Lekad -Lefke Ve Çevre Köyleri Dayanışma Ve Kalkındirma Derneği

  • Home
  • Cyprus
  • Lefka
  • Lekad -Lefke Ve Çevre Köyleri Dayanışma Ve Kalkındirma Derneği

Lekad -Lefke Ve Çevre Köyleri Dayanışma Ve Kalkındirma Derneği Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Lekad -Lefke Ve Çevre Köyleri Dayanışma Ve Kalkındirma Derneği, Non-Governmental Organization (NGO), ECEVİT CAD. NO 78A GEMİKONAĞI-LEFKE, Lefka.

DERNEĞİN LOGOSU (AMBLEMİ) : Derneğin logosu;Dalında Yasemin Çiçeği

Kıbrıs halkının ortak gelenek ve görenekleri içerisinde göze çarpan hemen hemen her evde bir yasemin çiçeğine rastlanması mümkündür.Yasemin çiçeğinde görülen bu ortak sahiplenmenin ve birlikteliğin toplumsal ve insani ortak tüm değerlerimizdede yaşanması ve evrenselleştirilerek ortak ve özlenen geleceği karşılıklı saygı,özv

eri ve anlayış prensibi içerisinde birlikte sahiplenerek kurabileceğimizi böylelikle yaşanılabilir bir dünyanın idame ettirilmesinin sağlanabileceğini simgeliyor.

LEKAD Başkanı Oran: “Çevre sağlıklı değilse eğitim, sağlık, ekonomi ve turizm çökmeye mahkumdur”https://www.gadaramedya....
05/06/2026

LEKAD Başkanı Oran: “Çevre sağlıklı değilse eğitim, sağlık, ekonomi ve turizm çökmeye mahkumdur”

https://www.gadaramedya.com/haber/lekad-baskani-oran-cevre-saglikli-degilse-egitim-saglik-ekonomi-ve-turizm-cokmeye-mahkumdur_34702/?fbclid=IwY2xjawSPa8dleHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZBAyMjIwMzkxNzg4MjAwODkyAAEeed-WvOFTYlMwhWAxPffbSyqDK_RgIuIPrrrKvYuq7-WF_GWxaT1G5LjozhI_aem_HeUTjGvIOAsmrUB1AhqBiA

Lefke ve Çevre Köyleri Dayanışma ve Kalkındırma Derneği (LEKAD) Başkanı Hakan Oran, çevrenin önemine vurgu yaparak, çevrenin sağlıklı olmaması halinde eğitim, sağlık, ekonomi ve turizm sektörlerinin çökmeye mahkum olduğu uyarısında bulundu.

05/06/2026
5 Haziran Dünya Çevre Günü Basın Açıklaması                   Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü.Bu yıl 53. Yılını kutluyo...
05/06/2026

5 Haziran Dünya Çevre Günü Basın Açıklaması


Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü.Bu yıl 53. Yılını kutluyoruz.
Küresel ölçekte karbon emisyonları ve sıcaklık artışları insanlığın geleceğini tehdit ederken; ülkemiz Kuzey Kıbrıs’ta çevre, her gün biraz daha sessizce yok oluyor.
Bugün adamızda dere yatakları betonla kapatılmakta, ormanlar "imar" adı altında katledilmekte, kıyılarımız parsel parsel özel mülke dönüştürülmekte ve CMC gibi tarihi çevre felaketleri olduğu yerde saymaktadır.
Yıllarca bilinçli olarak askıda bırakılan imar planları yüzünden tarım alanlarımız betonlaşmakta, keyfilik kural haline getirilmektedir.
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporları doğayı korumak için değil, projeleri meşrulaştırmak için bir formalite olarak kullanılmaktadır.
Her sel felaketinden sonra "doğal afet" diyerek sorumluluktan kaçanlar bilmelidir ki; dere yatağına bina yapmak kader değil, ihmaldir.
Yasaları güncellemek, ağır cezalar yazmak tek başına yeterli değildir; arka kapıdan cezaların silindiği, kirletenin eğitilmediği bir sistemde çevre mücadelesi hayalden öteye geçemez.
Çevre sağlıklı değilse; eğitim de sağlık da ekonomi ve turizm de çökmeye mahkumdur.
Bugün çevresini ve doğasını koruyamayan bir devlet, yarın halkını da koruyamaz.
KKTC ya rantın adası olacak ya da çocuklarına yaşanabilir yeşil bir ülke bırakacaktır.
Bu bir tercih meselesidir ve o tercih tam da bugündür!
Bugün 5 Haziran dünya çevre günü.
53 yıldır bir çevre farkındalık günü olarak kutlanan bu günün 54.yılında her kim olursa olsun kirletenin bedelini ödediğini görmek dileği ile…

Hakan Oran -Başkan
LEKAD
Lefke Kalkındırma Derneği

Sessiz Mühendis: Ayaklarımızın Altındaki 5 Kalpli Dev! 🌱Bahçenizde yürürken dünyanın en önemli canlısının üzerinde olduğ...
07/04/2026

Sessiz Mühendis: Ayaklarımızın Altındaki 5 Kalpli Dev! 🌱
Bahçenizde yürürken dünyanın en önemli canlısının üzerinde olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Charles Darwin’e göre yer solucanları dünyanın en önemli hayvanlarıdır. Peki neden?
1. Başka Bir Dünyadan Gelmiş Gibi Bir Anatomi 🧬
Toprak solucanlarının vücut yapısı tam bir biyolojik mucizedir:
• 5 Kalp: Tek bir kalbi değil, kanı vücuduna pompalayan 5 çift damar yayı (kalbi) vardır.
• Gözsüz ve Akciğersiz: Gözleri yoktur ama derisindeki ışığa duyarlı hücrelerle geceyi gündüzden ayırır. Akciğerleri de yoktur; nemli derisi üzerinden doğrudan nefes alır.
• Basit Ama Etkili Sinir Sistemi: Karmaşık bir beyni olmasa da, titreşimleri ve kimyasal sinyalleri işleyen bir sinir şeridine sahiptir.
2. Dinazorlardan 350 Milyon Yıl Daha Yaşlı! 🦖
Dinazorlar henüz ortada yokken, bu canlılar yaklaşık 600 milyon yıldır toprağı işliyordu. Büyük yok oluşlardan ve dev iklim değişikliklerinden sağ çıkarak dünyayı inşa etmeye devam ettiler.
3. Hareketli Bir Kimya Laboratuvarı 🧪
Her gece yüzeye çıkan solucanlar, “Setae” adı verilen küçük tüyleriyle toprağa tutunur ve organik maddeleri sindirir. Sonuç muazzamdır:
• Normal toprağa göre 5 kat daha fazla Azot.
• 7 kat daha fazla Fosfor.
• 11 kat daha fazla Potasyum içeren bir dışkı (gübre) üretirler!
4. Dünyayı Alt Üst Eden Ordu 🚜
Bir hektarlık çayırın altındaki solucan popülasyonu, yılda yaklaşık 18 ton toprağı vücudundan geçirerek yüzeye taşır. Tüm humus tabakasını her 10 ila 20 yılda bir tamamen yenilerler. Onlar olmasaydı toprak nefes alamaz ve verimsizleşirdi.
5. Darwin’in Son Mirası 📖
Charles Darwin hayatının son 40 yılını solucanları inceleyerek geçirdi. Ölümünden sadece 6 ay önce yayınladığı son kitabı tamamen bu canlılar üzerineydi. Darwin’in vardığı sonuç netti:
“Solucanlar dünyanın en etkileyici canlısı olmayabilir ama kesinlikle en önemlisidir.”
Bir dahaki sefere bir yer solucanı gördüğünüzde durun ve düşünün: O sadece yerde süzülmüyor, üzerinde durduğunuz dünyayı inşa ediyor.

YAĞMUR ÇALINMASI İDDİASI, BİLİMSEL OLARAK NEDEN DOĞRU DEĞİLDİR?Son günlerde sosyal medyada, özellikle bulut tohumlaması ...
05/04/2026

YAĞMUR ÇALINMASI İDDİASI, BİLİMSEL OLARAK NEDEN DOĞRU DEĞİLDİR?
Son günlerde sosyal medyada, özellikle bulut tohumlaması gibi yöntemlerle Türkiye’nin yağmurlarının başka ülkeler tarafından “çalındığı”, bu yıl yağışlı geçmesinin nedeni ise bu ülkelerin savaşla meşgul olması yönünde asılsız iddialar dolaşmaktadır.
Bir klimatolog olarak, bu tür iddiaların bilimsel olarak neden mümkün olmadığını açıklamak istiyorum:
1. Yağış sistemleri sanılandan çok daha büyük ölçektedir.
Türkiye, yağışının büyük bölümünü orta enlem alçak basınç sistemlerinden (depresyonlardan) alır.
Türkiye’ye yağış getiren orta enlem sistemlerini yönlendiren temel mekanizma jet akımları ve onların dalgalanma biçimi olan Rossby dalgalarıdır.
Bu yapılar atmosferin üst kısımlarında, yani yer seviyesinden yaklaşık 8–12 km yükseklikte oluşur ve etkili olur. Bu sistemler binlerce kilometrelik alanları etkiler ve çapı 1500 kilometreyi bulan orta enlem depresyonlarının hangi yönde hareket edeceğini belirler.
Dolayısıyla BÖYLESİNE BÜYÜK BİR SİSTEMİ YÖNLENDİRMEK, “BAŞKA ÜLKEYE GÖNDERMEK”, “ROTASINI DEĞİŞTİRMEK” BİLİMSEL OLARAK DA, TEKNOLOJİK OLARAK DA İMKÂNSIZDIR.
Bunu şöyle düşünebiliriz: Yer seviyesinde bir müdahalenin, 10 km yükseklikte ve kıtalar çapında hareket eden bir hava akımını değiştirmesi, okyanus akıntılarını bir kovayla yönlendirmeye benzer. Bugünkü atmosfer bilimi bu kadar büyük ölçekli bir sistemi kontrol edebilecek bir teknoloji tanımamaktadır.
Ayrıca Dünya batıdan doğuya döner ve atmosferin büyük ölçekli dolaşımı batıdan doğuya doğru gerçekleşir. Türkiye’ye yağış getiren bütün cephesel sistemler, siklonlar ve cepheler Akdeniz üzerinden batıdan gelir. Bu nedenle teorik olarak bir ülke böyle bir sisteme müdahale edebilseydi —ki bu zaten imkânsızdır— böyle bir müdahaleden, kendisinin doğusunda yer alan ülkeler etkilenirdi.
Yani iddia edildiği gibi İsrail’in, konumu gereği kendisinin bin kilometre kuzeybatısında bulunan Türkiye’nin yağışlarını “çekmesi” fiziksel olarak mümkün değildir. Bu mantığa göre, eğer gerçekten "yağmur çalmak" mümkün olsaydı, bunu yapmak için İspanya, Fransa veya İtalya'nın harekete geçmesi gerekirdi.
2. Bulut tohumlaması nedir, ne değildir?
Bulut tohumlaması gerçek bir tekniktir; ancak sosyal medyada anlatıldığı gibi değildir. Küçük uçaklar veya yerden atılan roketlerle bulutlara gümüş iyodür gibi maddeler bırakılır. Bu işlem, zaten var olan ve yağış potansiyeli taşıyan bulutlara uygulanır; yoktan yağmur üretilemez.
SAĞLANABİLECEK ARTIŞ, YAĞIŞIN EN FAZLA %5 İLE %10'U KADARDIR.
Etki alanı, onlarca kilometre karelik küçük bir bölge ile sınırlıdır. Bulut tohumlama yalnızca belirli sıcaklık, bulut yapısı ve nem koşulları altında çalışır. Bu yüzden yılın büyük bölümünde etkili bile olamaz. Dolayısıyla sürekli, bölgesel veya ülke çapında bir etkiden söz etmek mümkün değildir. "Ama BAE, israil ve Çin de yapıyor" diyebilirsiniz. Ancak bu ülkeler ya kurak iklime sahip ya da yağışın son derece sınırlı olduğu bölgeler.
BULUT TOHUMLAMASI ANCAK YAĞIŞ TAŞIYAN BİR BULUT O BÖLGENİN ÜZERİNDEN GEÇTİĞİNDE UYGULANABİLİYOR.
YANİ BU ÜLKELER DE YOKTAN YAĞMUR ÜRETMİYOR; SADECE NADİR GEÇEN BULUTLARDAN BİRAZ DAHA FAZLA YARARLANMAYA ÇALIŞIYOR.
BU GERÇEK, "ZATEN YAPILABİLSE BİLE ETKİSİ NE KADAR KÜÇÜK" SORUSUNUN YANITINI DA VERİYOR. YANİ BULUT TOHUMLAMASIYLA TÜRKİYE GİBİ GENİŞ BİR COĞRAFYANIN YILLIK YAĞIŞINI DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
3.Uçak izleri (Contrail) ve spreyleme iddiaları:
Uçaklardan bilinçli kimyasal spreyleme yapıldığı iddiasına gelince, bu da fizik ve atmosfer bilimiyle bağdaşmamaktadır. Ticari uçaklar yaklaşık 9–11 km yükseklikte, troposferin üst sınırına yakın bir bölgede seyreder; buradaki sıcaklık eksi 40–60 °C dolayındadır ve basınç deniz seviyesinin beşte biri kadardır. Bu koşullarda uçak motorlarından çıkan su buharı, hızla donarak ince buz kristalleri oluşturur; gözle görülen beyaz izler (contrail) budur. Ayrıca bu yüksekliklerde rüzgâr hızları çok yüksektir ve saatte 100–300 km hıza ulaşabilir bu da belirli bir noktayı hedef alan hassas bir spreylemeyi pratik olarak imkânsız kılar; bırakın hedeflemeyi, maddenin kıtalar ötesine sürüklenmesi kaçınılmaz olur. Uçak trafiğinin yoğun olduğu bölgelerde contrail’ler daha sık görülür, bu nedenle bazı insanlar bunları özel bir püskürtme olarak yanlış yorumlayabilir. Kaldı ki bu irtifada zaten doğal olarak buz kristallerinden oluşan sirüs bulutları yağış üretecek yoğunluktan yoksundur; dolayısıyla bu yükseklikte bulut tohumlaması yaparak 'yağış çalmak' da fiziksel olarak mümkün değildir. Kısacası, fizik yasaları bu senaryonun hiçbir aşamasına izin vermemektedir.
4. Türkiye'de yağışlar çok değişkendir.
Türkiye, iklim değişkenliği yüksek bir bölgededir ve yıllık yağış miktarları tarihsel olarak büyük dalgalanmalar gösterir. Uzun kurak dönemlerin ardından yağışlı dönemler gelmesi, iklimimizin bilinen bir özelliğidir. Bunu zaten herkes günlük yaşamında fark eder: Bazı yıllar çok yağışlı/nemli geçer, bazı yıllar yağış azdır ve uzun süren kuraklıklar olur. Bu durum sadece günlük gözlemlerle değil, ölçülmüş meteorolojik verilerle de açıkça görülmektedir. Örneğin İzmir Güzelyalı istasyonunda 1978 yılında 967.4 mm yağış kaydedilirken, sadece 14 yıl sonra 1992 yılında toplam yağış 318.9 mm’ye düşmüştür. Aynı istasyonda yağışın bir yılda üç katına çıkması veya üçte bire düşmesi tamamen doğal bir durumdur ve Akdeniz ikliminin tipik özelliğidir. 2025-2026 kış mevsiminin yağışlı geçmesi bir "müdahalenin" değil, doğal atmosferik değişkenliğin sonucudur. Dolayısıyla herhangi bir yılda yağışın azalmasını “yağmur çalınması” gibi bilim dışı iddialarla açıklamak yerine, bu doğal iklim dalgalanmalarını ve iklim değişikliğinin bölgesel etkilerini dikkate almak gerekir.
5. Son yıllardaki kuraklığın gerçek nedenlerinden birisi iklim değişikliğidir.
Son yıllarda yaşanan kuraklık gerçektir ve ciddiye alınmalıdır. Ancak bunun arkasında komplo değil, iklim değişikliği yatmaktadır. İklim değişikliği, yeryüzündeki iklim kuşaklarını kaydırmaktadır. Akdeniz Havzası gibi bölgeler daha kurak, yağışlar daha düzensiz hale gelmektedir.
Dolaysıyla Türkiye'nin önemli bir bölümü daha kurak ve yarı kurak bir iklime doğru kaymaktadır. Bunun somut yansımalarını zaten görmekteyiz: havzalardaki uzun vadeli yağış değerlerinin azalma eğilimleri, baraj doluluk oranlarındaki kalıcı düşüş, Konya Ovası gibi tarım bölgelerinde yeraltı su kaynaklarının tehlikeli biçimde azalması gibi. Bu, onlarca yıllık meteoroloji verisiyle ortaya konmuş, bilimsel konsensüsün kabul ettiği bir gerçektir.
6. Komplo teorileri gerçek tehlikenin görülmesini engeller.
Belki de en önemli nokta; "Yağmurlarımız çalınıyor" düşüncesidir. BU İDDİA SADECE YANLIŞ DEĞİL, AYNI ZAMANDA TEHLİKELİDİR DE.
ÇÜNKÜ İNSANLAR HAYALİ BİR DIŞ DÜŞMANA ODAKLANDIĞINDA, GERÇEK VE DEĞİŞTİRİLEBİLİR NEDENLERİ GÖRMEZDEN GELİRLER.
Şu anda odaklanmamız gerek konular atmosfere saldığımız sera gazı emisyonları, şehirleşme ve madencilik faaliyetleri ile hızlanan kontrolsüz ormansızlaşma, tarımsal alanlarda yapılan bilinçsiz ve aşırı su tüketimi ve suyu depolayan doğal ekosistemlerin (ormanlar, sulak alanlar, akiferler) zayıflatılması. Bunlar bizim elimizde olan, politika ve bireysel davranışla etkileyebileceğimiz faktörler. Enerjimizi hayali "yağmur hırsızlarını" aramak yerine bu gerçek ve ciddi tehdide karşı önlem almaya harcamamız gerekiyor.
SONUÇ OLARAK: Atmosfer, hiçbir devletin kontrol edemeyeceği kadar büyük ve karmaşık bir sistemdir.
•Bulut tohumlaması küçük ölçeklidir, etkisi sınırlıdır.
•Orta enlem depresyonları devasa boyuttadır ve yönlendirilemez.
•Türkiye’nin yağışındaki değişkenlik doğal ve iklim değişikliği kaynaklıdır.
•Ülkeler arası yağmur çalmak ise bilimsel olarak tamamen imkânsızdır.
Atmosfer bilimi, meteoroloji ve klimatoloji bugün bu süreçleri son derece iyi anlamaktadır. Bu nedenle sosyal medyada dolaşan bu tür iddialar bilimsel gerçekliklerle bağdaşmamaktadır.
Yukarıda da belirttiğim gibi, YAĞMURLARIMIZ ÇALINMIYOR VE FAKAT İKLİMİMİZ DEĞİŞİYOR, GİTTİKÇE ORMAN VARLIĞIMIZI YİTİRİYOR, SU EKOSİSTEMİNİ BOZAN FAALİYETLERE İZİN VERİLİYOR.
Kısacası bunlar, çok daha fazla dikkat, hatta eylem gerektiren konular. ( Anamur Çevre Platformu-Alıntıdır)
Prof. Dr. Ecmel ERLAT

Yatıyor. Nefesi yavaş. Ve yine de gözlerini senden ayırmıyor.Bu korku değil. Bu acı da değil. Başka bir şey.Köpeğin bir ...
20/03/2026

Yatıyor. Nefesi yavaş. Ve yine de gözlerini senden ayırmıyor.
Bu korku değil. Bu acı da değil. Başka bir şey.
Köpeğin bir şeylerin değiştiğini biliyor.
Bedeni yavaş yavaş kapanıyor.
Ama dikkati kendinde değil sende.
Seni izliyor. Her hareketini takip ediyor. Gözlerini arıyor. Sanki gitmeden önce bir şeyi kesinleştirmek ister gibi.
Psikoloji bunu insanın içini acıtan bir şekilde açıklar.
Köpekler “ben ölüyorum” diye düşünmez.
Şunu düşünürler: “Sen iyi olacak mısın?”
Bu yüzden son anlarında senin varlığın her şeydir.
Ve işin senin için önemli olan kısmı burada başlıyor: Uzmanlar, köpeğin son dönemindeyken üç şeyi özellikle öneriyor:
Onu yalnız bırakma.
Ne kadar zor olsa da, sesin ve kokun onu her ilaçtan daha çok sakinleştirir.
Onunla konuş.
Ses tonun ona güven verir, artık cevap veremese bile.
Ve en önemlisi gözlerine bak.
Çünkü birçok köpek son kez gözlerini bulmaya çalışarak gider.
Hatta beyinleri oksitosin salgılar sen eve geldiğinde hissettiği o aynı bağ hormonunu.
Bu yüzden her zaman acı yoktur.
Bazen huzur vardır.
Çünkü onun hayatı sonsuz olmak için değil, sana eşlik etmek içindi.
Ve o son anda gitmeyi düşünmez.
Sana güvenir onsuz da iyi olacağına.
Çünkü bir köpek hayatını yıllarla ölçmez.
Seni ne kadar sevdiğiyle ölçer.
Ve gözlerini kapattığında aslında veda etmez.
Şunu söyler:
“Beni yalnız bırakmadığın için teşekkür ederim.”
Bazen yapabileceğin en büyük sevgi sonuna kadar yanında kalmaktır.
Eğer bir köpeğin varsa ya da olduysa lütfen bunu daha fazla insan anlasın.
Çok geç olmadan...

Address

ECEVİT CAD. NO 78A GEMİKONAĞI-LEFKE
Lefka

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Lekad -Lefke Ve Çevre Köyleri Dayanışma Ve Kalkındirma Derneği posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Organization

Send a message to Lekad -Lefke Ve Çevre Köyleri Dayanışma Ve Kalkındirma Derneği:

Shortcuts

Share