02/09/2026
Kocam Serkan'ın bana her gece içirdiği çayın beni normalden fazla uyuttuğunu fark ettiğimde, önce kendimden şüphe ettim. Belki yorulmuştum, belki de son zamanlarda yaşadığım stres yüzünden geceleri derin uyuyordum. Fakat çayı içmediğim gecelerde her şey normale dönünce şüphelerim değişti. O gece Serkan'ın hazırladığı çayı lavaboya döktüm ve hiçbir şey olmamış gibi yatağa girdim. Saat 02.17'de gözlerimi kapalı tutarken kapının açıldığını duydum. Serkan içeri girmişti. Ellerinde lateks eldivenler, yanında ise siyah bir çanta vardı. Önce yatağın başına geldi, ardından küçük bir kamera çıkarıp bizi kayda almaya başladı. Kulağıma eğilip “Tatlı rüyalar, Derya,” dediğinde içimde korkunç bir his oluştu. Fakat asıl dehşeti, siyah çantanın içindekileri gördüğümde yaşayacaktım.
1. BÖLÜM: UYKUYA DALDIĞIMI SANIYORDU
Her şeyin başladığı zamanı düşündüğümde, aslında işaretlerin başından beri ortada olduğunu fark ediyordum.
Yaklaşık üç haftadır her sabah aynı garip duyguyla uyanıyordum. Sanki saatlerce uyumuş değil de ağır bir ilaçtan yeni çıkmış gibiydim. Bazen gecenin belirli bölümlerini hatırlayamıyor, bazen de yatağa nasıl girdiğimi bile sorguluyordum.
Serkan ise her seferinde bunun stres olduğunu söylüyordu.
“Çok yoruluyorsun Derya,” diyordu. “Biraz dinlenmen lazım.”
Sözleri o kadar mantıklı geliyordu ki uzun süre ondan şüphelenmek aklıma bile gelmedi.
Ta ki Buse beni arayana kadar.
“Derya, dün gece beni sen mi aradın?”
“Ben seni aramadım.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Buse, gece telefonda onunla konuşan kişinin kendisi olduğunu ama sesinin tuhaf geldiğini söyledi. Cümleleri yarım bırakıyor, sorulara anlamsız cevaplar veriyor ve birkaç dakika sonra ne konuştuğunu hatırlamıyormuş gibi davranıyormuşum.
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre yerimden kalkamadım.
O gece Serkan yine çay hazırladı.
Fincanı elime aldığımda artık içimde açıklayamadığım bir korku vardı.
Yine de çayı içtim.
Ertesi sabah yine aynı ağırlıkla uyandım.
Birkaç gün sonra başka bir şey denedim. Serkan'ın hazırladığı çayı içmedim. Gece boyunca gözlerimi açık tutup onu gözlemledim. Aşağı katta uzun süre kaldı. Birkaç kez merdivenlere kadar geldi ama sonra geri döndü.
Sabah olduğunda ise ilk kez zihnim açıktı.
Bunun üzerine birkaç gece daha aynı şeyi denedim. Sonuç hiç değişmedi.
Çay yoksa normal uyuyordum.
Çay varsa sabahları kendimde değildim.
Artık Serkan'ın bana neden her gece aynı çayı hazırladığını öğrenmem gerekiyordu.
O gece ona belli etmeden çayı lavaboya döktüm. Fincanı temizledim, yatağa girdim ve gözlerimi kapattım.
Saat 02.17'de kapı açıldı.
Serkan içeri girdi.
Ayak seslerini dinlerken yatağın kenarında durduğunu hissettim. Sonra elindeki çantayı yere bıraktı. Fermuarın sesi duyuldu.
Kırmızı bir ışık yüzüme doğru yansıdı.
Kamera.
Serkan beni kayda alıyordu.
Ardından makas sesi duydum. Pijamamın kumaşından küçük bir parça kesti. Sonra bunu ayrı bir poşete koydu.
Telefonu titredi.
Serkan mesajı okudu.
Gülümsedi.
Bir fotoğraf çekti ve gönderdi.
Sonra çantasından kalın bir defter çıkardı. Sayfaları karıştırırken bir yerde durdu.
Ben nefesimi bile tutmuşken, Serkan'ın alçak sesle söylediği tek cümle odanın sessizliğini parçaladı:
“Bu sefer de aynı şekilde oldu.”
O an, bu cümlenin kime söylendiğini anlamaya çalışırken telefonundan açtığı eski bir fotoğrafı gördüm.
Fotoğraftaki kişi bendim...
Bir sonraki bölüme hazırsanız lütfen “EVET” yazın, hemen göndereceğim. Yoruma bakın 👇