'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! ' fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik... YEŞİL GENÇLİK HAREKETİ MANİFESTOSU
Yeşil Gençlik Hareketi ;
*Ömürleri boyunca İslam Dininin sancaktarlığını yapmış bir neslin evlatları olarak, dinini tanımanın, ecdadını tanımanın ve inandıkla
rını yaşamanın hor görülmediği; bilgi yerine cehaletin pompalanmadığı bir toplumun hayalini kuruyoruz. Benim partim, benim grubum benim milletim demeden, Cenabı Allah’ın Kur’an’da bütün kullarına hitap şekli olan ‘’Ey İnsan !’’ diye söze başlıyoruz.
* Zulmü ve zalimi görünür kılmayı, kınamayı ve toplumda görünmesini ve kınanmasını amaçlayan siyasi, ahlâki ve fikri anlamda bir bilinçlendirme hareketidir. Bizler,
* Asır başkalaşmış, zaman değişmiş diyenlerin kulakları çınlasın !!! Çağın gözüyle İslam’a bakmayı değil, İslam’ın gözüyle çağa bakmayı önceliyoruz.
* Dinin vicdana hapsedilmesini reddediyoruz. Yani, hedefimiz; Müslümanların İslamlaşması, sloganımız; İnanmak ve Mücadele etmek.
* Meşveret, Tevhid (Hakikat) , Adalet, Şefkat-Merhamet, Ehliyet-Liyakat ilkeleri doğrultusunda çok yüzlü politikayı reddediyor, çok yönlü siyaseti kabul ediyoruz. Evet bizler siyasete bulaşıyoruz !
* Muhafazakârlık, içinde tutuculuğu barındırıp eleştiriye kapalıdır. Onun için neyi koruduğunu bilmeyen muhafazakârlık yerine, ezeli ve ebedi değerlerin bekçiliği olan türbedar kavramını sahipleniyoruz.
* Hakikat mazlumun yanında olmaktır. Ezilenlerin, hakkından mahrum edilenlerin tarafındayız… Tarafsız olmak bu demektir aslında. Tarafsızlık yalandır, namussuzluktur. İşte tam da bu nokta da diyoruz ki; bizler bu çağın Hilful Fudul gençlerindeniz…
KİMLİĞİMİZ NEDİR?
‘’ Allah’a çağıran, dürüst ve erdemli davranan ve ‘’ Kuşkusuz BEN MÜSLÜMANLARDANIM!’’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ?’’ ( Fussilet,33) ayet-i kerimesinden hareketle: “Hangi tarafta olduğunu apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve nereye ait olduğunu bilen Müslümanlardanız.” Diyoruz. NEDEN YEŞİL ?
* Yeşil; tarihi, siyasi ve kültürel anlamda İslama mal olmuş bir renktir. Bizler Müslüman Gençler olarak bizim olan ve bize yakıştırılan bu rengi layıkıyla taşımak ve sahiplenmek istiyoruz. İslam’ın ilk zamanlarından bu yana sancaklarda, bayraklarda taşınmış bu renk; kelime kökeni olarak Türkçe bir kelimedir. Yaş, yaşıl ve yeşil gibi dönüşümleri olmuştur. Yeni, taze anlamlarına gelmektedir. Yeşil renginin ve yeşilin Peygamber efendimizin de hadisiyle belirttiği bir özelliği daha vardır; bıkkınlık vermez, insanı rahatlatır. Hareket, dinamizm ve gençliğin rengi olan Yeşili bu yönleriyle de sahipleniyoruz.
* Sovyetler Birliğine karşı kurulan NATO’nun, birliğin dağılmasından sonra kapanması gündeme gelmiştir. Bu sırada Avrupa’nın en muktedir kadını Demir Leydi lakaplı Margaret Thatcher buna itiraz etmiş ve ‘’ Nato kapanmamalı, Kızıl tehlike bittiyse yeni tehlike Yeşildir!’’ diyerek mezhep fark etmeksizin tüm Müslümanları kast etmiş ve tehlike olarak görmüştür. Bizler o resti gördük ve Müslümanlara yakıştırılan Yeşil ibaresini kabul ettik. Evet, Bizler O Gençleriz, O Müslümanlarız! Diyoruz…
NEDEN GENÇLİK ? Genç diyoruz, çünkü gençler; geçmişte ve günümüzde her toplumun uyanışının direği, her uyanış hareketinde o uyanış gücünün sırrı, her davada o davanın sancağını taşıyanlar olmuştur.
‘’Gençlik delilikten bir şubedir.’’ (Hadis-i şerif) Bizler hakikatin peşinde koşan, zulme karşı duran, uyanık ve uyanışa çağıran gençleriz. ‘’Onlar gerçekten de Rabb’lerine yürekten inanan gençlerdi ve biz de kendilerini doğru yolda derin bir bilinç ve duyarlılıkla güçlendirdik.’’ (Kehf, 13) Bu yolda biz gençlerin sahip olduğu dört haslet var: İnanç, Samimiyet, Gayret ve Hareket… İşte biz gençleri diğer insanlardan ayıran özelliklerimiz bunlardır. O yüzden Gençlik diyoruz…
NEDEN SİYASET?
İslam; din ve siyasetin iç içe olduğu bir sistemin adıdır. Hukuk’tan siyasete, ibadetten günlük yaşama kadar her alanda yön belirtmiş Hamd (Fatiha) ile başlayan İnsan(Nas) ile biten ilk emri Oku (İkra) olan ‘’dünyevi’’ bir düzenin adıdır, İslam. Yani ahireti değil dünya hayatını düzenler. Tabi ki her daim hayatın her alanında temel kaynaktır.
İslami bir sistem içerisinde siyaset, toplum ve ümmet bir bütünlük teşkil eder. İslami bütün topluluklar aynı zamanda siyasal topluluklardır. Siyasal katılma, İslami bir sorumluluğun yerine getirilmesidir. Gerçek böyle iken Müslümanlar siyaset karşıtı kültürel bir sürecin içerisine sokulmuşlardır. İslam toplumlarında, içerisinde yaşadığımız yüzyılda, İslam’ın eyleme yönelik boyutu ciddi bir şekilde ihmal edilmiştir.
“İslam: Kendine özgü bir inanç sistemi, bu inanç sistemi üzerine kurulan bir ahlâk sistemi ve bu ahlâk sisteminden kaynaklanan bir toplum sistemi ve toplum sisteminden doğan bir siyaset sistemini ihtiva etmesi bakımından, en mükemmel ve yetkinliğinin en üst düzeyine ulaşmış insani bir dindir.” Bu tanım gereği İslamda inanç, ahlâk, toplum ve siyasetin birbirini tamamlayan parçalar olduğunu düşünüyoruz. Buradan hareketle diyebiliriz ki; Müslümanların toplumu ikna, eğitim ve yönetme sanatı olan siyaset hakkında söz söylemesi ve fiilde bulunması bir bakıma inancının gereğidir.
‘’ Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önder yapalım ve onları varis kılalım.’’ ( Kasas, 5) Bu ayet bütün mazlumların manifestosudur. Mazluma nesebi sorulmaz. Zulme, zalime karşı tek yürek, tek ruh, tek beden olabilmek ve karşı koyabilmek niyetinde ve amelindeyiz. ‘’ Size ne oluyor da Allah yolunda ezilen o erkekler, kadınlar ve yavrular uğruna savaşmıyorsunuz?’’ ( Nisa, 75) Bizler bu ayetin uyarısı ve telkiniyle evvela siyaseti kullanmak suretiyle ilmi, edebiyatı, düşünceyi araç kılacağız ve zulme karşı bir baskı unsuru olacağız. İnanç ve hareket diyoruz. Düşünceyi siyaset yoluyla harekete dönüştürüyoruz. NASIL BİR SİYASET ?
‘’ Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir.’’ (Taha,44) Öyle ya Firavun’a giderken Rabb Musa’ya öyle öğütlemişti. Mazlumun Zalim karşısında takınacağı ilk tavrı belirtmişti. Siyaset; insanı ikna ve eğitim sanatıdır ki; İslam kavl-i Leyyin üzerinedir. Yani, yumuşak söz.Ki İslam’ın siyaseti ise vurma kırma üzerine değil ikna ile yani gönül yapma üzerinedir. Ve İslam siyasette meşvereti esas alır, liyakati insana sadakatin önüne koyar. Böyle bir anlayışın çökmesi ise kıyametin kopması demektir. Bizler bugün hakim olan sert ve kaba üslubun aksine İslami üslup olan Kavl-i Leyyinle hitap edeceğiz…
İNSAN
İslam, insana ve hayata açık, insan ve hayatla bütünleşen bir insanlık sistemidir.
*Kur’an’da sıkça geçen “Ey İnsanlar” ifadesinin de gösterdiği gibi İslam dininin muhatabı kadın erkek fark etmeksizin; insandır. Bu yönüyle insan ırkı, rengi, cinsiyeti ve dili ne olursa olsun sadece insan olduğu için bile kâinattaki en değerli varlıktır. Bundan dolayıdır ki: İslam’da kadın hakları ihlali diye bir sorun yoktur. Sadece insanların geleneklerinde, kültürlerinde, tarihsel tecrübesinde, etraftan aldıkları davranış modlarında, şu ya da bu biçimdeki anlayışlarında hak ihlalleri vardır. Zira İslam, kadın ve erkeği yaratıcı karşısında eşit bireyler olarak tanıtmakta, her dönem toplumunda az veya çok varlığını sürdüren bu yanlış anlayışı açıkça kınamaktadır. Siz odaya girdiğinizde , babanız hiç ayağa kalkar mı ? Mümkün mü hiç böyle bir şey ? Kim uzandığı yataktan kızı için ayağa kalkar ? İşte Hz. Muhammed (s.a.v) kızı Fatıma, odaya girdiğinde ayağı kalkar kızını kucaklardı. Onun kadar zarif bir insan örneği duydunuz mu hiç ? İslam’da insan, İslam’da kadın, İslam’da erkek Marifet ve Zerafet üzerine ele alınmış. ADALET
Parmağı kanayan bir insanın vücudundaki diğer azaları nasıl sızlıyorsa; İnsanlık bir beden gibidir, o büyük bedenin herhangi bir yeri kanarsa bizim de içimizin sızlaması gerekir. Bu imanımızın bir gereğidir… Zalimlere, İstibdat ve baskı rejimlerine karşı koymazsak herkes kendi sınıfı ve şubesini savunur durur. Zulüm ise devam eder. Çığ gibi büyüyen zalim-canavar en sonunda susanın ve ortada kalanın da başını yer. Türkistan’a, Kafkasya’ya, Srebrenitsa’ya, Suriye’ye, Filistin’e, Mısır’a, Halepçe’ye, hâsılı Balkanlar ve Mezopotamya’nın yani Asya-Avrupa-Amerika ve Afrika’nın mazlum halklarına selam olsun… Allah’ın Rahmeti mazlumların üzerine, Kahrı’da zalimlerin üzerine olsun. Zayıflar daima zayıf kalmadığı gibi, güçlüler de ebediyen güçlü ve galip kalamazlar. Zalimler için yaşasın cehennem! ‘’ (Resulum!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.’’ (İbrahim, 42)
EMEK
Biz, toplumun tüm fertlerinin güvenliğini, ekmeğini ve özgürlüğünü garanti altına alacak, kula kulluğun olmayacağı, emeğin karşılığının verildiği, servetin belli ellerde dolaşmasını reddeden bir siyasal ve toplumsal sistemi savunuyoruz. Emeği sömürü haraminin işi, emeğe saygı Müslüman kişinin işidir. İnsan da Allah’ın emeğidir. Ve hem insana hem de emeğe saygı Allah’a saygı değil midir.? Yoksa unuttuk mu; Çoluk çocuğunun rızkını kazanmak ve nafakasını te’min etmek için, elinden kazma kürek hiç düşmeyen ve bu yüzden elleri nasır bağlamış olan Muaz Bin Cebel ile, Değirmen çekmekten elleri su toplamış kızı Fatma’nın elini öpen; kısacası emeği yücelten rahmet peygamberini ? Yoksa anlamadık mı Hacer’in yolunu 4000 yıldır kadın-erkek herkese yürüten Allah’ın emeği ödüllendirişini ?
‘’insana kendi emeğinden başkası yoktur!’’ (Necm,39) diyen rabbimiz; bizlere gerçek zenginliğin mal çokluğu değil, gönül tokluğu olduğunu Nasırlı ellerle, alın teriyle, göz nuruyla kazanılan emeğin insan için “en hayırlı lokma” olduğunu müjdeliyor. Sonuç odaklı değil emek odaklı bir hayatı kabul ediyor ve peygambervari sesleniyoruz;
İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz! AHL K VE MEDENİYET
* Dünyadaki her güç ahlâki güç olarak başlar. Her yenilgi ahlâki tökezleme olarak başlar. İslam düzenini belirleyecek olan hareket her şeyden önce ahlâki hareket olmalıdır. Ahlaki bir toplumu ise ahlaklı bireyler özelliklede gençler oluşturur. Biz, İslam ahlâkıyla ahlâklanıp ahlâklı bir toplum kurmayı hedefliyoruz.
İslam toplumunun Kur’anî olması ve İslami özgün bilgi üretiminin artışı arasında doğrudan bir ilişki vardır. Toplum İslamileştikçe İslami üretim artacak; İslami üretim arttıkça da toplum İslamileşecektir.
İslam Medeniyetinin her yönden en üretken olduğu asırlar Kur’anın öncelendiği dönemler olmuş; fikir, sanat, edebiyat, mimari ve diğer alanlardaki özgün üretimler bu temel üzerine bina edilmiş; İbn Haldun, Fuzuli, Mimar Sinan, Uluğ Bey ve daha nice bilginlerimiz bu dönemde yetişmiştir. Dolayısıyla İslam düşünmenin yolunu kesmemiştir. Asıl biz, düşünmeyi durdurduğumuzdan İslam’ la olan ilişkimizi gevşettik, hatta yer yer kopardık. Medeniyetimizin ihyasında Şimdi, söz, bir kalem uygarlığına gönül vermiş olanlardadır. Kalemden kitaba, kitaptan insana, insandan bütün iklimlere uzanacak bir düşünce eylemi çizgisi üzerindeyiz. Medeniyetimizin harcını önce kalemlerimizle hazırlayacağız ki, bir gün kanlarımızı da seferber edebileceğimiz bir yetkinliğe ulaşalım.
Üstad Sezai Karakoç’un dediği gibi;
Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslâm toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa; bunu, gelip gelip dirilten ramazanlara borçludur geniş ölçüde. Ve bir gün tam dirilecekse, bu da yine bir ramazanda başlayacaktır, ramazanlarla başlayacaktır. Evet derdi Allah’ın rızası ve mazlum halkların duası olan, azıklarına merhameti, adalet ve hakikati koyan bir kervan Ramazan ayında yola çıktı. Dirilişimiz başlıyor. Hiç kimseden hiçbir şey talep etmiyoruz. Ve inatla haykırıyoruz :
* İYYAKE NA’BUDU VE İYYAKE NESTAİN.
* İYYAKE NA’BUDU VE İYYAKE NESTAİN.
* İYYAKE NA’BUDU VE İYYAKE NESTAİN. ( YALNIZ ALLAH’A KULLUK EDER VE YALNIZ O’NDAN YARDIM İSTERİZ! )