TMMOB - Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği

TMMOB - Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 7303 sayılı Yasa, 66 ve 85 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerl TMMOB tüzel kişiliğe sahip, Anayasanın 135.

KURULUŞ VE AMAÇ

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 7303 sayılı Yasa, 66 ve 85 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle değişik 6235 sayılı Yasayla 1954 yılında kurulmuştur. Maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Kuruluşunda 10 Odası ve yaklaşık olarak 8.000 üyesi bulunan TMMOB‘nin, 2015 Aralık itibari ile oda sayısı 24, üye sayısı ise 488.789'dür. TMMOB çalı

şmalarını 24 Oda, bu Odalara bağlı 213 şube ve 50 İl/İlçe Koordinasyon Kurulu ile sürdürmektedir. TMMOB‘ye bağlı odalara 91 kadar mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı disiplininden mezun olan mühendis, mimar ve şehir plancıları üyedir. TMMOB Yasası‘nda Birliğin amaçları şöyle sıralanmıştır. Günün gerek ve koşullarına ve mevcut olanaklara göre, yasa ve tüzük hükümleri içinde kalmak üzere, mühendis ve mimarları meslek kollarına ayırmak, meslek ve çalışma konuları aynı ya da birbirine yakın bulunan mühendis ve mimarlık grubu için Odalar kurmak. Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının ortak gereksinmelerini karşılamak, mesleki etkinlikleri kolaylaştırmak, mesleğin genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere, meslek disiplinini ve ahlakını korumak; kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, çevre ve tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunmasında, tarımsal ve sınai üretimin artırılmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kalkınmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak. Meslek ve çıkarları ile ilgili işlerde, resmi makamlar ve öteki kuruluşlar ile işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve önerilerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı, normları, bilimsel şartnameler, tip sözleşmeler ve bunlar gibi bütün bilimsel evrakı incelemek ve bunların değiştirilmesi, geliştirilmesi, ya da yeniden konulması yolunda önerilerde bulunmak. TMMOB, Odalarının kendi eşdeğeri kuruluşlarla kurdukları ilişkilerine paralel olarak Dünya Mühendislik Birlikleri Federasyonu‘nun (WFEO) üyesidir. TMMOB, mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ülkemizdeki mühendisleri ve mimarları temsil etmek, onların hak ve çıkarlarını halkımızın çıkarları temelinde korumak ve geliştirmek, mesleki, sosyal ve kültürel gelişmelerini sağlamak ve mesleki birikimlerini toplum yararına kullanmalarının zeminini yaratmak; bu amaçla mesleki alanlarıyla ilgili gelişmelerin ve politikaların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarını derinlemesine kavramak, yorumlamak ve toplumu bilgilendirmek; bu politikaların toplum yararına düzenlenmesi için öneriler geliştirmek ve bunların yaşama geçirilmesi için mücadele etmek ve bunların gereği olarak en genel anlamda bağımsız ve demokratik bir Türkiye‘nin yaratılması yönündeki çalışmalarını bütünsel bir anlayışla ve etkinleştirerek sürdürmek kararlılığındadır. TMMOB‘nin Kuruluşuna Kadar Örgütlenmeler

Avrupa‘da ve ABD‘de 19. yüzyılın ortalarında başlayan mühendis ve mimar örgütlenmesi, ülkemizde 2. Meşrutiyetle birlikte başlamıştır.

1908‘de İstanbul‘da çok sayıda sivil örgütün kurulduğu bilinmektedir. Bunlardan birisi de Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyetidir. Cemiyet 1912 yılında etkinliklerini askıya almış ve 1919‘da yeniden çalışmalarına başlamış ve varlığını 1922 yılına kadar sürdürmüştür. Cumhuriyetten sonra ilk örgütlenmeler Mayıs 1926 yılında kurulan ve merkezleri Ankara‘da bulunan Türk Mühendisler Birliği ve Türk Yüksek Mühendisler Birliği adı altında gerçekleşmiştir. Birliklerin amaçları arasında "memleketin ilerlemesine ve milli iktisadın inkişafına ve kuvvetlenmesine hizmet emeli ile mesleğin yükselmesine çalışmak", "meslek haklarını ve azanın ihtiyaç ve menfaatlerini temin ve himayeye, mühendisler arasında tanışma ve tesanütün artmasına hizmet etmek", "başka memleketlerden mühendis getirilmesine ihtiyaç kalmayacak derecede meslektaşların yetiştirilmesi için gençliğin mesleğe karşı rağbetini artırmaya; sermaye getirme mecburiyeti olmadıkça, memleketimizde yapılarak inşaatın Türk Mühendis Müteahhitlerine yaptırılmasını ve memlekette yerli ve ecnebi müesseselerde Türk Mühendislerinin çalıştırılmasını temine çalışmak" yer almaktadır. Bu örgütü Şubat 1927 tarihinde kurulan Türk Yüksek Mimarlar Birliği izlemiştir. Birliğin amacı "Türk Yüksek Mimarları arasında fikri ve mesleki dayanışmayı temine, memleket içinde ve dışında Türk mimarisini ve mimarlığını tanıtmaya, Türk mimarlık sanatının ve inşaat bilgisinin beynelmilel terakkilere göre inkişafına ve Türk yüksek mimarlarının mesleki, iktisadi ve hukuki menfaatlerini korumak" olarak belirtilmektedir. Daha sonraları bu örgütlere çeşitli tarihlerde uzmanlık dallarında örgütler eklenmiştir. Bu örgütler arasında, kurulduktan sonra başka örgütlerle birleşenler de bulunmaktadır. Bu örgütlerin tam bir listesi henüz çıkarılamamıştır. Bilinen örgütler şunlardır: Türk Mühendisler Birliği, Türk Yüksek Mühendisler Birliği, Türk Gemi Mühendisleri Cemiyeti, Türk Maden Mühendisleri Birliği, Türk Yüksek Maden Mühendisleri Birliği, Karabük Ağır Sanayi Mühendisleri Derneği, Türkiye Jeoloji Kurumu, Türkiye Harita ve Kadastrocular Cemiyeti, Türk Yüksek Mimarlar Birliği, Orman Mühendisleri Cemiyeti, Türk Yüksek Ziraat Mühendisleri Birliği. TMMOB‘nin ve Odaların Kuruluşları

6235 sayılı TMMOB Yasasının kabulünden sonra, 1. Genel Kurul 18-22 Ekim 1954 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu Genel Kurul, yukarıda belirtilen örgütlerden bazılarının delegelerinden oluşmuş, TMMOB Tüzüğü kabul edilmiş ve Elektrik M.O., Gemi M.O., Harita ve Kadastro M.O., İnşaat M.O., Kimya M.O., Maden M.O., Makine M.O., Mimarlar O., Orman M.O., Ziraat M.O. kurulması kararlaştırılmıştır. Bu Genel Kuruldan sonra kurulan Odaların adları ve kuruluş tarihleri şöyledir:

Gemi Makinaları İşletme M.O. 1960, Şehir Plancıları O. 1968, Fizik M.O. 1970, Metalurji M.O. 1970, Meteoroloji M.O. 1970, Petrol M.O. 1970, Jeoloji M.O. 1974, İç Mimarlar O. 1976, Jeofizik M.O. 1986, Çevre M.O. 1992, Tekstil M.O. 1992, Peyzaj Mimarları O. 1994, Gıda M.O. 1996, Bilgisayar M.O. 2012.

TMMOB MARDİN İKK: PARK, EĞİTİM VE İBADET ALANLARI KONUT VEYA TİCARİ ALANA DÖNÜŞTÜRÜLEMEZ!13.08.2026TMMOB Mardin İl Koord...
13/08/2026

TMMOB MARDİN İKK: PARK, EĞİTİM VE İBADET ALANLARI KONUT VEYA TİCARİ ALANA DÖNÜŞTÜRÜLEMEZ!
13.08.2026
TMMOB Mardin İl Koordinasyon Kurulu, 13 Ağustos 2026 tarihinde “Park, Eğitim ve İbadet Alanları Konut veya Ticari Alana Dönüştürülemez!” başlıklı bir basın açıklaması yaptı.

Mardin Büyükşehir Belediyesi kayyım yönetimi tarafından 14.07.2026 tarihinde 2026/176 sayılı kararıyla onaylanan 24.07.2026 tarihinde askıya çıkarılan, Mardin İli, Midyat İlçesi, Bahçelievler Mahallesi 265 ada 368 parsel ile Budaklı Mahallesi 110 ada 8 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği tarafımızca bilimsel, teknik ve hukuki açıdan incelenmiştir.

Söz konusu plan değişikliğiyle yaklaşık 33.000 m² olan park alanının 3.000 m² seviyesine düşürüldüğü, 6.500 m² eğitim alanının kaldırıldığı, ibadet alanının da azaltıldığı görülmektedir. Buna karşılık yaklaşık 35.000 m² gelişme konut alanı ve 1.000 m² ticaret alanı önerilmiştir.

Sosyal donatı alanları azaltılarak yapılaşma alanlarının oluşturulduğu bu plan değişikliğinde, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 26. maddesinde öngörülen eşdeğer alan şartının karşılanmadığı görülmektedir. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği uyarınca; sosyal ve teknik altyapı alanlarının eşdeğer alan ayrılmaksızın kaldırılması mümkün değildir. Bu durum planlama ilkelerine ve mevzuata açıkça aykırıdır.

Ayrıca plan değişikliğinin, alanın Mardin 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planındaki tarım ve çayır-mera kullanım kararlarıyla uyumlu olmadığı ve üst ölçekli plan kararlarıyla çeliştiği görülmektedir.

Söz konusu plan değişikliği 3194 sayılı İmar Kanunu’na, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu hükümlerine aykırıdır.

Kentler yalnızca konut ve ticari alanlardan ibaret değildir. Kentlerin sağlıklı ve nitelikli gelişebilmesi için; yeşil alanların, eğitim, sağlık ve sosyal tesis alanlarının korunması hayati önemdedir. Sağlıklı, nitelikli ve yaşanabilir kentler inşa edebilmek için sosyal donatı alanları geliştirmek ve korumak temel gerekliliktir.

Mardin Büyükşehir Belediyesi kayyım yönetimi tarafından onaylanan; sosyal donatı alanlarını azaltan, konut ve ticari alanlar oluşturan bu plan değişikliğini kabul etmiyoruz.

Tmmob Mardin İl Koordinasyon Kurulu olarak; kentsel planlama süreçlerinin bilimsel, teknik ve kamusal yarar ilkeleri doğrultusunda yürütülmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. İncelenen plan değişikliğinin; mevzuata, üst ölçekli plan kararlarına ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğunu kamuoyunun bilgisine sunarız.

Askı süreci devam eden 1/5000 ölçekli Nazım İmar Plan Değişikliği ile ilgili Mardin Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı’na 06.08.2026 tarihinde resmi olarak itirazımızı iletmiş bulunmaktayız. Sürecin takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

TMMOB MARDİN İL KOORDİNASYON KURULU

EMO: AKKUYU UYARISI: KİM KAZANACAK, KİM ÖDEYECEK?TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, 13 Ağustos 2026 tarihinde Akkuyu Nük...
13/08/2026

EMO: AKKUYU UYARISI: KİM KAZANACAK, KİM ÖDEYECEK?

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, 13 Ağustos 2026 tarihinde Akkuyu Nükleer Enerji Santralı`nın birinci ünitesinin devreye alınması hazırlıklarına ilişkin bir basın açıklaması yaptı.

KİM KAZANACAK, KİM ÖDEYECEK?

AKKUYU NÜKLEER ENERJİ SANTRALI’NIN BİRİNCİ ÜNİTESİ DEVREYE ALINIRKEN AKILLARA GELEN SORULAR

Bilindiği üzere Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Akkuyu Nükleer A.Ş. Genel Müdürü, Akkuyu Nükleer Enerji Santralı’nın (Akkuyu NES) birinci reaktörünün 2026 yılında devreye alınacağını 2025 yılı boyunca birkaç kez dile getirmiştir. Ancak 2026 yılının ağustos ayına gelinmiş olmasına karşın, Akkuyu NES 1. Ünitesi'nin devreye alınacağı net bir tarih henüz açıklanmamıştır.

Diğer yandan 2026 Ağustos ayı itibarıyla Akkuyu NES 1. Ünitesi'nde türbin yoğunlaştırıcı vakum testleri tamamlanmış ve türbinin buhar almaya hazır olduğu anlaşılmıştır. Normal koşullarda bir nükleer reaktörün devreye alma çalışmaları 12 ila 18 ay arasında sürmektedir. Devreye alma testleri açısından önemli bir aşama olan türbinin hazır hale gelmesi geçilmiş olsa da, en kritik eşik olan reaktöre gerçek yakıt yüklenmesi ve reaktörün "kritikleşmesi" adı verilen aşamaya henüz ulaşılmamıştır. Bu durumda, Akkuyu NES’in birinci reaktörünün bu yıl içinde devreye alınması kuşkulu görünmektedir. Tüm testler olumlu sonuçlanırsa, ünitenin bu aşamadan sonra 2027 yılının ilk çeyreğinde veya ilk yarısında devreye alınması olasıdır.

Bu nedenle, Akkuyu NES’in birinci ünitesinin devreye girmesi teknik olarak yaklaşmışken, halkımızın karşılaşacağı sorunları bir kez daha dile getirmek ve sorumluları uyarmak istiyoruz.

Her şeyden önce Akkuyu Nükleer Enerji Santralı’nın soğutma suyu deşarjı, mevsimsel deniz suyu yüzey sıcaklığının 32°C’yi bulduğu Doğu Akdeniz’de, zaten biyolojik tolerans sınırında olan deniz ekosistemine eklenerek doğrusal olmayan ve kritik eşiği aşan yıkıcı bir etki yaratma riski taşımaktadır. ÇED raporu, deşarj kaynaklı 0,5°C’lik sıcaklık artışının yasal limit olan 1°C’nin altında kaldığını iddia ederek onay almış olsa da, uygulanan mevzuat limitinin mutlak sıcaklık eşiklerini göz ardı etmesi, suyun çözünmüş oksijen kapasitesini en dip seviyeye düşürürken canlıların metabolik oksijen ihtiyacını artırmakta ve mikro ölü bölgeler oluşturma tehlikesi barındırmaktadır.

Bununla birlikte, Akkuyu NES'in birinci ünitesi, devreye alındığında yılda üreteceği yaklaşık 9 milyar kWh ile Türkiye elektrik sistemini önemli ölçüde etkileyecektir. Tam yükte çalışması halinde, üretim büyüklüğü açısından 2027 yılı tüketiminin yaklaşık %2,5'i Akkuyu tarafından karşılanacaktır.

Bu durumda, elektrik piyasasında fiyata baz teşkil eden Piyasa Takas Fiyatı'nın (PTF) artacağı açıktır. Bilindiği gibi bugün PTF'nin ana belirleyicileri doğalgaz ve ithal kömür santrallarıdır. Güneşli günlerde PTF'nin sıfır olduğu saatler 10 saate kadar yükselse de, yurttaş açısından esas olan elektrik fiyatı; ortalama PTF ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) teşvikleri tutarıyla belirlenmektedir. Akkuyu NES, öteki santrallar gibi "yük al–yük at" komutlarında esnek değildir ve ilgili yasada Akkuyu NES'in tüm üretiminin sisteme verileceği açıkça belirtilmiştir. Akkuyu, ilk ünitesinin üretiminin %70'ini EÜAŞ'a 12,35 cent/kWh bedelle (Rosatom talep ederse 15,33 cent/kWh bedelle) satacak, kalan %30'unu ise tepe fiyattan piyasaya teklif edecektir. Bu durumun ortalama PTF'yi belirli oranda yükselteceği matematiksel olarak ortadadır.

Yurttaş açısından bakıldığında, Akkuyu NES'in çevresel etkileri, kaza riskinin yarattığı tedirginlik ve korku ile nükleer atıkların tehlikeleri bir yana, santralın yakın vade en olumsuz etkisi bu yolla ortaya çıkacaktır: Yurttaş, kullandığı elektriğe daha fazla para ödeyecektir.

Santralın yurttaşa bir diğer etkisi ise dolaylı olacaktır. EÜAŞ'ın yukarıda belirtilen bedelle satın alacağı bu elektriğin %70'lik bölümü, alış fiyatının yaklaşık yarısından daha düşük bir bedelle — yani yaklaşık 4-5 cent/kWh'den — piyasaya ya da doğrudan perakende satış ve dağıtım şirketlerine satılacaktır. Buradan doğacak zarar da hazineden, yani yurttaşların ödeyeceği vergilerden karşılanacaktır.

Üçüncü bir husus, buradan elde edilecek gelirin ya Akkuyu'nun devam eden diğer ünitelerinin yapımında kullanılması ya da doğrudan Rusya'ya gönderilmesidir. Bilindiği gibi Akkuyu'nun sermayesi %100 Rosatom şirketine ait olup, şirketin gelirinin tamamını yurt dışına gönderme hakkı vardır.

Bütün bunların yanında, Akkuyu NES’in devreye alınabilmesinin Türkiye'nin uluslararası diplomatik politikasıyla da yakından ilişkili olduğu gözden kaçırılmamalıdır. ABD'nin yanında giderek daha açık biçimde yer alan ve Ukrayna'ya balistik füze satmak için başvuruda bulunan Türkiye'de, Rusya bu santralı hangi koşullarda devreye alacaktır? Akkuyu NES’in işletmeye alınması durumunda, ABD'nin bu konuyu yeni bir S-400 füze savunma sistemi sorunu gibi gündeme taşıması da olasıdır. Bugüne kadar Rusya için bir gider kalemi olan Akkuyu NES, işletmeye alındıktan sonra Rusya'ya gelir getirmeye başlayacaktır. Kuzey Akım (North Stream) doğalgaz hattını Almanya'ya kapattıran ABD'nin, Türkiye'den de benzer bir talepte bulunup bulunmayacağı belirsizdir.

Diğer yandan Akkuyu NES, piyasacı sermayedarları da ürkütmeye başlamıştır. EMO'nun yıllardır anlatmaya çalıştığı, Akkuyu'nun yenilenebilir kaynaklı santralların gelişiminin önünde bir engel oluşturacağı gerçeği ancak yeni yeni görülmeye başlanmıştır. Son günlerde santral yatırımcıları ve işletmecileri arasında, Akkuyu'nun devreye girmesiyle oluşabilecek fazla üretim için hangi santrallarda üretim kısıtına gidilebileceği tartışılmakta ve yeni yatırımlarda üretim kısıtı riskinin göz önüne alınması gerektiği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Tüm bu soruların yanıtlarını yakında yaşayıp göreceğiz. Ancak hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, görünen o ki burada kaybeden yurttaş olacaktır.

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası
50. Dönem Yönetim Kurulu

Kıyılar herhangi bir idarenin gelir elde edeceği taşınmazlar değil, halkın ortak varlığıdır. Denizlere, göllere ve kıyıl...
11/08/2026

Kıyılar herhangi bir idarenin gelir elde edeceği taşınmazlar değil, halkın ortak varlığıdır. Denizlere, göllere ve kıyılara erişim bir ayrıcalık ya da satın alınabilir bir hizmet değil, herkesin eşit biçimde yararlanması gereken kamusal bir haktır.

Ali Ekber Çakar
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

KIYILAR HALKINDIR! KIYI ALANLARIMIZIN RANTA AÇILMASI VE TİCARİLEŞTİRİLMESİ KABUL EDİLEMEZ!TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı A...
11/08/2026

KIYILAR HALKINDIR! KIYI ALANLARIMIZIN RANTA AÇILMASI VE TİCARİLEŞTİRİLMESİ KABUL EDİLEMEZ!

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber ÇAKAR, 11 Ağustos 2026 tarihinde "Kıyılar Halkındır! Kıyı Alanlarımızın Ranta Açılması ve Ticarileştirilmesi Kabul Edilemez!" başlıklı bir basın açıklaması yaptı.

KIYILAR HALKINDIR!
KIYI ALANLARIMIZIN RANTA AÇILMASI VE TİCARİLEŞTİRİLMESİ KABUL EDİLEMEZ!

Anayasamızın 43’üncü maddesine göre kıyıların, devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu vurgulanarak “Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” hükmü yer almaktadır.

Kıyı alanlarında yararlanma konusunda öncelik kamuya verilmesine rağmen, son yıllarda gerek yerel, gerekse merkezi idarelerin basiretsiz tutumları nedeniyle ülkenin kıyı alanları ticari işletmeler tarafından işgal edilerek halkın kullanıma kapatılmış durumdadır. Bu hukuksuzluğa karşı bazı vatandaşlarımızın girişimleri sonucunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu (26.02.2025 tarih, 2022/82 E., 2025/98 K) tarafından verilen karar ile kıyı alanlarından toplumun yararlanmasını engelleyen kişilere karşı ceza davası açılabileceği yönünde karar vermiştir. Bu karar, toplumun geneli tarafından büyük bir kabul görmüştür.

Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun halka açık kıyı ve plajlara vatandaşların girişini engelleyen işletmelere karşı verdiği emsal kararın geçersiz hale getirilerek, kıyı alanların bugün olduğu gibi haksız işgallere, ranta ve talanına olanak sağlanması amacıyla 09 Ağustos 2026 tarihli ve 33335 sayılı Resmî Gazete’de; “HAZİNE TAŞINMAZLARININ İDARESİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK” düzenlemesi yayınlanmıştır. Yapılan düzenleme ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca “..uygun görülecek kıyı ve sahil şeritleri ve bu alanlar üzerinde yapılması zorunlu ticari üniteler; hasılat ve/veya gelirden pay alınması suretiyle, bu alanların bakım, onarım, güvenlik, temizlik ve benzeri işletme uygulamalarının yürütülmesini sağlamak amacıyla Bakanlığın merkez teşkilatına, döner sermaye işletmesi müdürlüğüne, bağlı, ilgili ve ilişkili kurum, kuruluş ve bunların iştiraklerine düzenlenecek protokol ile kiraya verilebilir.” hükmü getirilmiştir.

Yapılan bu yönetmelik düzenlemesi ile Anayasada “kıyıları çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” hükmüne aykırı olarak “uygun görülecek kıyı ve sahil şeritleri ve bu alanlar üzerinde yapılması zorunlu ticari üniteler; hasılat ve/veya gelirden pay alınması suretiyle” Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlarca işletileceği yönünde düzenleme yapılmıştır. Anayasaya aykırı yapılan bu düzenleme ile kıyı alanlarımız daha fazla ranta ve talana açılmaya devam edecektir.

Bakanlığın, günümüze kadar sürdürdüğü “gelir veya hasılat” paylaşımı yoluyla girdiği ticari ilişkilerin doğru sonuçlar vermediği kamuoyu tarafından yakından bilinmektedir. Özellikle Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), Türkiye Emlak Katılım Bankası AŞ., Emlak Konut GYO gibi ilgili ve ilişkili kurumların kamuya arsa ait rantı yüksek arsa ve arazilerinin bazı ticari kuruluşlara nasıl devir edildiği tartışma konusudur. Benzer uygulamanın kıyı alanları üzerinden de yürütüleceğine ilişkin kaygılar bulunmaktadır.

Kıyılar herhangi bir idarenin gelir elde edeceği taşınmazlar değil, halkın ortak varlığıdır. Denizlere, göllere ve kıyılara erişim bir ayrıcalık ya da satın alınabilir bir hizmet değil, herkesin eşit biçimde yararlanması gereken kamusal bir haktır.

Kıyılarda bakım, temizlik, güvenlik, duş, tuvalet ve benzeri ihtiyaçların karşılanması da kamusal bir hizmettir. Bu hizmetler kıyıların ticarileştirilmesinin gerekçesi olamaz. Kamunun görevi kıyıları korumak ve kamusal niteliğini güvence altına almaktır.

Düzenlemede yer alan “Bakanlıkça uygun görülecek kıyılar” ve “zorunlu ticari ünite” gibi sınırları belirsiz ifadeler ise idarenin takdir alanını genişletmekte; kıyılar üzerindeki kamusal denetimin zayıflaması ve ticarileşmenin yaygınlaşması riskini büyütmektedir.

TMMOB olarak yıllardır savunduğumuz kamucu anlayış açıktır: Kentlerimiz, ormanlarımız, meralarımız, su varlıklarımız ve kıyılarımız piyasanın kullanımına sunulacak rant alanları değildir. Ortak varlıklarımızın kullanımında esas olan gelir elde etmek değil, toplum yararı ve gelecek kuşakların haklarıdır.

Kıyıların yönetiminde esas alınması gereken; merkezi idarenin ticari tercihleri değil, bilimsel planlama, ekolojik koruma, yerel yönetimlerin ve meslek örgütlerinin katılımı, kamusal denetim ve toplum yararıdır.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle kıyıların ticarileştirilmesinin önünü açan bu anlayıştan derhal vazgeçilmeli; kıyıların kamusal kullanım hakkını göz ardı eden, Anayasa’ya ve kamu yararı ilkesine aykırı tüm düzenlemeler geri çekilmeli ve bu doğrultudaki mevcut uygulamalara son verilmelidir.

TMMOB olarak kıyılarımızın yapılaşma ve rant baskısından korunması, halkın kıyılara eşit, özgür ve ücretsiz erişiminin güvence altına alınması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Kıyılar halkındır!

Kıyılar rant alanı değildir!

Kamusal olan satılamaz, ticarileştirilemez!

Ali Ekber ÇAKAR
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

TMMOB 49. DÖNEM DENETLEME KURULU İLK TOPLANTISINI GERÇEKLEŞTİRDİTMMOB 49. Dönem ilk Denetleme Kurulu toplantısı 8 Ağusto...
10/08/2026

TMMOB 49. DÖNEM DENETLEME KURULU İLK TOPLANTISINI GERÇEKLEŞTİRDİ

TMMOB 49. Dönem ilk Denetleme Kurulu toplantısı 8 Ağustos 2026 tarihinde TMMOB`de gerçekleştirildi. Toplantıya; Denetleme Kurulu Üyeleri Ayhan Erdoğan, Evren Korkmazer, Ali Haydar Karaçam, Süleyman Birdal, M. Tevfik Kızgınkaya katıldı. TMMOB Saymanı Özgür Topçu ve Muhasebe Görevlisi Yücel Bazo da toplantıda hazır bulundu.

TMMOB 49. DÖNEM
I. DENETLEME KURULU RAPORU

Denetleme Tarihi: 08 Ağustos 2026
Denetleme Dönemi: 01 Nisan 2026 – 30 Haziran 2026
Denetlemeye Katılanlar: Mustafa Tevfik KIZGINKAYA, Ayhan ERDOĞAN, Ali Haydar KARAÇAM, Süleyman BİRDAL, Evren KORKMAZER

Kurulumuz yapmış olduğu toplantıda; Oturum Başkanlığına Mustafa Tevfik KIZGINKAYA, Oturum yazmanlığına Ayhan ERDOĞAN’ı seçmiştir. Denetleme sırasında TMMOB Sayman Üyesi Özgür Topçu, TMMOB Genel Sekreteri V. Sezgin Çalışkan ve Muhasebe Görevlisi Yücel BAZO'dan mali konularda gerekli bilgiler alınmıştır.

Denetleme Kurulumuz aşağıda belirtilen hususları tespit etmiştir.

1- Yönetim Kurulu Karar Defteri incelemesinde;

a. Yönetim Kurulu’nun;

48.Dönemin son toplantısını 08 Mayıs 2026 tarihlerinde yaptığı ve 16 (onaltı) karar aldığı,

49.Dönemin ilk toplantısını da 13 Haziran 2026 tarihinde yaptığı ve 23 (yirmiüç) karar aldığı,

b. Yönetim Kurulu’nun ilk toplantısında görev dağılımı yaptığı, kararlarının usulüne uygun olarak alındığı ve imzalandığı görülmüştür.

2- Kasa incelenmesi;

08 Ağustos 2026 tarihi saat 13.00 itibariyle yapılan kasa sayımında, kasada 07 Ağustos 2026 tarihinden devreden 18.557,19 TL (onsekizbinbeşyüzelliyediTürk Lirası ondokuz Kuruş) bulunduğu, bu rakamın muhasebe kayıtları ile uygun olduğu ve TMMOB 49. Dönem Bütçe Uygulama Esasları Yönetmeliği'nin 10. maddesine titizlikle uyulduğu görülmüştür.

3- Demirbaş Defteri incelemesinde;

Demirbaş Defteri'nin usulüne uygun ve düzenli şekilde tutulduğu görülmüştür.

4-Banka Hesapları incelemesinde;

Banka mevcutlarına ilişkin hazırlanan tutanak EK-1 dedir.

5- Çek – Senet Hesapları incelenmesinde;

Çek ve senetlerin hesaplarına ilişkin hazırlanan tutanak EK-1 dedir.

6- Defter ve Muhasebe kayıtlarının incelenmesinde;

Muhasebe kayıtlarının ve defterlerin usulüne uygun ve düzenli bir şekilde tutulduğu görülmüştür.

7- Diğer Hususlar;

a. Yapılan incelemede TMMOB 49. Dönem Bütçe Uygulama Esasları Yönetmeliği’nin 4.maddesi gereğince yapılan ödemelerin gerçekleşme durumlarını gösteren tabloların Odalara düzenli olarak gönderildiği görülmüştür.

b. Birlik hissesi ödentilerinin zamanında yapılması ve gerekli özenin gösterilmesi konusunda tüm Odalarımıza hatırlatma yapılmasına,

c. TMMOB ve Odalar denetim yönetmeliğinin 4.1 maddesine göre Oda Denetleme Kurullarının en az 3 ayda bir denetleme görevlerini yapmaları ve raporlarının Birliğimize gönderilmesi hususunda tüm Odalarımıza hatırlatma yapılmasına.

d. TMMOB ve Odalar Denetleme Yönetmeliği’nin 3.2.4 no.lu maddesi gereğince, TMMOB Denetleme Kurulu Üyeleri ile Oda Denetleme Kurulu Üyelerinin 2026 yılı içerisinde uygun olan bir tarihte toplanması hususunun TMMOB Yönetim Kurulu’na önerilmesine,

e. Kurulumuzun 49.Dönem içerisinde yapacağı toplantı takviminin aşağıdaki şekilde
Ekim 2026, Ocak 2027, Nisan 2027, Temmuz 2027, Ekim 2027, Ocak 2028 ve Nisan 2028 tarihlerinde yapılmasına,

Karar verilmiştir.

EKLER :

Kasa-Banka-Çek-Senet Tutanağı,
TMMOB Kadro Cetveli,
Genel Mizan (01 Nisan 2026 – 30 Haziran 2026 (3 Aylık))
TMMOB 01 Nisan 2026 – 30 Haziran 2026 (3 Aylık) Gerçekleşen Gelir-Gider Bütçesi,
TMMOB Birlik Hissesi Ödenti Çizelgesi (01 Nisan 2024 – 08 Ağustos 2026 itibariyle),
Genel Mizan (01 Nisan 2026 – 08 Ağustos 2026),
TMMOB Birlik Hissesi Ödenti Çizelgesi (01 Nisan 2024 – 08 Ağustos 2026 itibariyle),
Tapu Fotokopisi,

49. DÖNEM TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU İLK TOPLANTISINI GERÇEKLEŞTİRDİTMMOB Yüksek Onur Kurulu, 8 Ağustos 2026 tarihinde ilk...
10/08/2026

49. DÖNEM TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU İLK TOPLANTISINI GERÇEKLEŞTİRDİ

TMMOB Yüksek Onur Kurulu, 8 Ağustos 2026 tarihinde ilk toplantısını TMMOB'de gerçekleştirdi.

Toplantıya TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, Yüksek Onur Kurulu Üyeleri Emir Birgün, Abdullah Bakır, Şevket Demirbaş, Uğur Ayken, Ayşe Işık Ezer ve Sekreter Sibel Kartal katıldı.

GIDAMO: ISS HAZIR YEMEK ÜRETİM HİZMETLERİ A.Ş. ; GIDA MÜHENDİSLERİNE DÜŞÜK ÜCRETLE VE GÜVENCESİZ ÇALIŞMAYI DAYATAN DAVAN...
04/08/2026

GIDAMO: ISS HAZIR YEMEK ÜRETİM HİZMETLERİ A.Ş. ; GIDA MÜHENDİSLERİNE DÜŞÜK ÜCRETLE VE GÜVENCESİZ ÇALIŞMAYI DAYATAN DAVANI GERİ ÇEK!
04.08.2026
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, ISS Hazır Yemek Üretim ve Hizmet A.Ş.'nin Çalıştırılması Zorunlu Personel (ÇZP) Taban Ücret Uygulaması'nın iptali istemiyle açtığı davayı protesto etmek amacıyla, 25 Temmuz 2026 tarihinde İstanbul Kağıthane'deki ISS Türkiye Genel Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İstanbul ve Kocaeli Şubelerinin yürütücülüğünde gerçekleştirilen basın açıklamasında, GıdaMO İstanbul Şube Başkanı Onur Akbulut ile Kocaeli Şube Başkanı Sema Olkun Kopal birer konuşma yaptı. Basın açıklamasınıysa GıdaMO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Uğur Toprak okudu. Dayanışma amacıyla katılım sağlayan meslek örgütleri ve sendika yöneticilerinin konuşmalarıyla devam eden basın açıklamasının ardından, ISS Türkiye Genel Müdürlüğü önüne siyah çelenk bırakıldı ve Danıştay 8. Dairesinin yürütmeyi durdurma kararı şirket binasının kapısına asıldı.

Açıklama şöyle:

Emeğin gaspı sömürünün ta kendisidir! Bilim patrona değil halka hizmet eder!

Türkiye’de emek rejimi uzun yıllardır sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirilmektedir. Bu süreçte güvencesizlik yaygınlaştırılmış, düşük ücretler kalıcı hale getirilmiş ve nitelikli emek sistematik biçimde değersizleştirilmiştir. Bugün çalışanların büyük bir bölümü asgari ücret ve civarında gelirlerle yaşam mücadelesi vermektedir. Bu tablo bir tesadüf değil, doğrudan doğruya sınıfsal bir tercihtir.

Gıda mühendisleri de bu sömürü düzeninin hedefindedir. Gıda güvenliğinin güvencesi olan meslektaşlarımız; düşük ücret politikaları, güvencesiz çalışma koşulları ve bilinçli itibarsızlaştırma ile karşı karşıya bırakılmaktadır.

TMMOB Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odası tarafından hayata geçirilen Çalıştırılması Zorunlu Personel (ÇZP) taban ücret uygulaması; yalnızca meslektaşlarımız için bir ücret güvencesi değil, aynı zamanda halkın sağlıklı ve güvenli gıdaya erişiminin de temel dayanaklarından biridir. Bu nedenle doğrudan hedef alınmaktadır.

ISS adlı çok uluslu şirketin ÇZP taban ücretine açtığı dava ve Danıştay üzerinden aldığı yürütmeyi durdurma kararı, sermayenin emeğe yönelik saldırısının açık bir göstergesidir. Bu girişim, yalnızca bir hukuki süreç değil; emeği örgütsüzleştirme, standartları ortadan kaldırma ve mühendislik emeğini ucuz iş gücüne indirgeme hamlesidir.

Yoksulluk sınırının altındaki ücretlere bile tahammül edemeyen bir sömürü düzeni ile karşı karşıyayız. Bu düzen, emeği bir maliyet kalemi olarak görüyor. İnsanı, sağlığı ve toplumu ise tamamen gözden çıkarıyor.

ÇZP taban ücretinin ortadan kaldırılması; on binlerce mühendisin daha düşük ücretlere zorlanması, mesleğin itibarsızlaştırılması ve en önemlisi halkın güvenli gıdaya erişim hakkının zayıflatılması anlamına gelmektedir.

Biliyoruz ki bu saldırı yalnızca gıda mühendislerine değildir. Bu saldırı doğrudan emeğedir. Bu saldırı halkın sağlığınadır.

ISS’in “sosyal sorumluluk” ve “yaşanabilir ücret” söylemleri ile Türkiye’de yürüttüğü politikalar arasındaki çelişki, sermaye düzeninin ikiyüzlülüğünü gözler önüne sermektedir. Küresel ölçekte etik söylemler geliştirenler, bu ülkede mühendisleri düşük ücretlere mahkûm etmektedir.

Biz bu tabloyu kabul etmiyoruz.

Gıda üretimi bir piyasa faaliyeti olmanın ötesinde kamusal bir sorumluluktur. Gıda mühendisleri bu sorumluluğun taşıyıcısıdır. Bu mesleği ucuz iş gücüne indirgemeye çalışanlar, doğrudan halkın sağlığıyla oynamaktadır.

Buradan açıkça çağrı yapıyoruz:

ÇZP taban ücretine yönelik bu saldırı sonlandırılmalı, ISS açtığı davayı derhal geri çekmelidir.

Tüm meslektaşlarımızı, meslek odalarını, sendikaları, emek örgütlerini ve tüm yurttaşlarımızı ortak mücadeleye, dayanışmayı büyütmeye ve başlattığımız imza kampanyasına destek vermeye çağırıyoruz. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.

Unutulmamalıdır ki, emeğin değersiz olduğu bir yerde halkın sağlığı da güvende değildir. Biz, ne emeğimizi ne de halkın sağlığını sermayeye teslim edeceğiz.

Gıda mühendisleri halkın sağlık güvencesidir. Bu güvenceyi ortadan kaldırmaya çalışanlara karşı mücadelemiz büyüyecek. Bu mücadele, emek ile sermaye arasındaki mücadelenin bir parçasıdır. Ve biz emeğin tarafındayız. Biliyoruz ki emeğin örgütlü gücü, patronların kâr hırsından büyüktür! Bu yüzden mücadelemiz bireysel değil, sınıfsaldır!

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası

BMO-EMO-İNTERNET YAŞAMDIR BİLEŞENLERİ: 7590 SAYILI YASA İNTERNET SANSÜRÜDÜR03.08.2026TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası...
03/08/2026

BMO-EMO-İNTERNET YAŞAMDIR BİLEŞENLERİ: 7590 SAYILI YASA İNTERNET SANSÜRÜDÜR
03.08.2026
TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası‘nın da aralarında bulunduğu İnternet Yaşamdır Bileşenleri, 3 Ağustos 2026 tarihinde ortak bir basın açıklaması yaparak internet ortamındaki işleyişi, veri akışını ve uygulamaları, sosyal ağlarda iletişim ve ifade özgürlüğünü hedef alan düzenlemeye karşı olduklarını vurguladılar.

SİBER GÜVENLİK BAŞKANLIĞI`NA SINIRSIZ YETKİ VEREN DÜZENLEME, İNTERNET SANSÜRÜDÜR!

24 Temmuz 2026‘da TBMM Genel Kurulunda kabul edilen, İnternet ortamındaki işleyişi, veri akışını e uygulamaları, sosyal ağlarda iletişim ve ifade özgürlüğünü hedef alan 7590 sayılı yasa, 31 emmuz 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.

TBMM`ye torba yasa biçiminde sunulan 7590 sayılı yasanın 21. maddesi, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (BTK) yetkilerini Siber Güvenlik Başkanlığına (SGB) devretmekte; gecikmesinde akınca bulunan hallerde SGB`ye güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine ya da endiliğinden (resen) önlem belirleme ve bu önlemleri yargı kararını beklemeksizin uygulamaya eçirme yetkisi vermektedir. Yasaya göre SGB, belirlediği önlemlere ilişkin kararı, uygulanmak üzere derhal işletmecilere, erişim sağlayıcılara, veri merkezlerine veya ilgili içerik ve yer sağlayıcılara bildirecek ve bu kararın gereğinin kararın bildirilmesi ardından en geç iki saat içinde yerine getirilmesi zorunlu olacak.

31 Temmuz 2026`da yürürlüğe giren yasa, her ne kadar SGB`nin kararının yirmi dört saat içinde sulh eza hâkiminin onayına sunulmasını zorunlu kılsa da sonuç olarak SGB`yi, herhangi bir hukuksal ayanağa ve yargı kararına gerek kalmadan arzu ettiği anda erişim engellemesi, bant daraltması, ygulama durdurma gibi iletişim altyapısına doğrudan müdahale edebilmesini sağlayan, sınırları e kapsamı belirsiz yetkilerle donatmıştır.

İnternet Yaşamdır bileşenleri olarak bizler, ülkemizde baskı, sansür ve yetersiz altyapı tehdidi altındaki İnternet erişimi ve uygulamalarına getirilen yasaklayıcı düzenleme ve yaptırımların, dijital gözetimin karşısında olduğumuzu vurgulayarak dijital haklarımız ve sansürsüz, hızlı, ucuz ve özgür bir İnternet için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

İNTERNET ERİŞİMİ TEMEL HAKTIR!

İNTERNET YAŞAMDIR!

Dernekler
Alternatif Bilişim Derneği
İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD)
Linux Kullanıcıları Derneği (LKD)
Özgür Yazılım Derneği (ÖYD)
Pardus Kullanıcıları Derneği (PKD)

Meslek Odaları
TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO)
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO)

ORMAN YANGINLARINI ÖNLEMEK İÇİN BİLİMSEL VE KAMUCU UYGULAMALAR DERHAL HAYATA GEÇİRİLMELİDİR!03.08.2026TMMOB Yönetim Kuru...
03/08/2026

ORMAN YANGINLARINI ÖNLEMEK İÇİN BİLİMSEL VE KAMUCU UYGULAMALAR DERHAL HAYATA GEÇİRİLMELİDİR!
03.08.2026
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, Geçen hafta ülkemizin pek çok bölgesinde meydana gelen orman yangınlarına ilişkin 3 Ağustos 2026 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.

Geçtiğimiz hafta başta Antalya’nın Kaş, Kumluca ve Alanya; Muğla’nın Seydikemer ve Fethiye; Balıkesir’in Edremit, Gömeç ve Susurluk; Çanakkale’nin Ayvacık ve Bayramiç; Mersin’in Gülnar ve Aydıncık; Aydın’ın Çine, İzmir’in Buca, Yalova’nın Armutlu, Kütahya’nın Domaniç ve Altıntaş ile Isparta’nın Eğirdir ilçeleri olmak üzere ülkemizin pek çok bölgesinde orman yangınları meydana gelmiştir. Her yıl olduğu gibi bu yıl da ormanlarımız, tarım alanlarımız ve doğal yaşamımız büyük zarar görmüş; ülkemizin nefes alanları bir kez daha alevlere teslim olmuştur. Yangınlardan etkilenen tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; evleri, tarım arazileri, üretim alanları ve hayvanları zarar gören yurttaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

Yangınların söndürülmüş ya da kontrol altına alınmış olması, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. İklim değişikliğinin etkileri, aşırı sıcaklıklar, kuraklık, yanlış arazi kullanımı ve yıllardır sürdürülen hatalı ormancılık politikaları nedeniyle orman yangını riski her geçen gün artmaktadır. TMMOB olarak bir kez daha hatırlatıyoruz: Orman yangınları yalnızca meydana geldiklerinde müdahale edilecek afetler değildir. Yangınları önleyecek bilimsel, kamucu ve bütünlüklü politikaların hayata geçirilmesi zorunludur.

Her yıl yaşadığımız bu felaketler, orman yangınlarıyla mücadelenin basit bir söndürme işi olmadığını gösteriyor. OGM, Orman Genel Müdürlüğü, yıllardır orman yangınlarını önleme çalışmaları yapmak yerine yangın söndürme çalışmalarına odaklanmış durumdadır. Bu açık bir görev ihmalidir. Bu ihmalle kaybettiğimiz yalnızca doğamız değil, hepimizin geleceğidir.

Orman yangınlarını önlemek, risklerini azaltmak ve etkilerini en aza indirmek hepimizin yurttaşlık ödevi olsa da asıl sorumluluk, başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere kamu kurumlarının ve siyasi iktidarın anayasal ve yasal görevidir.

Son yıllarda ormancılıktaki özelleştirme politikaları sonucunda tohum toplama, fidan yetiştirme, dikim, ağaç kesimi ve taşıma gibi uygulamaların sermaye eliyle yaptırılması, orman köylülerinin ormanlara yabancılaşmasına neden olmuştur.

Yangın riski altındaki bölgelerde ivedilikle risk analizleri yapılmalı, gerekli tedbirler alınmalı ve acil durum eylem planları hazırlanarak hayata geçirilmelidir. Bu adımlar, en az kurtarma ve yardım çalışmaları kadar önemlidir ve ihmal edilemez.

Anayasa’nın 169. maddesi, yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilmesini görev ve ödev olarak tanımlamıştır. Orman fidanlıkları ise ormanlaştırma için kritik öneme sahiptir.

Türkiye’deki orman yangınlarının yüzde 90’ından fazlasının insan kaynaklı olduğu OGM tarafından açıklanmıştır. Bu yangınların sorumlularını ve kök nedenlerini araştırmak, buna uygun önlemler almak ve ormancılık politikaları geliştirmek OGM’nin göreviyken bu görev yıllardır tam anlamıyla yerine getirilmemiştir.

Orman yangınlarının büyük felaketlere dönüşmesinin engellenmesi ve yangınların yaratacağı doğal ve toplumsal yaraların en aza indirilmesi için önceden önlem alınması zorunludur. Ormanlarımızın rant amaçlı madencilik, taş ocakları, turizm, enerji ve benzeri gerekçelerle amaç dışı kullanılmasına son verilmelidir.

Ormanların doğal yapısını, su kaynaklarını, biyoçeşitliliğini ve iklim üzerindeki olumlu etkilerini koruyan politikalar, ekonomik çıkarların önünde tutulmalıdır. Ormanların parçalanmasını ve sermayenin çıkarları uğruna yok edilmesini engelleyecek, bu değerli varlıkların yeterli bütçe ve uzman personelle yönetilmesini ve gelecek nesillere taşınmasını sağlayacak kamucu politikalar ivedilikle hayata geçirilmelidir.

Uyarıyoruz ve alınması gereken önlemlere ilişkin önerilerimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz:

Bu kapsamda:

186 yıllık deneyime sahip ormancılık örgütü, ormanların korunması konusunda yeterli sayıda orman muhafaza memuruna sahip değildir. Ormancılık örgütündeki rotasyona ve liyakat esaslı olmayan atamalara son verilmelidir.

Yangınla mücadele hem teknik hem de riskli bir alandır. Bölgeye hâkimiyet en önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle görevli personelin devamlılığı kadar orman köylüsünün katkısı da vazgeçilmezdir. Orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi çalışmalarını yürütecek ekiplerde öncelikli olarak orman köylülerine yer verilmeli, bu sayede orman köylülerinin ormana yabancılaşması engellenmelidir.

Anayasa’nın 169. maddesinde yer alan görevler eksiksiz ve koşulsuz olarak uygulanmalıdır. Bakanlık ve Orman Genel Müdürlüğünün öncelikli görevi, Anayasa’da belirtildiği üzere, yanan ormanların yerine yeni ormanlar yetiştirmek ve bu alanların başka amaçlarla kullanılmasını engellemektir.

Anayasa’nın 170. maddesi, ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımından ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde devlet ile bu halkın iş birliğini öngörmüştür. Orman köylüsünün ormanlara ve orman köylerine yeniden kazandırılması sağlanmalıdır.

Ormancılık örgütü, yangınlar sırasında yerel yönetimler, demokratik kitle örgütleri ve diğer kamu kurumlarıyla eşgüdüm içinde çalışmayı öngören bir eylem planı hazırlamalıdır.

Yangın söndürme çalışmalarında kargaşayı önleyecek düzenlemeler yapılmalıdır.

Yangınların çıkışını engellemek için öncelikle orman köylerinde yaşayan halk, kamu görevlileri ve bölgedeki işletmelerin personeli eğitilmelidir. Kasıtlı çıkarılan yangınlar için ağır cezai yaptırımlar uygulanması büyük önem taşımaktadır.

Anız yakılması kayıtsız şartsız engellenmeli, elektrik iletim hatlarının durumu periyodik olarak kontrol edilmeli, orman yangın emniyet şeritlerinin her yıl düzenli bakımı yapılmalı, tarım arazileriyle orman alanlarının birleştiği sınırlarda yangının sıçramasını engelleyecek önlemler alınmalıdır.

Yangın riski yüksek zamanlarda orman alanlarına girişlere ilişkin kısıtlamalar herkese ve her kesime eşit ve etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Bazı kesimlere tam kısıtlama getirilirken, hayvan otlatılmasına dahi izin verilmeyen orman alanlarının madencilik, turizm, enerji ve yapı sektörü gibi faaliyetlere açılması biçimindeki çelişkili uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Orman yangınları sonrası hazırlanan raporlarda yangının çıkış tarihi, yanan alanın konumu, topografik yapısı, çıkış nedeni, meteorolojik koşullar ve yangın sonrasında alanın hangi amaçla kullanıldığı gibi bilgilere şeffaf ve eksiksiz biçimde yer verilmelidir. Bu, gelecekte meydana gelebilecek yangınlara karşı kapsamlı önlemler alınmasını sağlayacaktır.

Ali Ekber Çakar
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

Address

Selanik Caddesi No:19/1
Ankara
06420

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Telephone

0 312 418 12 75

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when TMMOB - Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to TMMOB - Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği:

Shortcuts

Share