ATB Ahiboz Hububat ve Bakliyat Borsası

ATB Ahiboz Hububat ve Bakliyat Borsası ATB Ahiboz Hububat ve Bakliyat Borsası

Address

Gölbaşı Ahiboz Köyü
Ankara
06420

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ATB Ahiboz Hububat ve Bakliyat Borsası posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Radikal kararlarla ithalata bağımlılık 3 yılda bitirilebilir

Faik YAVUZ/ Yönetim Kurulu Başkanı Türkiye'de hayvancılık sektörü gündemden düşmüyor. Buna sevinmeli mi, yoksa üzülmeli mi, tam olarak bir değerlendirme yapmakta zorlanıyorum. Sevinmeliyiz, çünkü yılların birikimi olan sorunlar artık kamuoyunun gözü önünde tartışılıyor ve çözüm önerileri gündeme geliyor. Üzülmeliyiz, çünkü Türkiye tarımda ve hayvancılıkta kendi kendine yeten bir ülke olduğu halde, vatandaşına ucuz et yedirebilmek için ithalat yapmak zorunda kalıyor. Çözüm bu kadar zor mu ? Yazımızın başlığında da belirttiğimiz gibi radikal kararlarla ithalata bağımlılık üç sene içinde bitirilebilir. Bunun için net kararlar alınmalı ve süratle uygulamaya geçilmelidir. Öncelikle şu gerçeği göz önünde bulundurmalıyız. Konuya taraf olanlara baktığımızda; üretici, besici, toptancı ve kasaplar olduğunu görüyoruz. Damızlık üreticisi, besi hayvanı gelmesine karşı çıkıyor kendi hayvanını satabilmek için. Besici, materyali daha ucuza alabilmek için ithalat istiyor. Toptancı hayvan olmadığı için et temin edemediği gerekçesiyle arzın artmasını istiyor. Kasaplar ise ucuz alırsa ucuz satacağını ve daha çok kazanabileceğini hesaplıyor. Sektörün içinden gelen biri olarak, ülkemizin 5’te biri olan ülkelerden hayvan ithal etmeyi içime sindiremiyorum. Hatta neredeyse Avrupa’da hayvan bırakmadık, dünyanın en büyük ithalatçılarından birisi olduk. Niye biz üretemiyoruz. Bunun aslında temelden radikal kararlarla çözüme ulaştırmak lazım. Sorunun çözümünün altında yapan temel meseleleri şu başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan ilkini geçtiğimiz günlerde sayın Bakan açıkladı. Biz 450 bin biliyorduk ama her yıl ülkemizde 750 bin buzağı ölüyor. Bizim yıllık yaptığımız canlı hayvan ithalatı ise bunun yarısı kadar. Bu kadar yetişmiş mühendisimiz, teknik elemanımız varken, her yıl 750 bin buzağımızı doğumunda kaybetmek gerçek çok acı bir tablo. İkincisi ülkemizde hayvanlar daha düve iken kesiliyor. Senede 900 bine yakın düve kesiyoruz. Peki niye kesiyoruz? İnsanlar geçimini sağlayabilmek için, hayvanlarını erken kesmek zorunda kalıyor. Çünkü, ölçek sorunu var ve geçinemiyorlar. Geçinebilmeleri için ellerindeki hayvanları satıyorlar. Buna kesinlikle yasaklarla engel olamıyoruz. Senelerdir düve kesimi, dişi kuzu kesimi yasaktır. Engelleyebildik mi hayır ? Oysa bunun da çok net bir çözümü var. Dişi düve doğurganlık yaşına gelene kadar, yiyeceği yem kadar teşvik verilmesi gerekiyor. O zaman köylü düvesini kesmeyecek, onun da doğurmasını bekleyecek, karşılığında para kazanacaktır. Benzer bir konu da dişi kuzularda yaşanıyor. Her bir dişi kuzuya 26 lira destek veriliyor, bu parayla ne yapılabilir ki? Bir kuzunun veya koyunun değeri 450-500 liraysa hiç olmazsa bunun yüzde 25-30’unu vermeliyiz ki insanlar kesmesin. Bu süreçte doğal olarak hayvan varlığı da arttırılacaktır. Bugün besilik hayvan ithal ediliyor ülkemizde. Mevcut koşullarda ESK canlı ithal hayvanını kilosunu 15.5 liradan satıyor. Ancak bunu satarken besicilere, “Ben sana bu şansı tanıyorsam ve üç sene sonra da ithalatı keseceksem, ithal ettiğin hayvanın yüzde 20’si kadar damızlık getir ki, 15 ay sonra doğursun, kendi ihtiyacın olan kısmını her sene kademeli olarak kapat. Kısacası devletin sağladığı bir avantajı, sektörün ve ülkenin menfaati için kullanmak gerekiyor. Çözümün bir başka unsuru ise yerli ve ithal hayvan arasındaki fiyat farkının dengelenmesi. Bugün ithal hayvan 15.5 TL, yerli hayvan 22 TL. bizim amacımız da insanları yerli üretimden el çektirmemek değil mi? Eğer sırf ithalat yaparsak, bu koşullarda yerli üretimi bitiririz. O zaman “ithal ürünü 15.5 değil, 17.5 liraya veririz, bunun yanı sıra yerli hayvanı alıp besleyen besicilere de 2 lira prim verirseniz sorun önemli ölçüde aşılmış olur, böylece et fiyatı iki liralık bant içinde gidip gelir ve fiyat istikrarı da sağlanmış olur. Bundan kamu dahil kimsenin zarar görmeyeceği gibi, haksız rekabeti de önlemiş olunur. Oysa ithalat yapan çok para kazanıyor, yerli üretimle besi yapan az kazanıyor. Bizim önerimizle, fiyatlar 17.5 lirada dengede tutulabilir. Kırsal alanda genç kalmadı. Zaten 6 hayvanla bir genci köyde tutamazsınız. Bugün eskiden çoban dediğimiz, yeni tabiriyle sürü yöneticisi dediğimiz insanlara aylık 2 bin 500 lira maaş verilmesine rağmen, yine de bulunamıyor. Gençler, bu maaşa köyde kalmak yerine, bin 400 liraya şehirde güvenlik veya temizlik işinde çalışmayı tercih ediyorlar. Bu arada en büyük sorunlardan birisi de şehirdeki yaşam standardını köylerde sağlayamamaktır. Oysa belirli merkezlerde, aynı şartları sağlayacak sosyal donatı alanları kurulursa, gençler tatil günlerinde veya işlerini bitirince oturup eğlenebilecekleri yerler olursa, daha kolay köyde kalırlar. Haberleşmenin bu kadar geliştiği, televizyon ve internetin en küçük yerleşim birimlerine kadar girdiği bir dönemde, gençleri köyde tutamazsınız. Bunun tarımda gelişmiş ülkelerde çok güzel örnekleri var. Ayrıca hayvancılık işletmelerinde ölçek sorununun mutlaka çözülmesi lazım. Örneğin Kars’ta 7-8 kişilik bir aile en az 20 hayvanla geçinebilir. İşte o zaman onlara düşük faizli, uzun vadeli kredi desteği sağlayarak 20 hayvan verebiliriz. Ki bu noktada hibeye kesinlikle karşı olduğumu belirtmek istiyorum. Bunu sağlarsanız zaten insanlar her sene 1 hayvanını satarak kredi borcunu ödeyebilirler. Tabii ki bu tek başına sorunu çözmez ama işin sosyal boyutunu da düşünmek gerekiyor. Bunun yanı sıra mutlaka Organize Hayvancılık Bölgeleri kurulması gerekiyor. Ancak bunu yaparken, dar alanda çok sayıda işletme değil, geniş alanda az işletme olması gerekiyor Örneğin, Ankara’dan Aksaray’a kadar bitkisel üretimi düşük verimli olan arazilerin, mutlaka Organize Hayvancılık bölgesi olarak ilan edilip, altyapısı oluşturularak, hayvancılık yapılması sağlanabilir. Bir de mera alanlarının hızla hayvancılık sektörüne tahsis edilmesi gerekiyor. Aslında ülkemizde son zamanlarda yem bitkisi üretimine teşvikler veriliyor ama bu da yeterli olmuyor. Bugün 1 kg etin maliyetinin yüzde 65’ini yem oluşturuyor. Eğer bunu yüzde 35’e düşürebilirsek, et fiyatında 5-6 liralık indirim sağlarız. Finansmana ulaşmada da sorunlar yaşanıyor. İnsanlardan ısrarla teminat istiyoruz. Bir hayvancının en büyük teminatı ahırı ve hayvanıdır. Bunları teminat olarak kabul ederek finansmana ulaşım sağlamalıyız. Kredilendirmede tek banka yetmiyorsa, sistemi tüm bankalara açıp rekabet ortamını sağlanmalıdır. Hayvan ıslahı da önemli bir konudur. Şu anda etçi, sütçü ırkların yanı sıra çok verimli olmayan ırklarımız da var. Oysa bunlar, belirli bir doğum sayısından sonra embriyo transferi yapılarak istediğimiz özellik kazandırılabilir. Son olarak ülkemizde, piyasayı düzenleyecek bir kuruma ihtiyaç var, ama gelin görün ki mevcut piyasa düzenleyicisi olan Et ve Süt Kurumu (ESK) bu işlevini yerine getiremiyor. ESK’nın regülasyon görevi var ama bugün gelinen noktada piyasanın en büyük oyuncusu yine regülasyonla görevlendirilen ESK. Yani hem oyuncu olacaksın, hem hakem olup karar vereceksin, bu olmaz. Hollanda’da olduğu gibi; üretici, sanayici, besici, tüccar ve devletin temsilcisinin yer aldığı yapılar kurulabilir. Hatta Türkiye’de kurulacak yapıya tüketiciler de eklenebilir. Fiyatlar düşünce arzı çekersiniz, yükselince piyasaya sürerek dengeyi sağlarsınız. Bir baz fiyat belirlenip, onun alt ve üst sınırları da ortaya koyularak, fiyatların bunun dışına çıkması engellenebilir. Bunları çok hızlı yapmalıyız. Bunları gerçekleştirdiğimiz takdirde, 3 sene gibi kısa sürede sonuç alabilir, ithalata bağımlılığı bitirebiliriz. Ancak bu gidişat bizi ithalata daha bağımlı hale getirecektir.