17/09/2026
UŞAK EŞME'NİN TANRICA'YA REST ÇEKEN KİLİMCİ KIZ EFSANESİ
Eşme'de, Kemerdağı'nın eteğinde, her evden tak tezgah sesi gelen, ipi kök boyayla kırmızıya çalan bir köy vardı eskiden.
Her evde bir kilim, her kilimde bir dert işlenirmiş. O köyde anası doğururken ona "kızım" demeye fırsat bulamandan can vermiş, babası da ardından tez gitmiş, Tek başına bir tezgahın başında kalmış kız. Adı karaca kızdı. Köylü ona "Altın Parmak karaca" derdi.
Karaca daha on ikisinde tezgaha oturmuştu. Yün eğirmeyi, Kemerdağı'nın kekiğinden otlarından boya çıkarmayı kimse ondan iyi bilmezdi. Öyle kilim dokurdu ki canım, kilime baktın mı Eşme ovasını görürdün. Kuzular otlar, Kemerdağı'nın dumanı tüter, dut ağacının altında çocuklar oynardı. İlmek ilmek değil, gözyaşı gibi işlerdi. Karadere bile masmavi olur gürül gürül çağlardı.
Gün geldi Karaca kızın ünü Uşak'ı aştı. Manisa'dan, Denizli'den ağalar kilim almaya gelir, "Bu kilimi hangi peri dokudu?" derdi. Karaca'da gençti, yalnızdı, kibire kapıldı. Bir gün köy meydanında, bütün kadınlar kilim gererken, avazı çıktığı kadar bağırdı:
"Benim kilimimi ne Eşme'de, ne Uşak'ta, ne de gökte kimse dokuyamaz! Benim elim, Umay hatun'un elinden bile maharetli!"
O lafı dediği anda, Kemerdağı'nın üstünden bir kara rüzgar esti. Tezgahlardaki ipler koptu.
Çünkü o laf, yazar Ovid'e göre Athena bizdeki mitolojik karşılığı aynı tanrıca Türklerin anası Umay hatunun kulağına gitti.
Umay hatun, çocukların, kadınların, el işinin koruyucusu, bereketin anası. Göktürk'ten beri Türk kadınının başındaki ana. Ak saçlı bir nine kılığına girip Kemerdağı'ndan Eşme'ye indi. Bastonuyla Karaca'nın tezgahının yanına geldi.
"Kızım" dedi, "Büyük lokma ye, büyük laf etme. El elden üstündür. Gel o lafını geri al, kibir insanı helak eder."
Karaca, o yalnızlığın verdiği öfkeyle baktı nineye:
"Sen ne bilirsin nine? Senin gözlerin görmez, ellerin titrer. Eğer gerçekten Umay hatun isen, gel yarışalım! İki tezgah kuralım meydana, kim güzel dokursa o haklı kalsın!"
Umay hatun o anda kılığından sıyrıldı. Gözleri gök gibi parladı. Eşme meydanına iki tezgah kuruldu. Bütün Eşme toplandı. Çıt çıkmadı.
Umay hatun kilimine, Türklerin türeyişini, Ötüken'den Eşme'ye gelişini, anaların evlatlarını nasıl koruduğunu dokudu.
Karaca ne dokudu biliyor musunuz?, insanın kibrini, haksızlığını dokudu. Bir babanın evladını nasıl yalnız bıraktığını, bir ananın yavrusuna "kızım" demeden nasıl can verdiğini, bir kızın Kemerdağı'nın eteğinde nasıl kimsesiz kaldığını... Her ilmekte bir sene, her düğümde bir gözyaşı vardı.
Kilimler bittiğinde, Eşme'nin en yaşlı ninesi geldi baktı. Bir Umay hatunun kilimine baktı, bir karacanın kilimine. Yıkıldı ağlamaya.
"Karaca'nın kilimi!" dedi, "Bu kilim nefes alıyor! Şu kuzu meleşiyor, şu duman tütüyor! Umay Ana'nın kilimi k*tsal ama Elif'in kilimi can... Bu kızın kilimi daha güzel!" Herkes Karaca'nın kilimine koştu. Alkış tuttu.
Umay hatun o ana kadar hiç yenilmemişti. Bir ana tanrıça, bir kul kızına yenilmişti. Öfkesi dağları titretti. Elindeki her şeyi aldı, Karaca kızın iki yılda dokuduğu o can kilimini, o ilmek ilmek hayatı, ortadan ikiye yırttı! Eşme meydanında paramparça etti!
Karaca kız... O an bitti . Dizlerinin üstüne çöktü yırtık kiliminin başında. O kilim onun anasıydı, babasıydı, her şeyiydi.
Utancından, haksızlıktan... Koştu köyün en büyük dut ağacına, urganı astı. "Beni kimse sevmedi, bari toprak sevsin" dedi.
Tam kendini bırakacakken Umay hatun yetişti. Ama kurtarmak için değil. Acıdı ama affetmedi.
"Ölmek yok Karaca!" dedi. "Madem dokumadan vazgeçmiyorsun, madem elin bu kadar maharetli, seni öyle bir şeye çevireceğim ki, ölene kadar dokuyacaksın! Ama kimsenin giyemeyeceği, kimsenin basamayacağı bir kilim dokuyacaksın!"
Elini Karaca'nın başına koydu. Karaca kızın altın parmakları inceldi, sekiz tane oldu. Bedeni küçüldü. Saçları bembeyaz ağ oldu. Eşme'nin ilk örümceği oldu. Kemerdağı'nın kayalarına mağarasına çekildi.
O günden sonra Eşme'nin her evinde, her damında, her tezgahının altında bir örümcek yaşar oldu. O örümcek Karaca kızdı Hala dokuyordu. Ama artık ağ dokuyordu. Sonsuza kadar.
Eşme'nin kadınları yıllar sonra ne yapacaktı biliyor musunuz ? O yırtılan kilimin parçalarının desenlerinden Hasat sonu, her yıl köy meydanına serecekler. "Karaca kızın hatırına en güzel kilim kimin?" diye yarışma yapacaklar. O yarışma, bugün her yıl yaptığımız EŞME KİLİM FESTİVALİ olacaktı.
Festivalde hala en güzel kilimi dokuyan kıza dut yaprağından taç takacaklar. Niye? Çünkü Karaca dut ağacında canına kıymak istemişti ya, o dut yaprakları onun kefeni tacı olacaktı.
Ve Eşme'de hiç bir kadın örümcek öldürmeyecek. "Aman Karaca kız küser, Umay hatun küser" diyecekler. Tezgahta bir örümcek ağı görsen bozamazsın. Çünkü o ağ, Karacanın hala Kemerdağı'nda dokumaya devam eden gözyaşıdır, ahıdır. denilecek.
İşte Yunanlıların Araknis dediği kız, bizim Eşmeli Karaca kızdır. Lidya dedikleri yer zaten bizim Eşme'dir, Kemerdağı'dır. Ovid hikayeyi tam da burda görerek yaşayarak yazmıştır.
Şimdi Eşme Kilim Festivali'ne gitsen, her kilimin köşesinde küçücük bir örümcek ağı motifi görürsün. İşte o karaca kızın imzasıdır. Ben bunu yazarken bile içim titredi , Daha Güzel daha anlamlı Eşme kilim festivallerimiz olması dileğimle...
Bu hikayede Yunanlılar karaca kıza Araknis demiş, Lidya mitolojisi demiş, ama bu bizim hikayedir. mitolojide olayın geçtiği yer bizim Eşme'miz Kemerdağı'nın eteğidir. Kanıtı ve kaynağı Romalı Şair Ovidius (Ovid) tarafından milattan sonra 8. yılında tamamlanan Metamorphoses (Dönüşümler) adlı epik şiir kitabıdır.. Bülent Dündar. farklı resimleri 1. yorumda bulabilirsiniz