07/06/2026
MakaleArafat Gününde Vakfedilen Nedir?
Kutsal topraklarda vazifelerini tamamlayan ilk hacı kafilesi uçaklarla, 31 Mayıs 2026 sabahı yurda döndü. İstanbul Havalimanında aileleri ve yakınları tarafından güller ve karanfillerle karşılanan hacılar, terminalde duygu dolu anlar yaşadılar. (Basından)
Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu'nun (GASTAT) 26 Mayıs 2026 (Arafat Günü) açıkladığı resmi verilere göre, bu yıl hac ibadetini gerçekleştiren toplam hacı sayısı 893.396 erkek, 813.905 kadın hacı toplam 1.707.301 olarak belirlenmiş. Türkiye’den resmi olarak yaş ortalaması 60 olan %52’si kadın, %48’i erkek toplam 84.942 kişi Arafat’a intikal etmiş. 10 hacı vefat etmiş. Dünyanın değişik coğrafyalarından gelen toplam 1.485.729 hacı adayı, ulaşım için hava yolunu tercih etmiş.
Arapça aynı kökten gelen 'vakfe' ve 'vakıf ' kelimeleri, düşünsel boyutta da ortak bir öze işaret eder. Vakfe, haccın en temel rüknü olarak Arafat’ta 'durmayı' ifade ederken; vakıf, bir kimsenin malını ebedi bir hayır için Allah yolunda 'alıkoymasını' (bağışlamasını) temsil eder.
Arafat’ta vakfeye duran kişi, Zilhicce'nin dokuzuncu günü tüm dünyevi hesaplarını bir kenara bırakarak Allah’ın çağrısına teslim olur. Bu vakur duruş sayesinde elde ettiği manevi olgunluğu ve rahmeti, önce kendi hayatına aktarmayı, ardından da tüm topluma yaymayı vadeder.
Bir kimse malını vakfettiğinde, o mal üzerindeki mülkiyet ve tasarrufunu durdurur. Vakfedilen mal artık satılamaz, miras bırakılamaz ve kişisel çıkarlar için kullanılamaz. Yalnızca ondan elde edilen fayda topluma sunulur. İşte bu 'tasarrufu durdurma' ameli sebebiyle, vakfe ile vakıf arasındaki bağ yalnızca aynı kökten gelmesi değil, aynı zamanda manevi ortaklığa işaret eder.
İslam düşüncesinde ibadetin özü, kulun Allah karşısındaki konumunu idrak etmesidir. Arafat vakfesinde bu şuur doğrudan beden ve ruh üzerinden yaşanırken, vakıf müessesesinde ise mülkiyet anlayışına yansır. Böylece Arafat’ta 'Ben Allah’ın kuluyum' diyen insan ile vakıfta 'Bu malın nihai sahibi Allah’tır' diyen şuur, aynı manevi kaynaktan beslenir.
Vakıf geleneğindeki "ebedilik" ilkesi, Arafat vakfesinin ruhuyla bir uyum içindedir. Vakıflar, kıyamete kadar yaşatılma niyetiyle kurulur. Arafat’taki mahşer provası da insana geçici dünya hayatında ebedi bir duruş kazandırmayı hedefler. Kul orada sadece birkaç saat kalır. Fakat o anın manevi ahdi, ömrünün geri kalanına yön veren bir "vakfiye" niteliğindedir. Arafat vakfesindeki her yakarış, ruhun derinliklerine değiştirilemez bir vakıf şartı gibi kazınmalıdır.
Bu iki kavramı birleştiren en güçlü bağ, feda ederek özgürleşme iradesidir. Arafat’taki vakfe, canın ve zamanın en değerli parçasını alemin gerçek sahibine sunmaktır. Malın vakfedilmesi ise ruhu tutsak eden biriktirme hırsının aşılması ve mülkün asıl sahibine iade edilmesidir. Kişi, her iki eylemde de o güne kadar 'benim' saydığı zaman, mekân veya servetten vazgeçerek gerçek özgürlüğe ulaşır.
Arafat’ta kazanılan tevazu, sabır, kardeşlik ve fedakârlık gibi erdemlerin hayat boyu sürdürülmesi, öfke, kibir, bencillik ve haksızlıktan uzak durulması, vakfenin kalıcı etkisidir. Memlekete dönüldüğünde, ihramlar içinde gerçekleşen o büyük arınma unutulmamalı, kirletilmemesi gereken temiz bir sayfa gibi muhafaza edilmelidir. Hacı, çevresine güven, huzur ve yüksek bir manevi olgunluk aşılayan, adeta yürüyen bir 'Arafat şuuru'na dönüşmelidir
Arafat’taki bu şuurlu duruş, sıradan bir bekleyişin ötesinde, 'vâkıf olmak' kavramının özüne uygun olarak geçmişin muhasebesini yapma ve geleceği inşa etme anıdır. Seküler ve kapitalist bir düzene sahip olan ülkemiz nüfusunun binde biri, 2026 yılında Arafat'ta vakfeye durmuştur. Bu vakfenin, toplumda ne tür köklü sorgulamalara, dönüşümlere, dayanışmalara ve haksızlıklara karşı duruşlara zemin hazırlayacağını ise önümüzdeki günler gösterecektir.
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliyede) atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı zikredin. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur. Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır.İşte onlar ki, kendilerine kazandıklarından bir nasip vardır. Allah ise, hesabı pek çabuk görendir.(Bakara / 200-202)
Şevket Hüner /20 Zilhicce 1447