30/09/2026
Bir çocuk öldü.
Annesi, geçinebilmek için temizlik işine gittiği evde çalışırken dört yaşındaki oğlunu kaybetti. Ardından anne, “dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme” suçlamasıyla tutuklandı. Yapılan muhaceret kontrolünde ise ülkede ikamet izni olmadan yaşadığı ortaya çıktı.
Bu ülkede bir kez daha bireysel dikkatsizlikle, talihsiz bir olayla ya da sıradan bir adli vakayla açıklanması mümkün olmayan politik bir cinayetle karşı karşıyayız. Tıpkı denizlerde, yollarda yaşamımızı yitirdiğimiz, şiddete kurban gittiğimiz diğer olaylarda olduğu gibi.
Bir anne neden çalışmaya giderken çocuğunu da yanında götürmek zorunda kalır?
Çünkü bu ülkede her annenin çocuğunu güvenle bırakabileceği ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli kamusal kreşler yoktur.
Bir kadın neden kayıt dışı ve güvencesiz çalışmak zorunda kalır?
Çünkü emeğini satarak hayatını sürdürmeye çalışan kadınların önemli bir bölümü sosyal güvenlikten, iş güvencesinden ve sendikal örgütlülükten yoksun bırakılıyor.
Bir insan neden bir ülkede hiçbir yasal statüye sahip olmadan yaşayabilir ve çalışabilir hâle gelir?
Çünkü insanların bu ülkeye hangi koşullarda girdiğini, nasıl yaşadığını, nasıl çalıştığını ve hangi koşullarda kayıt dışına itildiğini denetlemeyen; insanları hayatta kalabilmek için güvencesizliğe mahkûm eden bir düzen vardır. Çünkü bu düzen, ucuz işçilik adı altında sömürebileceği göçmenlere ihtiyaç duyuyor.
Şimdi tüm bu güvencesizliklerin ve denetimsizliğin ortaya çıkardığı ağır sonuçlar karşısında eziliyoruz.
Bugün bu çocuk havuzda hayatını kaybetti. Yarın başka bir çocuk denetimsiz bir işyerinde, başka bir çocuk şiddetin içinde, başka bir çocuk yoksulluk nedeniyle korunaksız bir yaşamın içinde kaybolabilir. Kayboluyor da!
Kayboluyor çünkü güvenlik bireysel bir mesele değildir. Kadın cinayetlerinde, iş cinayetlerinde, yollarda ve sokaklarda yaşadığımız tüm felaketlerde olduğu gibi, çalışırken çocuğunu kaybeden bir annenin yaşadıklarında da güvenlik bireysel değil, politik bir meseledir.
Bu olayda esas anneyi değil, devleti de sorguluyoruz.
Çocukları koruyacak kamusal mekanizmaları kurmayan devleti.
Sosyal hizmetleri yeterli bütçe ve personelle güçlendirmeyen devleti.
Çocuk bakımını ailelerin, özellikle de kadınların sırtına bırakan devleti.
Kayıt dışı ve sendikasız çalışmayı önlemeyen devleti.
Ülkede yasal statüsü bulunmadan yaşayan bir kadının nasıl bu koşullara sürüklendiğini sorgulamayan devleti.
Ve tabii sormaya da devam ediyoruz: Bu çocuğun babası nerede?
Bir anne, çocuğunu dünyaya getirip büyütürken ve geçindirmeye çalışırken bütün sorumluluğu tek başına taşımak zorunda mı?
Bu kadın, çocuğuna bakabilmek, karnını doyurabilmek ve hayatını sürdürebilmek için çalışmaya gitmiş. Çocuğunu da yanında götürmüş. Peki çocuğun babasının sorumluluğu? Bir çocuğun bakımını, güvenliğini ve geçimini sağlamak yalnızca annenin görevi mi?
Bu ülkede kadınların çocuklarıyla birlikte hayatta kalmaya çalışırken yalnız bırakılmadığı; bakımın, geçimin ve çocukların güvenliğinin gerçekten ortak bir sorumluluk olduğu bir düzen kurulmalıdır.
TALEPLERİMİZ AÇIKTIR
Kamusal ve ücretsiz kreşler derhal yaygınlaştırılmalıdır.
Belediyeler ve hükümet edenler, her bölgede ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli kamusal kreşlerin kurulmasını sağlamalıdır.
Sosyal hizmetlere ayrılan bütçe ve personel artırılmalıdır.
Çocukların ve ailelerin ihtiyaçlarını olay gerçekleştikten sonra değil, sorun ortaya çıkmadan önce tespit edip müdahale edebilecek güçlü bir sosyal hizmet sistemi kurulmalıdır.
Kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırmaya son verilmelidir.
Temizlik, bakım ve ev hizmetlerinde çalışan emekçiler sosyal güvenceye, iş güvencesine ve insanca çalışma koşullarına kavuşturulmalıdır.
Sendikasız çalıştırma yasaklanmalıdır.
Özel sektörde çalışan işçilerin sendikalaşmasının önündeki engeller kaldırılmalı; sendikal örgütlenme gerçek bir hak ve güvence hâline getirilmelidir.
Göçmen işçiler kayıt dışılığa mahkûm edilmemelidir.
Devlet, insanların yasal statüleri, çalışma koşulları ve sosyal güvenlik hakları konusunda sorumluluğunu yerine getirmeli; göçmen kadınlar ucuz ve güvencesiz emeğin kaynağı hâline getirilmemelidir.
Çocukların yaşam hakkı için,
kadınların özgürlüğü için,
işçilerin güvenceli çalışma hakkı için,
kamusal hizmetler için
ve insanca bir yaşam için mücadele edeceğiz.
Kimsenin hayatta kalmak için çocuğunu, emeğini, bedenini ve hayatını riske atmak zorunda kalmadığı bir düzen istiyoruz ve bunu elde edene kadar susmayacağız.
HAKSEN adına
Serap Kedi
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Sekreteri