Insan Hakları Ve Dayanışma Derneği İsviçre

Insan Hakları Ve Dayanışma Derneği İsviçre İnsan haklarını savunmak, geliştirmek ve dayanışmayı güçlendirmek için Bern'de başlattı? Araştırma sonuçları gerekirse kamuoyu ile paylaşılır. Madde 9: Maliye
1.

İSVİÇRE İNSAN HAKLARI VE DAYANIŞMA DERNEĞİ TÜZÜĞÜ


Madde 1: İsim ve Adres

1) " İnsan Hakları Ve Dayanışma Derneği İsviçre (İHDD İSVİÇRE)" ismi altındaki dernek İsviçre Medeni Kanunu’nun 60 maddesi gereğince varlığını sürdürür.
2) Derneğin faaliyet yeri Bern’dir.
3) Dernek İsviçre Dernekler Birliği (Schweizerischen Verein-Verbandes) üyesidir,
Madde 2: Vizyon, Derneğin Temel Değerleri ve Gör

evi
1. Dernek hedefi, bütün insanların İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve diğer insan hakları belgelerinde kesin bir şekilde tanımlanmış bulunan haklardan yararlanabileceği koşulları yaratmak için mücadele eder.
2. Dernek, belirtilen bu hedeflere erişmek için, araştırma görevleri ile beraber ağır insan hakları ihlallerini engelleme ve esas olarak da sonlandırmayı kendisine bir görev olarak tanımlar.
3. Dernek, uluslararası dayanışma, bireysel ve kurumsal mağduriyetler için etkili eylem, insan haklarının evrenselliği, bölünmezliği, tarafsızlığı ve bağımsızlığı, demokrasi ve karşılıklı saygı ilkelerini benimseyerek kendisini insan hakları savunucularının birliği olarak tanımlar. Madde 3: Metotlar
Dernek, hükümetler, hükümetler arası kurumlar, silahlı-silahsız politik gruplar, şirketler ve diğer devlet dışı aktörlerle ilişki içinde ve dikkatli, hızlı ve sürekli bir şekilde insan hakları ihlallerini tespit etmeye çalışır. Dernek çeşitli alanlarındaki ve bireysel vakalardaki insan hakları ihlallerini sistematik ve tarafsız bir şekilde araştırır. Dernek üyeleri, destekçileri ve çalışanları insan hakları ihlallerini durdurmak için iktidar veya diğer sorumlular üzerinde baskı oluşturmak için kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunur. Belirli insan hakları ihlallerine karşı faaliyetlerinin yanı sıra dernek, bütün hükümetleri, insan hakları standartlarını kabul etmek ve gerekliliklerini karşılamak için hukuk düzenine saygılı davranmaya zorlar. Bunun dışında dernek, insan hakları eğitimi için geniş kapsamlı program uygulayarak, hükümetler arası örgütlere, bireylere ve her türlü toplumsal gruplara insan haklarını geliştirme ve saygı gösterme çağrısında bulunur.
1 Dernek, özellikle, insan hakları ihlallerine maruz kalan göçmenlerin sosyal entegrasyonu ve rehabilitasyonu için gerekli çalışmaları yürütür. Özellikle bu amaçla dernek, sosyokültürel ve politik etkinlikler düzenler. Dernek sahip olduğu imkanlar dahilinde ayrıca aşağıdaki faaliyetlerde bulunabilir:
2 İlave eğitim, Entegrasyon ve Dil kursları
3) Ulusal ve uluslararası düzeyde sosyal ve kültürel etkinlikler,
4) Günlük yasam sıkıntılarında baş edilmesinde yardımda bulunma,
5) İstihdam programlarının hazırlanması, istihdam alanlarının yaratılması ve bu alanlara erişmede aracılık,
6) Diğer örgüt ve kurumlarla ilişki kurmak,
7) Diğer ulusal ve uluslararası kurumlarla ortak çalışmayı öngören anlaşmalar yapmak. Madde 4: Üyelik
1.Tüzüğü ve amaçları benimseyen Her özel kişi üye olabilir. Üyelik için katılım beyanının verilmesi gereklidir.
2.Her bir üye istediği zaman gerekçe sunmaksızın üyelikten ayrılabilir. Yönetim kurulu üyeliğe alımı reddedebilir ya da gerekçe sunarak süreli ya da süresiz üyelikten çıkartabilir.
3.Üyeliğin kabul edilmeme kararı kesindir. Üyelikten çıkartılan kişi, yönetim kurulunun vermiş olduğu kararı, kendine tebliğ edildiği tarihinden itibaren 30 gün içinde bir sonraki genel kurul toplantısına götürerek itirazda bulunabilir. Genel kurul bir üyeyi gerekçe göstererek üyelikten çıkartabilir.
4.Üyeler gönüllü olarak üyelik aidatı öderler. Madde 5: Üyelerin katılımı
1.Üyeler çeşitli gruplar, ağlar ya da başka yapılar oluşturarak faaliyet gösterebilirler. Organizasyonu yönetim kurulu düzenler. Madde 6: Genel Kurul Toplantısı
1.Genel kurul en yüksek yönetim organıdır. Baştan başka bir organa belirgin bir şekilde verilmemiş her konuda karar alma yetkisine sahiptir.
2.Aşağıdaki konular genel kurulun yetkisine bırakılmıştır:
a) Dernek tüzük maddelerinin belirlenmesi ve değiştirilmesi
b) Yönetim Kurulu ve denetleme kurulu üyelerinin seçilmesi ve azledilmesi
c) Yıllık raporun ve yılsonu bilançosunun kabulü
d) Uzun vadede yapılan siyasal ve mali planlamalar ve bütçenin kabulü
e) Fonların oluşturulması ve vakıfların kurulması
f) Kanunların, dernek tüzük maddelerinin ya da talimatnamelerin sadece genel kurula verilmesini mecbur kıldığı tüm konular ve işler
3.Olağan genel kurul yılda bir kere toplanır. Olağanüstü genel kurul, genel kurulun kendisinin ya da yönetim kurulunun kararı üzerine veya dört ay içinde toplanmak kaydıyla, üye sayısının 1/5’inin nedenini bildirerek yazılı olarak genel kurulu toplantıya çağırması halinde toplanır.
4.Yönetim kurulu genel kurul toplantısının tarihini mümkün olduğunca erken, ancak en geç toplantıya 4 hafta kala bildirir. Bildirimde her bir üyenin özel bir davetiye ve ilgili dokümanların gönderilmesini talep edebileceğine dikkat çeker.
5. Her üye genel kurula en geç iki hafta kala toplantı için konu bildirip, görüşülmesi için öneride bulunabilir.
6. Genel kurula en geç bir hafta kala yönetim kurulu toplantı yerini, zamanını ve konularını, ayrıca üyelerle birlikte özel bir davet istemiş olan gruplar, ağlar ve diğer yapıları ve diğer başvuruları bildirip iletir.
7. Genel kurulda her bir üyenin, sadece kendisinin şahsen kullanabileceği bir tek oyu vardır.
8. Her bir üye, üyeliğe alındığı tarihten itibaren bir ay geçtikten sonra oy kullanma hakkına sahiptir.
9. Genel kurul oy çokluğuna dayalı olarak karar verir. Çekimser oylar sayı olarak oylamaya dahil edilmez. Oy sayısının eşit çıkması halinde, tekrar oylama yapılır, bu durumda da eşitlik çıkması halinde Konu ile ilgili herhangi bir karar alınmaz.
10. Genel kurul toplantısında sadece önceden uygun bir şekilde bildirilmiş olan konular hakkında bağlayıcı kararlar alınabilir. Olağanüstü genel kurul toplantısının yapılması için olan çağrılar ve ayrıca yönetim kurulu ya da en az beş üyenin istemiş olması halinde gündeme getirilen güncel bir konu hakkındaki konuşmalar ve tavsiyeler bu şarttan muaftır.
11. Genel kurul organların seçilmesinde % 50 kadın kotasını gözetmelidir. Madde 7: Yönetim Kurulu
1) Yönetim Kurulu, genel üye kongresinde alınan kararları uygular, denetler ve kontrol eder.
2) Yönetim Kurulu, özel olarak Genel Kurul’un yetkisine hasredilmemiş dernekle ilgili bütün konularda yetkilidir.
3) Yönetim Kurulu üyeleri 5 ve 9 kişi arasında oluşabilir ve bu kişiler genel kurulda 2 1 yıllığına seçilir. Seçilen üyelerin üyelikleri bir sonraki genel üye kongresine kadar devam eder ve isterlerse o kongrede tekrar aday olabilirler. (4) Yönetim kurulunda boşalmaların olması ya da yönetim kurulunun, bir sonraki genel kurula kadar faaliyetin ihtiyaçları için katkılarını gerekli görmesi ihtimaline karşı iki yedek yönetim kurulu üyesi dernek kongresinde seçilir. Bu üyeler YK toplantılarına katılıp katılmamakta serbesttirler ama asil YK üyeleriyle aynı haklara ve görevlere sahiptirler. Yedek üyeler bir defalığına seçilirler ama isterlerse sonraki dernek kongresinde, YK`da kalmak istediklerini belirtip tekrar seçilmek için aday olabilirler.
5) Yönetim Kurulu, görev paylaşımını kendi üyeleri içerisinde yapar.
6) Yönetim Kurulu bazı yetkilerini üyelerine, çalışma gruplarına, komitelere ve kimi temsilcilere verebilir. Aşağıdaki yetkiler devredilemez:
a) Bütün üyeleri, çalışma gruplarını ve bölgeleri doğrudan etkileyen genel talimatlar, düzenlemeler ve çalışma ilkeleri düzenlemeleri,
b) Uzun vadeli politik ve mali planlamalar, yıllık bütçenin ve dernek kongresine sunulacak hesapların düzenlenmesi,
c) Dernek başkanının seçimi, görevlendirilmesi ve istifasının kabulü,
d) Yönetim Kurulunun görevlerinin belirlenmesi,
e) Genel Kurulun yerini ve zamanını belirlemek,
f) Yasa, tüzük ve yönetmelikler gereği özel olarak yönetime bırakılmış diğer işler. g) Alınan kararlarda yönetim kurulundan iki üyenin imzası gereklidir. Madde 8: Denetim kurulu
1.Genel Kurul bir senelik görev süresi için denetleme kurulunu seçer. Denetleme kurulu iki genel kurul arasında dernek faaliyetlerini denetlemekle yükümlüdür.
2.Denetimin kapsadığı çerçeve kanunlara göre belirlenir. Yönetim kurulu tarafından genel toplantılarda denetim kuruluna fazladan denetim görevleri verilebilir. Denetleme kurulu 2 asil, 2 yedek kişiden oluşur. Dernek kendi giderlerini üye aidatlarından, proje ve etkinliklerden, yayınlardan, gönüllü bağışlarından ve kamu desteğiyle karşılar.
2. Bütçenin oluşturulması konusunda gerekli olan yönetmelik ve yönergeler yönetim kurulu tarafından çıkarılır.
3. Üyeler dernek borçlarından dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlar. Madde 10: Tanıtım
1.Davetiyeler ve bildirimler mektup veya e-posta veya diğer iletişim organları aracılığıyla yayınlanır.
2. Yayın organlarının elektronik ya da basılı şekilde olmasını yönetim kurulu belirler. Madde 11: Tüzük değişikliği, derneğin başka bir kurumla birleşmesi veya feshi
1.Tüzük değişikliği için genel kurulun en az üçte iki geçerli oy çoğunluğu gerekir.
2. Başka tüzel bir kişi ile birleşme veya derneğin feshi yalnız genel kurul üyelerinin dörtte üçünün onayladığı kararla gerçekleşir.
3. Birleşme İsviçre'de kayıtlı, vergi yükümlülüğünden muaf tüzel bir kişi ya da kamu yararına çalışan vergiden muaf tutulan başka hayırsever bir kurumla olur. Fesih durumunda mal varlığı, İsviçre'de kayıtlı ve vergi yükümlülüğü olmayan tüzel bir kişiye devredilmek zorunda.

25/04/2026

https://www.facebook.com/orientexpressff

Der Orient Express ist mehr als ein Verein – er ist eine lebendige Oase kultureller Vielfalt, geschaffen von engagierten Freiwilligen in der Schweiz. Unser Ziel: Eine Plattform für Kunst und Kultur mit Fokus auf den Austausch zwischen Orient und Okzident.

24/04/2026
KAMUOYU DUYURUSU:BU ÖLDÜRÜCÜ POLİTİKAYA SON VERİLSİN!​21 Nisan saat 13.00 itibariyle Zürih SEM ofisi önünden bir kez dah...
21/04/2026

KAMUOYU DUYURUSU:
BU ÖLDÜRÜCÜ POLİTİKAYA SON VERİLSİN!

21 Nisan saat 13.00 itibariyle Zürih SEM ofisi önünden bir kez daha haykırdık: Devlet Göç Sekreterliği (SEM), son bir kaç yıldır sistematik ve bilinçli bir şekilde yanıltıcı algoritmalar kullanarak hukuka, mülteci ve insan haklarına aykırı kararlar vermeye devam ediyor.

Hiçbir somut dayanağı olmayan, kanıtsız iddialarla bizleri; bu ülkeye sığınan şiddet mağdurlarını, gazetecileri, insan hakları savunucularını ve aktivistleri zulüm göreceği ülkelere teslim etmek istiyorlar.

SEM çok iyi biliyor: Bu tip kararlarla zorla sınır dışı edilen insanlar şu anda Türkiye cezaevlerinde tutuluyor. Bu gerçeği bildikleri halde, insanların hayatına kasteden bu politika inatla sürdürülüyor.

Bu gerçeği bildikleri halde, insanların hayatlarını mahveden bu anlayış sorgulanmaksızın devam ediyor.

​İşte en somut örneği: Cemal Toydemir.

Türkiye’de politik faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kalmış, bedel ödemiş bir insana "politik profilin düşük" demek, hakikatle alay etmektir! Hakkındaki QR kodlu soruşturma belgelerini ve UYAP kayıtlarını "şüpheli" bularak yok saymak, hukuku bir koruma aracı değil, bir imha aracı olarak kullanmaktır.
SEM itiraz dilekçesine yanıtında Cemal Toydemir hakkında yürütülen örgüt üyeliği soruşturmasını ve bu soruşturmayla ilgili verilen gizlilik kararını şüpheli bulmaktadır. Ancak SEM şüphelerini ispat etmek zorundadır. Nasıl ki ceza hukukunda sanık şüpheden faydalanıyorsa, iltica hukukunda da şüphe başvuruyu reddetmek için yeterli olmamalıdır. Sırf şüphe duyuyorum diyerek ve şüpheyi ispat etmeden başvuruyu reddetmek kişilerin yıllarca sürebilecek hapis cezalarına ve mağduriyetlereine sebep olacaktır.
Avukatın dosyayı inceleme talebi üzerine gizlilik kararı konması Türk hukukunda yaygın bir uygulamadır.
SEM'in bunları dikkate almadan, Türk yargı sistemindeki bu uygulamaları tanımadan ve tanıtılmasına rağmen göz önünde bulundurmadan karar alması ve görüş oluşturması mülteci hakları bağlamında sorumlu bir davranış olarak değerlendirilemez.
7 yılını hapiste bırakmış bir aktivisti yeniden aynı hapishanelere göndermek hangi vicdana, hangi hukuka sığar?

Soruyoruz; neyi amaçlıyorsunuz?

Demokrasi için bedel ödemiş insanları "politik olmamakla" itham edip dosyalarını incelemeden reddetmek; itirazları 3-4 yıl mahkemelerde bekletilerek belirsizliğe uğratılması temel haklara aykırıdır. Bu kararlar;

• ​Okul çağındaki bir çocuğun eğitim yoksunluğudur!

• ​Meslek zamanındaki bir gencin iş izni engelidir!

• ​Erkek şiddetine maruz bırakılmış, son çare buraya sığınmış bir annenin ve Cemal gibi aktivistlerin yaşam hakkıdır!

​Unutmayın, biz bir eşya değiliz, biz İNSANIZ!
İnsan hakları çeşitli sözleşmelerle güvence altına alınmıştır ve İsviçre devleti bu anlaşmaların tarafıdır.

Mültecilere reva görülen uykusuz ve kaygı dolu geceler, ruhsal parçalanmalar ve insan hayatına mal olan trajedilerdir, bunlar bizzat eleştirdiğimiz bu anlayıştan kaynaklanmaktadır.İnsanları hayattan soğutmak, onları depresyona ve karanlığa sürüklemek bir politika olmamalı.

Unutmayın karar verilen konu bir eşya değil, insan hayatıdır.

İnsan hakları sadece kağıt üzerinde kalsın diye değil, yaşatılsın diye vardır.

Bu baskıdan, bu yıldırma politikasından ve insan onurunu hiçe sayan, görmezden gelen bu algoritmalardan derhal vazgeçilmelidir!

İmzalanan sözleşmelere, insan ve mülteci haklarına uymanızı talep ediyoruz!

​İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği - İsviçre

(Deutsch)
​ÖFFENTLICHE BEKANNTMACHUNG:
BEENDET DIESE TÖDLICHE POLITIK!
​Am 21. April um 13:00 Uhr haben wir vor dem SEM-Büro (Staatssekretariat für Migration) in Zürich erneut lautstark protestiert: Das SEM trifft seit einigen Jahren systematisch und bewusst Entscheidungen, die gegen das Gesetz, die Flüchtlings- und die Menschenrechte verstoßen, indem es irreführende Algorithmen verwendet.
​Mit haltlosen und unbewiesenen Behauptungen wollen sie uns – Opfer von Gewalt, Journalisten, Menschenrechtsverteidiger und Aktivisten, die in diesem Land Zuflucht gesucht haben – an Länder ausliefern, in denen wir verfolgt werden.
​Das SEM weiß ganz genau: Menschen, die aufgrund solcher Entscheidungen gewaltsam abgeschoben wurden, befinden sich derzeit in türkischen Gefängnissen. Obwohl sie diese Tatsache kennen, wird diese Politik, die das Leben von Menschen gefährdet, hartnäckig fortgesetzt.
​Obwohl sie diese Realität kennen, wird dieser Ansatz, der das Leben von Menschen ruiniert, ohne Hinterfragung fortgeführt.
​Hier ist das konkretste Beispiel: Cemal Toydemir.
​Einem Menschen, der wegen seiner politischen Aktivitäten 7 Jahre in der Türkei im Gefängnis saß und einen hohen Preis bezahlt hat, zu sagen, sein "politisches Profil sei gering", ist ein Hohn auf die Wahrheit! Die Ermittlungsunterlagen mit QR-Code und UYAP-Aufzeichnungen (türkisches Justiznetzwerk) als "verdächtig" einzustufen und zu ignorieren, bedeutet, das Recht nicht als Schutzinstrument, sondern als Vernichtungswerkzeug zu benutzen.
​Das SEM hält in seiner Antwort auf den Einspruch die Ermittlungen wegen Mitgliedschaft in einer Organisation gegen Cemal Toydemir und die diesbezügliche Geheimhaltungsentscheidung für verdächtig. Das SEM ist jedoch verpflichtet, seine Zweifel zu beweisen. So wie im Strafrecht der Angeklagte vom Zweifel profitiert, darf auch im Asylrecht ein bloßer Zweifel nicht ausreichen, um einen Antrag abzulehnen. Einen Antrag allein mit der Begründung abzulehnen, man habe Zweifel, ohne diese zu beweisen, führt dazu, dass Menschen jahrelange Haftstrafen und schweres Leid drohen.
​Die Verhängung einer Geheimhaltungsentscheidung auf Antrag des Anwalts zur Akteneinsicht ist in der türkischen Rechtspraxis weit verbreitet. Dass das SEM Entscheidungen trifft und Stellungnahmen abgibt, ohne diese Praktiken im türkischen Justizsystem zu berücksichtigen – obwohl sie darauf hingewiesen wurden – kann im Kontext der Flüchtlingsrechte nicht als verantwortungsbewusstes Handeln gewertet werden.
​Welches Gewissen, welches Recht lässt es zu, einen Aktivisten, der 7 Jahre im Gefängnis verbracht hat, erneut in dieselben Gefängnisse zu schicken?
​Wir fragen: Was ist Ihr Ziel?
​Menschen, die für die Demokratie bezahlt haben, der "Unpolitischkeit" zu bezichtigen und ihre Anträge abzulehnen, ohne die Akten zu prüfen, sowie Einsprüche durch 3-4 Jahre Wartezeit an Gerichten in der Ungewissheit zu lassen, verstößt gegen die Grundrechte. Diese Entscheidungen bedeuten:
​Die Bildungsverweigerung für ein Kind im Schulalter!
​Ein Arbeitsverbot für einen jungen Menschen im erwerbsfähigen Alter!
​Die Verletzung des Rechts auf Leben für eine Mutter, die männlicher Gewalt ausgesetzt war und hier ihre letzte Zuflucht suchte, sowie für Aktivisten wie Cemal!
​Vergessen Sie nicht: Wir sind keine Gegenstände, wir sind MENSCHEN!
Die Menschenrechte sind durch verschiedene Verträge garantiert, und der Schweizer Staat ist Vertragspartei dieser Abkommen.
​Was den Flüchtlingen zugemutet wird, sind schlaflose und angsterfüllte Nächte, psychische Zerrüttung und Tragödien, die Menschenleben kosten. Dies alles entspringt genau jener Mentalität, die wir kritisieren. Menschen des Lebens müde zu machen, sie in Depression und Dunkelheit zu treiben, darf keine Politik sein.
​Denken Sie daran: Es geht hier nicht um eine Sache, sondern um ein Menschenleben.
Menschenrechte existieren nicht, um nur auf dem Papier zu stehen, sondern um gelebt zu werden.
​Dieser Druck, diese Einschüchterungspolitik und diese Algorithmen, die die menschliche Würde missachten und ignorieren, müssen sofort gestoppt werden!
Wir fordern Sie auf, die unterzeichneten Verträge sowie die Menschen- und Flüchtlingsrechte einzuhalten!

​Verein für Menschenrechte und Solidarität - Schweiz

(Français)
​COMMUNIQUÉ PUBLIC :
METTEZ FIN À CETTE POLITIQUE MORTELLE !
​Ce 21 avril à 13h00, nous avons une fois de plus crié devant les bureaux du SEM (Secrétariat d’État aux Migrations) à Zurich : Depuis quelques années, le SEM continue de prendre des décisions contraires au droit, aux droits des réfugiés et aux droits de l'homme en utilisant de manière systématique et délibérée des algorithmes trompeurs.
​Avec des affirmations sans fondement et sans preuves, ils veulent nous livrer – nous, victimes de violence, journalistes, défenseurs des droits de l'homme et activistes ayant trouvé refuge dans ce pays – à des pays où nous subirons la persécution.
​Le SEM le sait très bien : les personnes expulsées de force par de telles décisions sont actuellement détenues dans les prisons turques. Bien qu'ils connaissent cette réalité, cette politique qui attente à la vie des gens est poursuivie avec obstination.
​Bien qu'ils connaissent cette vérité, cette approche qui détruit des vies continue sans être remise en question.
​En voici l'exemple le plus concret : Cemal Toydemir.
​Dire à une personne qui a passé 7 ans en prison en Turquie pour ses activités politiques et qui en a payé le prix que son "profil politique est bas" est une insulte à la vérité ! Ignorer les documents d'enquête avec code QR et les enregistrements UYAP (système judiciaire turc) en les jugeant "suspects" revient à utiliser le droit non pas comme un outil de protection, mais comme un outil d'extermination.
​Dans sa réponse à l'opposition, le SEM juge suspecte l'enquête pour appartenance à une organisation menée contre Cemal Toydemir ainsi que la décision de confidentialité prise concernant cette enquête. Cependant, le SEM est tenu de prouver ses doutes. Tout comme en droit pénal l'accusé bénéficie du doute, en droit d'asile, le doute ne devrait pas suffire à rejeter une demande. Rejeter une demande au seul motif d'un doute, sans le prouver, causera des peines de prison pouvant durer des années et de grandes souffrances.
​La mise sous confidentialité d'un dossier suite à la demande de consultation de l'avocat est une pratique courante dans le droit turc. Le fait que le SEM prenne des décisions et formule des avis sans tenir compte de ces pratiques du système judiciaire turc – alors qu'elles lui ont été présentées – ne peut être considéré comme un comportement responsable dans le cadre des droits des réfugiés.
​Quelle conscience, quel droit peut accepter de renvoyer dans les mêmes prisons un activiste qui y a déjà laissé 7 ans de sa vie ?
​Nous demandons : quel est votre objectif ?
​Accuser de "ne pas être politique" des personnes ayant payé le prix pour la démocratie et rejeter leurs dossiers sans examen, laisser les recours en suspens pendant 3 ou 4 ans devant les tribunaux est contraire aux droits fondamentaux. Ces décisions représentent :
​La privation d'éducation pour un enfant en âge scolaire !
​L'entrave au permis de travail pour un jeune en âge professionnel !
​La violation du droit à la vie d'une mère victime de violences masculines ayant trouvé ici son dernier recours, et d'activistes comme Cemal !
​N'oubliez pas, nous ne sommes pas des objets, nous sommes des HUMAINS !
Les droits de l'homme sont garantis par diverses conventions et l'État suisse est partie à ces accords.
​Ce qui est infligé aux réfugiés, ce sont des nuits blanches et anxieuses, des effondrements psychologiques et des tragédies qui coûtent des vies humaines ; tout cela découle précisément de cette mentalité que nous critiquons. Décourager les gens de vivre, les pousser vers la dépression et l'obscurité ne doit pas être une politique.
​N'oubliez pas que le sujet de votre décision n'est pas un objet, c'est une vie humaine.
Les droits de l'homme n'existent pas pour rester sur le papier, mais pour être appliqués.
​Cette pression, cette politique d'intimidation et ces algorithmes qui bafouent et ignorent la dignité humaine doivent cesser immédiatement !
Nous exigeons que vous respectiez les conventions signées, ainsi que les droits de l'homme et des réfugiés !
​Association pour les Droits de l'Homme et la Solidarité - Suisse

https://www.facebook.com/share/p/18CLmNvQ4M/
17/04/2026

https://www.facebook.com/share/p/18CLmNvQ4M/

BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI!

"İltica temel bir insan hakkıdır"

İsviçre Türkiyeli İşçiler Federasyonu (İTİF) yönetim kurulu üyemiz Cemal Toydemir, Türkiye’de maruz kaldığı baskı, işkence, keyfi gözaltı ve tutuklamalar ile anti-demokratik uygulamalar nedeniyle 2023 yılında ülkesini terk ederek İsviçre’ye iltica başvurusunda bulunmuştur.

Toydemir, lise ve üniversite yıllarından itibaren demokratik ve sosyalist düşünceler doğrultusunda faaliyet yürütmüş; işçi ve emekçilerin hak gasplarına, kadınlara yönelik şiddete, Kürt halkı ve Alevi toplumunun haklarının engellenmesine karşı mücadele etmiş; gençlerin eşit, parasız, bilimsel ve anadilde eğitim hakkını savunmuştur. Cemal Toydemir henüz genç yaşında yürüttüğü faaliyetler nedeniyle tutuklanmış ve 7 yıl hapis yatmıştır.

Hapishaneden çıktıktan sonra siyasi faaliyetlerini sürdürdüğü için Türkiye’de Polis ve MIT tarafından sürekli tehdit edilmiş, takibe alınmış ve ajanlık dayatmalarına maruz bırakılmış, ölümle tehdit edilmiştir. Hayatına yönelik ciddi tehditler nedeniyle Türkiye’de güvenli bir yaşam sürdürmesi imkânsız hale gelmiştir.

Türkiye’de devrimcilere, sosyalistlere, toplumun muhalif tüm kesimlerine yönelik baskı ve sindirme saldırılarının yanında, işkence ve on binlerce faili meçhul cinayet herkes tarafından bilinmektedir. Bu nedenle, kaçırmaların, tehditlerin içinin boş olmadığı binlerce örnekle sabittir. Cemal Toydemir`in bu tehditler sonucu ülke dışına çıkmasının anlaşılır bir yanı vardır. Çünkü ucunda ya yeniden uzun yıllar hapis yatmak ya da ölmek vardır.

Toydemir; İsviçre’de yaptığı iltica başvurusunda, maruz kaldığı tüm baskı ve ihlalleri belgeleriyle ortaya koymuştur. Ancak İsviçre Federal Göçmen Sekreterliği (SEM), “yeterli siyasi profil bulunmadığı” gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir. Avukatları tarafından yapılan itirazda, Türkiye’de hakkında yeniden açılan dava ve “gizlilik” kararı da ilgili belgelerle sunulmasına rağmen, SEM bu belgenin gerçekliğine dair şüpheler ileri sürerek yeniden olumsuz karar vermiştir. Siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl hapis yatmış birinin siyasi profilini yetersiz bulmak, en basit deyimle keyfidir, insanların yaşadıkları zorlukları ve baskıları anlamamak, umursamamaktır. Bu keyfiliğin kabul edilir bir yanı yoktur.

İsviçre, siyasi nedenlerle zulüm gören kişilere sığınma hakkını garanti eden 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ne taraf bir ülkedir. Bu sözleşme, İsviçre’de ve diğer ülkelerde mültecilerin korunmasının temelini oluşturmaktadır. İsviçre, Sözleşme'nin kapsamını genişleten 1967 tarihli Ek Protokolü de onaylamıştır. Ancak İsviçre devleti iltica sürecini ilticacılar için adeta bir işkenceye çevirmektedir.

Yıllarca kamplarda kötü koşullarda yaşamak zorunda kalan insanlar, her an geri gönderilme tedirginliği içinde psikolojik baskıya maruz kalmaktadırlar. Son birkaç yılda iltica kamplarında yaşanan hak ihlalleri ve intihar vakaları koşulların ağırlığını göstermektedir.

Bizler, aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak, İsviçre’nin uluslararası yükümlülüklerine ve Cenevre Sözleşmesi’ne uygun davranmasını; Cemal Toydemir’in iltica başvurusunun kabul edilmesini talep ediyoruz.

Cemal Toydemir’in Türkiye’ye iade edilmesi halinde yaşam hakkının ciddi biçimde tehlikeye gireceğinden endişe duyuyoruz.

Tüm duyarlı kamuoyunu gerçekleştireceğimiz basın açıklamasına katılmaya ve dayanışma göstermeye çağırıyoruz.

Tarih :21 NİSAN 2026 SALI
Saat :13:00
Adres : Trottoir vor Bundesasylszentrum, Duttweilerstrasse 11, 8005 Zürich

İsviçre Türkiyeli İşçiler Federasyonu – İTİF
İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu - İDHF
İsviçre Göçmen İşçiler Federasyonu - İGİF
İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği Platformu İsviçre – BİR-KAR
İsviçre İnsan Hakları Dayanışma Derneği - İHDD

16/04/2026

Türkiye’deki hak savunucuları yalnız değildir!

Bizler, sınırların ötesinden ama aynı gelecek inancıyla, Türkiye’de son dönemde artan baskı, gözaltı ve tutuklama furyasını derin bir endişeyle takip ediyoruz. Emeğin haklarını savunan sınıf sendikacılarının, doğasını koruyan köylülerin ve halkın haber alma hakkı için direnen gazetecilerin sistematik bir şekilde hedef alınması, neredeyse Türkiye’de egemen politika haline getirilmiştir. Bütün bu uygulamalar, Evrensel İnsan Hakları’na vurulmuş bir darbedir.

İş cinayetlerine ses çıkardığı ve grev direnişleri örgütlediği için; Bağımsız Maden-İş, Umut-Sen, BİRTEK-SEN ve Limter-İş gibi sınıf sendikacılığının temsilcilerine yönelik saldırılar kabul edilemez. Mehmet Türkmen, Doğukan Akın, İleri Devrim Yurtsever ve çalışma arkadaşları, sömürüye karşı işçilerin sesini yükselttikleri için hukuksuz bir baskı altındadır.

Aynı karanlık el, Akbelen’de toprağını ve onurunu savunan Esra Işık ve Polen Ekoloji Kolektifi’nden Cemil Aksu nezdinde tüm doğa ve yaşam savunucularını susturmaya çalışmaktadır. Yargının; halkın ve doğanın değil de dev holdinglerin çıkarlarını koruyan bir mekanizmaya dönüşmesi, hukuk devletinin açık bir ihlalidir. Bu baskı ikliminde, işçi direnişlerini ve halkın itirazlarını dünyaya duyurmaya çalışan gazeteciler Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın hedef alınması/tutuklanması ile Zafer Arapkirli’ye ceza verilmesi, gerçeklerin üzerini örtme çabasıdır.
Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay da aynı şekilde, devletin kendi hukuk sistemini, yasalarını ve hatta anayasasını dahi yok sayan gayri hukuki bir biçimde adeta cezaevinde rehin tutulmaktadır.

Devletin Gözetimi Altında Kaybedilen Hayatlar: Rojin ve Gülistan

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in, üniversite ve valilik denetimindeki bir bölgede şüpheli şekilde hayatını kaybetmesi; akıllara yıllardır akıbeti sorulan Gülistan Doku’yu getirmektedir.

• ​Kamu binalarının, kameraların ve güvenlik güçlerinin kuşattığı alanlarda genç kadınların "kaybolması" ve ardından dosyaların karartılması tesadüf değildir.
• ​Rojin ve Gülistan şahsında görüyoruz ki; devlet, kadınları korumak yerine failleri saklayan, delilleri karartan ve sorumluluğu üzerinden atan bir mekanizmaya dönüşmüştür.
• Kadınları koruyan yasalar kağıt üzerinde kalmamalı; kadınların yaşam hakkını garanti altına alacak, sığınma ve koruma mekanizmalarını ciddiyetle işletecek güçlü devlet kurumları inşa edilmelidir.

Mafyatik Düzen ve Güvenliğin Çöküşü

Sokaklarda kol gezen çeteleşme, okul baskınları ve mafyatik yapılanmaların yarattığı "Texas" iklimi, halkın can güvenliğini ortadan kaldırmıştır. Devletin kolluk gücü hak arayan işçiye, doğasını koruyan köylüye ve gerçeği yazan gazeteciye karşı bir "sopa" olarak kullanılırken; sokaktaki katillere ve uyuşturucu çetelerine sağlanan bu alan, bilinçli bir yönetim tercihidir.
Devlet gücü; bu karanlık yapılara karşı değil, gerçekleri yazan gazetecilere emek hakkını isteyen işçiye,toprağının kirletilmesine talan edilmesine karşı çıkan köylüye,sendikaciya,muhalif siyasetçiye karşı bir susturma aracı olarak kullanılmaktadır.

İktidarın Amacı: Baskıyla Tahkim Edilmiş Sonsuz Bir Egemenlik

Mevcut iktidarın bu denli pervasızca saldırmasının amacı açıktır: Toplumu korkuyla felç etmek, her türlü itirazı ezmek ve bu baskı iklimi üzerinden kendisine sonsuza kadar sürecek bir iktidar alanı yaratmaktır. Hukuk, bir adalet mekanizması olmaktan çıkarılmış; rejimin bekasını koruyan, muhalifleri tasfiye eden ve toplumu disipline eden totaliter bir "sopa" haline getirilmiştir.

Dayanışma Yaşatır

Biliyoruz ki; madendeki işçinin mücadelesi, köydeki kadının zeytin ağacını koruması ve sahadaki dürüst gazetecinin kaleminin mücadelesi ortaktır. Bu direniş, kapitalizmin sınırsız talanına karşı insanlık onurunun direnişidir.

İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği İsviçre olarak:

Tutuklu tüm sendikacılar, doğa savunucuları ve gazeteciler derhal serbest
bırakılmalıdır.
Henüz çok küçük yaşta savunmasız evlatlarımıza karşı yapılan barbar saldırılara karşı devlet sorumluluğu yerine getirilmeli ve her türlü koruma önlemi alınmalıdır.Okullarda saldırganlığı besleyen gerici eğitime ve ayrıştırıcı politikalar derhal son bulmalıdır.

Faili bilerek karanlıkta bırakılan tüm cinayetler aydınlatılmalıdır.

Üniversitelerde okuyan gençlerimiz;her yönüyle güvence altına alınmalı, güvenlikleri sağlanmalı, bu alanda faaliyet yürüten tüm çeteler ile aktif mücadele yürütülmelidir.

Hak arama eylemleri suç değil, meşru bir haktır; bu mücadeleler engellenemez!
Şirketlerin çıkarlarını halkın hayatının üstünde tutan bu baskıcı politikalara son verilmelidir

Tutuklanan Sendikacı,Doğa Aktivisti ve Gazetecilere Özgürlük!

Doğa Talanına ve Kadın Cinayetlerine Son!

İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği - İsviçre

Deutsch

​Menschenrechtsverteidiger in der Türkei sind nicht allein!
​Wir verfolgen aus der Ferne, aber mit demselben Glauben an die Zukunft, die jüngste Welle von Repressionen, Festnahmen und Verhaftungen in der Türkei mit tiefer Sorge. Dass gewerkschaftliche Vertreter des Klassenkampfes, Bauern, die ihre Natur schützen, und Journalisten, die für das Recht der Öffentlichkeit auf Information kämpfen, systematisch zur Zielscheibe gemacht werden, ist in der Türkei fast zur herrschenden Politik geworden. All diese Praktiken sind ein Schlag gegen die universellen Menschenrechte.
​Die Angriffe auf Vertreter der Klassengewerkschaften wie Bağımsız Maden-İş, Umut-Sen, BİRTEK-SEN und Limter-İş, nur weil sie ihre Stimme gegen Arbeitsmorde erhoben und Streiks organisiert haben, sind inakzeptabel. Mehmet Türkmen, Doğukan Akın, Ileri Devrim Yurtsever und ihre Kollegen stehen unter rechtswidrigem Druck, weil sie die Stimme der Arbeiter gegen die Ausbeutung erhoben haben.
​Dieselbe dunkle Hand versucht, alle Natur- und Lebensschützer mundtot zu machen, vertreten durch Esra Işık, die in Akbelen ihr Land und ihre Ehre verteidigt, und Cemil Aksu vom Kollektiv Polen Ökoloji. Dass sich die Justiz in einen Mechanismus verwandelt hat, der nicht das Volk und die Natur, sondern die Interessen großer Konzerne schützt, ist ein klarer Verstoß gegen den Rechtsstaat. In diesem Klima der Unterdrückung ist die gezielte Verfolgung und Verhaftung der Journalisten Merdan Yanardağ, Alican Uludağ und İsmail Arı sowie die Verurteilung von Zafer Arapkirli ein Versuch, die Wahrheit zu vertuschen.
​Unter staatlicher Aufsicht verlorene Leben: Rojin und Gülistan
​Dass Rojin Kabaiş, eine Studentin der Van Yüzüncü Yıl Universität, in einem Gebiet unter der Aufsicht der Universität und des Gouverneuramtes unter verdächtigen Umständen ums Leben kam, erinnert an Gülistan Doku, nach deren Verbleib seit Jahren gefragt wird.
​Es ist kein Zufall, dass junge Frauen in Gebieten "verschwinden", die von öffentlichen Gebäuden, Kameras und Sicherheitskräften umgeben sind, und dass die Akten anschließend verdunkelt werden.
​Am Beispiel von Rojin und Gülistan sehen wir, dass der Staat zu einem Mechanismus geworden ist, der Täter schützt, Beweise verschleiert und die Verantwortung von sich weist, anstatt Frauen zu schützen.
​Gesetze zum Schutz von Frauen dürfen nicht nur auf dem Papier existieren; es müssen starke staatliche Institutionen aufgebaut werden, die das Recht der Frauen auf Leben garantieren und Schutzmechanismen ernsthaft betreiben.
​Mafia-Strukturen und der Zusammenbruch der Sicherheit
​Das Klima von Bandenwesen, Schulüberfällen und mafiaähnlichen Strukturen auf den Straßen hat die Lebenssicherheit der Bevölkerung zerstört. Während die staatliche Polizeigewalt als "Knüppel" gegen Arbeiter, Bauern und Journalisten eingesetzt wird, ist der Raum, der Mördern und Drogenbanden gewährt wird, eine bewusste politische Entscheidung. Die Staatsgewalt wird nicht gegen diese dunklen Strukturen eingesetzt, sondern als Instrument zum Schweigen bringen von Journalisten, Arbeitern, Bauern, Gewerkschaftern und oppositionellen Politikern.
​Das Ziel der Regierung: Eine durch Unterdrückung gefestigte ewige Herrschaft
​Das Ziel der derzeitigen Regierung ist klar: Die Gesellschaft durch Angst zu lähmen, jeglichen Widerspruch zu zermalmen und durch dieses Klima der Unterdrückung einen Raum für eine ewig währende Macht zu schaffen. Das Recht wurde als Mechanismus der Gerechtigkeit abgeschafft und zu einem totalitären "Knüppel" gemacht, der das Überleben des Regimes sichert, Oppositionelle ausschaltet und die Gesellschaft diszipliniert.
​Solidarität rettet Leben
​Wir wissen, dass der Kampf des Arbeiters in der Mine, der Frau im Dorf, die ihren Olivenbaum schützt, und die Feder des ehrlichen Journalisten vor Ort eins sind. Dieser Widerstand ist der Widerstand der menschlichen Würde gegen die grenzenlose Plünderung des Kapitalismus.
​Als Verein für Menschenrechte und Solidarität Schweiz (İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği İsviçre):
​Alle inhaftierten Gewerkschafter, Naturschützer und Journalisten müssen sofort freigelassen werden.
​Gegen die barbarischen Angriffe auf unsere wehrlosen Kinder muss der Staat seiner Verantwortung nachkommen und alle Schutzmaßnahmen ergreifen. Die reaktionäre Erziehung und die spalterische Politik in den Schulen müssen sofort beendet werden.
​Alle Morde, deren Täter bewusst im Dunkeln gelassen werden, müssen aufgeklärt werden.
​Unsere jungen Menschen an den Universitäten müssen in jeder Hinsicht abgesichert werden; ihre Sicherheit muss gewährleistet sein, und alle in diesem Bereich tätigen Banden müssen aktiv bekämpft werden.
​Der Kampf um Rechte ist kein Verbrechen, sondern ein legitimes Recht; diese Kämpfe können nicht verhindert werden!
​Diese repressive Politik, die die Interessen von Unternehmen über das Leben des Volkes stellt, muss beendet werden.
​Freiheit für die verhafteten Gewerkschafter, Naturaktivisten und Journalisten!
Schluss mit der Naturzerstörung und den Frauenmorden!
​Verein für Menschenrechte und Solidarität – Schweiz

​Français

​Les défenseurs des droits en Turquie ne sont pas seuls !
​Depuis l'autre côté des frontières, mais avec la même foi en l'avenir, nous suivons avec une profonde inquiétude la récente vague d'oppression, de gardes à vue et d'arrestations en Turquie. Le ciblage systématique des syndicalistes de classe défendant les droits du travail, des paysans protégeant leur nature et des journalistes résistant pour le droit du public à l'information est devenu presque la politique dominante en Turquie. Toutes estas pratiques sont un coup porté aux Droits de l'Homme Universels.
​Les attaques contre les représentants du syndicalisme de classe tels que Bağımsız Maden-İş, Umut-Sen, BİRTEK-SEN et Limter-İş, pour avoir dénoncé les crimes industriels et organisé des grèves, sont inacceptables. Mehmet Türkmen, Doğukan Akın, İleri Devrim Yurtsever et leurs collègues subissent une pression illégale pour avoir élevé la voix des travailleurs contre l'exploitation.
​La même main obscure tente de faire taire tous les défenseurs de la nature et de la vie en la personne d'Esra Işık, qui défend sa terre et son honneur à Akbelen, et de Cemil Aksu du Collectif Polen Ekoloji. Le fait que la justice se soit transformée en un mécanisme protégeant les intérêts des grandes holdings plutôt que ceux du peuple et de la nature est une violation flagrante de l'État de droit. Dans ce climat de pression, le ciblage et l'arrestation des journalistes Merdan Yanardağ, Alican Uludağ et İsmail Arı, ainsi que la condamnation de Zafer Arapkirli, constituent une tentative de dissimuler la vérité.
​Vies perdues sous la surveillance de l'État : Rojin et Gülistan
​Le décès suspect de Rojin Kabaiş, étudiante à l'université Van Yüzüncü Yıl, dans une zone sous le contrôle de l'université et de la préfecture, rappelle Gülistan Doku, dont on demande le sort depuis des années.
​Il n'est pas un hasard si des jeunes femmes "disparaissent" dans des zones entourées de bâtiments publics, de caméras et de forces de sécurité, et que les dossiers soient ensuite étouffés.
​À travers Rojin et Gülistan, nous voyons que l'État, au lieu de protéger les femmes, s'est transformé en un mécanisme qui cache les coupables, occulte les preuves et rejette sa responsabilité.
​Les lois protégeant les femmes ne doivent pas rester sur le papier ; des institutions étatiques fortes garantissant le droit à la vie des femmes et gérant sérieusement les mécanismes de refuge et de protection doivent être construites.
​Ordre mafieux et effondrement de la sécurité
​Le climat de type "Texas" créé par les gangs, les raids dans les écoles et les structures mafieuses dans les rues a éliminé la sécurité vitale de la population. Alors que la force publique de l'État est utilisée comme un "bâton" contre l'ouvrier qui revendique ses droits, le paysan qui protège sa nature et le journaliste qui écrit la vérité, cet espace accordé aux meurtriers et aux gangs de drogue est un choix de gestion délibéré.
​L'objectif du pouvoir : Une domination éternelle consolidée par la répression
​L'objectif de l'attaque si téméraire du pouvoir actuel est clair : paralyser la société par la peur, écraser toute forme de contestation et se créer un espace de pouvoir éternel à travers ce climat de pression. Le droit a cessé d'être un mécanisme de justice pour devenir un "bâton" totalitaire protégeant la survie du régime, éliminant les opposants et disciplinant la société.
​La solidarité fait vivre
​Nous savons que la lutte de l'ouvrier à la mine, de la femme au village protégeant son olivier et de la plume du journaliste honnête sur le terrain est commune. Cette résistance est celle de la dignité humaine contre le pillage illimité du capitalisme.
​En tant qu'Association pour les Droits de l'Homme et la Solidarité Suisse (İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği İsviçre) :
​Tous les syndicalistes, défenseurs de la nature et journalistes détenus doivent être libérés immédiatement.
​Face aux attaques barbares contre nos enfants vulnérables, l'État doit assumer sa responsabilité et prendre toutes les mesures de protection. L'éducation réactionnaire et les politiques de division dans les écoles doivent cesser immédiatement.
​Tous les meurtres dont les coupables sont délibérément laissés dans l'ombre doivent être élucidés.
​Nos jeunes étudiant dans les universités doivent être sécurisés sous tous les aspects, leur sécurité doit être assurée, et une lutte active doit être menée contre tous les gangs opérant dans ce domaine.
​Revendiquer ses droits n'est pas un crime mais un droit légitime ; ces luttes ne peuvent être entravées !
​Ces politiques oppressives qui placent les intérêts des entreprises au-dessus de la vie du peuple doivent cesser.
​Liberté pour les syndicalistes, activistes de la nature et journalistes arrêtés !
Fin au pillage de la nature et aux féminicides !
​Association pour les Droits de l'Homme et la Solidarité – Suisse

Adresse

Bern
3000

Benachrichtigungen

Lassen Sie sich von uns eine E-Mail senden und seien Sie der erste der Neuigkeiten und Aktionen von Insan Hakları Ve Dayanışma Derneği İsviçre erfährt. Ihre E-Mail-Adresse wird nicht für andere Zwecke verwendet und Sie können sich jederzeit abmelden.

Die Organisation Kontaktieren

Nachricht an Insan Hakları Ve Dayanışma Derneği İsviçre senden:

Teilen