31/03/2026
Nalbant, büyükbaş hayvanların ayaklarına nal takan zanaatkâra verilen addır. Demirciliğin gelişimine uygun olarak nalbantlık ta katır, at eşek, öküz gibi yük ve binek hayvanlarına nal çakma zanaatıdır. Eski devirlerde nalbantlık önemli bir meslekti. Cengiz Han’ın söylediği varsayılan “Bir çivi düşerse nal düşer, nal düşerse at düşer, at düşerse süvari düşer, süvari düşerse ordu düşer ve savaş kaybedilir,” sözü bugünlerde hâlâ halk arasında kullanılmaktadır. Bu yönüyle nalbantlık o dönemlerde askerî alanda da oldukça önemli bir meslek grubuydu. Nalbantlar hayvanlara nal çakmanın yanında hayvanları tedavi etme işlerini de yürütürlerdi. Nalbantlar aralarında ayrılırdı. Bir kısmı hayvanların tedavisiyle uğraşır, bir kısmı nal ve mıh yapardı Evliyâ Çelebi’ye göre Sivas’ta büyüklü küçüklü 18 han vardı. Saraçhane içinde Behram Ağa Hanı, Kapan Hanı, Nalbantlar Hanı, İbrahim Efendi Hanı ve Taşhan bunlardan bazılarıdır. Uzunçarşı’nın kuzeyinde ise Semerciler, Nalbantlar, Arpacılar, Attarlar, Soğancılar, Bakırcılar ve Demirciler çarşıları bulunuyordu. nalbant esnaflarının şeyhleri onayıyla 1795 yılına Sivas ait olan bu belgede bâc-ı kırtıl meselesinde valiyi destekleyen şehir ileri gelenleri şu kişilerdir: Buruciye Medresesi Müderrisi, hatibi olan el-Hac Abdurrahman Şifaiye Medresesi Müderrisi Seyyid İbrahim Cami-i Kebir İmamı Seyyid Mehmet Emin Tuzcu Şeyhi Süleyman Nalbant Şeyhi Veli Semerci Şeyhi Süleyman Kuyumcu Şeyhi Mahmut Demirci Şeyhi Mehmet Çilingir Şeyhi Ali At Canbazı Şeyhi Hüseyin Berber Şeyhi Abdullah Meydan Hamalı Şeyhi Veli Sivas Miralayı Osman Şehir ileri gelenlerinin şehri ilgilendiren meselelerde söz sahibi oldukları gibi şehir halkını temsil etme yetkisine de sahip olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Selçuklular zamanında ticaret eşyası taşıyan kervanların ve seyahat eden yolcuların konaklamaları ve geceyi güvenilir bir yerde geçirmeleri için büyük yollar üzerinde, bir günlük mesafeler ölçülerek, gerekli yerlere yapılan binalara "han" ve bunların büyüklerine "sultan hanı" veya "kervansaray" denir. Kervanların at ve arabalarıyla eşyalarını koymaya mahsus yerleri ve yolcuların yatmasına mahsus odaları, nalbant ve araba tamirhanelerini ihtiva eden bu binalar, eşkıya baskınlarından ve diğer tehlikelerden korunmak için adeta hisar mahiyetinde yapılmıştır. Bunların kalın ve yüksek duvarlarında pencere yoktur. Ancak hava almak ve silah atmak için bazı mazgal delikleri bulunur. Bazılarında etrafı gözetlemek için gözlü kuleleri de yapılmıştır.