09/08/2026
KARPAZ’IN DOĞASINA HEYKEL DEĞİL, KORUMA GEREKİYOR!
Geçtiğimiz yıllarda Beşparmak Dağları’nın tepesine dikilmek istenen, fakat 50’den fazla sivil toplum örgütünün oluşturduğu Heykele Hayır Platformu ve halkın ciddi muhalefetiyle karşılaşan Erbil Arkın, ne yazık ki 43 metrelik, maliyeti 24 milyon doları bulan ve bizi temsil etmeyen bir erkek figürü olan “Asil Köylü” heykeli arzusundan vazgeçememiştir. Karpaz Gate Marina’nın kiralanması üzerine şimdi de ölümsüzlük egosu için gözünü Karpaz’a diken Erbil Arkın bilmelidir ki Biyologlar Derneği, her zaman olduğu gibi doğanın sesi olmaya devam edecektir. Karpaz’ın doğasını, ekosistemini ve gelecek nesillerin yaşam hakkını tehdit edecek hiçbir girişime sessiz kalmayacağız.
Karpaz Yarımadası, tarihi, doğal ekosistemi, kumulları ve bölgeye özgü canlıları bakımından Kıbrıs coğrafyasında çok önemli, bir o kadar da değerli bir bölgedir. 300’e yakın bitkiye, sembolü hâline gelen özgür eşeklere, Caretta caretta (Loggerhead), yeşil kaplumbağaya (Green turtle), nesli tükenmekte olan Akdeniz fokuna (Monk seal) ve 350’yi aşan hayvan türüne ve iki Özel Çevre Koruma Bölgesi’ne ev sahipliği yapan bu bölge, Kıbrıs’ta yayılış gösteren bitki çeşitliliği ve endemik türler açısından paha biçilmez bir ekosistem örneğidir.
Kısacası Karpaz, üzerinde her türlü projenin uygulanabileceği boş bir arazi değildir. Karpaz, korunması gereken canlı bir ekosistemdir. Bu bölgenin değeri yalnızca ekonomik bir hesapla ölçülemez. Karpaz’ın sahip olduğu doğal zenginlik, bugün yaşayan insanların olduğu kadar gelecek nesillerin de hakkıdır.
Karpaz bölgesi eskiden genellikle tarım, hayvancılık ve balıkçılığın ön planda olduğu, Kıbrıslılar tarafından medeniyetten uzaklaşmak ve doğayı en saf hâliyle kucaklamak denilince akla gelen, fakat son zamanlarda turizm ve ekonomik kalkınma vaatleriyle ormanlarının peşkeş çekildiği ve plansız yapılaşma faaliyetlerinin hızla artmaya başladığı bölgelerimizden biri olmuştur. Karpaz’ın paha biçilmez ekosistemini rant uğruna yapılaşmaya açmak, bahsi geçen ekosistemi yok etmek demektir. Bu yalnızca birkaç ağacın veya belirli bir yaşam alanının kaybedilmesi anlamına gelmez. Bu; habitatların parçalanması, canlı türleri üzerindeki baskının artması, su ve toprak kaynaklarının kirlenmesi, doğal peyzajın bozulması ve bölgenin taşıma kapasitesinin aşılması anlamına gelir.
43 metrelik bir heykelin yapım aşamasında sebep olacağı ekolojik tahribat, oluşacak atıklar ve sürecin yaratacağı hava, su ve toprak kirliliği azımsanamaz. Öte yandan, yapım aşamasından sonra bölgedeki kirliliğin ve insan faaliyetlerinin türler, çevre ve iklim üzerindeki baskısının ciddi şekilde artacağı tartışılmaz bir gerçektir. Elbette bu projenin yaratacağı etki, yeni yolların açılmasına, yeni ticari izinlerin verilmesine ve yeni peşkeşlere yol açacağı gibi bölgeyi çarpık yapılaşmaya da itecektir. Tüm bunlar, bölgenin özel ve doğal ekosistemini yok etmeye yetecek bir zemindir. Bir proje, başka projelerin önünü açıyorsa artık yalnızca tek bir yapıdan söz etmiyoruz; bir bölgenin geleceğinin nasıl şekillendirileceğinden söz ediyoruz. Karpaz gibi hassas bir doğal alan açısından bu durum son derece ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Bu nedenle sormak zorundayız:
Neden böylesi büyük bir yapı için Girne Dağları veya Karpaz gibi doğal açıdan hassas bölgeler gündeme getiriliyor?
Eğer amaç ülkemize gelen insanları karşılayacak, sembolik bir eser ortaya koymaksa, Ercan Havalimanı’ndan ülkeye giriş yapan insanların ilk karşılaşacağı bölgelerden biri olan Mesarya neden değerlendirme dışı bırakılıyor?
Ülkemizin her bölgesi kendine özgü değerler taşımaktadır. Ancak bu durum, özellikle hassas flora ve fauna alanlarının büyük ölçekli projeler için öncelikli hedef hâline getirilmesini haklı çıkarmaz.
Bugün Karpaz’a 43 metrelik bir heykel dikilmesine izin verilmesi, yarın bölgede hangi projelerin önünü açacaktır?
Bugün açılacak yolun ardından yarın ne inşa edilecektir?
Bugün verilecek bir ticari iznin ardından başka hangi izinlerin talep edilmesinin önü açılacaktır?
Karpaz’ın geleceği tek tek projeler üzerinden değil, bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınmalıdır.
Doğal alanlarımızın kaderi, kişisel yatırım ve rant beklentileri doğrultusunda belirlenemez.
Karpaz’ın geleceğine karar verirken sorulması gereken soru “Buradan ne kadar ekonomik kazanç elde edebiliriz?” değil, “Bu ekosistemi gelecek nesillere nasıl aktarabiliriz?” olmalıdır.
Biyologlar Derneği olarak, bu ekolojik tahribata geçit vermemek için daha önce Beşparmak Dağları’nın tepesine yapılmasına izin vermediğimiz gibi, Karpaz’ın doğasına ve yeşiline zarar verecek bu girişimin hayata geçmesine izin vermemek adına gereken örgütlenmenin bir parçası olmaya hazır olduğumuzu belirtir ve tüm halkımızı mücadeleye davet ederiz.
Gelin, Karpaz’ın doğasına sahip çıkalım ve onu gelecek nesillere aktaralım.
Hatice Benan Biçentürk
Biyologlar Derneği Adına – Genel Sekreter