27/04/2026
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı olarak, son dönemde Kıbrıslı Türklerin “güvenlik kodları” gerekçe gösterilerek Türkiye'ye alınmamaları ve sınır dışı edilerek Kıbrıs’a geri gönderilmeleri yönündeki uygulamaları yakından takip ediyoruz.
Her devletin, kendi egemenlik yetkisi çerçevesinde ülkeye giriş ve çıkışlara ilişkin karar alma yetkisi bulunduğunun bilincindeyiz. Ancak bu yetkinin kullanımı, hukuk devleti ilkesi, ölçülülük, öngörülebilirlik ve temel haklara saygı ilkelerinden bağımsız düşünülemez. Özellikle Kuzey Kıbrıs ve Türkiye arasındaki tarihsel, toplumsal, siyasal ve fiilî bağlar dikkate alındığında, bu uygulamaların sıradan bir yabancılar hukuku meselesi olarak ele alınması mümkün değildir.
Söz konusu güvenlik kodları nedeniyle Türkiye’ye alınmayan kişilere, hangi somut gerekçeyle “ulusal güvenlik” bakımından sakıncalı görüldükleri açıklanmamaktadır. Bu kişiler, neden Türkiye açısından tehdit kabul edildiklerini, hangi fiil veya ifadelerinin böyle bir değerlendirmeye konu edildiğini bilmeden, haklarında son derece ağır sonuçlar doğuran bir işlemle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldırmakta ve bireylerin yaşamlarını doğrudan etkilemektedir.
Kuzey Kıbrıs bakımından bu meselenin ayrıca çok ciddi pratik sonuçları vardır. Cebinde Türkiye Cumhuriyeti veya Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu bulunmayan, yalnızca KKTC pasaportuna sahip olan bir kişinin, Türkiye üzerinden yurtdışına çıkış imkânının da fiilen engellenmesi, kişinin seyahat özgürlüğünü son derece ağır biçimde sınırlayabilmektedir. Bu nedenle söz konusu uygulamalar yalnızca Türkiye’ye giriş yasağı meselesi olarak değil, Kıbrıslı Türklerin dünyayla kurduğu bağlar ve temel haklara erişimi bakımından da değerlendirilmelidir.
Bunun yanında, bu uygulamaların Kuzey Kıbrıs’ta ifade özgürlüğü üzerinde yarattığı soğutucu etki görmezden gelinemez. İfade özgürlüğü, yalnızca herkesin hoşuna giden, rahatsız etmeyen veya iktidar sahipleri tarafından kabul gören düşüncelerin korunması anlamına gelmez. Aksine, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü; eleştirel, muhalif, rahatsız edici veya çoğunluğun hoşuna gitmeyen ifadelerin de korunmasını gerektirir. Nefret söylemi ve şiddete çağrı gibi demokratik toplum düzeni bakımından korunmayan ifadeler dışında, düşünce açıklamalarının cezalandırma, dışlama veya belirsiz güvenlik gerekçeleriyle bastırılması kabul edilemez.
Bugün Kuzey Kıbrıs’ta insanların “Ne söylersek Türkiye’ye alınmayız?”, “Hangi eleştirimiz güvenlik tehdidi sayılır?”, “Yarın aynı şey bizim de başımıza gelir mi?” endişesiyle kendilerini sansürlemeye başlaması, yalnızca bireysel bir korku hali değil, kamusal tartışma alanının daralması anlamına gelir. Bu belirsizliğin sürdürülmesi, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktadır.
Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı olarak vurgulamak isteriz ki, iki ülke ve iki ülkenin halkları arasındaki ilişkilerin sağlıklı, saygılı ve demokratik bir zeminde sürdürülebilmesi için bu uygulamaların şeffaf, hukuka uygun ve denetlenebilir hale getirilmesi zorunludur. Kişilerin hangi somut gerekçelerle Türkiye’ye alınmadıkları kendilerine açıkça bildirilmeli; etkili başvuru ve itiraz yolları işletilmeli; keyfîliğe ve belirsizliğe yol açan uygulamalara son verilmelidir.
Kıbrıslı Türk toplumunun düşünce insanlarının, akademisyenlerinin, gazetecilerinin, sanatçılarının ve yurttaşlarının belirsiz güvenlik kodlarıyla sindirilmesi veya kamusal alanda söz söylemekten caydırılması kabul edilemez.
Bu sorunun daha fazla derinleşmeden, temel hak ve özgürlüklere saygılı, şeffaf ve hukuki güvenliği esas alan bir yaklaşımla çözülmesi için ilgili tüm makamları sorumluluk almaya davet ediyoruz.