08/09/2026
Kanayan bir hissi tarafsız kalamam,
Hak namına haksızlığa asla tapamam!
Ankara gündemi yine şaşırtmıyor; sendikacılık liginde bugün "Biz işçinin hakkını nasıl savunuruz?" değil, "Koltuk gidiyor, garaja inin!" paniği yaşandı.
Meseleyi dışarıdan bir fincan çayla izleyenler için özet geçelim:
Bir tarafta işçi aradığında anında ulaşabildiği, sahada olan bir şube başkanı var. Diğer tarafta ise "Eyvah, üyeler elden gidiyor, saltanat yıkılıyor!" korkusuyla panik butonuna basan bir yönetim... Çözüm olarak ne bulmuşlar dersiniz? Masaya oturmak mı? İşçinin derdini dinlemek mi?
Tabii ki hayır. Tam 12 araçlık konvoy kurup "Konum at geliyoruz!" resti çekmişler.
Yıllardır işçinin bir sorunu, bir hak arayışı olduğunda otobüs biletini bile zor denk getiren refleks, üye kaybetme korkusu girince bir anda Formula 1 takımı gibi çalışmaya başladı. İşçinin aidatlarıyla çekilen o sıfır km makam araçları, meğer hak aramak için değil, bildiğin mad max konvoyu oluşturmak için bekletiliyormuş!
Bir telefonla işçinin yanında biten adama karşı 12 araçla gitmek nasıl bir matematiğin ürünüdür?
# İşçi hakkı savunurken: "Bütçe yok, araçlar bakımda."
# Rant ve koltuk tehlikeye girince: "Hızlı ve Öfkeli: Ankara Garajı!"
Karşı taraf da gayet sakin bir şekilde "Buyurun gelin" deyince 12 araçlık konvoyun karizması otomatikman oto galeride ekspertiz sırası bekleyen araç konvoyuna dönüştü tabi.
Yıllardır işçi aidatlarıyla inşa edilen o pembe rüyalar bozulmasın, makam koltuklarının ambalajı sökülmesin diye verilen bu 12 araçlık varoluş mücadelesini ayakta alkışlıyoruz.
Demek ki neymiş? Sendikacılıkta hizmet kalitesi, işçinin yanında durmakla değil; panik anında garajdan aynı anda kaç tane siyah SUV çıkartabildiğinle ölçülüyormuş.
Aman diyeyim depoları tam doldurun, mazot pahalı... Malum, yine işçinin cebinden çıkıyor!