15/08/2026
Karaçay - Malkar halkı
Yazar: Prof.Dr. Ufuk Tavkul
Giriş
Kafkasya’da 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar aynı tarihi ve kaderi paylaşan Karaçaylılar ve Malkarlılar, 1922 yılında Sovyet hâkimiyetinin kurulmasıyla birlikte iki farklı idari birimin sınırları altına alınarak birbirlerinden ayrılmışlar ve iki ayrı etnik isimle adlandırılmaya başlanmışlardır. Günümüzde Rusya Federasyonu’nun Kafkasya bölgesinde yer alan Karaçay-Çerkes ve Kabardin-Balkar Cumhuriyetleri’nde yaşamakta olan Karaçaylılar ve Malkarlılar, gerek tarih ve etnik köken gerekse dil ve kültür açısından tek milliyet teşkil eden bir etnik topluluktur.
Tarih
Karaçay-Malkarlılar bölgeye özgü tarihî, etnik ve toplumsal süreçlerin neticesinde Kafkasya’da ortaya çıkmışlardır. Tarih boyunca çeşitli katmanlardan oluştuğu bilinen Karaçay-Malkar etnik yapısının en alt katmanının, Koban Kültürünün yaratıcısı olan ve Orta Kafkasların en eski yerli ahalisi oldukları anlaşılan Kafkasion (Kafkaslı) antropolojik tipine mensup yerli “Kafkas kabilelerinden oluştuğu görülmektedir. Koban Kültürü, Kimmer, İskit, Sarmat ve Alan gibi göçebe bozkır kavimlerinin kuzeyden Kafkasya’ya girişleriyle yeni bir görünüm kazandı. M.Ö. 7. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasındaki bu dönemde, Orta Kafkaslarda Karaçay-Malkar halkının kültürel temellerini atan ve etnik yapılarını biçimlendiren farklı bir süreç yaşanmıştır. İskitlerle başlayan bu süreç, Karaçay-Malkarlıların etnik yapılarındaki ve kültürlerindeki ikinci katmanı oluşturmaktadır.
M.S. 3. yüzyıldan itibaren Hunların Kafkasya’da egemen olmalarıyla Karaçay-Malkar etnik yapısında ortaya çıkan üçüncü katman onların Türk kökenli dillerinin de temelini oluşturmuştur. Kuban Irmağı boylarında egemenlik kuran Hunların Bulgar boyu bu dönemde etkili olmuştur.
Aynı dönemde bölgede hüküm süren Alanlar, İskitler ile Sarmatların Kafkasya’daki hâkimiyetleri sona erdikten sonra ortaya çıkmış güçlü bir kavimdi. Alanlar, miladın ilk yıllarında Orta Asya’dan gelerek Kafkasya’da Aşağı Kuban boylarına yerleşmişlerdi.
Karaçay-Malkar halkı bugün dahi birbirine ‘Alan’ diye hitap eder. Alan adı Karaçay-Malkar dilinde soydaş, dost, kardeş anlamlarına gelmektedir. Karaçay-Malkar etnik yapısında Alanların önemli bir pay sahibi oldukları anlaşılmaktadır.
Karaçay-Malkar halkının etnogenezindeki üçüncü katmanın son dönemini Kıpçaklar oluşturmuştur. 11. yüzyılda Kıpçakların bir bölümü Kafkaslarda Kuban boylarına kadar inmişlerdi. 1223 yılında Cengiz Han’ın orduları ile karşılaşan Kıpçaklar Alanlarla birleşmek istediler. Önce Alanlar üzerine yürüyen Cengiz Han ordusu onları yenerek Kuban kıyılarındaki Kıpçaklara doğru harekete geçti. Kıpçakların büyük kısmı kuzeydeki bozkırlara kaçarken, küçük bir kısmı da öteden beri bu bölgede yaşayan Kuban Bulgarları ve Alanlarla birleşerek Kafkas Dağları’na sığındılar. Karaçay-Malkar halkının etnik yapısının oluşumu bu tarihî süreçleri izlemiştir. 10-13. yüzyıllarda, Kafkas Dağları’nın merkezi bölümünde siyasi, kültürel ve etnik süreçlerde önemli rol oynayan Kıpçaklar, Karaçay-Malkar halkının etnik yapısının son halkasını oluşturdular. Kafkasya’nın otokton halklarından İskitlere, Hunlardan, Alanlardan Kıpçaklara kadar bölgede yaşamış olan pek çok etnik unsur Kıpçak Türkçesi etrafında birleşerek Kafkasların merkezinde yeni bir etnik oluşuma yol açtılar. Böylece Orta Çağ’da günümüzdeki Karaçay-Malkar halkının temeli atıldı.
1806-1812 Osmanlı-Rus savaşından sonra, Belgrad anlaşmasına göre sınırlar yeniden çizilirken Karaçay-Malkar bölgesi tamamen Rusya’ya bırakıldı. 1822’de Rusya’nın tabiyetinde oldukları ilan edilen Karaçaylılar ayaklandılar. Rusya’nın baskısının artması üzerine Karaçaylılar 1826 yılında Osmanlı Devleti’nden yardım istediler. Kafkasya’ya atanan Rus generali Emanuel’in Karaçay üzerine hücum hazırlığı içinde olduğunu haber alan Karaçaylıların Anapa Muhafızlığı’ndan istedikleri yardım, Kuban Irmağı’nın Osmanlı-Rus sınırı olduğu ve Karaçaylılar Rusya tarafında kaldıkları için yardım edemeyecekleri gerekçesiyle reddedilmişti. General Emanuel’in ordusu 1828 yılı Kasım ayı başlarında Karaçay direnişçilerini yenilgiye uğrattı ve böylece Orta Kafkaslardaki en stratejik nokta da Ruslar tarafından ele geçirilerek Kafkasya’nın işgali tamamlandı.
Bu tarihten sora Karaçaylılar Rusya’ya karşı 1835-37, 1845-46 ve 1853-55 isyanlarıyla hürriyetlerini korumak için amansız bir mücadele verdiler.
Karaçay-Malkar halkının bir bölümü 1885-1886 yıllarında Osmanlı Devleti topraklarına göç etmek zorunda kaldı. 1905 yılında Rusya’da meydana gelen ihtilal hareketinin ve Karaçay-Malkar gençlerinin de zorla askere alınıp Uzak Doğu’daki savaşa gönderildiği Rus-Japon harbinin ardından, 1905-1906 yıllarında Karaçay-Malkar halkının bir kısmı daha Osmanlı Devleti’ne göç etti ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerine yerleştirildi.
1917’de Rusya İmparatorluğu’nun Bolşevik ihtilaliyle yıkılmasıyla birlikte 11 Mayıs 1918’de kurulan Birleşik Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti içinde Abhazlar, Adigeler, Osetler, Çeçenler ve Dağıstanlılar ile birlikte Karaçay-Malkarlılar da yer aldılar. 1920 yılı başlarında Sovyet Kızıl Ordu güçleri Kafkasya’ya saldırarak Birleşik Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırdılar.
Ocak 1926’da Karaçay Özerk Bölgesi oluşturuldu. Karaçay Özerk Bölgesi’nin idaresine getirilen Rus yöneticiler, 1918-1920 yıllarında Bolşeviklere karşı savaşan Karaçaylıları gerici, milliyetçi, Pantürkist gibi suçlamalarla yok etmeye başladılar. Bolşeviklerin bu sistemli yok etme planları sonucunda Karaçay-Malkar halkının kültürel ve siyasi alanlardaki gayret ve ilerlemeleri sönmeye yüz tuttu.
1930’da Sovyetlerin kolektifleştirme hareketlerine karşı doğan tepki Karaçay-Malkar’da tam bir milli mücadele ve savaş halini almıştı. Düzenli Sovyet askeri birlikleri çok geçmeden bu silahsız ve zayıf Karaçay-Malkar direnişçilerine karşı saldırıya geçtiler. Karaçay-Malkar’da idareyi ele geçiren Bolşevikler 3 bin kişiyi kurşuna dizerken 17 bin kişiyi de Sibirya’da çalışma kamplarına sürgüne gönderdiler.
1937-1938 Kızıl Terör dönemi Karaçay-Malkar halkının Stalin’e, Sovyetler Birliği’ne, komünizme olan nefret ve düşmanlığını pekiştirdi ve halk içindeki birlik ve dayanışma hislerini daha da güçlendirdi. Yaklaşık 15 yıllık Sovyet iktidarında bu Kafkasya halkının üçte biri kurşuna dizilmiş, hapsedilmiş ya da Sibirya’daki toplama kamplarında ölüme gönderilmişti.
1939 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması Karaçay-Malkar halkı için bir umut ışığı oldu. Kafkas Dağları’nda çoktan örgütlenmiş ve silahlanmış direnişçiler Kızıl Ordu ile çatışmalara başlamışlardı.
25 Temmuz 1942’de Alman orduları Rostov’u ele geçirip Don Irmağı’nı geçtikten sonra Sovyet ordusuyla Kafkas Dağları’nın eteklerinde savaşa girdi. Alman ordusunun önünden çekilerek Kafkas Dağları’na sığınmaya çalışan Kızıl Ordu birliklerini burada Karaçaylıların silahlı direnişçileri karşıladı. Karaçaylılar Sovyet birliklerinin büyük bölümünü imha ettiler.
1942 yılı sonlarında Alman ordusunun Rusya’da yenilgiye uğratılması sonunda, Almanlar Kafkasya’dan çekilmek zorunda kaldılar. Karaçay-Malkarlılar ilerleyen Kızıl Ordu birliklerine karşı daha uzun süre savaştılar.
Almanlar Kafkasya’dan çekilir çekilmez, 15 Ocak 1943’te Kızıl Ordu Karaçay’a büyük bir saldırı başlattı. Sovyetler bütün güçlerine rağmen silahlı Karaçay-Malkar direnişçilerini yok edemiyorlardı. Sovyet hükümeti bunun üzerine daha kesin bir sonuç elde edebileceği bir yönteme başvurdu. 12 Ekim 1943’te Sovyetler Birliği Yüksek Sovyet Prezidyumunun aldığı bir kararla Karaçay halkı 2 Kasım 1943 tarihinde topyekûn sürgüne gönderildi. Aynı karar Malkarlılar için de uygulandı ve 8 Mart 1944’te bütün Malkar halkı ata yurdundan sürüldü. Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın ücra köşelerine dağıtılan Karaçay-Malkarlıların birbirleriyle irtibatlarının kesilmesine de dikkat edildi.
Sürgünün ilk birkaç yılında Karaçay-Malkarlılar açlık ve hastalıklar yüzünden nüfuslarının yarısını kaybettiler.
Stalin’in ölümünden sonra 1956 yılında Komünist Partisi 20. Kongresindeki gizli konuşmasında Hruşçev sürgünlerin bütün günahını Stalin’e yükledi. 1957 yılından itibaren sürgünde sağ kalan Karaçay-Malkarlılar birkaç yıl içinde Kafkasya’ya dönerek ata yurtlarında hayatlarını yeniden kurmaya başladılar. Ancak 1937-1938 Repressiya döneminde ve peşinden gelen on dört yıllık sürgünde kaybettikleri aydınlarını ve milli değerlerini bir daha yerine koyamadılar. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte Rusya Federasyonu içinde kalan Karaçaylılar ve Malkarlılar, eskiden olduğu gibi idari açıdan ikiye ayrıldılar. Karaçaylılar Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti yönetimi altına alınırken Malkarlılar da Kabardin-Balkar Cumhuriyetine bağlandılar.
Etnik Köken
Kafkasların kalbi Elbruz Dağı merkez olmak üzere, Orta Kafkasların buzullarla kaplı yüksek dağları ile sarp ve derin vadilerinde kendilerine Tavlu (Dağlı) adını veren ve Türk dilinin Kıpçak lehçesinde konuşan bir halkın varlığı Orta Çağ’dan itibaren Kafkasya’da bulunan Avrupalı seyyahların dikkatini çekmişti.
1848 yılında Karaçay’da bulunan Rus tarihçisi G. Tokarev, Karaçaylıların Kafkasya’nın en güzel milletlerinden biri olduğunu, bunların yüzlerinin Tatar, Moğol ve Nogaylarla hiçbir benzerlik göstermediğini yazmaktaydı.
Karaçay-Malkarlılar bir etnik grup olarak Kafkasya’da ortaya çıkmış halklardır. 20. Yüzyıl antropoloji araştırmaları Karaçay-Malkar halkının Kafkasion (Kafkaslı) olarak adlandırılan antropolojik gruba dâhil olduklarını ortaya koymuştur. Kafkasion tipinin çok eski olmasını ve morfolojik benzersizliğini, ayrıca bu tipin Kafkasların merkezinde toplu halde yaşama bölgesi oluşturmasını esas alan bazı antropologlar, Kafkasion tipinin yerli kökenden gelen en eski antropolojik tip olduğunu kabul ederler. Dolayısıyla Kafkasion tipi, belki de erken Paleolitik Çağ’dan yani taş devrinden başlayarak Kafkas sıradağlarının orta kısımlarındaki yamaçlarda yaşamış en eski toplulukların kalıntısıdır.
21. yüzyıl DNA araştırmaları sonuçlarına göre, Karaçay-Malkar halkının baba soy hattını gösteren Y-DNA yapısındaki R1a, R1b, Q1a haplogrupları % 30’lar civarındadır ve onların atalarının İskit-Sarmat-Alan-Hun-Hazar-Kıpçak kökenlerini belgelemektedir. % 60’lar oranındaki G2a, J1a ve J2a haplogrupları ise Abhaz, Adige, Gürcü-Svan, Oset, Çeçen ve Dağıstanlı Kafkas halklarıyla ortak atalarını, genetik ve kültürel miraslarını ortaya koymaktadır.
Y-DNA sadece baba (erkek) soy hattı dizisini gösterir ve bireyin toplam genetik yapısı içersinde çok küçük bir yüzdeye sahiptir. İnsanın baba ve anne tarafından gelen bütün büyükbaba ve büyükanne DNA’larının toplamı bireyin otozomal DNA adı verilen genetik yapısını belirler.
Geçmişteki atalardan gelen bütün genetik işaretleri gösteren otozomal DNA testleri, yerli Kafkasya kavimlerinin kuzeyden gelen Hint-Avrupa (İndo-Germen) ve Kıpçak Türk dillerini konuşan boylarla karışarak Karaçay-Malkar halkının etnogenez sürecini tamamladıklarını belgelemektedir.
Otozomal DNA testlerinde Karaçay-Malkarlı bireylerin Avrasya gen oranları oldukça düşük, Kafkasyalı oranları ise hayli yüksek çıkmaktadır. Bu da Karaçay-Malkar halkının yüz hatlarının Kıpçak dil grubunda konuşan Nogaylar, Tatarlar, Kazaklar gibi neden Asyatik çizgiler taşımadığını ve Karaçay-Malkarlıların Kafkasion (Kafkasyalı) antropolojik tipine sahip olduklarını açıklamaktadır. Karaçay-Malkarlıların Kafkasya’nın yerli halkı olduklarını onların genetik ve antropolojik yapıları kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya koymuştur.
Karaçaylılar, Karaçay adının 15-16. yüzyıllarda yaşadığı rivayet edilen Karça adlı beylerinin isminden geldiğine inanırlar. Gerçekten de sosyo-linguistik araştırmalar Karaçay adının Karça adlı beye dayandığını göstermektedir. Dolayısıyla Karaçay adı “Karça’nın Halkı”, “Karça’nın Yurdu” anlamlarını taşımaktadır.
Elbruz Dağı’nın doğusunda Bashan, Çegem, Holam, Bızıngı ve Malkar bölgelerinde yaşamakta olan Dağlılar, Rus hükümeti tarafından Beş Dağ Zümresi / Topluluğu anlamına gelen “Pyat Gorskih Obşçestv” adıyla tanımlanıyorlardı. Çarlık Rusyası’nın 1917’de devrilmesinin ardından idareyi ele geçiren Bolşevikler, 1922 yılında Kafkasya’da kurdukları Sovyet hâkimiyeti döneminde, ‘Beş Dağ Topluluğu’ adıyla tanınan Bashanlıları, Çegemlileri, Holamlıları, Bızıngılıları ve Malkarlıları Balkar etnik adı altında birleştirerek suni bir Malkar (Rusça Balkar) halkı yarattılar. Bunları da Kabardey Çerkesleri ile birlikte kurulan Kabardin-Balkar Sovyet Özerk Cumhuriyetine bağladılar. Böylece, Sovyetler Birliği döneminde Karaçay-Malkar (Balkar) adıyla tanınan bir halk yaratılmış oldu. Tavlu (Dağlı) adı ise onların kendi dillerindeki milli etnik isimleri olarak yaşamaya devam etti.
Dil
Karaçay-Malkar Türkçesi, Türk dillerinin coğrafi sınıflandırılmasına göre Kuzey-Batı grubu içinde yer almakta, Kıpçak grubu Türk dilleri arasında sayılmaktadır. 19. ve 20. yüzyılda çeşitli Türkologlar tarafından yapılan Türk dillerinin sınıflandırılması denemelerinde Karaçay-Malkar dili Kıpçak ve Kafkasya grubu Türk dilleri arasında gösterilir.
Türk dilbiliminin kurucusu W. Radloff’un 1882 yılında Leipzig’de yayımlanan “Phonetik der nördlichen Türksprachen” (Kuzey Türk dillerinin fonetiği) adlı eserinde yer alan Türk dillerinin ses özelliklerine göre tasnifinde, Karaçay-Malkar dili Güney diyalektleri içinde Kumuk dili ile birlikte Kafkasya diyalektleri bölümünde yer almaktadır.
Türk dillerinin ilk bilimsel tasnifini 1922 yılında Petrograd (Leningrad) şehrinde yayımlanan Nekotorie dopolneniya k klassifikatsi turetskih yazıkov (Türk dillerinin sınıflandırılmasına bazı ilaveler) adlı eserinde yapan A.N. Samoyloviç, Karaçay-Malkar dilini Moğol devrinden önce oluşan lehçeler grubuna dâhil ederek tav (dağ), bol- (olmak), kalgan (kalan) kriterlerine sahip Tav grubu (Kıpçak-Kuzeybatı) diller arasında sınıflandırmıştır.
Karaçay-Malkarlıların birbirlerinden ayrı idarî birimler altına alınarak birbirlerinden farklılaşmalarını arzu eden Sovyetler, onların ortak edebî ve yazı dilleri sayesinde birbirlerine yakınlaşacaklarını fark ederek 1938 yılında Karaçay alfabesi ve Balkar (Malkar) alfabesi adlı iki farklı Kiril alfabesi meydana getirdi. Rusya Federasyonu döneminde de bu ayrım devam etmekte ancak Karaçay-Malkar aydınları alfabelerin birleştirilmesi yönünde çalışmalar yapmaktadırlar.
Eski İnançlar
Karaçay-Malkar halkının sosyo-kültürel yapısında önemli bir yer tutan ve halkın davranış normları üzerinde etkisini günümüze kadar devam ettiren eski inançların kökeni iki kaynağa dayanmaktadır. Bunlardan birincisi, M.Ö. 7. yüzyılda İskitlerle başlayarak, M.S. 13. yüzyılda Kıpçaklara kadar devam eden, eski Türk-İran ‘bozkır kültürü’ çevresinde ortaya çıkan Şamanist inançlar; ikincisi, M.S. 6. yüzyıldan itibaren Kafkasya halkları üzerinde etkili olan ve zamanla bozularak Şamanist unsurların etkisiyle çok tanrılı bir inanç sistemine dönüşen Hıristiyan inançlarıdır. Karaçay-Malkar halkının eski inançları incelendiğinde Altay-Sibirya Şamanist inanç ve gelenekleriyle, Hıristiyan inanç ve geleneklerinin bütünleşerek yeni bir inanç sistemi ortaya çıkardığı görülmektedir. İskitlere kadar uzanan eski Şamanist inançları onların etnik kökenlerindeki Türk ve Hint-Avrupa (İran) unsurunun önemli payına ışık tutarken, Hıristiyanlık döneminde yeni bir şekil kazanan bu inançların komşu Kafkas halkları ile olan benzerliği, onların etnik kökenlerindeki Kafkas unsurunun payını ortaya çıkarmaktadır.
Karaçay-Malkarlıların en kutsal tanrıları, diğer bütün tanrıların ve göğün hâkimi olan Teyri idi. Eski Türklerin Tengri adını verdikleri gök tanrısının adı Karaçay-Malkar dilinde ‘Teyri’ biçimine dönüşmüştü.
Çoppa Karaçay-Malkar’da ziraatçiliğin tanrısıydı. Bu tanrının kökeni de M.S. 6. yüzyılda Kafkasya’da hâkimiyet kuran Hunları Çopay adlı tanrılarına dayanıyordu.
Apsatı Karaçay-Malkar eski inançlarına göre avcıların ve av hayvanlarının tanrısıydı. Avcılıkla ilgili âdetlerde dağların, ormanların, vahşi hayvanların ve avcıların tanrısı Apsatı’nın özel bir yeri vardı. Apsatı için kurbanlar kesip, dualar ederek avcılar onun cömertliğini kazanmayı umut ederlerdi. Avcıların inançlarına göre Apsatı birçok kereler insan kılığına girip avcıların önüne çıkardı. O yüzden avcılar onun gönlünü kazanmak için önlerine çıkan yolculara avlarından pay dağıtırlardı.
Totur ya da Aştotur adı verilen tanrı da Karaçay-Malkar inanışlarına göre kurtların, avcıların ve çobanların tanrısıydı.
Gollu adlı bereket tanrısının şerefine Karaçay-Malkarlılar 22 Mart’ta yaşlı, genç, kadın, erkek ve çocuklar toplanıp, tarlaların bereketli olması dileği ile tarlaların kenarında şölen (toy) düzenlerlerdi. Bu şölende bereket tanrısı Gollu’ya dua ederlerdi. Büyük kazanlarda kurbanların etlerini pişirirler, boza, sıra gibi içkiler içerlerdi.
Şıbıla ve Eliya adı verilen tanrılar Karaçay-Malkarlıların yıldırım, şimşek ve gök gürültüsü tanrılarıydı. Halk inanışlarına göre Eliya Kafkas dağlarının en yüksek zirvelerinde yaşardı.
Gori veya Goriy Karaçay-Malkar inanışlarına göre rüzgâr tanrısıdır. Harman zamanında taneyi kabuğundan ayırmak için rüzgâra karşı harman savuran Karaçaylılar Gori, Gori diye bağırarak ondan rüzgâr göndermesini dilerlerdi.
Erirey eski inanışlara göre Karaçay-Malkarlıların tahıl ve tarlada yetişen mahsullerin tanrısıydı. Bereketi temsil eden Erirey ile birlikte, yer tanrısı Davle şerefine Karaçay-Malkarlılar bahar başlangıcında Çoppa’nın Taşı denilen kutsal taşın yanında Saban toy dedikleri bir şölen düzenlerlerdi.
Karaçay-Malkarlılar için dağlar kutsal mekânlardı. Kafkas dağları içinde onlar açısından en kutsal sayılan dağ, Kafkasların en yüksek zirvesi Elbruz Dağı idi. Karaçay-Malkarlılar Elbruz Dağı’na kendi dillerinde ‘Ebedî Dağ- Sonsuz Dağ’ anlamına gelen Mingi Tav adını verirlerdi. ‘Mingi’ kelimesi eski Türkçedeki ‘Bengü~Mengü’ kelimesinden gelmektedir ve Tanrı’nın sonsuzluk-ebedilik vasfını ifade etmektedir. Karaçaylılar Mingi Tav dedikleri ebedi dağ tanrısının hâkimiyetinde yaşadıklarına inandıkları için, kendilerini de ‘Mingi Tavnu Kulları’ (Elbruz Dağı’nın Kulları – Tanrı Dağı’nın Kulları) olarak tanımlarlardı.
Kabardeylerin ve Dağıstanlıların etkisi altında İslamiyet’i kabul ettikleri düşünülen Karaçay-Malkar halkının Sünni-Hanefi mezhebinde oldukları, 20. yüzyıl başlarında Macar bilim adamı W. Pröhle’nin derlediği bilgilerden anlaşılır.
Karaçay-Malkar halkına ait genetik analizler onların kökenlerinin Paleolitik döneme kadar uzanan en eski Kafkasyalılar olduklarını ortaya çıkarmıştır. Orta Kafkasların sarp dağlar ve derin vadilerle kaplı topraklarında Orta Çağda bir “dil değiştirme” sürecinin Kafkasya Dağlıları ile Kıpçak boyları arasında yaşandığı anlaşılmaktadır. İşte bu sebepten, Karaçay-Malkar kültürü ve dili hem Altay-Sibirya etkilerini taşırken hem de Kafkasyalı kökenlerine ait yerel unsurları bütün zenginliğiyle bünyesinde yaşatmaktadır.
Kafkasların kadim medeniyetlerinin torunları Karaçay-Malkarlılar, bölgeye özgü tarihî, etnik ve sosyolojik süreçlerin neticesinde Kafkasya’da ortaya çıkmış ve etnogenezleri Kafkasya’ya sıkı sıkıya bağlı bir Kafkas halkı olarak bilim dünyasında yerlerini almışlardır. Onların tarihî geçmişleri aynı zamanda Kafkasya’nın çok dilli ve çok kültürlü renkli yapısının oluşum sürecinin de bir aynasıdır.
Kaynakça
Alexiev, Alexander R. (1985), “Soviet Nationalities Under Attack: The World War II Experience”. Soviet Nationalities in Strategic Perspective. Ed. by: S. Enders Wimbush.-London: Croom Helm, 61-74.
Aslanbek, M. (1990), “Sovyetlerin Karaçay Halkını İmhası.” çev. Ufuk Tavkul, Kuzey Kafkasya Kültür Dergisi, 15 (79-82), 47-50. ss.
Betrozov, Ruslan (2009), Çerkeslerin Etnik Tarihi (Çev. Orhan Uravelli).-Ankara: KAFDAV yayınları.
Golden, P.B. (2002), Türk Halkları Tarihine Giriş. (Çev: Osman Karatay).-Ankara: KaraM Yayınları.
Grannes, Alf (1991), “The Soviet Deportation in 1943 of the Karachays: Turkic Muslim People of North Caucasus”. Journal Institute of Muslim Minority Affairs, 12 (1), January, 1991: 55-68.
Grousset, Rene (1980), Bozkır İmparatorluğu.-İstanbul: Ötüken Neşriyat
Haciyeva, T.M. (1988), Malkarlılanı bla Karaçaylılanı