve 2024/1420 sayılı kararda;

- Daha önce açtığımız davaya ait bilirkişi raporunu yeterli görmüş ve bunu referans göstermiştir. 07/05/2024 tarihli bilirkişi raporunda; Dava konusu plan değişikliğinin, ABB tarafından 11.05.2023 gün ve 761 sayılı kararla onaylanan 1/25000 ölçekli nazım imar planı sınırları kapsamına girdiği ve 1/25.000 ve 1/5000 ölçekli nazım ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında herhangi bir değişiklik yapılmadığını,

- Açık alanların ve düşük yoğunluklu bağcılık-bahçecilik alanlarının (20 kişi/ha) daha yüksek yoğunluklu (orta yoğun konut alanı- 90 kişi/ha) yerleşime açıldığı; bu minvalde önceki 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı ile getirilen plan ana kararlarıyla uyumlu olmadığı,

- Jeolojik-jeoteknik etüt raporundaki önlemli alan verilerinin plana ve plan lejantına/gösterimine islenmiş olduğu; ancak jeoteknik etüt sınırı dışındaki kimi alanlara plan kararı getirilmiş olduğu, (yani zemin yapısı analizi yapılmayan yerlerde plan kararı üretildiği)

- İlgili kurum görüşüyle orman alanı dışına çıkartılmış kesimlerde de imar planına esas jeolojik-jeoteknik etüt olmadığı halde plan kararı getirildiği; bu durumun, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesinin 6. fıkrasındaki “Onaylı jeolojik-jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamayacağına” ilişkin mevzuat hükümlerine aykırı olduğu;

- Jeolojik açıdan yerleşime uygun olmayan kimi alanlarda her ne kadar çekme mesafesiyle yapılaşmaya izin verilmese de ilkokul, camii ve sağlık tesisi alanları plan kararları getirildiği, bunun yanında yine jeolojik açıdan yerleşime uygun olmayan bazı alanlarda “Park” ile “Piknik ve Eğlence (Rekreasyon) Alanları” önerildiği,

- Plan notlarına göre Park alanlarında E: 0.01 ve Yençok 1 katlı, Piknik ve Eğlence (Rekreasyon) Alanları’nda ise E: 0,05 ve Yençok 2 katlı yapılaşma getirildiği, bu plan kararlarının imar planına esas jeoteknik etüde uygun olmadığı,

- Anaokulu, ilkokul-ortaokul-lise alanlarının, sağlık tesisi alanının, sosyal-kültürel tesis alanının, ibadet alanının, teknik altyapı alanının ve donatı alanlarının birçoğunda kentsel asgari standartların karşılanmadığı, planın bu yönüyle Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 11. maddesine aykırı olduğu,

gerekçeleriyle alana ilişkin tüm planlar iptal edilmiştir. Yani Karataş Mahallesine yönelik hazırlanan ve 1100 hektarlık alanı kapsayan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı değişikliğinin; planlama mevzuatına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve ilgili mevzuat hükümlerine aykırı olduğu görüş ve kanaatine varılmıştır.

Bu hukuki kararla bir kez daha yıllardır verdiğimiz mücadelenin haklılığı ispatlanmaktadır. Ankara’nın doğal değerlerinin, hassasiyetle ele alınması gereken vadiler sisteminin korunması için mücadeleye devam edeceğimizi ve sürecin takipçisi olmayı sürdüreceğimizi kamuoyuna saygı ile duyururuz.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi

https://www.spo.org.tr/detay.php?sube=1&tip=2&kod=13020

Address

Atatürk Bulvarı Bulvar Apt. No: 219/8
Ankara
06680

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Telephone

+903124186143

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi:

Share