KOÇGİRİ-denge koçgiri

KOÇGİRİ-denge koçgiri Unutmadan köklerini, özgürce yaşamaktır hayat

DAVETİYE19.⁠ ⁠COGİ BABA DOĞA FESTİVALİSayın Kurum Başkanları ve Yöneticileri,Değerli Sanatçılar, Yazarlar, Araştırmacıla...
21/06/2026

DAVETİYE
19.⁠ ⁠COGİ BABA DOĞA FESTİVALİ
Sayın Kurum Başkanları ve Yöneticileri,
Değerli Sanatçılar, Yazarlar, Araştırmacılar,
Akademisyenler ve Doğa Dostları,
Koçgiri coğrafyasının önemli inanç ve kültür merkezlerinden biri olan Cogi Baba Ziyaret Alanı'nda düzenlenecek
19.⁠ ⁠Cogi Baba Doğa Festivali'ne katılımınızdan onur duyacağız.
Doğayla iç içe gerçekleştirilecek festivalimiz; kültürün, sanatın, bilimin ve inancın buluştuğu ortak bir yaşam alanı oluşturarak, halklarımızın ortak değerlerini yaşatmayı, kültürel mirasımızı gelecek kuşaklara aktarmayı ve dostluk bağlarını güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Festival Bilgileri
Tarih: 12 Temmuz 2026 Pazar
Yer: Cogi Baba Ziyaret Alanı
Yünören Köyü, İmranlı / Sivas
Sizleri bu anlamlı buluşmada aramızda görmekten mutluluk ve onur duyacağız.
Düzenleyen Kuruluşlar
•⁠ ⁠Kızılırmak Kültür Derneği,Frankfurt
•⁠ ⁠Avrupa Koçgiri Kültür Merkezi,Dortmund
•⁠ ⁠Becekli Göktepe Çevre Köyleri Derneği (Stuttgart)
•⁠ ⁠Hebeşliler Derneği (Bregenz / Avusturya)
Katılım ve İletişim
Festival kapsamında resim sergisi açmak, kitap tanıtımı yapmak, kültürel çalışmalarını paylaşmak veya stant kurmak isteyen sanatçı, yazar ve araştırmacılarımızın önceden iletişime geçmeleri rica olunur.
İletişim (WhatsApp): +90 536 630 16 32 ve +49 176 608 76 978
Saygılarımızla

14/06/2026
SOSYALİZM ADINA KONUŞUP HALKLARA SINIR ÇİZEN TASFİYECİLERE!Dün “Alevi’den cumhurbaşkanı olmaz” diyen gerici barikat, bug...
13/06/2026

SOSYALİZM ADINA KONUŞUP HALKLARA SINIR ÇİZEN TASFİYECİLERE!
Dün “Alevi’den cumhurbaşkanı olmaz” diyen gerici barikat, bugün “Kürt’ten cumhurbaşkanı adayı olmaz” diyorsa; ortada münferit bir gaf değil, sistemle yapısal olarak bütünleşmiş köklü bir şovenizm ve siyasal çürüme vardır.
Kendisine "sosyalist" sıfatını yakıştırıp; emekten, eşitlikten ve enternasyonalizmden dem vuranların, konu Kürt ve Alevi halkının iradesine geldiğinde egemen devlet aklının ve nasyonalist ezberlerin arkasına sığınması tarihsel bir ihanettir. Burjuva siyasetinin icazet sınırları içinde sosyalizm fantezisi kuranlar, ezenlerin dilini konuşan gizli statükoculardır.

Sosyalizm; Türk, Kürt, Alevi, Sünni ayrımı yapmadan tüm halkların şartsız, amansız ve şüphesiz eşitliğini savunmaktır.
Sosyalizm; devletin çizdiği kırmızı çizgileri halka dayatmak değil, o çizgileri halkın devrimci iradesiyle paramparça etmektir.
Sosyalizm; kimlikler arasında hiyerarşi kuran asimilasyonist akla karşı, her kimliğin kayıtsız şartsız eşit siyasal temsil hakkını barikatta savunmaktır.

Bugün Kürt’ün, dün Alevi’nin iradesine ipotek koymaya çalışanların; ne emek, ne özgürlük, ne de demokrasi iddialarının zerre kadar hükmü kalmıştır. Halkların özgürlük mücadelesine veto koyanlar, devrimcilik taslayamaz!
DEVRİMCİ İRADENİN PAROLALARI NETTİR:
Kürt’ten de olur, Alevi’den de olur; halkın devrimci iradesiyle her şey olur!
Şovenizme teslim olanlar, halkların eşitliğini savunamayanlar sosyalist olamaz!
Kimliklere veto koyan statükocular, bu halka demokrasi dersi veremez!
Egemenlerin diliyle hizaya gelenler, ezilenlerin ve emekçilerin temsilcisi olamaz!
Kürt’e ve Alevi’ye “olmaz” diyen tasfiyeci anlayışa geçit yok!
Halkın örgütlü iradesi, sizin burjuva sınırlarınızdan ve barajlarınızdan büyüktür!
Mesele basit bir şahsın adaylığı veya aritmetik bir seçim hesabı değildir. Mesele, milyonlarca Kürt’e ve milyonlarca Alevi’ye reva görülen siyasi tecrit ve tahakküm mesajıdır. Bir halkın ya da inanç topluluğunun en üst mekanizmalardan dışlandığı, "Yönetilen" olmaya mahkum edildiği bir düzende, eşit yurttaşlık yalan, "kardeşlik" ise burjuva bir aldatmacadır.
Bu ülkenin geleceğini, egemenlerin görünmez barajları ve sahte sosyalistlerin icazetçi tutumları değil; ezilenlerin birleşik fiili mücadelesi belirleyecektir.
Ne Kürt halkı ikinci sınıf yurttaştır, ne de Aleviler bu toprakların sığıntısıdır!
Eşitlik sahte kürsülerde değil, pratik siyasette ve barikatta sınanır!
Ya halkların kayıtsız şartsız eşitliği, ya da tasfiye ettiğiniz sosyalizm iddianızdan vazgeçin!
Söz, yetki, karar ve iktidar halkındır!

1781 yılında Afyon Valisi Bekir Paşa’nın dahliyle, Afyon-Döğer'deki Emre Sultan Tekkesi’nin bulunduğu Emre Sultan köyünd...
10/06/2026

1781 yılında Afyon Valisi Bekir Paşa’nın dahliyle, Afyon-Döğer'deki Emre Sultan Tekkesi’nin bulunduğu Emre Sultan köyünde gizli ayin ve şekavetle suçlanarak 11 kişi idam edilir. Bu idamların ardından yöre halkının gösterdiği tepki üzerine, “mülhidlik” ve “mum söndü ayinleri” gibi ithamlarla köye yönelik devlet güçleri ve yerel Sünni halk tarafından saldırılar olur. Kaçıp Taptuk Emre Tekkesi’ne sığınan, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yüzü aşkın kişi 1782 yılının Haziran ayında yakılarak öldürülür, tekke de bu olaylar sırasında tahrip edilir. Osmanlı arşiv belgelerinde ayrıntılı biçimde kaydedilen bu gelişmeleri takiben bölgedeki Alevi-Bektaşi nüfusu ciddi ölçüde azalır. (Konuyla ilgili Fikret Yılmaz hocanın tümüyle Osmanlı arşiv belgelerine dayanan ve son derece ayrıntılı şu çalışmasına bakılabilir: "1782’de Bir Kızılbaş Katliamı: Hafıza, Karalama ve Şiddet," Tarih ve Toplum, no: 23 (Bahar 2024): 9-71.)

Trabzon'da Özgür Özel'in mitinginde açılan "Biz yakarsak söndüremezler" pankartının yarattığı hassassiyeti anlamayanlara, hatta dalga geçenlere bu konudaki Alevi duyarlılığının tarihsel kökenlerini biraz olsun anlatmak için bu paylaşımı yapıyorum; zira herkes Sivas katliamını bilir, ama onun bezeri şiddet vakalarının daha önceleri de yaşandığını bilmez.

Velhasılı, mitingdeki pankart hangi niyetle, hangi manada açılmış olursa olsun, bu konuda hassassiyet gösteren insanları değil, orada bir yetkilinin, yanlış anlaşılabilir diye bile olsun akıl edip pankartı kapattırmamış olmasını eleştirmek gerekir.

Gerçi Alevilere yönelik galiz nefret söylemlerine bile tepki vermeyen insanlardan böyle bir demokratik olgunluk beklemek muhtemelen hata, ama biz yine de söylenmesi gerekeni söylemiş olalım.

Ayfer karakaya

5-16 Haziran 1966 tarihleri arasında gerçekleşen Muğla Ortaca Alevi KatliamıAlevilere yönelik saldırıların yıldönümü. Or...
07/06/2026

5-16 Haziran 1966 tarihleri arasında gerçekleşen
Muğla Ortaca Alevi Katliamı
Alevilere yönelik saldırıların yıldönümü. Ortaca katliamı çok az bilinir ama Alevilere yönelik saldırıların en politik olanlarından biridir.
Bu topraklarda bir çok katliam yaşandı. Bunların bir kısmı geniş kitlelerce biliniyor, anılıyor, hesap verilmesi isteniyor; bir kısmı ise nispeten az biliniyor. Bir sohbet sırasında 1966 yılında Ortaca'da bir katliam yaşandığını öğrendim. Yaşananların detaylarını Ortaca'da öğrenemedim. 60yıl önce yaşananlar nedeniyle hala bir tedirginlik var. Dönüşümde Ortaca vakası hakkında bulabildiklerimi okudum.
Osmanlı kayıtlarında “Cemat tahtacıyan” olarak geçen ve genel olarak “tahtacılar” olarak adlandırılan Türkmen Aleviler, 11. Yüz yılda Anadolu’ya göç eden “Ağaçeri” soyundan gelen bir topluluk.
Genel olarak Anadolu’ya göç ettikten sonra yoğun olarak Toroslar bölgesine (Akdeniz) yerleşen göçebe topluluk, ağaç işleriyle uğraştıklarından dolayı “Tahtacılar” olarak anılıyor. Göçebe süren yaşamları gereği eğitimden ve yol, su, elektrik gibi hizmetlerden yoksun bir hayat sürdüklerinden, dışlanmış ve hor görülmüşler. Kapalı bir toplum olarak yaşam sürmeleri nedeniyle, Alevi olmalarına rağmen şamanizmin etkileri günümüzde bile görülüyor.
1942 başlarında İstanbul gazetelerinde genel olarak gayrimüslimler, özel olarak da Yahudileri hedef alan, hırsızlık, vurgunculuk, dolandırıcılık temalı haberler ve karikatürler yoğunlaşmıştı. Şair Orhan Seyfi Orhon, 24 Eylül 1942 tarihli Akbaba’daki yazısında iktidarın ağzındaki baklayı çıkaracaktı:
“Kelle İstiyorum! Ben ki bir tavuk bile kesilirken bakamam; karıncaları, sinekleri öldüremem, kelle istiyorum. Yumruklarım sıkılmış, dişlerim kısılmış, at meydanında kazan kaldıran yeniçeriden daha hiddetli bir sesle kelle istiyorum, vurguncunun kellesini!”
7 Temmuz 1942 tarihinde Başbakan Refik Saydam’ın ani ölümü sonrası 9 Temmuz'da kurulan Şükrü Saraçoğlu hükümeti, bu kışkırtmalarla birlikte 11 Kasım 1942’de Mecliste oy çokluğu ile Varlık Vergisi kanununu çıkarır.
Gayrimüslimlere tahakkuk ettirilen vergiler ödenemeyecek kadar yüksektir ve birçoğu bu vergileri ödeyemezler. 27 Ocak 1943 tarihinde vergilerini ödeyemeyen gayrimüslimler için başta Eskişehir/Sivrihisar, Erzurum/Aşkale olmak üzere değişik yerlerde hazırlanan çalışma kamplarına gönderilirler. Aşkale’ye gönderilen 1229 mükelleften 21’i, Kötü hava koşulları ve yetersiz bakım (kayıtlara göre) yaşamını yitirir.
O dönemdeki çalışma kamplarından birisi de Muğla/Dalaman'da kurulmuştu. Dalaman'da kurulan kamp yerinde Tahtacılar yaşamaktaydı. Kampın kurulması için bölgede yaşayan Tahtacılar önce yakında olan Fevziye köyüne gönderildi. Fevziye köyü de tahtacıların yerleşim bölgesiydi. Fevziye köyü küçüktü ve bu nüfusu kaldıramadı. Dalaman'dan Fevziye’ye gönderilen Tahtacılar buradan da şu anda “Ortaca” olarak bilinen eski adı “Oritenya” olan bölgeye gönderildiler/sürüldüler.
Gönderildikleri bölge bataklıktı. Tahtacılar çalışarak bölgedeki bataklığı kurutup tarıma elverişli hale getirdi. Bölge zenginleşti, yerleşim/nüfus arttı. Bölge yeni bir yerleşim alanına dönüştü. Böylece bugünkü Ortaca ilçesinin temeli atılmış oldu. (Her ne kadar Fethiye ve Muğla’nın arasında ve tam ortada bulunduğu için “Ortaca” denildiği söylense de eski adı olan “Oritenya”nın dönüştürülmesiyle yeni adının oluşturulduğu söylenir.)

1943 tarihinde temeli atılan Ortaca’nın nüfus yoğunluğu Dalaman’dan sürgün gönderilen Alevi Türkmenlerden oluşmaktaydı.
1960 başlarında Fevziye köyünün çok yakınında bulunan ve o dönemdeki adı “Kızılyurt” olan Güzelyurt bölgesinde yaşayan Sunnilerin Ağasına Fevziye köyü ile Ortaca arasındaki büyük bir bölge/arazi devlet tarafından verilir. Karşılığında Fevziye köyünde bulunan bir bataklığın kurutulması gerekmektedir ve ağa bu işlemi yerine getirmez.
Bataklığın kurutulma işlemi yapılmadığından Fevziye köyünde yaşayan Alevi Türkmenlerle ağanın aşireti Nurcu Sunniler arasında küçük çatışmalar başlar.
Önceleri küçük kavgalar ve sataşmalarla başlayan bu çatışma gittikçe büyür. Ağa Nazmi Yavuz adamlarını toplayarak Fevziye köyünde yaşayan ve Dalaman çayı etrafında pamuk toplayan Alevi kadınlara ve çocuklara saldırır. Hasırlara sararak çaya atarlar.
Sunnilerin ağası kendi çıkarları ve toprak için din kisvesi adı altında, “Aleviler camilerimizi yıkıyorlar” yalanıyla “Yeşil Bayrak” açarak 16 sunni köyü birleştirir. Amaç bölgede bulunan Alevi Türkmenleri kovmak ve bölgeye tamamen sahip olmaktır. “Bu topraklar bizimdir, tahtacılar dağlarınıza gidin” , “Bir tahtacı öldüren cennetliktir” , “Alevilerin namusu olmaz” sloganlarıyla 5 Haziran 1966 tarihinde Ortaca’ya doğru yola çıkan yaklaşık 1000 silahlı insan ilk önce bir sinemayı basar ve iki kadına tecavüz edilir. Sinema sahibi ve içerisinde bulunanlarla birlikte yakılır.
Ortaca’nın ilk belediye başkanı Ziya Çavuş makamında grupça yakalanır, zorla saç ve sakalı kesilir, bir belge imzalattırılarak makamından alınır ve yerine saldırganlarca Sunni biri atanır. (Bugüne kadar Aleviler Belediye Başkanı olamamıştır)
Hiçbir güvenlik görevlisi müdahalede bulunmaz. Alevi Türkmenler bu baskını beklemediği için şaşkındır ve kaçmaya çalışırlar.
12 Haziran’da odun toplamaya çıkan Alevi aileye dört kişi saldırır, erkeği ağaca bağlayıp eşine tecavüz ederler. Ertesi gün olayı öğrenen Aleviler Ağanın köyünü basarlar, çatışmada bir sunni ölür.
Çatışmalar ve Alevilere karşı uygulanan baskı artarak devam etmektedir. Ne dönemin Muğla Valisi Hasan Basa, ne İçişleri Bakanı Mehmet Faruk Sükan ne de Başbakan Süleyman Demirel hiç bir müdahalede bulunmazlar. Aleviler elde silah nöbet tutmaktadır.
16 Haziran’a kadar devam eden çatışma ve baskılar sonucu birçok Alevi Türkmen bölgeyi terk etmek zorunda kalır. Kalanlar ise silahla nöbet tutarak her an korku içerisinde yaşamaya devam ederler. Günümüzde de bu sinmişlik ve korku kendisini belli etmektedir.
12 gün süren bu çatışmalarda ne kadar insan öldüğü tam olarak bilinmiyor. Dönemin karanlıkta kalmış/bırakılmış Alevi katliamlarından birisidir Ortaca katliamı.
Bine yakın insanın bir günde nasıl silahlandığı, on kilometrelik yolda neden emniyet tedbirleri alınmadığı ve 12 gün süren olaylara neden müdahalede bulunulmadığı soru işaretleri olarak kalır!
Ortaca olayları/katliamı için yetkililerin sözlerine bakınca asıl vahamet ortaya çıkmaktadır.
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay; “Türkiye Laiktir. Sunnilik-Alevilik olmadığını, halkın itikatını kendisinin ayarlayabileceğini” söyler.
Başbakan Süleyman Demirel; “Olaylar münferit vakalardır” diyerek bizi asla yanıltmaz!
İçişleri Bakanı Mehmet Faruk Sükan; “Türkiyemizde sureti katiye de bir mezhep kavgası olamaz” diyerek bugünlerimize kadar yaşananların gelmekte olduğunu vurgular.
Muğla Valisi Hasan Basa; “Mezhep çatışması yoktur. Irza geçme iddiasının da olayla ilgisi olmayan münferit bir hadisedir,” diyerek “olay nasıl kapatılır” konusunda gelecek nesil’e örnek teşkil eder..

05/06/2026

Irkçılık şaka değildir.
Rahmi Koç’un Kürt kadınlarını hedef alan sözleri, mizah adı altında üretilen aşağılayıcı ve ayrımcı bir zihniyetin yansımasıdır. Bir halkı küçümsemeye kalkışanlar önce kendi tarihlerine bakmalıdır. Koç ailesinin servetinin oluşumunda, Ermenilere ait malların el değiştirmesinden faydalanıldığı yönündeki tarihsel iddialar ve tartışmalar uzun yıllardır kamuoyunda konuşulmaktadır. Bu iddialar karşısında yüzleşmek yerine Kürt kadınlarını alay konusu yapmak, toplumsal barışa değil ayrımcılığa hizmet eder. Hiçbir servet, makam ya da soyadı bir halkı aşağılamaya yetmez. Kürt kadınları alay konusu değil, bu ülkenin eşit ve onurlu yurttaşlarıdır.

REHA MUHTAR, VİCDANLAR SENİ YARGILIYORUnutulmayacak o geceTarih, Magazin Gazetecileri Gecesi’ni “utanç arşivi”ne mühürle...
03/06/2026

REHA MUHTAR, VİCDANLAR SENİ YARGILIYOR

Unutulmayacak o gece

Tarih, Magazin Gazetecileri Gecesi’ni “utanç arşivi”ne mühürledi. Ahmet Kaya sahneye çıktı. Kürt olduğunu söyledi. Kürtçe şarkı yapacağını açıkladı. O cümle biter bitmez salon koptu. Çatallar havaya kalktı. Bardaklar fırladı. Küfürler yağdı. “Vatan haini” diye bağırıldı. Bir sanatçı, kendi memleketinde, kendi meslektaşlarının önünde, sadece Kürt olduğu için linç sehpasına çıkarıldı.

Tarihi utandıran sadece linç değildi. Linci sahneleyen, mikrofonu elinde kırbaç gibi sallayıp kalabalığı gaza getiren, “daha çok” diye alkışa tempo tutan adamdı: Reha Muhtar.

O gün yalnız değildi, kuşkusuz. Arkasında avuçları patlarcasına alkışlayan bir koro vardı. İsimlerini saymama gerek yok. O kare hafızalarda. Gazeteci, şarkıcı, iş insanı... Hepsi oradaydı. Hepsi alkışa ortaktı. Ama baş aktör, sahnenin ortasındaki adamdı: Reha Muhtar.

Sevgili dostumuz Ahmet Kaya ülkesinden sürüldü. Bir yıl sonra Paris’te, sürgünde son nefesini verdi. Sürgün Ahmet’e ağır geldi. Kalbi o bir yıla sığmadı. 43 yaşındaydı. 43 yaş, bir sanatçının en olgun, en üretken çağıdır. Reha Muhtar ve linç korosunun çoğu, yaşattıkları utancın bedelini ödemedi. Kariyerlerine devam ettiler. Ekranlar utançlarını gizlemeyi sürdürdü.

Ölüm, her şeyi aklamaz

“Öldü bitti” kolaycılıktır. Kişisel vebal Allah’ladır, itirazım yok. Ama kamusal vebal ölmez. Reha Muhtar mikrofonu eline aldığı an, gazeteciliği bıraktı, linci yönetti. Bir sanatçının kapısına “vatan haini” yazan mürekkebi sıktı. Bu bireysel bir kayma değildi. Bu, toplumun ortak vicdanında oluşan bir kırılmaydı. Kırılan vicdan, cenazeyle gömülmez.

Ölüm, kırılan vicdanı onarmaz. Sadece faili toprağa indirir. Geride 10 Şubat’ın utanç görüntüleri kalır. Unutursak, mikrofon yine kınından çıkar. Yine bir sanatçı hedefe konur. Yine bir salon alkışla suça ortak olur.

Hafıza intikam için değil, tekrar etmesin diye vardır.

Ferhat tunç

Bir gün oturup çay içelim seninle..Çaylar benden olur, manzara senden.-Orhan Kemal3 Haziran 1963Bilir misin, "canım" ded...
03/06/2026

Bir gün oturup çay içelim seninle..
Çaylar benden olur, manzara senden.
-Orhan Kemal
3 Haziran 1963
Bilir misin, "canım" dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.
-Ahmed Arif
Ve bir gün ekler Nazım Hikmet mektubunun
sonuna; herkese selam sana "HASRET"
-Nazım Hikmet

01/06/2026

Address

High Street
London Colney
N8

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when KOÇGİRİ-denge koçgiri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share