KOÇGİRİ-denge koçgiri

KOÇGİRİ-denge koçgiri Unutmadan köklerini, özgürce yaşamaktır hayat

24/08/2026

Türkler ve Kürtler kardeştir” demek kolay. Asıl mesele, Kürt işçilere saldırıldığında kimin susup kimin tavır aldığıdır.

Yıllardır aynı ikiyüzlülüğü görüyoruz: Kürtler söz konusu olduğunda kardeşlik nutukları atanlar, saldırı karşısında susarak failleri cesaretlendiriyor. Sessizlik tarafsızlık değildir; hele ki bu saldırılar tekrarlandığında, açıkça bir tolerans ve cezasızlık iklimi yaratır.

Artık hamaset değil, net tutum istiyoruz. Saldırıyı kınıyormuş gibi yapıp faillerin karşısında susan siyasi anlayışın “kardeşlik” söylemine güvenmiyoruz.

Kardeşlik, saldırıdan sonra kurulan bir cümle değil; saldırı anında gösterilen siyasi cesarettir.

Hacı Bektaş Veli Dergâhı HalkındırHacı Bektaş Veli Dergâhı’nda, Alevilerin kendi dergâhları üzerindeki haklarını savunan...
19/08/2026

Hacı Bektaş Veli Dergâhı Halkındır

Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda, Alevilerin kendi dergâhları üzerindeki haklarını savunan, bu mekânların yeniden Alevi toplumunun özgürce kullanabileceği şekilde iade edilmesini isteyen demokrat insanlara yönelik “Benim deyişlerim herkese nasip olmaz” şeklindeki sözleri son derece talihsiz ve düşündürücüdür.

Çünkü burada mesele bir sanatçının sahneye kaçta çıkacağı değildir. Mesele, Alevilerin kendi inanç mekânları ve dergâhları üzerindeki tarihsel ve kültürel haklarını savunan insanların küçümsenmesi ve susturulmaya çalışılmasıdır.

Üstelik bu sözlerin, hükümet politikalarına muhalif duran, Alevilerin ve Kürt Alevilerin eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve dergâhlarına sahip çıkma taleplerini dile getiren insanlara karşı söylenmesi, sözün siyasi anlamını daha da ağırlaştırmaktadır.

Kimse deyişleri, türküyü veya sanatını topluma karşı bir üstünlük aracı olarak kullanamaz. Deyişler; Pirlerin, ozanların ve halkın ortak hafızasıdır. Yıllardır başka ozanların ve Alevi geleneğinin eserlerini seslendirmek, hiç kimseye o geleneğin sahibiymiş gibi davranma veya Alevi toplumuna tepeden bakma hakkı vermez.

Hacı Bektaş Veli Dergâhı bir sahne dekoru değildir. Alevilerin tarihidir, inancıdır, hafızasıdır. Dergâhların Alevi toplumunun iradesi ve özgür inanç yaşamı doğrultusunda değerlendirilmesini istemek de kimsenin lütfu değil, demokratik ve meşru bir taleptir.

Alevilikte “Benim deyişlerim, benim sahnem, benim sözüm” anlayışından önce “can” vardır, eşitlik vardır, rızalık vardır, insanlık vardır.

Bugün Alevi toplumunun önünde duran mesele, kimin hangi saatte sahneye çıkacağı değil; kimin Alevilerin haklarını savunduğu, kimin ise bu hakları savunan insanları küçümseyen bir dil kullandığıdır.

Toplum bunları görüyor, hafızasına yazıyor. Ve inanıyoruz ki Alevi toplumu, kendisine tepeden bakan her anlayışa demokratik, onurlu ve haklı cevabını zamanı geldiğinde verecektir.

Dergâhlar halkındır. Deyişler halkındır. Yol halkındır. Hiçbir kişi kendisini bu yolun üzerinde göremez.

Ezidi Kürd halkının, sözüm ona 40 ülkeden oluşturulan Koalisyon güçlerine rağmen, selefist, gerici, paramiliter IŞİD ve ...
03/08/2026

Ezidi Kürd halkının, sözüm ona 40 ülkeden oluşturulan Koalisyon güçlerine rağmen, selefist, gerici, paramiliter IŞİD ve benzeri çeteler tarafından 3 Ağustos 2014 tarihinde 73.kez soykırıma uğratılmasına, 5 bin kişinin öldürülmesine, binlerce kadın ve çocuğun kaçırılıp köle pazarında satılması, tecavüze uğratılması, köle olarak satılmasına göz yuman, destek veren tüm emperyalist güçler kadar, bu insanlık düşmanlarına 'askeri, mali, siyasi, lojistik' destek verenlerin tümü de yaşatılan soykırımdan aynı derecede suçlu ve sorumludur. Asla unutmadık, unutmayacağız!

01/08/2026

GÜLİSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT YALNIZ DEĞİLDİR!

29/07/2026
SURUÇ KATLİMI  ANISINA Koray Çapoğlu Cebrail ile Günebakan oldu.Hatice Sadet yanık sesle Ezgiler söylüyordu.Uğur Özkan D...
20/07/2026

SURUÇ KATLİMI ANISINA

Koray Çapoğlu Cebrail ile Günebakan oldu.
Hatice Sadet yanık sesle Ezgiler söylüyordu.
Uğur Özkan Devrimci yoldaşları uğurluyordu.
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

Veysel Özdemir çelik yürekle devrimi yükseltti.
Serin serin esen Nazegül dağda Poyraz’la geldi.
Kasım düşmanın sarayını Deprem’i ile ezdi.
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

Alperin Elindeki Sapan Berkini Hatırlatır.
Cemil yoldaşlarını alıp Yıldız’lara çıkartır.
Okan Pirinç tarlalarında işçilerle çalışır.
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

Ferdane zarif ellerinde Kılıç’la maydanlarda.
Yunus Emre Şen şakrak başı çekiyor halaylarda.
Barış Aydın bire bir ilim sunuyor okullarda.
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

Ali Can Vural ön sfalarda pankart taşıyordu.
Osman Çiçek barış içinmi çiçek dağıtıyordu.
Yoldaşlar Mücahit Erol militanlık yapıyordu.
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

Medali Barutçu silahları hiç sevmiyorduki.
Aydan Ezgi Salcı buraya birdaha gelmiyorki.
Nazlı Akyürek’in yüreğinde sevgi bitmiyorki.
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

Serhat Devrim yaptıkları ile bir devrim şehidi.
Ece Dinç Kobaneye gitmek için çokta dinç geldi.
İsmail Şeker çocuklar şeker yiyebilsin dedi.
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

Süleyman Aksu Rojawada akan su olacaktı.
Büşra Mete yoldaşlarla kanatlanıp uçacaktı.
Mehmet Ali Varol bir çocuk bahçesi yapacaktı
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

Kekko Oğlu bir değil yüzbinlece yürek yaralı.
Devrim içinde Dilek Bozkurt bu dağların maralı.
Bizler bu Özgürlüğün hayalını kurduk kuralı.
Bizim aydın çocuklar yoklar. Güneşemı uçtular.

22 Temmuz 2015 Ali Koçak

Botan dağlarının sessizliğinde yalnızca bir aşk değil, bir halkın kaderi de yazılıyordu.Mem ile Zîn birbirini sevdiğinde...
19/07/2026

Botan dağlarının sessizliğinde yalnızca bir aşk değil, bir halkın kaderi de yazılıyordu.

Mem ile Zîn birbirini sevdiğinde, aslında birbirini arayan iki yürekten daha fazlasıydılar. Onların kavuşmasına engel olan yalnızca Bekir’in kıskançlığı değildi; parçalanmış bir coğrafya, bölünmüş beylikler ve ortak bir iradeden yoksun bırakılmış bir halkın yazgısıydı. Her entrika, Kürtlerin arasına düşen bir ayrılığı; her gözyaşı ise kaybedilen bir umudu anlatıyordu.

Mem zindana kapatıldığında yalnızca bir âşık hapsedilmedi; özgürlüğü özleyen bir halkın sesi de susturuldu. Zîn, sevdiğinin ardından can verirken yalnızca bir sevgiliyi değil, birlikte kurulabilecek bir geleceği de toprağa emanet etti. Yan yana uzanan mezarları, kavuşamayan iki âşığın olduğu kadar, birleşemeyen bir halkın da sessiz tanığı oldu.

Rivayete göre mezarlarının arasından dikenli bir çalı yükseldi. O çalı, kötülüğün, fitnenin ve ayrılığın simgesiydi. İnsanlar yüzyıllar boyunca o çalıya baktıklarında yalnızca Mem ile Zîn’i değil; birbirinden koparılan umutları, parçalanan kardeşliği ve bölünmüşlüğün ağır bedelini gördüler.

Ehmedê Xanî, bu hikâyeyi kaleme alırken sadece ölümsüz bir aşk anlatmadı. Satırlarının arasına bir halkın özlemini, dilini, kimliğini ve birlik arayışını işledi. Çünkü biliyordu ki bazen bir aşk destanı, kılıçların söyleyemediğini söyler; bazen iki âşığın kavuşamaması, bir halkın yüzyıllardır süren hasretini anlatır.

Bu yüzden Mem û Zîn, yalnızca bir roman ya da destan değildir. O, aşkın diliyle yazılmış bir halkın hafızasıdır.

Hikâye, Nevruz kutlamaları sırasında başlar. Saray kadınları erkek kılığına, saray erkekleri ise kadın kılığına girerek eğlenirler. Bu şenlik sırasında cesur ve yakışıklı genç Mem, güzelliğiyle tanınan Zîn‘i görür. İkisi birbirlerine ilk bakışta âşık olur. Aynı gün Zîn’in kız kardeşi Sîtî de Mem’in yakın arkadaşı Tacdîn ile tanışır ve onlar da birbirlerini sever.

Tacdîn ile Sîtî’nin evlenmesine izin verilir. Ancak Mem ile Zîn’in aşkı, sarayın danışmanlarından olan kıskanç Bekir (Beko) yüzünden engellenir. Bekir, Mem’i çekemediği için sürekli beyin kulağına kötü sözler fısıldar ve iki sevgilinin kavuşmasını önlemeye çalışır.

Bir gün Bekir, Mem’e tuzak kurar. Mem haksız yere suçlanır ve zindana atılır. Zîn her gün onun için gözyaşı döker, haber göndermeye çalışır, ancak bütün çabaları sonuçsuz kalır. Mem ise zindanda, sevdiğine kavuşamamanın acısıyla günden güne erir.

Sonunda Mem, hasretine daha fazla dayanamaz ve zindanda ölür. Zîn, onun mezarına gider, acıya dayanamaz ve o da Mem’in mezarı başında can verir.

Bekir ise yaptıklarının bedelini daha sonra öder ve öldürülür. Rivayete göre Bekir de Mem ile Zîn’in arasına gömülür. Mezarında çıkan dikenli bir çalının, iki sevgilinin mezarları arasına girerek onları ölümden sonra bile ayırdığı anlatılır. Bu çalı, kötülüğün ve kıskançlığın simgesi olarak yorumlanır.

Bugün Mem û Zîn Türbesi, halk arasında önemli bir ziyaret yeridir. Hikâye, yalnızca trajik bir aşk öyküsü değil; aynı zamanda sabrın, sadakatin ve ilahi aşka ulaşma arzusunun sembolü olarak da kabul edilir.

Birileri Z Kuşağına Diyarbakır cezaevini anlatmalı..! Part2İŞKENCECİLERİTam listeOrg. Kenan EvrenOrg. Nurettin ErsinOrg....
18/07/2026

Birileri Z Kuşağına Diyarbakır cezaevini anlatmalı..!
Part2
İŞKENCECİLERİ
Tam liste
Org. Kenan Evren
Org. Nurettin Ersin
Org. Tahsin Şahinkaya
Org. Nejat Tümer
Org. Sedat Celasun
Org. Kemal Yamak (7. Kol.Kom./Türk Kontr. Gerillası lideri, sonra Cumhurbaşkanlığı/ Özal’ın başdanışmanı)
Yüz. Esat Oktay Yıldıran (Cezaevi İç Güvenlik amiri)
Başçavuş Mevlüt ... (Cezaevi İç Güvenlik amiri)
Yüz. Abdurrahman Kahraman (Cezaevi İç Güvenlik amiri)
Dr. Orhan Özcanlı (Tutuklular arasında “Mengele” lakabıyla “ünlü”, Ankara Sevgi Hast. sah./Sevgi Holding Yön. Kur. Baş.)
Bin. Lütfi Bayar(Cezaevi müd.)
Bin. Birol Şen (Cezaevi müd.)
Hakim Bin. Ahmet Beyazıt(7. Kol. Adli Müş.)
Hakim yüzbaşı Turgut Arıbol (7. Kol. Adli Müş. sonra Askeri Yüksek İdare Mah. Başk.)
Hakim Bin. Emrullan Kaya (Mahkeme başkanı, Ankara da avukat)
Ask. Savcı. Bülent Cahit Aydoğan PKK iddianemelerini hazırladı, Avukat)
Ask. Savcı Yüz. Turgay Çağlar ( Sonra Genel Kurmay Mah. Kıdemli Hak.Albay)
Hakim Yüz. Oktay Yüksel
Sivil Hakim Niyazi Erdoğan
Hakim Bin. Kamil Kavi (Mahkeme baş.)
Hakim Nihat Beyhan Özyurt
Hakim Yüz. Celalettin Çelik

Diyarbakır Zindanı, son kırk yıllık Kürdistan tarihinde bir başlık olarak değerlendirilmeyi hak edecek bir konudur.
Bu zindan sadece işkenceleriyle değil, direnişleriyle de meşhurdur. Pek çok yazar, bu cezaeviyle ilgili yazdıkları kitaplarda, sadece cezaevinde tutuklulara yapılan işkenceleri anlattı. Oysa orayı İşkenceleriyle birlikte direnişlerini de anlatmak gerekiyordu.
Selim Çürükkaya bu konuyu çok çarpıcı bir şekilde anlatmış. Hatta, “Diyarbakır Zindanında işkence görmek marifet değil, marifet işkenceye karşı konulan tavırdadır” der.
cezaevinde yatan tutukluları iki bölüme ayırıyor;
Kurbanlar ve aktörler!
Kurbanlar, sadece dayak yer, işkence görür, hakarete uğrar, pislik yer, konuşamaz, bağırır, acı çeker, yapılan hiç bir uygulamaya karşı koyamaz, buyrulan her şeyi yapar. Bu cendereden kurtulmak için çare düşünmez, umudu kırıktır. Direnişe ve kurtuluşa inanmaz.
Aktörler, kurbanlardan çok farklıdır. Onlar her koşulda direnir, bazen yenilir, yenikken bile yeniden diremenin ortamını yaratmaya çalışır. Çaresizliğin dibe vurduğu zamanlarda bile çare yaratır. Susmaz, cezaevinde susturulsalar bile mahkemede konuşurlar, can derdine düşmezler, fırsatları değerlendirirler, kendilerine güvenirler, içlerindeki inanç ordularının sayısı, zalimlerin ordularından daha kalabalık olduğunu bilirler.
Diyarbakır cezaevi bir laboratuvardır. Ordan alınması gereken dersler vardır. Alınması gereken derslerle doludur. orada direnen, orada işkence gören herkesin anısına saygıyla

Birileri Z Kuşağına Diyarbakır cezaevini anlatmalı..!Esat Oktay Yıldıran kimdir? 12 Eylül Darbesi sonrası 24 Şubat 1981-...
16/07/2026

Birileri Z Kuşağına Diyarbakır cezaevini anlatmalı..!
Esat Oktay Yıldıran kimdir?

12 Eylül Darbesi sonrası 24 Şubat 1981-1983 tarihleri arasında Ankara’dan gönderildiği Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi'nde yüzbaşı rütbesiyle güvenlik amiri olarak görev yaptı.
Müdürlük yaptığı dönemi de kapsayan 1980-84 yılları arasında, Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi'nde en az 34 mahpus öldü ya da öldürüldü. Mahpuslar arasında işkence nedeniyle sakat kalanlar oldu.

O dönem cezaevinde ölenler Kemal Pir ve Mehmet Hayri Durmuş, Mazlum Doğan da vardı.
Cezaevi müdürlüğü süresince Kürt ve sosyalist mahpuslara zorla İstiklâl Marşı, Andımız ve Gençliğe Hitabe ezberlettiğine ve fiziksel işkencelerine dair sözlü tanıklıklar pek çok kitaba ve filme konu oldu. “Co” adındaki Alman çoban köpeği de işkencelerde “araç” olarak kullanıldı.
Kürt siyasetçilerden Ahmet Türk, Celal Paydaş, Mustafa Çakmak, Orhan Miroğlu, Selim Çürükkaya, Şükrü Gülmüş, Nurettin Yılmaz ve Gültan Kışanak gibi isimler, işkencelerine maruz kalan isimler arasında. Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Milletvekili Altan Tan, babası Bedii Tan’ın oruçlu iken önce dayak yediğini, ardından dışkı yedirilerek hastalandığını ve bu şekilde öldüğünü açıklamıştı.
Hakkında şikâyetler olmasına rağmen hiçbir soruşturma veya dava isteği kabul edilmedi.
Diyarbakır’daki görevinin bitişinin ardından İstanbul'a atandı. İstanbul 23. Piyade Tümeni'nde binbaşı rütbesiyle tabur komutanı olarak görev yaptı.
22 Ekim 1988 günü eşi ve çocuğu ile birlikte Ümraniye'nin Sarıgazi semtindeki askeri lojmanların önündeki duraktan halk otobüsüne bindi. Aynı duraktan otobüse binen iki kişiden biri, otobüs Kısıklı Meydanı'ndaki durağa geldiğinde “Laz Kemal’in (Kemal Pir) selamı var,” deyip ateş açtı..!

ZİLAN’IN HESABI SORULMADAN HAKİKAT VE ADALET TESİS EDİLEMEZ!13 Temmuz 1930’da Zilan Vadisi’nde gerçekleştirilen katliam,...
15/07/2026

ZİLAN’IN HESABI SORULMADAN HAKİKAT VE ADALET TESİS EDİLEMEZ!

13 Temmuz 1930’da Zilan Vadisi’nde gerçekleştirilen katliam, Cumhuriyet tarihinin en karanlık sayfalarından biridir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce insanın yaşam hakkı elinden alınmış; köyler yakılıp yıkılmış, insanlar yurtlarından sürülmüş, bir halkın kimliği ve hafızası hedef alınmıştır.

Aradan 96 yıl geçmesine rağmen ne gerçekler tüm açıklığıyla ortaya konulmuş ne de yaşananlarla ilgili samimi bir devlet yüzleşmesi gerçekleştirilmiştir. Sessizlik ve inkâr politikaları, adaletin önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam etmektedir.

Geçmişle yüzleşmeyen, hakikati kabul etmeyen ve mağdurların acısını tanımayan hiçbir anlayış toplumsal barışı inşa edemez. Kalıcı ve onurlu bir barış; ancak hakikatin açığa çıkarılması, ağır insan hakları ihlallerinin kabul edilmesi ve adaletin sağlanmasıyla mümkün olabilir.

Bugün Zilan’ı anmak; yalnızca tarihin acı bir sayfasını hatırlamak değil, inkâra, cezasızlığa ve her türlü ayrımcılığa karşı ortak vicdanı büyütmektir. Zilan’da yaşamını yitirenlerin anısına sahip çıkmak, demokrasiye, eşit yurttaşlığa ve insan onuruna sahip çıkmaktır.

Bu nedenle çağrımız nettir:

* Zilan Katliamı’nın tüm yönleriyle araştırılması ve hakikatin resmi olarak ortaya çıkarılması,
* Devletin yaşanan ağır hak ihlalleriyle yüzleşmesi ve mağdurların acısını tanıması,
* Zilan Vadisi’nin hafıza ve yüzleşme mekânı olarak korunması,
* Geçmişte yaşanan acıların bir daha tekrarlanmaması için demokratik hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesi.

Zilan’ın acısı yalnızca bir halkın değil, bu topraklarda adalet ve demokrasi isteyen herkesin ortak vicdanıdır. Hakikatle yüzleşmeden, adalet sağlanmadan ve geçmişin yüküyle hesaplaşılmadan gerçek bir demokratik gelecek kurulamaz.

Zilan’ı unutmadık, unutturmayacağız. Hakikat, adalet ve demokratik bir gelecek mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.

Address

High Street
London Colney
N8

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when KOÇGİRİ-denge koçgiri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share