22/05/2026
Hak, Rızalık ve Halkın İradesini Savunmak Toplumsal Bir Sorumluluktur!
Türkiye’de, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin saray rejimi eliyle yürütülen mutlak-butlan operasyonu toplumumuzun geleceğinin ne kadar karartılmak istendiğinin bir göstergesidir. Yargıyı, kendi iktidarının silahı haline çeviren iktidar erki, demokrasiyi ve yasaları katlederek kendi dar kadrosunun çıkarı uğruna ülkeyi uçuruma sürüklemektedir.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca bir parti tartışması olarak değerlendirilmemelidir. Bugün, Türkiye’nin en büyük partisine yapılan bu saldırı, kendi muhalefetini yaratmaya çalışan tek adam rejiminin, kendisine muhalif olan tüm sesleri bastırma girişimidir.
Demokratik toplumlarda siyasal partiler; halkın iradesinin, örgütlü katılımın ve siyasal çoğulculuğun taşıyıcı kurumlarıdır. Siyasal temsil alanını doğrudan etkileyen her gelişme, yalnızca ilgili partiyle sınırlı değil; toplumun demokrasiye, hukuka ve ortak geleceğe duyduğu güvenle ilgilidir.
Türkiye’de uzun süredir yaşanan gelişmeler; HDP’li ve TİP’li seçilmiş yöneticilere yönelik haksız tutuklamalar, DEM ve CHP’li belediyelere atanan kayyumlar, şantajlarla devşirilen siyasetçiler, siyasal alanın daralması, muhalefetin hareket alanının kısıtlayıcı hamleler, ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar ve yargı süreçlerinin siyasal sonuçları konusunda kamuoyunda büyüyen kaygılar yaratmaktadır. Dün yargı eliyle muhalefetin üzerinde hukuk terörü estiren Akın Gürlek’in hakimlikten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılı’ğına ve sonrasında da Adalet Bakanı olarak “ödüllendirilmesi” de kurulan düzenin nasıl işletildiğinin çok açık bir göstergesidir.
Bugün yaşananları bu bütünün dışında okumak mümkün değildir. Dün farklı toplumsal ve siyasal kesimlere yönelen yöntemlerin bugün başka alanlarda tartışılır hale gelmesi; demokrasinin parçalı değil bütünlüklü savunulması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.
Alevi öğretisi bize şunu öğretmiştir:
Hak bölünmez. Adalet seçici uygulanmaz. Rızalık yalnızca kendimiz için değil herkes için savunulur.
Bu nedenle bizim durduğumuz yer; herhangi bir parti lehine ya da aleyhine değil, demokratik meşruiyetin, halkın özgür tercihinin ve hukukun evrensel ilkelerinin yanıdır.
Tarih boyunca Aleviler; vesayet düzenlerinin, inkâr siyasetinin, kayyum anlayışının, dışlamanın ve hak kayıplarının neye dönüştüğünü yaşayarak öğrenmiştir.
Bu nedenle açıkça ifade ediyoruz:
Demokratik siyasetin zayıflatılması, toplumsal muhalefetin baskı altına alınması, seçilmiş iradenin etkisizleştirilmesi ve hukuk alanına duyulan güvenin aşınması; yalnızca bugünün değil, ülkenin geleceğinin meselesidir.
Toplum; korkuyla değil rızalıkla, baskıyla değil adaletle, tek seslilikle değil çoğulculukla güçlenir.
Bu çerçevede çağrımızdır:
* Halkın demokratik iradesine gölge düşüren her türlü uygulamadan uzak durulmalıdır.
* Siyasal partilerin demokratik işleyişi ve kurumsal özerkliği korunmalıdır.
* Hukukun üstünlüğü ilkesi, siyasal tartışmaların üzerinde güven veren ortak zemin olarak işletilmelidir.
* Seçilmiş iradeyi tartışmalı hale getiren uygulamalar yerine demokratik katılım güçlendirilmelidir.
* Toplumsal muhalefetin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, kadınların, gençlerin ve tüm yurttaşların demokratik hakları güvence altına alınmalıdır.
* Toplumsal kutuplaşmayı büyüten değil, ortak yaşamı güçlendiren bir siyasal iklim oluşturulmalıdır.
Bizler Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak; laikliği, eşit yurttaşlığı, inanç özgürlüğünü, insan haklarını ve halkın özgür iradesini savunmayı yalnızca siyasal değil, aynı zamanda yolumuzun ve vicdani sorumluluğumuzun gereği olarak görüyoruz.
Çünkü biliriz:
Hak meydanı saraylarda değil, halkın vicdanında kurulur.
Rızalık olmayan yerde adalet eksik kalır.
Hiçbir güç halkın ortak iradesinin üzerinde değildir.
Demokrasi; korkuyla değil, halkın sözüyle yaşar.
Aşk ile
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK)
fans