20/11/2025
Adanmış, Özgün ve Vefakâr bir Öğretmen İrfan Macit
Rahmet ile yad ediyoruz.
“sessiz Adam” gideli 8 yıl olmuş Allah dostlar ile cennetinde buluştursun.. İbrahim Tığlı hocamızın kaleminden
İrfan Macit’i ben 30 yıl öncesinde İstanbul’da üniversiteye başladığım ilk günlerde tanımıştım. Dünyanın bütün yükünü yüklenmiş bu esmer, yerinde duramaz delikanlı Marmara Üniversitesi Göztepe kampüsüne okulu bitirmiş olmasına ragmen her gün gelirdi. Sürekli öğrencilerile bir şeyler analatma yol gösterme derdindeydi. Okul çıkışında inşaatlarda çalışır ordan kazandığı para ile bize okul kantininde çay ısmarlar, bir şeyler yedirirdi.
Irfan abi derdik bu kavruk yüzlü delikanlıya. Hiç bitmeyen bir enerjisi vardı. Onunla her konu hakkında konuşurdunuz, müthiş bir bilgisi ve zekası vardı. Fakat en çok o düşünmeyi ve konuşmayı severdi. Yazamayı sevmezdi hiç, bir kaç yazdığı makale dışında yazdığı şeyler yoktu. "O insanlar üzerinde iz bırakmanın birebir konuşmadan" geçtiğine inanırdı.
O gözlerden uzak bir mütefekkir, eskilerin tabiriyle ayaklı kütüphaneydi. O konuşurken size kendi dünyasına alır orada hiç bırakmak istemediğiniz bir yolculuk yaşardınız. Onun her söylediğinin bir derinliği bir anlamı vardı.
Üniversite yıllarında İrfan Abi ile sık sık görüşür, felsefe, akaid, mantık, tarih, Matematik üzerine konuşurduk saatlerce. Kadiköy’de “köşk” diye tabir ettiğimiz bir öğrenci evimiz vardı. onun eve gelmesine her zaman iple çeker onunla konuşmanın özlemini duyardım.
Genel olrak uğraştığı kafa yorduğu konularr Matematik, dil, ve fizik felsefeydi. O bir felsefe meraklısıydı öncelikle. O her şeyin felsefesininin yapılabileceğine inanırdı. Matemetiğe ayrı bir ilgi gösterir, Matematikte her sayının bile felsefesi olduğunu düşünürdü. Düşüncelerini söylerken savrulmaz, çok büyük kelimelerle konuşmaktan sakınırdı. O engin bilgisine ragmen hep bir mütevazi içtenlikle konuşurdu.
Geçimini sağlamak için her işle uğraştı, manavcılık yaptı pazarcılık yaptı inşaatçılık yaptı fakat kimseye “eyvallah” demedi.
Daha sonra öğretmenliğe geçti. Fakat o bir lise veye ortaokulda öğretmen olabilecek biri değildi. O çünkü üniversiteler de doktora öğrencilere ders verebilecek bir nitelikteydi. Onu söylediklerini bir ortaokul ve lise öğrencisinin anlaması zordu.
O en çok hayatında kitapları severdi. Bulduğu sahaflarda bir Osmanlıca kitabını saatlerce okur onun üzerine yorumlar yapardı. O kitapta bir şey yakaladığında dünyanın en mutlu insanı o oluru. Onun için iki nokta arasında sadece bir düz çizgi yoktu. Çizgi çok anlamlar içeren çevresi ile bir bütünlük oluşturan bir hayattı.
Osmanlı kültürünün mirasını görememiş bizlere yol gösterici olarak yine o karşımıza çıkıyordu. Onunla konuştuğunuzda geçmiş ile şimdi arasındaki ilişkiyi derinlikli bir şekilde kurabiliyordunuz.
Çok zorluklar içinde bir hayat yaşadı
Irfan abi gibi müteffikkirlerin belki de en farklı yönü “ıssız adam” oluşlarıydı. İrfan abi de o ıssız adamlardan biriydi. Çevresinde onun gibi düşünen, kafa yoranlar azdı. Çevresindekiler onun söylediklerine çok fazla önem vermiyorlardı. Çünkü onun amacı bir makam elde etmek bir mevki sahibi olmak değildi. Belki gündelik ilişkilerimizde buna ragmen devam ediyor.
Hep ailesinin nafakasını karşılayıp, daha iyi çalışabileceği, düşünebileceği ortamlar aradı. Hep bir arayış içinde oldu. Bir çok kere çevremizdeki hatırı sayılır sözü geçen kimslere “İrfan abiyi değerlendirelim, onun çok okuyabileceği, Müslüman toplumun yaşadığı sorunlara çözümler üreteceği bir isle meşgul olsun, öğrenci yetiştirsin, hatta kitaplar yazsın” dedğimizde hep bu sözler karşılıksız kaldı. Sözü geçenler, dernekleri arkasına katmışlar, İslami hareketin abileri olarak bildiğimiz bu isimlerin hiç biri onun elinden tutmadı. Ona bir kapı açmadı. Gerçi o da istemezdi böyle bir şeyi ama. Bu müteffikkirin hem zor çalışma şartları altında kalması bizi mahçup etmekteydi.
Oysaki AK Parti iktidarından sonra bir çok gereksiz, işe yaramayan Müslüman toplum için hiç bir faydası olmayan, Müslümanca düşünüşe sahip olmayan yüzlerce insan bu “saygın abilerin” kanalı ile bir yerelere yerleştirilmişti.
Irfan abi yaşadığı sıkıntılardan kurtulmak, biraz daha manevi bir iklimde bulunmak için Suudi Arabistan’a gitti. Oraya gitmek için bile önüne bir çok zorluklar çıkarıldı. Fakat o her türlü sıkıntılara ragmen gitti. Orada bir kaç sene öğretmenlik yaptı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak. Görev yaptığı sırada anlattığı bir anekdotu hiç unutmam. Suudi Arabistan’ın Milli Eğitim bağlı okulunda başörtüsü takılmasasının yasak olduğunu söylemişti. Öğrencilerin okula gelirken başlarının kapalı olduğu , okula gelince kız öğrencilerin başlarını açmaya zorlandıklarını söylerdi. Bu durum onu çok üzerdi. Çünkü üniversite yıllarında başörtüsü için mücadele edenlerden birydi. Okul yönetiminin kendisine “İrfan Hoca burası şeriatle yönetilen, fakat Türkiye laik bir ülke” savunması onu kahrederdi.
İrfan abi görev yaptığı Suudi Arabistanda bir umre dönüşü trafik kazası geçirdi. Kazada yol arkadaşı eşini kaybetti. Kendisi ve oğlu yaralandı. Oğlu uzun bir sure komada kaldı. Iyileştikten sonra Türkiye’ye döndü. İrfan abi yine Türkiye’de kaldığı yerden devam etmeye hayatta tutunmaya çalıştı. Bir kaç kez İstanbul’a gittiğimde kendisi ile görüştüm. Artık bedeninin yorulduğunu ruhunun ise hala dinç olduğunu hissediyordum. O kadar yaşadığı sıkıntılara ragmen onun derdi yine ümmetin problemleriydi. Müslüman duyarlılığını hiç bırakmıyor, beyni hep Müslümanların yaşadığı sorunlara çözüm bulmak için uğraşıyordu.
Elim hastalığa yakalanadığını ve hastalığının son evresinde olduğunu öğrendik. Fakat o hasta olmasına ragmen yine derdi ümmetti. Ümmetin yaşadığı sorunlar onun sağlığından daha önemliydi. Zaten hasta yatarken ziyarete gittiğinizde yanında bir kaç kitap bulunur hemen kitabı açarak size bir şeyler anlatmaya çalışırdı.
Irfan abi, MTTB, Akıncı, Müslüman Gençlik, İnsan ve Medeniyet Hareketi geleneğinden biriydi. Bu gelenekten gelenler hep hayatlarında “Müslüman duyarlığın” sancısını çekmişlerdir. Ama en büyük hataları ise birbirlerine sahip çıkmayışları, destek olmayışları olmuştur.
İrfan abiye gösterdikleri en büyük vefa ise cenaze namazında saf tutmaları ve arkasından güzel sözler söylemeleridir.
İrfan abinin bana bıraktığı miras ise “hayatta tek başına yürü, kimseye eyvallahın olmasın, kalabalıklar içinde “ıssız adam” olduğunu unutma” olmuştur.
Allah rahmet eylesin güzel insan, herkesin senden “emin” olduğun insan biz sana haklarımız helal ettik. İnşallah vurdumduymazlığımıza ragmen sen de hakkını helal etmişindir. İbrahim Tigli -19 Kasım 2017