TMMOB - Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği

Call Directions Website Contact the organization

TMMOB - Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 7303 sayılı Yasa, 66 ve 85 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerl TMMOB tüzel kişiliğe sahip, Anayasanın 135.

KURULUŞ VE AMAÇ

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 7303 sayılı Yasa, 66 ve 85 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle değişik 6235 sayılı Yasayla 1954 yılında kurulmuştur. Maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Kuruluşunda 10 Odası ve yaklaşık olarak 8.000 üyesi bulunan TMMOB‘nin, 2015 Aralık itibari ile oda sayısı 24, üye sayısı ise 488.789'dür. TMMOB çalışmalarını 24 Oda, bu Odalara bağlı 213 şube ve 50 İl/İlçe Koordinasyon Kurulu ile sürdürmektedir. TMMOB‘ye bağlı odalara 91 kadar mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı disiplininden mezun olan mühendis, mimar ve şehir plancıları üyedir. TMMOB Yasası‘nda Birliğin amaçları şöyle sıralanmıştır. Günün gerek ve koşullarına ve mevcut olanaklara göre, yasa ve tüzük hükümleri içinde kalmak üzere, mühendis ve mimarları meslek kollarına ayırmak, meslek ve çalışma konuları aynı ya da birbirine yakın bulunan mühendis ve mimarlık grubu için Odalar kurmak. Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının ortak gereksinmelerini karşılamak, mesleki etkinlikleri kolaylaştırmak, mesleğin genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere, meslek disiplinini ve ahlakını korumak; kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, çevre ve tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunmasında, tarımsal ve sınai üretimin artırılmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kalkınmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak. Meslek ve çıkarları ile ilgili işlerde, resmi makamlar ve öteki kuruluşlar ile işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve önerilerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı, normları, bilimsel şartnameler, tip sözleşmeler ve bunlar gibi bütün bilimsel evrakı incelemek ve bunların değiştirilmesi, geliştirilmesi, ya da yeniden konulması yolunda önerilerde bulunmak. TMMOB, Odalarının kendi eşdeğeri kuruluşlarla kurdukları ilişkilerine paralel olarak Dünya Mühendislik Birlikleri Federasyonu‘nun (WFEO) üyesidir. TMMOB, mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda ülkemizdeki mühendisleri ve mimarları temsil etmek, onların hak ve çıkarlarını halkımızın çıkarları temelinde korumak ve geliştirmek, mesleki, sosyal ve kültürel gelişmelerini sağlamak ve mesleki birikimlerini toplum yararına kullanmalarının zeminini yaratmak; bu amaçla mesleki alanlarıyla ilgili gelişmelerin ve politikaların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarını derinlemesine kavramak, yorumlamak ve toplumu bilgilendirmek; bu politikaların toplum yararına düzenlenmesi için öneriler geliştirmek ve bunların yaşama geçirilmesi için mücadele etmek ve bunların gereği olarak en genel anlamda bağımsız ve demokratik bir Türkiye‘nin yaratılması yönündeki çalışmalarını bütünsel bir anlayışla ve etkinleştirerek sürdürmek kararlılığındadır. TMMOB‘nin Kuruluşuna Kadar Örgütlenmeler

Avrupa‘da ve ABD‘de 19. yüzyılın ortalarında başlayan mühendis ve mimar örgütlenmesi, ülkemizde 2. Meşrutiyetle birlikte başlamıştır.

1908‘de İstanbul‘da çok sayıda sivil örgütün kurulduğu bilinmektedir. Bunlardan birisi de Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyetidir. Cemiyet 1912 yılında etkinliklerini askıya almış ve 1919‘da yeniden çalışmalarına başlamış ve varlığını 1922 yılına kadar sürdürmüştür. Cumhuriyetten sonra ilk örgütlenmeler Mayıs 1926 yılında kurulan ve merkezleri Ankara‘da bulunan Türk Mühendisler Birliği ve Türk Yüksek Mühendisler Birliği adı altında gerçekleşmiştir. Birliklerin amaçları arasında "memleketin ilerlemesine ve milli iktisadın inkişafına ve kuvvetlenmesine hizmet emeli ile mesleğin yükselmesine çalışmak", "meslek haklarını ve azanın ihtiyaç ve menfaatlerini temin ve himayeye, mühendisler arasında tanışma ve tesanütün artmasına hizmet etmek", "başka memleketlerden mühendis getirilmesine ihtiyaç kalmayacak derecede meslektaşların yetiştirilmesi için gençliğin mesleğe karşı rağbetini artırmaya; sermaye getirme mecburiyeti olmadıkça, memleketimizde yapılarak inşaatın Türk Mühendis Müteahhitlerine yaptırılmasını ve memlekette yerli ve ecnebi müesseselerde Türk Mühendislerinin çalıştırılmasını temine çalışmak" yer almaktadır. Bu örgütü Şubat 1927 tarihinde kurulan Türk Yüksek Mimarlar Birliği izlemiştir. Birliğin amacı "Türk Yüksek Mimarları arasında fikri ve mesleki dayanışmayı temine, memleket içinde ve dışında Türk mimarisini ve mimarlığını tanıtmaya, Türk mimarlık sanatının ve inşaat bilgisinin beynelmilel terakkilere göre inkişafına ve Türk yüksek mimarlarının mesleki, iktisadi ve hukuki menfaatlerini korumak" olarak belirtilmektedir. Daha sonraları bu örgütlere çeşitli tarihlerde uzmanlık dallarında örgütler eklenmiştir. Bu örgütler arasında, kurulduktan sonra başka örgütlerle birleşenler de bulunmaktadır. Bu örgütlerin tam bir listesi henüz çıkarılamamıştır. Bilinen örgütler şunlardır: Türk Mühendisler Birliği, Türk Yüksek Mühendisler Birliği, Türk Gemi Mühendisleri Cemiyeti, Türk Maden Mühendisleri Birliği, Türk Yüksek Maden Mühendisleri Birliği, Karabük Ağır Sanayi Mühendisleri Derneği, Türkiye Jeoloji Kurumu, Türkiye Harita ve Kadastrocular Cemiyeti, Türk Yüksek Mimarlar Birliği, Orman Mühendisleri Cemiyeti, Türk Yüksek Ziraat Mühendisleri Birliği. TMMOB‘nin ve Odaların Kuruluşları

6235 sayılı TMMOB Yasasının kabulünden sonra, 1. Genel Kurul 18-22 Ekim 1954 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu Genel Kurul, yukarıda belirtilen örgütlerden bazılarının delegelerinden oluşmuş, TMMOB Tüzüğü kabul edilmiş ve Elektrik M.O., Gemi M.O., Harita ve Kadastro M.O., İnşaat M.O., Kimya M.O., Maden M.O., Makine M.O., Mimarlar O., Orman M.O., Ziraat M.O. kurulması kararlaştırılmıştır. Bu Genel Kuruldan sonra kurulan Odaların adları ve kuruluş tarihleri şöyledir:

Gemi Makinaları İşletme M.O. 1960, Şehir Plancıları O. 1968, Fizik M.O. 1970, Metalurji M.O. 1970, Meteoroloji M.O. 1970, Petrol M.O. 1970, Jeoloji M.O. 1974, İç Mimarlar O. 1976, Jeofizik M.O. 1986, Çevre M.O. 1992, Tekstil M.O. 1992, Peyzaj Mimarları O. 1994, Gıda M.O. 1996, Bilgisayar M.O. 2012.

TMMOB İSTANBUL İKK: RANT POLİTİKALARI VE PLANSIZ KENTLEŞME AFETLERİN GERÇEK NEDENİDİR!TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kur...
16/10/2026

TMMOB İSTANBUL İKK: RANT POLİTİKALARI VE PLANSIZ KENTLEŞME AFETLERİN GERÇEK NEDENİDİR!

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul'da dün ve bugün yaşanan yoğun yağış sebebiyle kenti felç eden sel felaketine ilişkin 16 Ekim 2026 tarihinde bir basın açıklaması yaptı: "Rant Politikaları ve Plansız Kentleşme Afetlerin Gerçek Nedenidir!

RANT POLİTİKALARI VE PLANSIZ KENTLEŞME AFETLERİN GERÇEK NEDENİDİR!

İstanbul'da dün ve bugün yaşanan yoğun yağış, şehirdeki alt yapı eksikliği nedeniyle taşkınlara sebep olmuş, kent yaşamını felç etmiştir. İstanbul'da yaşanan selde yurttaşlarımız yaşamlarını yitirmiştir.

Yıllardır TMMOB ve bağlı odalarının tüm uyarılarına rağmen bilimsel verileri ve önerileri dikkate almadan yürütülen rant politikaları yurttaşlarımızın yaşamına mal olmuştur.

İstanbul'da kent yapılaşması bütünüyle betonlaşma ve asfalt üzerine oluşturulmuştur. Yeşil alanların hızla yapılaşmaya açılması, kent ormanlarının yok edilmesi şehrimizin doğal dokusunu ortadan kaldırmıştır. Doğayla barışık olmayan bu kentsel yapılaşma nedeniyle, yağış ve yüzey suları toprak tarafından emilememekte, hızla akışa geçerek sellere neden olmaktadır.

İstanbul'u teslim alan bu rant politikaları, suların doğal akış yolları olan dere yataklarının ve taşkın alanlarının bile yapılaşmaya açılmasına neden olarak, felaketin boyutlarını daha da artırmaktadır. Sorumlu da yağmur suları değil, bu bilinçsizce müdahale edilen dere yatakları ve kıyılarla yaşadığımız felaketlerin temelleri atılmıştır.

Özellikle AKP iktidarının hem seçim hem de "övünç" projeleri olan Kuzey Marmara Otoyolu, İstanbul Havalimanı ve yapılması planlanan İstanbul Kuzey Demiryolu Geçişi (INRAIL) projesi ile yağmur toprak emilimini sağlayacak olan kentin kuzey kısmının plansız ve çarpık kentleşme, tarım arazileri üzerine kurulan yerleşim yerleri, yok edilen orman alanları, bilinçsizce müdahale edilen dere yatakları ve kıyılarla yaşadığımız felaketlerin temelleri atılmıştır.

Plansızlığın yol açtığı felaketlere, iktidar eliyle üretilen mega projeler zemin hazırlamakta ve kamusal alanlarımız da bu rantçı anlayışla yok edilmektedir.

Kentimiz İstanbul'da 9 AVM ve 16 üniversite kampüsü dere yatağına inşa edilmiş durumdadır. Yine iktidarın övünç projelerinden olan Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi ve birçok OSB dere yataklarında inşa edilmiştir. Yıllardır AKP iktidarının ve yerel yönetimlerin, şehirlerin gelişimi konusunda almış olduğu kararların büyük bir kısmı birliğimizce kabul edilemez olarak nitelendirilmiştir.

TMMOB, temelini bilimden almayan ve kamu yararı gözetmeyen hiçbir kararı onaylamamaktadır. Bugün yaşanan durum ülke yöneticilerinin mühendislik-mimarlık ve şehir plancılığı meslekleriyle bağdaşmayan tutumlarını gözler önüne sermektedir.

Bir kez daha uyarıyoruz, doğal olayların olumsuz etkileri önlenebilir. Planlama ve denetleme mekanizmalarının etkin kullanımı, düzenli şehirleşme, rant odaklı değil kamu yararını gözeten ve doğadan, bilimden yana tavır alan projelendirme bugün yaşananların bir daha tekrar etmemesini sağlayacaktır.

Daha büyük felaketler yaşanmaması için ranta dayalı kentleşme anlayışına derhal son verilmelidir.

TMMOB
İstanbul İl Koordinasyon Kurulu

İMO: AFET SONRASI MÜDAHALE YETMEZ, ÖNLEYİCİ POLİTİKALAR HAYATA GEÇİRİLMELİDİR!TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, İstanbul’...
16/10/2026

İMO: AFET SONRASI MÜDAHALE YETMEZ, ÖNLEYİCİ POLİTİKALAR HAYATA GEÇİRİLMELİDİR!

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, İstanbul’da yaşanan sel felaketine ilişkin 16 Ekim 2026 tarihinde "Afet Sonrası Müdahale Yetmez, Önleyici Politikalar Hayata Geçirilmelidir!" başlıklı bir basın açıklaması yaptı.

İstanbul’da etkili olan şiddetli yağışın ardından meydana gelen sel ve su baskınları can kayıplarına neden olmuş, ilk açıklamalara göre 3 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, kayıp ihbarında bulunulan İstanbul’da 5, Kocaeli’de 1 olmak üzere 6 yurttaşımız için arama çalışmaları sürdürülmektedir. Hayatını kaybeden yurttaşlarımızın yakınlarına başsağlığı diliyor, arama çalışmalarının bir an önce sonuçlanarak yurttaşlarımıza sağ salim ulaşılmasını temenni ediyor, selden etkilenen tüm yurttaşlarımıza da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Ne yazık ki ülkemizde her şiddetli yağışın ardından benzer görüntülerle ve acı kayıplarla karşılaşıyoruz. Yaşananlar, kentlerimizin afetlere karşı ne ölçüde hazırlıklı olduğu ve mevcut risklerin azaltılması için gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı sorularını yeniden gündeme getirmektedir.

Yetkili kişilerce sorumluluk bir kez daha doğaya yüklenmiş, etkili yağışlar yaşanan felaketin gerekçesi olarak sunulmuştur. Ancak yağan yağışların yerleşim yerlerinde felakete dönüşmesinin temel nedenleri iklim değişikliği kaynaklı değil, plansız ve çarpık kentleşme, yetersiz altyapı, tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, merkezi ve yerel yönetimlerin kentleri rant politikalarına teslim etmesi, kent içinde yapılan projelerin meslek odalarının fikir ve görüşleri alınmadan ve gerekli asgari mühendislik çalışmaları yapılmadan hayata geçirilmesidir.

Doğal bir olayın can ve mal kayıplarına yol açan bir afete dönüşmesi kaçınılmaz değildir. Tehlikelerin önceden belirlenmesi ve risklerin azaltılması, bilimsel planlama ve mühendislik uygulamalarıyla mümkündür.

İstanbul gibi yoğun yapılaşma olan bir metropolde yağış sularının doğal yollarla toprağa sızabileceği alanların azalması, beton ve asfalt yüzeylerin yaygınlaşması, suyun kısa sürede yüzeysel akışa geçmesine neden olmaktadır. Dere yataklarının daraltılması veya üzerlerinin kapatılması, doğal su akış güzergâhlarının yapılaşma ve ulaşım yatırımlarıyla değiştirilmesi, yetersiz kesitli ya da tıkanmış menfezler ve yağmursuyu drenaj sistemlerinin kapasite sorunları taşkın riskini artırabilecek etkenlerdir. Bu etkenlerin İstanbul’da yaşanan olayın meydana geldiği havzalar ve bölgeler özelinde incelenmesi, risklerin doğru tespit edilmesi açısından zorunludur.

Özellikle alt geçitler, düşük kotlu bölgeler ve yoğun araç trafiğinin bulunduğu ulaşım aksları, su baskınlarının insan yaşamını doğrudan tehdit edebildiği alanlardır. Yağışın hangi güzergâhlardan aktığı, mevcut altyapının hangi debileri karşılayabildiği, suyun tahliyesini engelleyen fiziksel koşulların bulunup bulunmadığı ve acil durum müdahale sistemlerinin yeterliliği birlikte değerlendirilmelidir.

Bir kez daha altını çiziyoruz; afet yönetimi yalnızca olay sonrasında müdahale etmek ve oluşan zararları gidermekten ibaret değildir. Esas olan, afet meydana gelmeden önce riskleri belirlemek, zararları azaltmak ve kentleri güvenli hâle getirmektir. Buna karşın ülkemizde afet risklerinin önlenmesine ve azaltılmasına yeterince öncelik verilmediği; planlama, yapılaşma ve altyapı kararlarının bütünlüklü bir risk yönetimi anlayışıyla ele alınmadığı bilinmektedir.

Bu kapsamda;

- İstanbul’un taşkın riski altındaki havzaları, dere yatakları ve düşük kotlu bölgeleri güncel verilerle yeniden değerlendirilmeli; risk haritaları ve taşkın yönetim planları güncellenerek uygulamaya geçirilmelidir.

- Yağmursuyu drenaj sistemlerinin hidrolik kapasitesi, menfezler, köprü geçişleri, mazgallar ve deşarj noktaları ayrıntılı biçimde incelenmeli; yetersiz kalan altyapı gerekli mühendislik hesapları doğrultusunda yenilenmelidir.

- Dere yataklarının daraltılmasına, doğal akış güzergâhlarının engellenmesine ve taşkın riski taşıyan alanların yapılaşmaya açılmasına son verilmeli; mevcut sorunlu kesimler bilimsel ve teknik esaslara göre yeniden düzenlenmelidir.

- Yağmursuyu ve atıksu sistemleri ayrıştırılmalı, altyapı yatırımları iklim değişikliğiyle birlikte artan etkili yağış riskleri dikkate alınarak havza ölçeğinde planlanmalıdır.

- Betonlaşmayı artıran uygulamalar yerine yeşil alanlar, yağmur bahçeleri ve yağmur suyunu geçici olarak depolayıp akışı geciktiren doğa temelli çözümler yaygınlaştırılmalıdır.

- Mazgal, ızgara, menfez ve drenaj hatlarının bakım ve temizlikleri düzenli, periyodik ve kayıt altına alınmış biçimde yürütülmeli; taşkın riski yüksek bölgelerde erken uyarı, trafik yönetimi ve acil müdahale düzenlemeleri güçlendirilmelidir.

- Can güvenliğini tehdit eden alt geçitler, bodrum katlar ve benzeri kritik noktalar belirlenerek bu alanlara yönelik taşkın önleme ve tahliye tedbirleri alınmalıdır.

İstanbul’da yaşanan can kayıpları, afetlere hazırlık konusunun ertelenebilecek bir mesele olmadığını bir kez daha göstermiştir. Her felaketin ardından benzer açıklamaların yapılması, yurttaşlarımızın güvenliğini sağlamaya yetmemektedir. Önceki afetlerden çıkarılan derslerin planlama ve uygulama süreçlerine yansıtılması, bilimsel uyarıların dikkate alınması ve kamu kurumlarının sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak bir kez daha uyarıyoruz: Doğa olaylarının afete dönüşmesi kader değildir. Kentleşmeden imara, altyapı yatırımlarından yapılaşmaya ve afet yönetimine kadar bütün süreçlerde bilimi ve mühendisliği esas alan, kamusal yararı gözeten politikalar hayata geçirilmelidir. İstanbul’da yaşanan selin tüm yönleriyle araştırılmasını, sorumlulukların açıklığa kavuşturulmasını ve benzer acıların yeniden yaşanmaması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını talep ediyoruz.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu

METEOROLOJİMO: SEL VE TAŞKINLARIN SORUMLUSU YAĞIŞLAR DEĞİL, KENTLERİN BU ŞEKİLDE YAPILAŞMASINA İMZA ATANLARDIRTMMOB Mete...
16/10/2026

METEOROLOJİMO: SEL VE TAŞKINLARIN SORUMLUSU YAĞIŞLAR DEĞİL, KENTLERİN BU ŞEKİLDE YAPILAŞMASINA İMZA ATANLARDIR

TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası, İstanbul'da yaşanan sel felaketi üzerine "Kimse sorumluluğu doğaya yükleyerek kendini aklamasın. Kentlerimizi meteorolojik ve jeolojik gerçeklere uygun hale getirmek mümkündür. Yeter ki bilime ve hukuka dayalı kamucu planlama anlayışı hayata geçirilsin." diyerek 15 Ekim 2026 tarihinde "Sel ve Taşkınların Sorumlusu Yağışlar Değil, Kentlerin Bu Şekilde Yapılaşmasına İmza Atanlardır" başlıklı bir basın açıklaması yaptı.

SEL VE TAŞKINLARIN SORUMLUSU YAĞIŞLAR DEĞİL, KENTLERİN BU ŞEKİLDE YAPILAŞMASINA İMZA ATANLARDIR

Olağan meteorolojik olayların afet ve zaman zamanda felakete dönüştürülmesinin ardında, kamuoyunda etkin olan söylemlerle, yaşanan olayların sorumluluğunu iklim değişimi üzerinden yağışlara yüklemektedir. Oysa gerçek durum çok daha farklıdır. Bu felaketlerin nedeni doğa değil, kentlerin rant uğruna “kent ruhundan” uzak bir anlayışla inşa edilmesidir.

İstanbul ve çevre illerde yaşanan son afetlerin ya da felaketlerin nedeni taşkın değil, seller olduğu göz ardı edilmemelidir. Yani bu felaketleri kentlere bizler yaşatıyoruz. Yetkili olduğunu iddia eden kurum ve kişiler ise olaylardan sonra yalnızca sonuçlar üzerinden konuşmakta, verileri çarpıtmakta ve sorumluluğu yağışlara yüklemektedir.

Basın ve yayın organlarında sıkça dile getirilen “son 84 yılın en şiddetli yağışı” veya “üç ayda yağması gereken yağış bir günde yağdı” gibi ifadeler bilimsel değildir. Bu tür söylemler, gerçeği gizlemeye ve sorumluluğu doğaya yüklemeye yönelik açıklamalardır. Oysa İstanbul’da geçmiş yıllarda da yüksek yağış (1981’de 136,1 mm (İstanbul), 1985’te 199 mm (Şile), 2009’da 179 mm (Kumköy) gibi) değerleri görülmüştür. Son yağışlarda ise Beykoz’da 14 Ekim’de 88,1 mm, 15 Ekim’de ise 186,3 mm ölçülmüştür. Bu veriler meteoroloji mühendisliği açısından değerlendirildiğinde meydana gelen son yağışların beklenebilecek kuvvetli yağışlar olduğu görülmektedir. Bu değerler beklenebilecek iken kentlerin bu şekilde imar edilmesini sağlayan anlayışlar afetin hatta felaketin kendisidir.

Yaşanan her hadiseyi iklim değişimine bağlamak yanıltıcıdır. Kentleri yanlış imar çalışmaları ile bu hale getirenler bugün “iklim değişimine dirençli kentler” söylemiyle gündemi değiştirmeye çalışmaktadır. Kasım ayında Antalya’da yapılacak COP31 toplantısında da bu yaşananlar gündeme getirilecektir. Ancak unutulmamalıdır ki sorun, bu toplantıları organize eden mekanizmaların kendisidir. Bu toplantılarda olağan doğa olaylarının nasıl felakete dönüştürüldüğü gizlenerek yeni ticari yollar açılmaktadır.

Yıllardır su baskınına uğramayan eski yapıların bugün sel suları altında kalmasının nedeni yağışlardaki değişim değildir. Asıl sebep, bu bölgelerde yapılan yeni ve bilimsel temelden yoksun yapılaşmaların suyun doğal akışını bozmasıdır. Yeni yapılar, mevcut dere yapılarını olumsuz etkilemekte ve suyun yönünü değiştirerek başka masum alanların sular altında kalmasına yol açmaktadır.

Ülkemizde bazı kesimler her afetin ardından “dere ıslahı” ve kent içi yeni projeler önermektedir. Oysa bu tür girişimler sorunu çözmek yerine yeni maliyetler ve müteahhitlik işleri yaratmakta ayrıca bilimsel olmayan çözümler daha da büyük sorunlara temel oluşturmaktadır. Doğayı beton duvarlarla terbiye etmeye çalışmak, suyun doğal düzenine müdahale ederek felaketleri büyütmektedir. Çözüm olmayan işlerde neden ısrar edilmektedir. Görüldüğü gibi dereler ıslah adı altında yapılan işlerle terbiye olmuyor.

Bu afetlerin yaşanacağı biliniyordu. Meslek odaları ve bilim insanları yıllardır uyarılarını yapmaktadır. Olağan doğa olaylarının afete dönüşmemesi için ilk uyarılar 1943 yılında yapılmıştır. Eğer 4373 sayılı “Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu” uygulanmış olsaydı, bugün bu felaketler yaşanmazdı.

Çözüm, dereleri betonla kapatmak değil, onları serbest bırakmaktır. Kentlerin planlanmasında meteorolojik veriler, jeolojik koşullar, toprak özellikleri ve topografik yapı dikkate alınmalıdır. Bu parametreler göz ardı edildiğinde, her yeni “ıslah” projesi doğayı daha da baskı altına almakta ve riskleri artırmaktadır.

Kısaca: Dereleri zorla terbiye etmeye çalışmayalım. Onları boşaltalım, doğal akışına bırakıp çevresini güvenli hale getirelim. Çünkü doğa kendi düzenini bilir; biz onu betonla kapattıkça, su kendine yeni yollar açar ve bu yollar çoğu zaman kentlerin kalbine doğru ilerler. Doğaya rağmen ve karşı değil doğa ile uyumlu yaşamayı öğrenmeliyiz.

Sonuç olarak; Yağışlar suçlu değildir. Asıl sorumluluk, bilimsel verileri dikkate almayan yanlış kentleşme, rant odaklı planlama ve uygulanmayan mevzuattadır. Kimse sorumluluğu doğaya yükleyerek kendini aklamasın. Kentlerimizi meteorolojik ve jeolojik gerçeklere uygun hale getirmek mümkündür. Yeter ki bilime ve hukuka dayalı kamucu planlama anlayışı hayata geçirilsin.

TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası

JMO: AFET RİSKLERİNİ AZALTMA GÜNÜ’NÜN HEMEN ARDINDAN İSTANBUL’DA YAŞANAN SEL HAZIRLIK EKSİKLİKLERİNİ HATIRLATTI13.10.202...
16/10/2026

JMO: AFET RİSKLERİNİ AZALTMA GÜNÜ’NÜN HEMEN ARDINDAN İSTANBUL’DA YAŞANAN SEL HAZIRLIK EKSİKLİKLERİNİ HATIRLATTI
13.10.2026
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, "Afet risklerini azaltmak, yılın bir gününde hatırlanacak bir hedef değil, her gün yerine getirilmesi gereken kamusal bir sorumluluktur. Şehirlerimizi afetlere hazırlamak için bilimin ve mühendisliğin gerektirdiği adımlar gecikmeden atılmalıdır." diyerek 13 Ekim 2026 tarihinde "Afet Risklerini Azaltma Günü’nün Hemen Ardından İstanbul’da Yaşanan Sel Hazırlık Eksikliklerini Hatırlattı" başlıklı bir basın açıklaması yaptı.

13 Ekim Uluslararası Afet Risklerinin Azaltılması Günü’nün hemen ertesi gününde İstanbul’da yaşanan sel ve su baskınları, şehirlerimizin doğa kaynaklı afetlere karşı yeterince hazırlıklı olmadığını bir kez daha göstermiştir. Afet risklerinin azaltılmasına ilişkin çağrıların somut uygulamalara dönüşmesinin yaşamsal önemi yeniden ortaya çıkmıştır.

Sel ve su baskınlarından etkilenen bütün yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, müdahale çalışmalarında görev yapan emekçilere kolaylıklar diliyoruz.

Şiddetli yağışların afete dönüşmesinde; dere yataklarındaki yapılaşma, doğal su akışına yapılan müdahaleler, betonlaşma ve altyapı yetersizlikleri belirleyici olabilmektedir. İstanbul’da yaşananların nedenleri de bu unsurlar birlikte değerlendirilerek incelenmeli, tespit edilen eksiklikler giderilmelidir.

Sel riskini azaltmak için dere yatakları ve taşkın alanları korunmalı, güncel risk haritaları imar planlarına yansıtılmalıdır. Yağmur suyu altyapısı güçlendirilmeli, geçirgen yüzeyler ve yeşil alanlar artırılmalıdır. Riskli alanlardaki yapılaşma, yurttaşların barınma hakkını güvence altına alan kamusal çözümlerle ele alınmalıdır.

İstanbul’un deprem hazırlığında da zemin ve yapı güvenliği birlikte değerlendirilmelidir. Jeolojik-jeoteknik etütlerle zemin koşulları, yeraltı suyu, sıvılaşma ve heyelan tehlikeleri belirlenmeli; bu veriler yer seçiminden yapı denetimine kadar bütün süreçlerde kullanılmalıdır. Kentsel dönüşümde öncelik, bilimsel olarak belirlenen riskler ve can güvenliği olmalıdır.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak merkezi ve yerel yönetimleri; üniversitelerin ve meslek odalarının katkısıyla, yeterli bütçeye ve somut uygulama takvimine sahip risk azaltma çalışmalarını hızlandırmaya çağırıyoruz.

Afet risklerini azaltmak, yılın bir gününde hatırlanacak bir hedef değil, her gün yerine getirilmesi gereken kamusal bir sorumluluktur. Şehirlerimizi afetlere hazırlamak için bilimin ve mühendisliğin gerektirdiği adımlar gecikmeden atılmalıdır.

TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

GIDAMO-KMO-ZMO: GIDA HAKKI LÜKS DEĞİL, YAŞAMIN TEMEL KOŞULUDUR!16.10.2026TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisle...
16/10/2026

GIDAMO-KMO-ZMO: GIDA HAKKI LÜKS DEĞİL, YAŞAMIN TEMEL KOŞULUDUR!
16.10.2026
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla ortak bir basın açıklaması yaptılar: "Gıda Hakkı Lüks Değil, Yaşamın Temel Koşuludur!"

16 Ekim Dünya Gıda Günü’nü bir kez daha açlığın, yoksulluğun, gıda güvencesizliğinin ve eşitsizliğin gölgesinde karşılıyoruz.

Yeterli, dengeli, sağlıklı ve güvenli gıdaya erişim bir ayrıcalık değil, temel bir insan hakkıdır. Ancak ülkemizde ve dünyada milyonlarca insan bu haktan eşit biçimde yararlanamıyor. Artan gıda fiyatları, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve üretim maliyetlerindeki yükseliş; emekçileri, emeklileri, işsizleri, öğrencileri ve dar gelirli aileleri sağlıklı beslenmek ile diğer temel ihtiyaçlarını karşılamak arasında tercih yapmaya zorluyor.

Yoksulluk yalnızca gelirin azalması değildir; sofradaki çeşitliliğin kaybolması, etin ve sütün daha az tüketilmesi, meyve ve sebzenin ihtiyaç kadar alınamaması, çocukların okula aç gitmesi ve besin değerinden önce fiyatın gözetilmek zorunda kalınmasıdır. Gıdaya erişimin satın alma gücüne bağlandığı bir düzende, sağlıklı beslenme hakkı kâğıt üzerinde kalmaktadır.

Gıda sorunu yalnızca ne kadar üretildiğiyle değil, neyin, nasıl ve kim için üretildiğiyle ilgilidir. Gıda zincirinin tohumdan gübreye, işlemeden dağıtıma kadar giderek daha fazla sermaye yoğunlaşmasının kontrolüne girmesi; üreticinin bağımsızlığını ve tüketicinin uygun fiyatlı gıdaya erişimini sınırlandırmaktadır. Açlık ve yoksulluk kaçınılmaz bir kader değil, uygulanan ekonomi, tarım ve gelir politikalarının da sonucudur.

Gıda, yalnızca piyasada alınıp satılan bir meta değil, yaşamın ve sağlığın temelidir. Bu nedenle gıda politikaları şirketlerin kârlılık hedeflerine ve piyasa koşullarına terk edilemez. Gıda enflasyonuyla mücadele; üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten, emeğin karşılığını güvence altına alan ve gelir dağılımındaki adaletsizliği azaltan bütüncül politikalarla mümkündür.

Gıda hakkının ihlalinin en ağır sonuçlarından biri çocukların beslenmesinde görülmektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme; çocukların fiziksel gelişimini, bilişsel becerilerini, okul başarısını ve geleceğini doğrudan etkilemektedir. Bir çocuğun sağlıklı beslenebilmesi, ailesinin ekonomik koşullarına bağlı olmamalıdır.

Okullarda bütün çocuklara en az bir öğün ücretsiz, yeterli, dengeli ve güvenli yemek ile temiz içilebilir su sağlanması bir yardım değil, kamunun temel sorumluluğudur. Bu uygulama, çocukların beslenme ve eğitim haklarının korunmasının yanı sıra toplumsal eşitsizliklerin azaltılması açısından da yaşamsal önemdedir.

Okul yemekleri bilimsel beslenme ilkelerine uygun hazırlanmalı; güvenilir hammadde, hijyen, izlenebilirlik ve etkin denetim koşulları sağlanmalıdır. Uygulama, bütçesi kamu tarafından karşılanan, ülke genelinde eşit ve sürdürülebilir bir kamusal programa dönüştürülmelidir. Gerekli kaynak ayrılmalı, ilgili meslek disiplinlerinin bilgi ve uzmanlığından yararlanılmalıdır. Çocukların geleceği tasarruf kalemi, sağlıklı beslenme bir lüks, okul yemeği ve okul gıdası logosu ise ertelenebilir bir vaat değildir!

Artan tohum, gübre, mazot, enerji, sulama, yem ve işçilik maliyetleri üreticilerin üretimi sürdürmesini zorlaştırmaktadır. Üretici emeğinin karşılığını alamazken tüketici de gıdayı yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalmaktadır. Bu kısır döngünün kırılması için tarımsal üretim yalnızca piyasa getirisi üzerinden değil, toplumun beslenme gereksinimleri ve kamusal yarar doğrultusunda ele alınmalıdır.

Küçük üreticiler ve aile işletmeleri desteklenmeli; kooperatifler güçlendirilmeli, üreticinin gelir güvencesini sağlayan destekler ve kamusal alım mekanizmaları etkinleştirilmelidir. Tarımsal planlama; ülkenin beslenme ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini, iklim koşullarını ve doğal kaynaklarını birlikte gözetmelidir.

Gıda egemenliği, toplumların neyi, nasıl ve kimin için üreteceklerine demokratik biçimde karar verebilmesidir. Bunun için üretim ve dağıtım süreçleri yalnızca piyasanın insafına bırakılamaz; kamusal planlama ve üretici-tüketici dayanışması güçlendirilmelidir.

İklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının kirlenmesi, toprak kaybı ve tarım alanlarının amaç dışı kullanımı gıda üretiminin geleceğini tehdit etmektedir. Tarım alanları, meralar, ormanlar ve su havzaları korunmalı; doğal kaynaklar gelecek kuşakların hakları da gözetilerek yönetilmelidir. Bilimsel bilgi ve mesleki uzmanlık, sürdürülebilir bir gıda sisteminin vazgeçilmez unsurlarıdır.

TMMOB Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odaları olarak yetkilileri ve kamuoyunu;

Yeterli, dengeli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimi temel bir insan hakkı olarak güvence altına almaya,
Yoksullukla mücadeleyi adil gelir dağılımı, insanca yaşam koşulları ve sağlıklı gıdaya erişim politikalarıyla birlikte yürütmeye,
Bütün çocuklara okullarda en az bir öğün ücretsiz, yeterli ve dengeli yemek ile temiz içilebilir su sağlamaya ve gerekli kamu bütçesini ayırmaya,
Üreticilerin maliyetlerini gözeten, emeğinin karşılığını almasını sağlayan ve tarımsal üretimin sürekliliğini güvence altına alan politikalar geliştirmeye,
Küçük üreticileri ve kooperatifleri desteklemeye; gıda zincirindeki piyasa yoğunlaşmasını gözeterek adil bir üretim ve dağıtım sistemi oluşturmaya,
Tarım alanlarını, su kaynaklarını ve ekolojik dengeyi korumaya,
Gıda denetimlerini güçlendirmeye, kamu kurumlarında yeterli sayıda nitelikli teknik personel istihdam etmeye,
Tarım ve gıda politikalarını bilimsel bilgi, kamusal yarar ve mesleki uzmanlık temelinde oluşturmaya çağırıyoruz.
16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde bir kez daha vurguluyoruz: Açlık kader değildir, yoksulluk kaçınılmaz değildir. Çocukların sağlıklı beslenememesi, üreticinin emeğinin karşılığını alamaması ve milyonlarca insanın güvenilir gıdaya erişememesi değiştirilemez bir düzenin sonucu olarak kabul edilemez.

İnsanların temel ihtiyaçlarının piyasanın ve satın alma gücünün insafına terk edildiği bir sistemde gıda hakkı herkes için eşit biçimde sağlanamaz. İhtiyacımız; üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten, emeği esas alan, doğal kaynakları savunan ve gıdayı kamusal sorumluluk alanında değerlendiren politikalardır.

Bizler, bilimsel birikimimiz ve toplumsal sorumluluğumuzla; açlığın, yoksulluğun ve eşitsizliğin ortadan kaldırıldığı, herkesin sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişebildiği bir ülke için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası
TMMOB Kimya Mühendisleri Odası
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası

ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ TMMOB'Yİ ZİYARET ETTİODTÜ Mezunları Derneği Başkanı Gülşah Gülen Çiftçi, II. Başkan Murat Güzel, ...
15/10/2026

ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ TMMOB'Yİ ZİYARET ETTİ

ODTÜ Mezunları Derneği Başkanı Gülşah Gülen Çiftçi, II. Başkan Murat Güzel, Sayman Süleyman Kaya, Üyeler Buket Çelik ve A. Adnan Kayadelen 15 Ekim 2026 tarihinde TMMOB'yi ziyaret ederek TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, Yönetim Kurulu Üyeleri Ayşegül Oruçkaptan, Yusuf Songül, Hüsnü Meydan, Arif Balkanay, İsmail Küçük, Ferhat Yaşar, Hüseyin Alan ve Genel Sekreter Vekili Sezgin Çalışkan ile görüşerek ortak yapılabilecek etkinlikler üzerine görüş alışverişinde bulundular.

İMO: İŞ, İSTİHDAM VE İŞSİZLİK RAPORU - 2026 YAYIMLANDITMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkezi tarafından hazırlana...
15/10/2026

İMO: İŞ, İSTİHDAM VE İŞSİZLİK RAPORU - 2026 YAYIMLANDI

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkezi tarafından hazırlanan İş, İstihdam ve İşsizlik Raporu 2026, 15 Ekim 2026 tarihinde yayımlandı.

İnşaat mühendislerinin çalışma yaşamına ilişkin güncel durumu ortaya koymayı amaçlayan rapor, Temmuz 2026’da gerçekleştirilen ve 2.538 Oda üyesinin katıldığı araştırmanın sonuçlarını içeriyor.

Raporda gelir ve geçim koşulları, borçlanma ve tasarruf, istihdam ve işsizlik, çalışma yaşamı, emeklilik ve mesleğin geleceğine ilişkin beklentiler ele alınıyor. Ayrıca 2021 yılında yayımlanan araştırmadaki ortak göstergeler yeniden değerlendirilerek beş yıllık dönemde yaşanan değişimler inceleniyor.

Ekonomik koşullardan çalışma sürelerine, iş güvencesinden mesleki gelişim olanaklarına kadar farklı başlıklardaki bulguları bir araya getiren rapor; işsizlik deneyimleri, genç mühendislerin durumu ve emeklilik sonrası çalışma gibi konulara da odaklanıyor. Mühendislerin mesleğin geleceğine ilişkin değerlendirmelerine yer veren çalışma, inşaat mühendislerinin çalışma yaşamındaki sorunların anlaşılması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi açısından güncel bir başvuru kaynağı olmayı amaçlıyor.

Araştırmanın öne çıkan sonuçlarına göre mühendisler arasında geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 15,2’ye ulaşırken, mühendislerin yüzde 62,2’si giderlerini karşılamakta zorlandığını veya karşılayamadığını belirtiyor. Gündelik yaşamını sürdürmek için borçlandığını ifade edenlerin oranı yüzde 60,4, tasarruf yapamayanların oranı ise yüzde 70,7 olarak kaydediliyor.

Raporda yer alan verilere göre, mesleki gelir sorusunu yanıtlayanların yüzde 15,2’si açlık sınırının altında gelir bildirirken, mesleki gelirlerin yüzde 72,1’inin yoksulluk sınırının altında olduğu belirtiliyor.

Raporun tamamına erişmek için linki tıklayınız:
https://www.tmmob.org.tr/icerik/imo-istihdam-ve-issizlik-raporu-2026-yayimlandi

DEM PARTİ HEYETİ, TMMOB'Yİ ZİYARET ETTİDEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonun...
15/10/2026

DEM PARTİ HEYETİ, TMMOB'Yİ ZİYARET ETTİ

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan ve Mardin Milletvekili Beritan Güneş 15 Ekim 2026 tarihinde TMMOB'yi ziyaret ederek TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, Yönetim Kurulu Üyeleri Yusuf Songül, Hüsnü Meydan, Arif Balkanay, İsmail Küçük, Ferhat Yaşar, Hüseyin Alan ve Genel Sekreter Vekili Sezgin Çalışkan ile görüşerek gündemdeki gelişmeler üzerine görüş alışverişinde bulundular.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE HALKIN HABER ALMA HAKKI ENGELLENEMEZ!HALK TV’YE YÖNELİK MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ!Bu sabah Halk TV bina...
14/10/2026

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE HALKIN HABER ALMA HAKKI ENGELLENEMEZ!
HALK TV’YE YÖNELİK MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ!

Bu sabah Halk TV binasına düzenlenen polis baskını, kanala kayyum atanması, yayınların kesilmesi ve soruşturma kapsamında gerçekleştirilen gözaltılar, ülkemizde demokratik hak ve özgürlüklere yönelik baskıların ulaştığı boyutu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

TMMOB olarak Halk TV’ye yönelik müdahaleyi kabul etmiyoruz. Kanala atanan kayyum derhal kaldırılmalı, yayın faaliyetlerinin önündeki engeller sonlandırılmalı, operasyon kapsamında gözaltına alınanlar serbest bırakılmalıdır.

Açıklamanın tamamına web sitemizden ulaşabilirsiniz.

İş cinayetlerinin gerçek sorumluları hesap verinceye, emekçilerin sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkı güvence a...
14/10/2026

İş cinayetlerinin gerçek sorumluları hesap verinceye, emekçilerin sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkı güvence altına alınıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Ali Ekber Çakar
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

Address

Selanik Caddesi No:19/1
Ankara
06420

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00

Telephone

0 312 418 12 75

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when TMMOB - Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to TMMOB - Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği:

Shortcuts

Share