Ya İstiklal Ya Ölüm

Ya İstiklal Ya Ölüm Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Ya İstiklal Ya Ölüm, Non-Governmental Organization (NGO), Dünya, Ankara.

EŞME'NİN KİLİMCİ KARACA KIZINA AŞK OKUGök Tengri kilime dokunmuş, fermanı vermişti."Karaca Kız. Borcun ödendi. İki yıl d...
09/10/2026

EŞME'NİN KİLİMCİ KARACA KIZINA AŞK OKU

Gök Tengri kilime dokunmuş, fermanı vermişti.

"Karaca Kız. Borcun ödendi. İki yıl dolana kadar buradasın ama..." dedi. Sesi artık bir fırtına değildi, bir babanın sesi gibiydi. "Sürekli kilim dokumak zorunda değilsin. Gez, dolaş. Bu mavi sarayın bahçelerinde, akarsularında... Kendini ara. Kimse sana 'dokuyacaksın' demeyecek gari."

Karaca ilk defa tezgahın başından kalktı.

Üstündeki o Eşme tozu silkinmişti ama parmaklarında hala sekiz örümceğin hüneri duruyordu. Yıllarca Kemerdağı'nın mağarasında ağ örmüştü. Şimdi Gök'ün dokuz kat bahçesini gezmeye başladı.

İşte bela da ondan sonra başladı.

Çünkü Gök katı sadece Ak Ana'dan, Umay Ana'dan ibaret değildi. Gök katının bir de gölge tarafı vardı. Erlik Han'ın yandaşları, yeraltı hanları. Onlar yukarıya, o mavi saraya hiç yakışmazdı. Ama pusuya yatmış beklerlerdi.

Onların başında Kara Han vardı. Yanında Alkarısı, Hortlak Han ve Tamu Bekçisi Kölök Han... Hepsi Erlik'in sofrasından artak yiyen, k*t'u karanlıktan alan hanlardı. Ve en çok da şuna tahammül edemezlerdi: Bir ölümlü kızın, hem de fakir bir Eşmeli kızın, Gök Tengri'nin karşısında diz çökmeden durmasına.

Karaca bahçede dolaşırken ilk Kara Han çıktı karşısına.

"Eşmeli!" dedi. "Gök Tengri sana serbestlik verdi diye han mı oldun? Sen hala o dut ağacında urgan arayan yetimsin. Senin yerin tezgahın başı değil, mağaranın dibi!"

Karaca durdu. Gülümsedi. O gülümseme Eşme'de pazarda bezirgana atılan gülümsemeydi.

"Hanım" dedi. "Ben mağaranın dibini gördüm. Sen hiç gördün mü? Mağaranın dibinde insan kibirden değil, açlıktan ölür. Sen açlığı bilir misin Kara Han? Bilirsen, ben de sana han derim."
Kara Han sustu. Çünkü yeraltı hanları açlığı bilmezdi. Onlar tokluktan azardı. Devamı için linke tıklayın https://bulentdundar.blogspot.com/2026/10/esmenin-kilimci-karaca-kizina-ask-oku.html

KİLİM KARACA KIZ TANRI KATINDA EŞMENİN KADERİNİ TARTIŞIYORKilimde Sömürü Nasıl KalkarGök Tengri’nin katında ipler dökülm...
03/10/2026

KİLİM KARACA KIZ TANRI KATINDA EŞMENİN KADERİNİ TARTIŞIYOR
Kilimde Sömürü Nasıl Kalkar
Gök Tengri’nin katında ipler dökülmeye, tezgahın tahtası gıcırdamaya başladı. Karaca Kız’ın parmakları, örümcek olduğu o uzun yılların hüneriyle, sıradan bir insanın kavrayamayacağı bir hızla gidip geliyordu. Ama bu kez dokuduğu şey koyun yünü değil, evrenin hamuruydu; göğün mavisi, yerin karası, anaların gözyaşı ve yoksulların ahıydı.
İlk ilmekler atıldığında, k*tsal katın altındaki mavi ışık dalgalandı. Sarayın dokuz direği titredi. Çünkü aşağıdan gelen bir ses, yukarıda hiç duyulmamıştı.
Karaca Kız tezgahtan gözünü ayırmadan, sesini sarayın kubbesinde yankılatarak konuştu:
"Bak Gök Tengri, izle gari! (devamı için yorumlarda link var)

EŞME'NİN KİLİMCİ KARACA KIZI TANRI KATINDAHESAPLAŞMAİLK GÜN: YÜZ AKIYLA BAŞLANGIÇGök katında ilk gün .Karaca daha yeni g...
23/09/2026

EŞME'NİN KİLİMCİ KARACA KIZI TANRI KATINDA
HESAPLAŞMA

İLK GÜN: YÜZ AKIYLA BAŞLANGIÇ

Gök katında ilk gün .

Karaca daha yeni gelmiş. Ayağında Eşme'nin tozu, koynunda o bir tutam kırmızı yün. Tezgah daha boş. İki yıllık ipler önünde yığılı duruyor. Bembeyaz, soğuk, kokusuz ipler. Gök katının ipi.

Etraf kalabalık. Küçük hanlar toplanmış. Kara Han en önde. tepegöz alper tunga ayızıt ayızıt kızları mergen tanrı kızağan ay han dağ han hepsi var.

Kara Han bakmış: "Hoş gelmişsin Eşmeli. Daha ilk günün. Bakalım yarın da bu kadar dik durabilecek misin?"

Karaca cevap vermedi. Çünkü Eşme'de töre şudur: İlk gün laf edilmez, gözlem edilir iş edilir. Karaca nın merakı Göktengri idi onunla ne zaman karşılaşacaktı . Umay ana Ak ana ona yerini gösterip bugün dinlen diye çekilmişlerdi.

O Gitmiş tezgahın başına oturmuştu. İlk ilmeği atmadan önce ne yapmış biliyor musunuz? Gök Aynası'ndan Eşme'ye bakmış.

Aşağıda Eşme meydanı. Dut ağacı. Tezgahlar örtülü değil artık, açık ama boş. Kadınlar tezgah başında değil, dut ağacının altında toplanmış. Karaca'nın yırtılan kiliminden kalan parçayı ortaya koymuşlar. Üstüne bir avuç toprak atmışlar. Töre.

Karaca içinden "Tamam" demiş. "Beni unutmamışlar."

Dönmüş tezgaha.

İlk düğümü atacak Önce koynundaki o Eşme yününü çıkarmış. O kırmızı, kanlı yünü. O bembeyaz gök iplerinin arasına katmış.

Küçük hanlar gülmüş. "Gök ipiyle yer yünü karışmaz" demişler.

Karaca tak diye vurmuş mekiği.

İlk ilmek kırmızı olmuş. Canlı. Kokulu. Gök katının o soğuk maviliği bir an ısınmış.

Ak Ana görmüş, gülümsemiş. Umay Ana görmüş, başı dikleşmiş.

Alp uzaktan bakıyormuş. İlk defa tezgahın dibine su testisini bırakmış. Ses etmeden.

Akşam olmuş. Gök katında ışık çekilmiş.

Küçük hanlar yine gelmiş. "Kız, bugün ne dokudun?" demişler alayla.

Karaca tezgahı göstermiş. Koskoca tezgahda sadece bir karış dokunmuş. Bir karış.

Kara Han gülmüş: "İki yılda bu gidişle bir kilim bile bitmez."

Karaca ayağa kalkmış. Alnındaki teri silmiş. O ter Eşme'de gibi.

"Bir karış dokudum hanım" demiş. "Ama o bir karışta hile yok. Düğümü çalmadım, ipi çalmadım, emeği çalmadım. Bir karış ama yüz akıyla dokudum. Sizin katınızda bin yıllık kilimler var, hangisinde bir karış yüz akı var? Gösterin."

Sessizlik.

Çünkü gök katında kimse yüz akından bahsetmemiş bugüne kadar. Ferman var, k*t var, güç var ama yüz akı yok.

İlk defa gök katında bir ölümlü, tezgahının başında, işinin başında uyumuş.

Küçük hanlar fısıldamış: "Bu kız ilk günden han gibi durdu."

Alp de testisini yine doldurmuş.

Karaca kız ne kadar uyuduğunu bilmeden Umay ana'nın telaşlı sesiyle uyaandı Karaca kız kalk Göktengri seni görmeye geliyor..

Gök Tengri’nin mavi ışıklar içindeki uçsuz bucaksız katında Ak Ana sağında, Umay Ana ise mahcup bir gölge gibi solunda duruyordu. Karaca'nın karşısında ise sureti olmayan ama varlığı evreni titreten o ihtişam geldi durdu.

Gök Tengri’nin mavi ışıklar içindeki uçsuz bucaksız sarayında zaman akmıyordu. Ak Ana sağında, Umay Ana ise mahcup bir gölge gibi solunda duruyordu. Karşısında ise sureti olmayan ama varlığı evreni titreten o ihtişam yer alıyordu.

Gök Tengri ona baktı.

Uzun süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra Gök Tengri’nin sesi, yer altından yürüyen bir fırtına gibi sarayda yankılandı::

"Hoş geldin Eşmeli Karaca Kız. Kendi küçücük tezgahından kalkıp, evrenin nizamına meydan okuyan o cesur kul... İki yıllık hizmet bedelini ödemeye ve buraya, nizamın kalbine kilim dokumaya geldin. Söyle bakalım, bu mavi ışıktan sarayda ilk sözün nedir?"

Karaca cevap verdi:

“Buradayım.”

“Bana bakmıyorsun.”

Karaca başını kaldırdı.

“Bakıyorum.”

“Korkmuyor musun?”

Karaca bir süre düşündü.

Sonra:

“Korkuyorum.”

Gök Tengri hafifçe gülümsedi.

“Öyleyse neden diz çökmüyorsun?”

Karaca'nın gözleri sertleşti.

“Çünkü dünyada yoksullar zenginlerin karşısında yeterince diz çöküyor. ben de yoksulum bari bu erdemli yerde çökmeyeyim dedim."

Ak Ana başını kaldırdı.

Umay Ana şaşkınlıkla Karaca'ya baktı.

Karaca kız devam etti: "insanlar saygısını kendisini alçaltmadan da gösterebilir. Tanrı kulunun alçalmasını neden istesin"?

Gök Tengri ise ilk kez ciddi bir ifadeyle doğruldu.

“Devam et.”

Karaca bir adım attı.

“Ben Eşme'de fakir bir kızdım. Annemi doğarken kaybettim. Babamı da kaybettim. Bana kalan bir tezgâhtı.”

Elini önündeki görünmez tezgâha koydu.

“Ben o tezgahta kilim dokurken siz gökte oturuyordunuz.”

Gök Tengri:

“Evet.”

“Peki aşağıda ne olduğunu görüyor muydunuz?”

Sessizlik.

“Haksızlıkları, Savaşları?”

Sessizlik.

“Bir annenin oğlunun cesedini beklediğini?”

Sessizlik.

“Açlıktan ağlayan çocukları?”

Gök Tengri'nin yüzündeki ifade değişmedi.

Karaca devam etti:

“Bir ağanın, tarlasını süren adamdan daha çok ekmek yediğini görüyor muydunuz?”

Umay Ana araya girmek istedi.

“Karaca...”

Karaca döndü.

“Hayır Umay Ana. Bu defa susmayacağım.”

Sonra yeniden Gök Tengri'ye baktı.

“Ben iki yıl sizin katınızda hizmet edeceğim. Bana bunun karşılığında ne vereceksiniz?”

Gök Tengri:

“İnsan olmayı.”

Karaca acı acı güldü.

“Ben zaten insandım.”

Bu kez gökteki ışıklar bile sanki sustu.

Karaca:

“Siz beni örümcek yaptınız. Sonra yeniden insan yapmaya karar verdiniz. Ama dünyadaki milyonlarca insanı insan yapan ne olacak?”

Gök Tengri sordu:

“Ne demek istiyorsun?”

Karaca'nın sesi yükseldi.

“Onları kim yeniden insan yapacak?”

Bir anlık sessizlik.

“Savaşta çocuğunu kaybeden anneyi kim?”

“Açlıktan ölen çocuğu kim?”

“Tecavüze uğrayan kadının hesabını kim soracak?”

“Emeği sömürülen işçinin hakkını kim verecek?”

“Sırf fakir doğduğu için küçümsenen insanın hesabını kim verecek?”

“Güçlü olanın güçsüzü ezmesine kim dur diyecek?”

Gök Tengri:

“İnsanların kendi iradesi vardır.”

Karaca hemen karşılık verdi:

“İyi.”

Bir adım daha attı.

“O zaman benim iradem neden elimden alındı?”

Gök Tengri sustu.

Karaca:

“Ben kibirlendim. Doğru. Haddimi aştım. Beni cezalandırdınız. Onu kabul ettim ve son sorumu geri aldım.”

Sonra Umay Ana'ya döndü.

“Ama benim kilimimi neden yırttın?”

Umay Ana'nın gözleri yere indi.

Karaca tekrar Gök Tengri'ye baktı.

“Benim suçum kibirdiyse, sanatımın ne suçu vardı?”

Bu kez Ak Ana konuştu:

“Yoktu.”

Karaca başını çevirdi.

“Öyleyse neden sustunuz?”

Ak Ana cevap veremedi.

Karaca'nın gözlerinden yaş geldi.

Ama sesi artık titremiyordu.

“Ben sizin için bir örümceğe dönüştürüldüm.”

Elini kalbinin üzerine koydu.

“Ama dünyada insanlar birbirlerine bunu yapıyor. Birbirlerini yoksulluğa, açlığa, savaşa, korkuya, yalnızlığa çeviriyorlar.”

Gök Tengri:

“İnsan kötülüğü seçebilir.”

Karaca:

“İyi. Peki iyiliği seçtiğinde neden onu korumuyorsunuz?”

Gök Tengri:

“Koruyorum.”

Karaca:

“Nerede?”

Bu soru göğün içinde yankılandı.

“Nerede koruyorsunuz?”

Karaca'nın sesi artık bağırmıyordu.

Tam tersine, sakinleşmişti.

“Savaş meydanında çocuğunun üzerine kapanan annede mi?”

“Kıtlıkta son ekmeğini komşusuyla paylaşan adamda mı?”

“Yetimin elinden tutan kadında mı?”

“Haksızlığa uğradığı halde başkasına haksızlık etmeyen insanda mı?”

Gök Tengri:

“Evet.”

Karaca:

“O zaman Tanrı'nın en büyük mucizesi gökyüzünde değil.”

Gök Tengri sustu.

Karaca devam etti:

“İnsanın içinde. yine insanla yardım edebiliyor insanı kullanıyor insansız yapamıyor.”

Ak Ana'nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

Karaca'nın gözleri parlıyordu.

“Benim kilimim de bunun için.”

Gök Tengri:

“Ne dokuyacaksın?”

Karaca:

“Sizi.”

Umay Ana irkildi.

“Bizi mi?”

Karaca başını salladı.

“Evet.”

“Tanrıların kilimi dokunur mu?”

Karaca:

“İnsanların gördüğü tanrılar dokunur.”

Gök Tengri:

“Ve beni nasıl dokuyacaksın?”

Karaca tezgâhın başına geçti.

İlk ipi eline aldı.

“Sizi insanların gözünden dokuyacağım.”

İlk düğümü attı.

“Buraya savaşta ölen çocuğu koyacağım.”

İkinci düğüm.

“Buraya onu bekleyen annesini.”

Üçüncü düğüm.

“Buraya aç kalan köylüyü.”

Dördüncü düğüm.

“Buraya zenginin sofrasının altında kalan ekmekleri.”

Beşinci düğüm.

“Buraya emeğinin karşılığını alamayan kilimci kadını.”

Altıncı düğüm.

“Buraya haksız yere suçlanan adamı.”

Yedinci düğüm.

“Buraya savaşmak istemediği halde savaşa gönderilen genci.”

Sonra başını kaldırdı.

“Ve buraya sizi koyacağım.”

Gök Tengri:

“Beni neden en sona koydun?”

Karaca:

“Çünkü önce insanların hikâyesini bilmeden Tanrı'nın hikâyesi anlaşılmaz.”

Gök Tengri'nin yüzünde ilk kez bir insanın yüzündeki gibi bir hüzün belirdi.

Karaca devam etti:

“Ben sizden dünyadaki bütün kötülükleri yok etmenizi istemiyorum.”

“Ne istiyorsun?”

Karaca ipliği çekti.

“Haksızlığın karşısında susmamanızı.”

Bir düğüm daha attı.

“Ağlayanın sesini duymanızı.”

Bir düğüm daha.

“Güçsüzün yanında durmanızı.”

Bir düğüm daha.

Bir düğüm daha.

“Ve en önemlisi...”

Karaca durdu.

Gök Tengri onu bekledi.

“İnsana verdiğiniz aklı, insandan geri almamanızı.”

Gök Tengri:

“Neden?”

Karaca:

“Çünkü insan düşünmeye başladığında soru sorar.”

“Sonra?”

“Sonra hesap sorar.”

“Kime?”

Karaca gözlerini doğrudan Gök Tengri'nin gözlerine dikti.

“Gerekirse Tanrı'ya.”

Dokuz kat gökte büyük bir sessizlik oldu.

Umay Ana'nın gözlerinden yaş süzüldü.

Ak Ana başını öne eğdi.

Gök Tengri ise uzun süre Karaca'ya baktı.

Sonunda ayağa kalktı.

Tahtından inmedi.

Ama sesi ilk kez gökten değil, sanki Karaca'nın kalbinin içinden geliyordu:

“İşte şimdi anladım.”

Karaca:

“Neyi?”

“Seni neden buraya göndermem gerektiğini.”

Karaca sustu.

Gök Tengri:

“Sen benim sarayımda hizmet etmeye gelmedin.”

“Neye geldim?”

“Bize insanı hatırlatmaya.”

Karaca'nın gözleri doldu.

Ama ağlamadı.

Çünkü yıllarca örümcek olarak dokuduğu ağların içinde öğrendiği bir şey vardı:

Gözyaşı bazen zayıflık değildir.

Bazen insanın haklı olduğunun son kanıtıdır.

Gök Tengri elini kaldırdı.

Sarayın bütün duvarları bir anda açıldı.

Karaca aşağı baktı.

Yeryüzü görünüyordu.

Eşme...

Anadolu...

Çalışan, kavga eden insanlar...

Ağlayan kadınlar...

Koşan çocuklar...

Tarlada köylüler...

Şehirlerde birbirine yabancılaşmış insanlar...

Ve bütün bunların arasında iyilik yapan küçük insanlar...

Karaca uzun süre baktı.

Sonra Gök Tengri'ye döndü:

“Bana iki yıl verdiniz.”

“Evet.”

“İki yılda bu dünyanın bütün acılarını dokuyabilir miyim?”

“Hayır.”

Karaca gülümsedi.

“Öyleyse başlayalım.”

Tezgâhın başına oturdu.

İlk ilmeği attı.

Ve o anda Gök Tengri'nin katında ilk kez bir kilim dokunmaya başladı.

Bu, ne tanrıların zafer kilimiydi...

Ne insanların yenilgi kilimi...

Bu, insanın Tanrı'ya sorduğu soruların kilimiydi.

Karaca Kız her ilmekte bir insanın acısını dokudu.

Her düğümde bir savaşın sessizliğini.

Her renkte bir annenin gözyaşını.

Her kırmızı iplikte akan kanı.

Her yeşil iplikte yeniden doğan umudu.

Ve kilimin en ortasına tek bir cümle işledi:

“BİR TANRI'YI BÜYÜK YAPAN, İNSANDAN KORKMAMASI DEĞİL; İNSANIN SORUSUNDAN KAÇMAMASIDIR.”

Karaca ipliği çekti.

Gök Tengri kilime baktı.

Ve ilk kez...

Tanrı, bir kulunun dokuduğu kilimin karşısında sessiz kaldı.

Karaca Kızın Tanrı Katında Hikayesi devam edecek. Bülent Dündar
Daha Fazla detay Resim ve diğer bölümler için yorumlarda linke Tıklayın

DENİZLİ GÜNEY'İN ZEYBEK ŞARAPLARI VE ŞARAP TANRISI DİONİSOS EFSANESİBu muhteşem hikayeyi harika resimleri ve videoyu izl...
19/09/2026

DENİZLİ GÜNEY'İN ZEYBEK ŞARAPLARI VE ŞARAP TANRISI DİONİSOS EFSANESİ
Bu muhteşem hikayeyi harika resimleri ve videoyu izlemek için lütfen yorumlardaki aynı başlıklı linke girin

UŞAK EŞME'NİN TANRICA'YA REST ÇEKEN KİLİMCİ KIZ EFSANESİEşme'de, Kemerdağı'nın eteğinde, her evden tak tezgah sesi gelen...
17/09/2026

UŞAK EŞME'NİN TANRICA'YA REST ÇEKEN KİLİMCİ KIZ EFSANESİ
Eşme'de, Kemerdağı'nın eteğinde, her evden tak tezgah sesi gelen, ipi kök boyayla kırmızıya çalan bir köy vardı eskiden.
Her evde bir kilim, her kilimde bir dert işlenirmiş. O köyde anası doğururken ona "kızım" demeye fırsat bulamandan can vermiş, babası da ardından tez gitmiş, Tek başına bir tezgahın başında kalmış kız. Adı karaca kızdı. Köylü ona "Altın Parmak karaca" derdi.
Karaca daha on ikisinde tezgaha oturmuştu. Yün eğirmeyi, Kemerdağı'nın kekiğinden otlarından boya çıkarmayı kimse ondan iyi bilmezdi. Öyle kilim dokurdu ki canım, kilime baktın mı Eşme ovasını görürdün. Kuzular otlar, Kemerdağı'nın dumanı tüter, dut ağacının altında çocuklar oynardı. İlmek ilmek değil, gözyaşı gibi işlerdi. Karadere bile masmavi olur gürül gürül çağlardı.
Gün geldi Karaca kızın ünü Uşak'ı aştı. Manisa'dan, Denizli'den ağalar kilim almaya gelir, "Bu kilimi hangi peri dokudu?" derdi. Karaca'da gençti, yalnızdı, kibire kapıldı. Bir gün köy meydanında, bütün kadınlar kilim gererken, avazı çıktığı kadar bağırdı:
"Benim kilimimi ne Eşme'de, ne Uşak'ta, ne de gökte kimse dokuyamaz! Benim elim, Umay hatun'un elinden bile maharetli!"
O lafı dediği anda, Kemerdağı'nın üstünden bir kara rüzgar esti. Tezgahlardaki ipler koptu.
Çünkü o laf, yazar Ovid'e göre Athena bizdeki mitolojik karşılığı aynı tanrıca Türklerin anası Umay hatunun kulağına gitti.
Umay hatun, çocukların, kadınların, el işinin koruyucusu, bereketin anası. Göktürk'ten beri Türk kadınının başındaki ana. Ak saçlı bir nine kılığına girip Kemerdağı'ndan Eşme'ye indi. Bastonuyla Karaca'nın tezgahının yanına geldi.
"Kızım" dedi, "Büyük lokma ye, büyük laf etme. El elden üstündür. Gel o lafını geri al, kibir insanı helak eder."
Karaca, o yalnızlığın verdiği öfkeyle baktı nineye:
"Sen ne bilirsin nine? Senin gözlerin görmez, ellerin titrer. Eğer gerçekten Umay hatun isen, gel yarışalım! İki tezgah kuralım meydana, kim güzel dokursa o haklı kalsın!"
Umay hatun o anda kılığından sıyrıldı. Gözleri gök gibi parladı. Eşme meydanına iki tezgah kuruldu. Bütün Eşme toplandı. Çıt çıkmadı.
Umay hatun kilimine, Türklerin türeyişini, Ötüken'den Eşme'ye gelişini, anaların evlatlarını nasıl koruduğunu dokudu.
Karaca ne dokudu biliyor musunuz?, insanın kibrini, haksızlığını dokudu. Bir babanın evladını nasıl yalnız bıraktığını, bir ananın yavrusuna "kızım" demeden nasıl can verdiğini, bir kızın Kemerdağı'nın eteğinde nasıl kimsesiz kaldığını... Her ilmekte bir sene, her düğümde bir gözyaşı vardı.
Kilimler bittiğinde, Eşme'nin en yaşlı ninesi geldi baktı. Bir Umay hatunun kilimine baktı, bir karacanın kilimine. Yıkıldı ağlamaya.
"Karaca'nın kilimi!" dedi, "Bu kilim nefes alıyor! Şu kuzu meleşiyor, şu duman tütüyor! Umay Ana'nın kilimi k*tsal ama Elif'in kilimi can... Bu kızın kilimi daha güzel!" Herkes Karaca'nın kilimine koştu. Alkış tuttu.
Umay hatun o ana kadar hiç yenilmemişti. Bir ana tanrıça, bir kul kızına yenilmişti. Öfkesi dağları titretti. Elindeki her şeyi aldı, Karaca kızın iki yılda dokuduğu o can kilimini, o ilmek ilmek hayatı, ortadan ikiye yırttı! Eşme meydanında paramparça etti!
Karaca kız... O an bitti . Dizlerinin üstüne çöktü yırtık kiliminin başında. O kilim onun anasıydı, babasıydı, her şeyiydi.
Utancından, haksızlıktan... Koştu köyün en büyük dut ağacına, urganı astı. "Beni kimse sevmedi, bari toprak sevsin" dedi.
Tam kendini bırakacakken Umay hatun yetişti. Ama kurtarmak için değil. Acıdı ama affetmedi.
"Ölmek yok Karaca!" dedi. "Madem dokumadan vazgeçmiyorsun, madem elin bu kadar maharetli, seni öyle bir şeye çevireceğim ki, ölene kadar dokuyacaksın! Ama kimsenin giyemeyeceği, kimsenin basamayacağı bir kilim dokuyacaksın!"
Elini Karaca'nın başına koydu. Karaca kızın altın parmakları inceldi, sekiz tane oldu. Bedeni küçüldü. Saçları bembeyaz ağ oldu. Eşme'nin ilk örümceği oldu. Kemerdağı'nın kayalarına mağarasına çekildi.
O günden sonra Eşme'nin her evinde, her damında, her tezgahının altında bir örümcek yaşar oldu. O örümcek Karaca kızdı Hala dokuyordu. Ama artık ağ dokuyordu. Sonsuza kadar.
Eşme'nin kadınları yıllar sonra ne yapacaktı biliyor musunuz ? O yırtılan kilimin parçalarının desenlerinden Hasat sonu, her yıl köy meydanına serecekler. "Karaca kızın hatırına en güzel kilim kimin?" diye yarışma yapacaklar. O yarışma, bugün her yıl yaptığımız EŞME KİLİM FESTİVALİ olacaktı.
Festivalde hala en güzel kilimi dokuyan kıza dut yaprağından taç takacaklar. Niye? Çünkü Karaca dut ağacında canına kıymak istemişti ya, o dut yaprakları onun kefeni tacı olacaktı.
Ve Eşme'de hiç bir kadın örümcek öldürmeyecek. "Aman Karaca kız küser, Umay hatun küser" diyecekler. Tezgahta bir örümcek ağı görsen bozamazsın. Çünkü o ağ, Karacanın hala Kemerdağı'nda dokumaya devam eden gözyaşıdır, ahıdır. denilecek.
İşte Yunanlıların Araknis dediği kız, bizim Eşmeli Karaca kızdır. Lidya dedikleri yer zaten bizim Eşme'dir, Kemerdağı'dır. Ovid hikayeyi tam da burda görerek yaşayarak yazmıştır.
Şimdi Eşme Kilim Festivali'ne gitsen, her kilimin köşesinde küçücük bir örümcek ağı motifi görürsün. İşte o karaca kızın imzasıdır. Ben bunu yazarken bile içim titredi , Daha Güzel daha anlamlı Eşme kilim festivallerimiz olması dileğimle...
Bu hikayede Yunanlılar karaca kıza Araknis demiş, Lidya mitolojisi demiş, ama bu bizim hikayedir. mitolojide olayın geçtiği yer bizim Eşme'miz Kemerdağı'nın eteğidir. Kanıtı ve kaynağı Romalı Şair Ovidius (Ovid) tarafından milattan sonra 8. yılında tamamlanan Metamorphoses (Dönüşümler) adlı epik şiir kitabıdır.. Bülent Dündar. farklı resimleri 1. yorumda bulabilirsiniz

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları ve Susurluk: Borçtan Çakallara Giden Yol John Perkins kimdir? Yıllarca Amerikan şirke...
12/09/2026

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları ve Susurluk: Borçtan Çakallara Giden Yol
John Perkins kimdir? Yıllarca Amerikan şirketleri adına çalışan bir ekonomistti. Sonra vicdan azabıyla Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabını yazdı. Görevini şöyle anlatıyor:

"Ben bir ekonomik tetikçiydim. Görevim, Dünya Bankası ve IMF adına gidip bir ülkeyi asla ödeyemeyeceği kadar borçlandırmaktı. Mesela derdik ki, size kredi veriyoruz, bu krediyle ülkenize yollar yapacaksınız. Ama o yolları bizim şirketlerimiz yapacak. Bizim mühendislerimiz çizecek, bizim şirketlerimiz inşa edecek. Sonra o yolların üzerinde gidecek arabalar için de yine bizden kredi alacaksınız, o arabaları da bizim şirketlerimizden alacaksınız. Yani biz size kredi veriyoruz, o kredi daha siz görmeden bizim şirketlerimize geri dönüyor. Size ise sadece devasa bir borç kalıyor. Ödeyemez hale gelince de gelip diyoruz ki: Petrolünü ver, BM'de yanımızda oy kullan, askeri üs ver."

Türkiye bu listede baş sıradaydı. 70'lerde sürekli borçlandırıldı, Tansu Çiller'in Başbakanlığında 24 Ocak 1980 kararlarıyla tamamen IMF kapısına bağlandı. Ama Türk milleti borca rağmen diz çökmedi, direndi.

Perkins'in kitabındaki Çatlı çetesiyle alakalı o meşhur cümle burada gizli:

"Ekonomik tetikçiler başarısız olursa, çakallar devreye girer."

Yani jackals. Suikastlar, iç karışıklıklar, faili meçhuller, uyuşturucu trafiği ile ülkeyi içeriden karıştıran adamlar.

İşte 3 Kasım 1996 Susurluk Kazası, o çakalların Türkiye'deki trafik tutanağıdır.

O gece ne oldu, bir hatırlayalım:

Tarih 3 Kasım 1996, saat akşam 19.15 civarı. Balıkesir'in Susurluk ilçesi çıkışında, benzin istasyonundan çıkan bir kamyona, hızla gelen siyah bir Mercedes çarptı. Mercedes paramparça oldu.

Arabanın içinden çıkanlar, Türkiye'yi 30 yıldır konuşturan isimlerdi:

1. Abdullah Çatlı (40 yaşında): Ön koltukta oturan, olay yerinde ölen kişi. Üzerinden Mehmet Özbay adına sahte kimlik, yeşil pasaport, devlet envanterine kayıtlı silahlar ve o dönem Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın imzasıyla verilmiş silah ruhsatı çıktı. 1970'lerin Ülkü Ocakları'ndan, 1978 Bahçelievler Katliamı'nın azmettiricisi olarak aranan, 12 Eylül sonrası yurt dışına kaçmış bir isim.

2. Hüseyin Kocadağ: Arabayı kullanan, direksiyonda ölen kişi. Eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı ve aynı zamanda Polis Akademisi eski müdürü. Yani devletin en üst düzey polis şeflerinden biri., Hüseyin Kocadağ.

3. Gonca Us: Arka koltukta oturan ve ölen eski manken. Çatlı'nın sevgilisi olduğu söylendi.

4. Sedat Bucak: Arkada oturan ve kazadan yaralı kurtulan tek kişi. Şanlıurfa DYP Milletvekili ve 20 bin silahlı korucusu olan Bucak Aşireti'nin lideri. Devlete PKK'ya karşı koruculuk yapan aşiretin başı.

Bu nasıl bir araba ? Bir yanda milletvekili, bir yanda polis müdürü, bir yanda Interpol'ün aradığı bir isim. Aynı arabada ne geziyorlar?

Ve perdenin arkasındaki isim: Mehmet Ağar. O gece İçişleri Bakanı'ydı. Yani Türkiye'deki tüm polisin en tepesindeki adam. Daha önce Emniyet Genel Müdürlüğü yapmıştı. Çatlı'nın cebinden çıkan silah ruhsatındaki imza, Kocadağ'ın eski amiri olması, hepsi onun dönemine dayanıyordu. Bu yüzden kaza sonrası kamu vicdanında en büyük sorumlu o olarak görüldü ve istifa etmek zorunda kaldı.

İşte burada çok önemli bir ayrım yapmak lazım. Çünkü bu olayı bilmeyen gençler hemen "devlet yaptı" diye kestirip atıyor.

Hayır. Burada şunu söylemem lazım:

Türk töresinde devlet k*tsaldır, Türk töresinde devlet baba ocağıdır, ebed müddettir. Devletin kendisi kirli iş yapmaz, yapamaz. Kirli olan, o k*tsal ocağın içine sızmış, devletin rozetini, kimliğini, gücünü çalıp perde gibi kullanan devletteki çeteleşmiş gruplardır. Susurluk'ta çarpışan Mercedes değil, o perdenin kendisidir.

Gelelim en çok suistimal edilen "ASALA'yı bitirdi, kahramandı" yalanına ve CIA bağlantısına.

Çatlı ASALA'yı bitiren kahraman da değildi. MİT'in kendi kayıtlarında, 80'lerde Fransa'da ASALA'ya karşı birkaç küçük eylemde kullanıldığı yazar.

Peki ne hangi eylemlerdi ?

Bunu da bu işlerin bizzat içindeki isim, MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür kendi ağzıyla anlatıyor. Eymür, Çatlı için şunu diyor:

"Çatlı ve ekibi Avrupa'da uyuşturucu işi yapıyordu. Bir Ermeni anıtına bomba koydular, bir de bir arabanın altına bir şeyler koydular. Doğru düzgün yaptıkları bir operasyon yok yani."

İşte efsanenin aslı bu kadar. Bir anıta bomba, bir arabaya bir şeyler. Aynı dönemde Fransa'da uyuşturucudan yakalanıp 7 yıl hapis cezası almış bir isim.

CIA ile bağlantısı da buradan gelir. Soğuk Savaş döneminde NATO'nun Gladio / Türkiye'deki adıyla Kontrgerilla yapısı, komünizme karşı kullanılabilecek herkesi topluyordu. CIA'in Türk asıllı eski görevlisi Ruzi Nazar'ın ülkücü gençleri eğittiği kendi anılarında var. Çatlı da Papa suikastçısı Mehmet Ali Ağca ve Oral Çelik ile aynı ekipte, İtalya'daki Gladio üyesi Stefano Delle Chiaie ile Latin Amerika'da buluşan bir isim olarak o havuzun içindeydi.

CIA onu kahraman olduğu için değil, kullanılabilir olduğu için korudu. Uyuşturucu işine de bu yüzden göz yumuldu.

O yüzden o k*tsal devlet ocağını, uyuşturucu parası ve yabancı istihbaratın angarya işleri için kullanmak kahramanlık değildir. En büyük ihanettir.

Perkins'in son cümlesi tam buraya oturur: "Onları satın alamazsak, kendi içlerindeki adamlara yaptırırız."

Susurluk Raporu'nu hazırlayan Kutlu Savaş da zaten bunu yazdı. Susurluk bir trafik kazası değil, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabının Türkiye'deki kaza tutanağıdır. Bülent Dündar detay resimler için ilk yoruma bakabilirsiniz

Ana SayfaTartışmaABDULLAH ÇATLI KİMDİ? .Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları ve Susurluk: Borçtan Çakallara Giden Yol ABDULLAH ÇATLI KİMDİ? .Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları ve Susurluk: Borçtan Çakallara Giden Yol 0 hadindik gari Eylül 12, 2026 Bir Ekonomik Tetikçinin İtiraflar...

Eski MHP'lileri ve Ülkücüleri özlüyorum.Lise çağlarında okul dışından gelip toplu halde önümü keserek bir kaç kez kendil...
09/09/2026

Eski MHP'lileri ve Ülkücüleri özlüyorum.
Lise çağlarında okul dışından gelip toplu halde önümü keserek bir kaç kez kendilerinden dayak yemiş olsam da özlüyorum.
Bizim duvar yazılarımızı silip üzerlerine "Ey türk titre ve kendine dön" veya "Tanrı Türkü korusun" başbuğ Atatürk sloganları yazarlardı.
Nerde Onlar?
Şimdi Tanrı ve Atatürk kelimesini konuşanları dövüyorlar.
Hangi ara mutasyona uğradılar hiç anlamadım. Siz anladınız mı?
B.Dündar

Fatih istanbul'a girince ne yaptı? Herkesi neden şaşırttı
06/09/2026

Fatih istanbul'a girince ne yaptı? Herkesi neden şaşırttı

Ana SayfaTürkFatih istanbul'a girince ne yaptı? Herkesi neden şaşırttı Fatih istanbul'a girince ne yaptı? Herkesi neden şaşırttı 0 hadindik gari Eylül 06, 2026  Fatih istanbul'a girince ne yaptı? Herkesi neden şaşırttı29 Mayıs 1453'te dünya değişti. Bir zamanlar yıkılmaz oldu...

04/09/2026

Address

Dünya
Ankara

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ya İstiklal Ya Ölüm posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share