09/06/2026
Bazen bir caminin değeri, duvarlarıyla değil; gönüllerde bıraktığı izlerle ölçülür.
Yaklaşık 22 yıl önce, Traiskirchen’deki mülteci kampında kalan 70 yaşlarında Çeçen bir ağabeyimiz vardı. O yıllarda hayatın yükünü omuzlarında taşıyor, rahmetli eşiyle birlikte zorlu günlerden geçiyordu. O dönemde yolumuz kesişti; camimiz sadece namaz kılınan bir mekân değil, aynı zamanda bir kardeşlik kapısı oldu. Bir selamın, bir çayın, bir tebessümün ve samimi bir dostluğun paylaşıldığı bir yuva…
Aradan tam 22 yıl geçti. Hayat onu farklı yerlere savurdu. Eşi vefat etti, yeni bir hayat kurdu. Bu günlerde eşinin resmî işlemleri için Avusturya’nın başka bir eyaletinden gelmek zorunda kaldı.
Fakat ilginç olan şu ki; Traiskirchen’e uğramak planında yoktu. Hatta yıllar önce kaldığı bu yeri neredeyse unutmuştu. Ancak önceki gece rüyasında Traiskirchen’i, mülteci kampını ve camimizi gördü. Sabah uyandığında içinde tarif edemediği bir his oluştu. Yüzlerce kilometre uzaktan yolunu değiştirerek yıllar sonra tekrar Traiskirchen’e geldi ve camimizin kapısından içeri girdi.
Bu ziyaret bize bir gerçeği bir kez daha hatırlattı:
Avrupa’daki Milli Görüş camileri sadece ibadet edilen mekânlar değildir. Buralar insanların yalnızlıklarına ortak olan, mültecinin derdini dinleyen, garibin elinden tutan, gönüller arasında köprü kuran mekânlardır. Bazen yıllar geçer, isimler unutulur, hayatlar değişir; fakat samimiyetle dokunulan bir gönül, o sıcaklığı unutmaz.
Belki de bu yüzden, 22 yıl sonra bir rüya vesile oldu ve bir kardeşimizin yolu yeniden aynı kapıya düştü.
Bizler camiler inşa etmiyoruz sadece; hatıralar, dostluklar ve gönüllerde silinmeyen izler bırakıyoruz.
Rabbim camilerimizi sadece namaz kılınan yerler değil, gönüllere dokunan, kardeşliği yaşatan ve insanların hayatlarında güzel izler bırakan mekânlar olarak daim eylesin.